Köşe yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2016 Cumartesi

Blind Dead Serisi ya da Kendi Gerçekliğinden Soyutlanmış Bir Toplumun Hesaplaşması






  Blind Dead serisi kuşkusuz seri korku filmleri arasında bütünlük açısından en etkili yapımların başında gelmektedir. Orta çağın göreceli karanlığını, modernitenin yozlaşmış aydınlığı önünde gözler önüne seren kör ölüler, Amando de Ossorio imzasıyla 1972-1975 yılları arasında Night of the Living Dead‘ın ardından patlayan İspanyol zombi filmlerinin dünya çapında dikkat çekmesine neden olmuştur. 


Devamını okuyun...>>

5 Şubat 2016 Cuma

DAS CABINET DES DR. CALIGARI (1920) - SAVAŞTAN GERİYE KALANLAR



  ‘Büyük savaş’tan sonraki fiziksel ve psikolojik zedelenmeler, ekonominin çöküşü, manevi değerlerin altüst oluşu ve tutkuların bilenmesi hem güçlü hem de umutsuzluk taşan eserlerle dışa vurulmuştu. Bu dönem Alman sessiz sinemasının bütün gücünü büyüleyici bir şiirselliğe verdiği en parlak dönemiydi. Alman dışavurumcu sineması için bir manifesto anlamına gelen bu film hem tasarımı hem de mesajlarıyla dönemine damgasını vurmuştur.


Devamını okuyun...>>

21 Ocak 2016 Perşembe

Bireysel sınırlar üzerine bir deneme American Psycho






2000 yılında gösterime giren American Psycho; yeni bir yüzyılın başlangıcında, 1900’lü yılların Amerikan seri katillerini yeni bir vücutta birleştirmesi bir yana, toplumsal ve sosyo-ekonomik eleştirisiyle değişen dünyanın habercisi niteliğinde bir korku eseri olarak değerlendirilebilir. Film üzerine yazılmış sosyolojik, psikanalitik ve Marksist okumaları detaylı olarak bulabilirsiniz. Yazı kapsamında sizlere Christian Bale’ın canlandırdığı Patrick Bateman karakteri üzerinden gerçeklik ve insanın sınırları üzerine bir bakış açısı sunacağım.

Devamını okuyun...>>

27 Kasım 2014 Perşembe

Bir Aile Portresi : The Texas Chainsaw Massacre (1974)







The Texas Chainsaw Massacre (1974) adlı film bir kurmaca mı ? yoksa Amerikan tarihinin kendisiyle yüzleşmesi mi ? . Tobe Hopper bizleri kandırmış olamaz. Eğer bu durumun bir kurmaca olduğuna inanıyorsanız kendinizi kandırmakta öteye gitmiyorsunuz demektir.


Devamını okuyun...>>

19 Kasım 2014 Çarşamba

Delilik ile Zombiler arasında : Shaun of The Dead (2002)



İngilizlerin komedi anlayışı tartışmasız üst seviyede. Mizah ve komedi hayatlarımızı çekilebilir hale getiren başlıca unsurlar arasında. Cicero'nun önerdiği gibi : '' Komedya hayatın yansısı, âdetlerin görünüşü, gerçeğin aynasıdır.'' .



Devamını okuyun...>>

12 Kasım 2014 Çarşamba

Cehennemde yer kalmadığında : Dawn of the Dead (1979)


Zombi dediğimiz varlığı kim sevmez ki. Ölü bedenin içinde birçok paradoksu ve bir zamanlar insanlığın parçası olması adına bizlerin yansımasıdır yaşayan ölüler. Önce Afrika oradan da Karayip denizi ada ülkelerine. Bir açıdan da Köle tacirlerine borçluyuz zombileri daha doğrusu emperyalizm in bir armağanı olduğu reddedilemez.



Devamını okuyun...>>

28 Kasım 2011 Pazartesi

Korku Filmleri ve Death Metal




Metal müziğin belirli tarzlarında işlenen temalar benzerlik göstermektedir.Sadece işleniş şekilleri zaman içinde ve tarzın ana fikrine göre değişmektedir.

1950'ler de başlayarak Surf Rock ve benzeri Rock tarzlarında görülmeye başlayan korku temaları ilk dönemde eğlenceli bir seste yankılanırken,yıllar geçtikçe karanlık bulutların üstüne çöktüğü,çürümüş,şizofren bir hal almıştır.

Korku ve Metal müziğin Death Metalle olan buluşmasına kadar aldığı yola baktığımızda,
Rockabilly,Rock,Saykodelik Rock,Heavy Metal,Thrash Metal,Speed Metal ve Punk örnekleri fazlasıyla yer almaktadır.Başlıca bir kaç isme değinecek olursak,Jan Davis,The Chimps,Horror Bop 45,Bobby (Boris) Pickett & The Crypt-Kickers,Lord Sutch,Misfits,Mercyful Fate,King Diamond,Alice Copper,Black Sabbath,Jacula,S.O.D,Onslaught,The Accused....Bunlardan sadece belirli öne çıkmış olanlarıdır.

Metal müziğin evrim süreci dışında Death metali tetikleyen en büyük etken korku sineması,şiddet ve satanizm olmuştur.Venom,Celtic Frost,Sodom,Kreator'ün o dönem adına şeytanın sözcüsü olmaları (Venom için hala geçerli),İngiltere'i vuran korku filmlerine sansür (Video Nasty) ve Toplumda yaşanan çatlamalar süreci hızlandıran etkiler haline gelmiştir.

Possessed,Death ve Necrophagia

1983 yılında isimleri duyulan Death metalin temelleri halindeki bu 3 grup hem satanizmin hem de korku filmlerinin öne çıktığı örnekler sergilemişlerdir.


The Exorcist,Evil Dead ve Night of the Living dead adlı muhteşem korku filmlerinin müziğe dökülmüş halini çiğ,saldırgan ve karanlık bir şekilde dinlemekteyiz.Bu direk filmlerle aynı ismi taşıyan parçalar dışında ki diğer parçaları da korku filmi senaryolarını aratmayacak lirikllere sahiptir.İlerleyen yıllarda Necrophagia Tam anlamıyla sadece Korku filmleri ve gore temalı liriklere geçerken,Possessed şeytanın sözcülüğü yapmaya devam etmekteydi.Death ise,daha felsefi bir çerçeveye kaydı.Ancak bu felsefeye yönelme sadece liriklerin altına yatan manalarda saklandı.Süs gene gore ve şiddetti.

Bu esnada Deicide,Cannibal Corpse,Autopsy,Impetigo,Morbid Angle ,Obituary ,Incantation ,Monstrositty,Mortician gibi gruplar korku,satanizm,din karşıtlığı,gore,zombi vb. konuları bir arada işlediler.



Impetigo Death/grind tarzında Mortician vb.gruplara yol açarken ortak lirikler her zaman korku filmleri oldu.Bu tema Cannibal Corpse ve Autopsy tarzında ki gruplarda kurgusal şiddet şeklinde görülmekteydi.Bundan emin olarak söylüyorum,Addicted to vajinal skin,Hammer Smacked Face,I cum Blood,Make Them Suffer,Service for a Vacant Coffin,Torn from the Womb,Funereality tarzı parçalar bir çok korku filminin senaryosuna ilham olabilecek seviyede ki Cannibal Corpse ve Autopsy parçalarıdır.Tabi ki daha bunlar da sayfalarca sayabiliriz.

Bu dönem de sadece korku temalı müzik yapan yeraltı gruplarından bir kaç örnek,Phantasm,Blood Feast,Ravenous,Ripping Corpse,Engorged..vb.tarzda sayısız grubun olduğunu görmekteyiz.

Sadece intro,lirik,müzikle kalmayarak,albüm kapakları,tişörtler,konser afişlerine dahi dökülerek korku ve Death Metal bir bütün haline gelmiştir.


Günümüzde yeni ve eski kıta'dan çıkan yüzlerce death metal ve tarzlarını icra eden bir çok gruba rastlamak mümkün.Hatta sadece bu tarz gruplara yol veren plak firmaları da mevcut.Son zamanlar da Death Metal ve korku filmlerini bir araya getiren bir çok gruba sayfalarımızda bolca yer verdiğimizden dolayı bunlara değinmeyeceğim.

Son olarak özetlemek gerekirse,bu tepkime zincirinde kanlı sinema(korku filmleri) ile kanlı müzik (Death Metal) birbirine bağlı aynı yolun içinde olan iki farklı tarzdır.Aynı bir ağaç dibinde biten mantar gibi.Görsel olarak ise bu bahsettiklerim tam karşılığı olan Death Metal Zombies (1995),Necrophagia: Through Eyes of the Dead (2002),Necrophagia: Nightmare Scenerios (2004),Gorelord / Wurdulak - Drunk, Damned & Decayed (2005) ve Porn of the Dead (2006) kılıfına uygun görsel yapımlardır.

Hem film hem de müzik olarak bu bütünün içine kapıldıktan sonra tüm albümler ve filmler daha manalı hale gelecektir.Exorcist filmini izlerken,Killjoy'un inanılmaz vokali ve Possessed'in cehennemden çıkma riffleri asla aklınızdan silinmeyecek ve farklı çağrışımlara neden olacaktır.

Durum böyle olduğundan dolayı bu şiddet ve korku dolu dünyanın ortasında mutlu ve huzurlu bir yaşam sizleri kucaklayacaktır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

20 Kasım 2011 Pazar

En İyi Göz Oyma sahneleri








Cannibal Ferox (1981)

Cannibal Holocaust'un devamı niteliği taşıyan 1981 yapımı Cannibal Ferox,Umberto Lenzi imzalı kan donduran bir yamyam filmi.Birbirinden gaddar sahnelerin yer aldığı yapım göz oyma sahnesi ile listede yerini alıyor.80'ler de bir çok korku filminde boy gösteren İtalyan oyuncu Giovanni Lombardo Radice'ın canlandırdığı Mike Logan karakterinin soğuk kanlılıkla yamyamın gözünü oyduğu sahne izleyenleri etkisine alacak cinsten.





Ginî piggu 2: Chiniku no hana aka Guinea Pig: Flowers of Flesh and Blood (1985)

Tartışmasız serinin en iyi filmi olan Flowers of Flesh and Blood,Kusursuz güzelliğin kan ve etle buluşmasından meydana gelen en güzel çiçeklerin hikayesini anlatan saf bir gore yapım.Hideshi Hibino adındaki karikatüriste paranoyak bir hayranı tarafından yollanan mektubun hikayesidir.
Estetik hayranı paranoyak katil Hibino'nun çizimlerinden yolla çıkarak işlediği bir cinayeti hem görsel hem de tüm detaylarıyla kağıt üzerinde anlatmaktadır.Kan donduran sahnelere sahip olan film.Katilin finale doğru kurbanının gözünü bir çırpıda çıkarıp yemesi tüm görsel vahşete cila olmaktadır.





Intruder (1986)

Sami Rami ve Bruce Campbell gibi iki ismin yer aldığı tam bir amerikan slaher filmi Intruder.İleri ki günler de çıkacak olan Hostel 3'un yönetmeni olan Scott Spiegel'ın yönetiği film,tarih olarak baktığımızda değişim öncesi son tatmin edici slaher filmlerinden biri.Marketin kapanmasına yakın içeri sızan manyak katilin kan şölenini anlatan yapımda göz çıkarma sahnesi ise market müdürünün odasında ki not çivisinin yardımıyla gerçekleşmekte.





Dead and Buried (1981)

Gizem dolu bir zombi filmi olan Dead and Buried,Alien'ın yaratıcı Don'O'Bannon ve Ronald Shusett'ın elinden çıkan şok edici bir yapım.Gary Sherman tarafından yönetilen film,yönetmenin adını yürümesinden etkili bir rol oynamıştır.Küçük bir sahil kasabasından kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından işlenen cinayetlerin ardındaki esrar perdesini aralayan kasabanın şerifi Dan Gillis'ın gözünden anlatılan hikaye beklenmedik bir sonla izleyenleri şaşırtmaktadır.H.P Lovecraft hikayelerini andıran film,Hemşire Lisa'nın oyduğu gözle de izleyicinin gözlerini kamaştırıyor.






Evil Dead (1981)

Korku sinemasının önemli yapımlarından olan Evil Dead (1981),Sami Riami'nin daha öğrencilik yıllarında filme aldığı muhteşem bir film.Bruce Campbell'ın efsaneleştiği film,hem gore sahneleriyle hem de atmosferiyle övgüleri hak ediyor.Şeytan tarafından ele geçirenler,havada uçuşan nesneler,canlanan ağaçlar,cinnet geçiren gençler ve bol kanlı sahneleriyle gelmiş geçmiş en iyi korku filmi yapımlarından biri.Bruce Campbell'ın canlandırdığı Ash karakterinin oyduğu göz sahnesi ise sanırım en kanlı göz oyma sahnelerinden.





Blood Feast (1963)

Gordon Lewis'in en meşhur yapımı olan Blood Feast gore sinemanın da ilk temel taşlarından.Yüce ishtar'ı tekrar hayata döndürmek için antik emirleri yerine getirmeye çalışan Fuad Ramses,hunharca işlediği cinayetlerle tüm miami'e korku saçmaktadır.Filmin daha giriş sahnesinde oyduğu göz ve kopardığı bacak,dönemin korku sinemasının dudak uçuklatan sahnelerinden biri.





Horrors of the Black Museum (1959)

Çektiği tüm filmlerde gizem ve gerilimi elden bırakmayan İngiliz yönetmen Arthur Crabtree'ın unutulmaz filmi Horrors of the Black Museum,tam manasıyla unutulmuş bir klasik.Alfred Hitchcock filmlerini andıran yapım şok edici bir konuya sahip.Filmin hemen başında da bunun sinyalini veriyor.Daha ilk sahnede gözleri oyulan bir kadın,aldığı gizemli hediyenin mağduru oluyor.






Frozen Scream (1975)

Kısa kariyerli bir yönetmen olan Frank Roach'ın ilk filmi olan Frozen Scream tamamiyle B-film izleyicisine hitap eden bir yapım.İnsanları dondurarak zombilere dönüştüren ve bu zombiler yoluyla çeşitli cinayetler işleten deli bir bilim adamının hikayesini ele alan film,Lil Stanhope'nın peşine düşen bir zombinin kadını koştururken karşısına çıkan polis memurunun gözünü oyduğu sahne kesinlikle B-film izleyicisini tatmin edecek cinsten.






Nightmare City (1980)

Bir diğer Umberto Lenzi imzalı muhteşem bir zombi filmi olan Nightmare City,konusu ve gore sahneleriyle oldukça etkileyici.Baş rolde Hugo Stiglitz ve Laura Trotter'ın yer aldığı filmde ki göz oynama sahnesi ise Zombie 2 de ki göz oyma sahnesini andırmakta.İtalyan korku sinemasındaki gözlere duyarlılık bir yana sanırım Umberto Lenzi göz oyma konusunda Lucio Fulci ile aynı kıstaslara sahip.






Zombie 2 (1979)

Fulci'nin kanlı şöhreti adımında en yüksek basamak olan Zombie 2 kesinlikle oyulan gözler denildiğinde akla ilk gelen film.Olga Karlatos'un canlandırdığı Paola Menard karakteri'nın gözünün oyulduğu sahne,Lucio Fulci'nin muhteşem çekim ve kurgusuyla bir özel efekt dahiliği.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

16 Eylül 2011 Cuma

Katil Kadınlar









Inside (2007)

Son zamanlarda acımasız filmlerden olan Inside genç yönetmenler Alexandre Bustillo, Julien Maury tarafından filme alındı.Bir trafik kazası sonucu kocasını kaybeden hamile Sarah'ın hayatla mücadelesine gene o aynı trafik kazasının diğer mağduru olan La Femme arasındaki hesaplaşmayı konu almakta.İki Kadının bir birine karşı olan acımasızlığı görülmeye değer hatta Le femme yılların katillerine taş çıkartacak maharette.




I Spit on your Grave aka Day of Woman (1978)

Meir Zarchi'nin unutulmaz filmi I Spit on your Grave intikam alan şehirli kadının doğanın kanunlarına uyan bir kasaba çetesiyle olan mücadelesini anlatmakta.Kasabanın bıçkın delikanlı grubu sırayla üstünden geçtikten sonra intikam için ant içen Jennifer Hills,tüm çete elemanlarını tek tek ayrı yerler de yakalayarak cazibesinin etkisiyle sırayla deşer.Kanımca en iyi iki cinayet final sahnesinde ki arkadan motorlu teknenin pervanesiyle tecavüzlerden birinin kafasını parçalaması,diğeri ise küvette bir diğer tecavüzcünün erkeklik organı yerine kocaman bir delik açması.



Invasion of the bee Girls (1973)


70'lerin en sıra dışı filmlerinden biri olan Invasion of the bee Girls B-sinemanın da en iyi filmlerinden.Kadınları garip bir kozmik güç ile arı kadınlara dönüştüren bir teknolojiyle kendisine bir ordu oluşturan Dr. Susan Harris devlet için önemli olan tüm erkekleri tek tek katletmektedir.Tabi ki en önemli silahları dişilikleridir.




Cannibal Girls (1973)

Ivan Reitman daha Bill Murray'ı keşfetmeden önce yıllar önce daha hayalet avcıları gibi muhteşem bir serinin fikri bile ortada yokken bence sinemaya verdiği en iyi eserlerden biri olan Cannibal Girls ile kesinlikle benim en sevdiğim filmler arasında yer almakta.Üç kadının insan etine olan açlığını anlatan benzersiz bir yapım.





The Exorcist (1973)

Tartışmasız gelmiş geçmiş en iyi korku filmi olan The Exorcist,baş karakteri Regan MacNeil'ın şeytan tarafından ele geçirilmiş ruhunun filmde işlediği iki cinayetle listede yerini alıyor.Willam Friedkin'nin müthiş yaratıcılığıyla izleyen herkesin aklını hoplatmıştır.


Ms.45 (1981)

Exploitation filmlerinden unutulmaz iki tanesine imza atan Abel Ferrara Ms.45 ile tecavüz sonrası intikam arzusunun peşinden giden dilsiz Thana'nın hikayesinden dem vurur.New York'un arka sokaklarında hava karardıktan sonra işe koyulan Thana finalde giydiği seksi rahibe kostüm ile unutulmaz karakterlerden biri olarak sinema tarihine geçmiştir.



Spider Baby or, The Maddest Story Ever Told (1968)

Jack Hill'ın tahlisiz filmi Spider Baby or,The Maddest Story Ever Told (1968) çekildikten 4 sene sonra yayımlanmasından dolayı tahlisiz bir film olduğunu söylüyorum.1964 yılında yayımlansaydı eğer büyük ses getireceği tartışılmazdı ancak dönem kaçınca film ancak 1980'ler de bilinir hale geldi.Merrye Sendrom adındaki çok nadir gözüken bir psikolojik hastalığı konu alan film,bu kurtuluşu bulunmayan Sendroma yakalanmış Virginia'nın hastalıklı hikayesine şahit olmaktayız.Bir örümcek gibi ağ attıktan sonra kurbanını iki adet keskin bıçakla lime lime doğrayıp insan etine olan açlığını gidermesi de cabası.




Dracula's Daughter (1936)

İlk Lezbiyen Vampir örneği olan Carmilla 1872 yılında Sheridan Le Fanu tarafından yazılmış sinemanın gelişmesiyle korku sinemasının en erotik karakterlerinden biri haline gelmiştir.
Dracula's Daugther ise babasının ölümden sonra babasının yolunu izleyerek Londra'nın sisli sokaklarına kendini atar.Ressam bir kontes olan Marya Zaleska içinde ki kötülüğe karşı koyabilmek için genç ve yakışıklı doktor Jeffrey Garth'dan yardım istese de tabloları için kan akıtmaktan vazgeçemez.




Killer Nun (1979)

Nunsploitation furyasının son örneklerinden olan Killer Nun,İtalyan yönetmen Giulio Berruti'nin en güzel yapımlarından biri.Anita Ekberg gibi seks sembolünün yer aldığı filmde Rahibelik hayatından bunalmış olan Rahibe Gertrude'nin hikayesi anlatılmakta.Ekberg'ın şeytani performansı ve korunmaya muhtaç çaresiz yaşlılara yaptığı zulümler kesinlikle görünmeye değer.




Miss Muerte aka Diabolical Doctor 'Z' (1966)

Yönetmen Jesus Franco olunca kadınlar her daim ön plan da yer alır.1966 yapımı Miss Muerte yönetmenin klasiklerinden olması bir yana en ölümcül dişilerden birini de içinde barındırmakta.Dr.Zimmer'ın akıl almaz deneyi sonucunda onunla alay eden Bilim kurulu önünde küçük düşmeyi kabullenemeyen Zimmer kalp krizi geçirip oracıkta ölür.Bunun üzerine İntikam yemini eden kızı Irma babasının ölümüne neden olan bilim adamlarını tek tek avlamaya başlar.Unutumaz karaterlerin arasında yer alır.Kurbanlarını avlamak için ise Dans kulübün de çalışan uzun tırnaklı seksi dansçıyı Miss Muerte'yı kullanır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

2 Eylül 2011 Cuma

Zombiler ve Şiddet


Şiddet insanoğlunun en başlı dışa vurumlarından biri kanımca ve hatta ağlamakla gülmenin ardından gelen 3 tepki.Korkarak,öfkelenerek ve çaresiz kalarak baş vurduğumuz şiddet eylemi iş görsele döndüğünde insanların en çok tepki alan görsellerin başında olmasıda insanlığın ayrı bir çelişkisidir.

Zombi filmlerindeki şiddet Hegel ve Sartre'nin belirtiği arzu çatışmasıdan daha çok Nietzche'nın Nihilist yaşamda şiddet felsefesinin tam ortasında yer almaktadır.

Night of the living Dead'ın ardından modern zombie anlayışı tüm dünyaya korku salmaya başlamasıyla birlikte gerçek yüzleri olan şiddetti en saf haliyle göstermeye başlamıştır.
Romero'nun iki milat filminin ardından (Night of the living dead-Dawn of the dead) 1968 ile 1978 arasında ki dönem ve sonrasındaki Avrupa sineması ve Amerikan B-movielerinde boy gösteren zombi filmleri kanımca zombilerin altın çağıydı.

Bu altın çağı tetikleyen faktörler arasında en büyük etkenlerden biride hiç kuşkusuz Marvel çizgi romancılığın Zombie adlı korku yapımı ve Creepy,Errie serileri 70'ler de ki bir çok zombi filmine ilham kaynağı olduğu gözle görülür bir gerçek.

Armando de Ossorio'nun Blind dead (1971-1975) serisinde tarihin derinliklerinden gelen lanetli tapınak şövalyeleriyle dehşet saçarken,Children Shouldn't play dead things ile Bob Clark şeytanın tüm güçleriyle ölüleri ayaklandırırken,Christoper Lee'nin baş rolde yer aldığı Horror Express adlı ispanyol yapımında ise tibetin derinliklerinden donmuş olarak bulunan dünyanın ilk günlerine ait bir varlığın bedeninde yer alan uzay dışı bir cismin insanları köleleştirek zombilere çevirmesi olay yaratmış,1977 Shocking Waves de ise nazi zombi askerleri Floridanın sahillerinde yeniden hayat bulmaktadır.



Altın Çağ

Dawn of the Dead (1978) İtalya'da Zombie adıyla yayımlası aslında bu muhteşem dönemin başlamasının nedeni.Argento ve Romero'nun ikincisini çekmeyi planlarken Lucio Fulci'nin elini çabuk tutup 1979 yılında Zombie 2 adıyla sinemalarda gösterime giren kanımca da gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi olan bu yapım,bir çok ülkede ağır makas yiyerek yayımlanırken bir çok taklit yapımı ve devam filmleri de kısa süre de geldi.Dünyayı ayağa kaldıran bu film,Dawn of the Dead'in devamı gibi algılansa da bence tam Night of the living Dead ile Dawn of the Dead'ın ortasında ki kayıp hikaye gibi.

Hatta denemenizi tavsiye ederim ilk önce Zombie 2 'yı,ardından da Dawn of the Dead'ı izlemek daha keyif verici.Hiç kuşkusuz Zombie 2'nın bu kadar başarılı olmasında ki en etkili neden su takılmamış bir vahşet gösterisini içinde barındırması dışında Gianetto de Rossi'nin imzasını taşıyan zombi figürlerinin gaddarlığı.

Zombie 2'le başlayan gore zombi furyası italyan sinemasında çabucak dallanıp budaklanmıştır.Ruhsuz bedenlerin geçit törenine karşı insanoğlunun hayatta kalma savaşından kesitler sunan bu yapımlar,insanlığın sonunu getirecek tam olarak nedeni belli olmayan dini öğeler ve bilimsel öğeleri çaresiz bırakan lime lime bedenlerin güç gösterisini tüm saflığı ile ele alırken,insan oğlunun modern yaşam düzeninde ki ego tatminine bağlı şiddet arzusunu en olan haliyle ortaya sürmektedir.Nihilistik yaklaşımın dışında ikonoklastik bakış açısı da zombi filmlerinde çokça gözükmektedir.Beyaz perdeye bu yansımaların temelinde ise modern çağ insanın sistem içinde ki sıkışıklığının kurtuluşu olarak algılanması garipsenemez.



Çeşitli kural ve kanunlara göre yaşamımızı sürdürmek zorunda kaldımızdan dolayı genetik geçmişimiz de bulunan yaşam mücadelesine en kolaydan dönüş şekli gibi gözükmektedir.Öldürmek,yağmalamak,güvenli yerde barınmak-saklanmak,en temel ihtiyaçlar dışındakileri yok saymak ve savunma iç güdüsüyle çekiciliğini artırmaktadır.

Umberto Lenzi Nightmare City (1980) Nükleer kaza sonucu zombileri yataklandırıken,İtaşyanın Ed Wood'u Bruno Mattei ise gene aynı tarihte Hell of the Living dead ile insan aklının sınırlarını zorluyan bir kaos şölenini gözler önüne sererken,Andrea Bianchi Burial Ground'la izleyiciye çürümüş cesetler ile korku saçıyor.



En belirgin olarak ele aldığım film isimleri dışında gene Lucio Fulci'e ait olan The Beyond (1981),City of the Living Dead(1980) ve 1988 yılında ki Zombi 3 tartışmasız türünün en iyi filmleri arasında yer almakta.Fransa da Jean Rollin Zombie Lake (1981) ile nazi zombilerini canlandırırken İspanya ayağında Jesus Franco Oasis of Zombies (1983) benzer bir konuyla karşımıza çıkıyor.

Furyanın ilgisini kaybetmesi bir yana rakamların büyüdüğü Sinema sektöründen 90ların ilk yarısından sonra bu tarz yapımların sonunun gelmesi yeri geldiğinde göz yaşı dökülecek kadar üzü olmaktadır.

Eski kıtada yaklaşım böyleyken yeni kıtada ise;işler Romero'nun tekelinden çok uzağa gitmemiştir.
Kiyamet yaklaşımının dışında etkiliyici senaryolarıyla Dead and Buried (1981) yer almakta.

Daha çok komedi/teenage olarak ele alınan gore oranı yüksek olsa da bir kaçı dışında pek başarılı oldukları söylenemez.Buna keza 80'ler de pek dikkat te almayan Amerikan sineması 2000'lerin başlarından itibaren günümüze kadar 100'lerce kendilerince çeşitli mutasyon evreleri yaşattıkları zombi filmlerinde yeni bir çığır açtıklarını düşünmektedirler.

Son olarak sistemin en küçük oyununa dahi gelmeyen çarkları cürümüş bedenleriyle yok eden zombiler,sıkıçı ve bunaltıcı düzende insan oğlunun en öz duygularını kabartarak bir anlığına bile olsa yaşadığı hayata göz atmasına parçaladığı bağırsaklarla neden olur.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

15 Haziran 2011 Çarşamba

Pornoizm


Yasakların bol olduğu bir ülkede yaşamak herkese kısmet değildir, bilirim. O yüzden hiç yadırgamıyorum şimdi de “porno”nun yasaklanmasını. İster sanat olarak bakın olaya, isterseniz de kelime anlamıyla bakın. Sonuç pek değişmiyor. Ülke insanlarının zihin yapısı değişmedikçe kelimenin içini doldurmak bir hayli zor görünüyor. Sahi “porno” kelime anlamı olarak neyi ifade etmektedir?

Porno, ahlaki değerlerle ters düşen eylemler olabildiği gibi, üremek ya da salt zevk için sevişmenin kayıt altına alınmasıdır aynı zamanda. Peki pornoyu kaydetmek ya da sadece seyretmek normal midir? Bu tartışılır. Ama iki cinsten insanın birleşmesini izlemek yeni bir şey değildir. Hatta Spartacus adlı dizide bile asil bir soylunun isteği üzerine iki kölenin birleşme sahneleri çekilmiştir. Tabii bu birleşmeyi olaya şahit olan gözler de doya doya seyretmiştir.

İçinde aksiyonun gırla döndüğü holivud filmlerinin hemen hepsinde kalontor adamların pornoya olan yaklaşımlarına hep bir dokundurma olur. Ya özel bir parti verilmiştir ya da bir otel odasında iki bin dolarlık takım elbisesini hararetle çıkarırken içeriye sadece iki kız girmiştir vs. Bu da herkesin bildiği; ama pek dillendirmediği konulardan biridir zaten. Bu pornoculuk olayı şu an halka yasaklanmaktadır; ancak halkın kafasında yer etmesi “halktan olmayanlar”ın yüzündendir.

Daha birkaç ay öncesinde Şahin K.’nın yeni filmi “Günah Keçisi” nin tanıtım filmi bütün sosyal medya sitelerinde vardı. Hatta Şahin K.’nın daha önceki yapımları internette izlenme rekorları kırdı. Şahin K. memlekette ne kadar talk show varsa neredeyse hepsine katıldı. Ne oldu? Halkın ahlakı mı bozuldu? Yoksa herkes gülüp geçti mi? Hepimiz gülüp geçtik. Doğruya doğru.


Canımızın yandığı yerlerden biri de, çok değerli kabul ettiğim yönetmen Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filmine yöneltilen haksız eleştirilerdi elbette. Sibel Kekilli’nin ailesinin gündeme gelmesi ve tehditlerin havada uçuşması bir yana, bütün tartışmalar filmin “porno” film olduğu yönünde tıkandı. Bugün bile görüşü dar olup, filmi izleyenemeyen (!) insanların gözünde “Duvara Karşı” pornodan başka bir şey değildir.

Ama işin öyle bir tarafı vardır ki, işte hepimizin durduğu andır bu. 05 Haziran’da çıkan yazısında Onur Caymaz’ın da bahsettiği gibi çocuk pornosu! Sağlıklı ve normal akıllı her insanın kanını donduracak kadar insanı yerine mıhlayan iki kelimedir. Basit, tümevarımcı, bir isim ve bir sıfat. Etkisi tartışılmaz: Çocuk Pornosu!

İnsanoğlu - maalesef – pornonun değişik yöntemlerini, eğilimleri sonucu keşfetmiştir. Hayvan pornosu, ceset pornosu ve çocuk pornosu! Bilindiği gibi psikoloji terminolojisinde bunları adı sırasıyla: Zoofili, nekrofili ve pedofilidir. Yani bir çeşit hastalık!

Pornonun yasaklanmasını isterken bunları da göz önünde bulunduralım. Hangi tür pornoya karşı önlem alalım? Bu hastalıkların yaygınlaşmaması ve kişiyi özendirmemesi için ne yapalım? Ki bu konular ülkemizde gündeme pek gelmez, pek fazla insan da bu tarz konularda vakit kaybetmez. Okuyanlar bilir, değerli yazarımız Şebnem İşigüzel son romanı “Kirpiklerimin Gölgesi”nde pedofiliye yer veriyordu. Konuyu iyi işlemişti. Orada vahşeti okuyup da bu olaylara duyarsız kalan insan tanımam.

Tuna Bahar tarafından yazılmıştır.

Twitter


Devamını okuyun...>>

10 Haziran 2011 Cuma

Zombilere Bakış-1

Korku sinemasının dışlanmış çocukları zombiler.Sahne hasılatlarına bakıldığı zaman zombi sevenlerin sayısı bir avuç insandan ibaret değil.Bunun mutlaka çeşitli nedenleri olması bir yana zombiler ile insanlar arasında ki bağ zombilerin önceki hayatlarında yaşayan varlıklar olmasından daha öte.



Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.

Bu farklı konuma gelmelerine de en büyük pay George Romero'a aittir.Romero'dan önce zombiler köledir ve işin aslıda budur.Afrika da ki zombicilikten yıllar sonra köle tacirleri tarafından özellikle kolonicilere satılan Afrikalıların mısır,pamuk,şeker kamışı gibi tarımsal alanlarda çalıştırılmaları ve taşıdıkları köle damgasını adlandırır.Aynı zamanda sanayi devriminin ilk yıllarında İngiltere de ki sanayi işçileri de aynı sıfatla çağrılmışlardır.


Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.


2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.




Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.

1968 ve Zombiler




Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.


Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.


Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.

Zombi gerçek özgürdür....


Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....


Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....


Zombi bağımsızdır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

15 Mayıs 2011 Pazar

Kanla yıkanmış bedenler,Dev ve Fare


Tüm gece rüyalarımda seninle uğraştım.
Gerçeklik ve rüya arasında gidip geldim.
Ansızın değişti.
Kan yağmaya başladı.Yüzümde,avuç içlerimde ve hatta ağzımda kan tadını hissediyordum.
Etrafımı betonlar sarmaladı.Kafamı kaldırdım.
Tavana çivilenmiş cesetlerden geliyordu kanlar.Taze cesetler.
Kapı belirdi önümde.Ardından tanımadığım insanlar ellerinde bir kaç parça kağıtla yanıma geldiler.
Sıra ile o kağıtlarda yazanları okudum.Şiirler vardı.Hepsi de resim gibi.
Kurtulmak istedim o odadan çıkamadım.
Sonra babamın geldiğini hatırladım.Onunda elinde bir kaç parça kağıt vardı.
Bir takım şiirler...
Çeşit çeşit.
Sonra odanın içinde masa belirdi.Ardından küçük bir kafes ve kağıt-kalem.
Masanın başına gittim.Kafesin içinde bir fare vardı tavandan damlayan kanlarla keyifleniyordu.
Yaz hadi ne duruyorsun dedi.Ne diyorsam onu yaz.
Yazdıkça yazdım.Ne diyorsa onu yaptım.
Kadınlardan bahsediyordu.İnsan kadınlara olan tutkularından bahsedip durdu.
Vajinal kokunun tahrik ediciliğinden bahsetti ve sonra bir seferinde bir kadının vajinasında geçirdiği geceyi anlatı.
Dayanamayıp tüm vajinayı içten dışa doğru kemirmiş.
Anlattıkça o yazdıkça da ben keyifleniyordum.
Onun hissettiklerini hissetmeye başladım.
Güneş doğdu birden.Etrafımı çevreleyen duvarlar silindi gitti.
Tam karşımda bir ada belirdi.Adanın zirvesinde Bir ev.
Işıkları yanıp sürüyordu.Fare omuzumdaydı.Git oraya dedi.
Sahile indim.Denizin içine doğru yürümeye başladım.
Dipten yürüyordum.Deniz kızları vardı.Kayalıkların etrafında.Panik içinde birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı.
İlerledikçe derinleşiyor derinleştikçe karanlığın kucağına doğru ilerliyordum.
Yüzmek istedim ama sadece yürüyebiliyordum.
Arkamı dönüp baktım.El sallayan insanlar vardı arkamdan.Tanımıyordum hiç birini.
Adaya çıktığımda hiç bir şey yoktu etrafta.Tepeye doğru baktım.Bomboştu.Gök gürültüsünü andıran bir ses geldi.
Sen kimsin ?
Kayanın arkasına saklandım.Yer sallanmaya başladı.Bir gölge belirdi.Güneşi kapatıyordu.
Kafamı kaldırıp baktığımda karşımda bir dev vardı.
Elini uzattı.eline tırmandım.Yüz hizanına geldim.
Uzun uzun baktı bana.Sen beni yok etmek için gelen genç adam değilsin dedi.
Konuşamıyordum.Uzun uzun baktım ona.
bana bakıp bakıp kahkahalar atıyordu.Her attığı kahkahada güneş daha çok ısınıyordu.
120 insan boyundaydı.İnsanların inşaa ettiği tüm binalar onun yanında cüce gibi kaldı.Biz insanlar ise pire.
Bana yardım et insan dedi.Bana yardım etki sana benim güçlerimi vereyim.Sen kurnazsın,bilgesin bense et beyin.
Sen istiyor sadece git ve bana 3 güzel getir.Bu 3 güzeli sen seç.3 farklı güzel.
Kafamla onayladım.Beni geldiğim yöne doğru fırlattı.
metrelerce yuvarlandıktan sonra kendimi bir çukurun içinde buldum.Derin bir çukurdu.Gene fare belirdi.
Beni takip et seni buradan çıkartacağım dedi.
O kazdı ben peşinden gittim.
Güneşli pırıl pırıl bir yere çıkmıştık.
Ne yapacağımı bilmez haldeyken güneşin neşeli pırıltıları keyfimi daha çok kaçırıyordu.
Karanlık havalar her zaman daha keyifliydi benim için.
Devin istediği 3 güzeli aramaya koyuldum.Aradıkça ulaşamıyor.Ulaşamadıkça sinirleniyordum.
Aramaya devam ettim ve bu böyle süre geldi.Sabretmem gerektiğini bir an hissetim.
Sakinleşip etrafıma bakındım.
Derken gözlerimi açtım.Saate baktım ve tek uykuya koyuldum.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

23 Mart 2011 Çarşamba

En seksi Uzay Kadınları



Barberella (1968)


Jane Fonda'nın baş rolde yer aldığı belki de en meşhur uzay kadını filmdir.Tüm seksiliğiyle kötülüğün başı Durand-Durand ile amansız bir mücadele içinde olan Barberella aynı zaman da en meşhur düşük bütçeli filmlerden de biridir.İlk başta bir porno film olarak çevrilmesi düşünülse de daha sonra çıplaklık içeren bilim kurguya dönülmüş.Biz izleyenlere ise filmin başında ki striptiz sahnesinin tadını çıkarmak kalıyor.

Satrun 3 (1980)


Kirk Douglas,Farrah Fawcett ve Harvey Keitel'ın rol aldığı 1980 yapımı Saturn 3,genel bilim-kurgu sinemasında kenarda kalmış bir film.Kanımca 80'de değil de 70'ler de çekilmiş olsa olay yaratacağı kesin olan yapım Farrah Fawcett'ın canlandırdığı Alex
karakteriyle listede yerini alıyor.Kırk Douglas'ın manitası rolündeki Alex diğer tüm uzay kadınlarından aykırı olarak eşine sağdık bir görüntü sergiliyor.Film boyunca Forbidden Planet'teki Alta'ı andırıyor.

Forbidden Planet (1956)


Barbarella'nın üstüne basa basa söylediği gibi dünyada ki gelmiş geçmiş en iyi bilin kurgu filmi kesinlikle Forbidden Planet'tır.1956 yılında yayımladığında kesinlikle ortalığı ayağa kaldırması bir yana sinema dünyasın da ilk uzay kadını da bu film de gözükmekte.Alta adındaki uzay kadını ise Anne Francis canlandırıyor.Barberella ve Alex'ın anası gibi de diye biliriz Alta için.Dr.morbius'un güzel kızı alta kesinlikle bir o kadar da seksi.


Total Recall (1990)


Bilim-kurgu da çığır acan filmlerden biri olan Total Recal farklı bakış acısı ve güzel kurgusuyla uzayın derinliklerin de ki kırmızı gezegen Mars'tan sıra dışı mevzular içermekte.Film de Sharon Stone'un canlandırdığı Lori karakteri dışında,4 memeli seksi mary ve sapkınlık arayanlar için ise cüce thumbelina boy göstermekte.



Starcrash (1978)

David Hasselhoff'un boy gösterdiği bu Star Wars sonrası filmlerden biri olan Star crash,baş rol de yer alan Stella Star ile listenin en klas düşük bütçeli yapımı olmayı hak ediyor.Rakipleri olan Star wars ve Battle star Gallatica'dan sınıf olarak aşağıda olsa da seksi bir uzay kadını mevzusu olduğunda ikisini de nakavt ediyor.


Bir Hammer yapım kadını olan Caroline Munro'nun canlandırdığı Stella Star gerçekten göz kamaştırıcı.Meşhur çizgi Roman Vampirella'ı andıran Stella Star,ilerleyen yıllarda gelecek olan italyan bilim-kurgu kadınlarına da örnek teşkil eden bir isimdir.



Sex Wars (1985)


Star Wars uyarlaması olan Sex Wars Dünyayı kurtaran adam tadın bir yapım.Star Wars 1 ve 2'nin birleşimi tadındaki pornografik uyarlamada,Princess Orgasma (Laurie Smith)
ve Princess Layme(Robin Cannes) aklımızı başımızdan alıyor.Kötülüklerin efendisi lord Balthazar'ın sonsuz seks işkencesine karşı mücadele eden güzeller.Uzay kadınlarının
en seksi yüzlerindendir.



Emmanuelle in Space (1994)


Meşhur Emmanuelle serisinin uzay ayağında Emmanuelle rolünde Krista Allen yer alıyor.Tüm şehvetiyle yedi bölüm boyunca yüksek seyir zevki sunan Emmanuelle,uzaylıları da baştan çıkartıyor.Bir kısmının uzayda bir kısmınında dünyamızda süre geldiği seri kesinlikle izlenmeli.


Cinderella 2000 (1977)


George Orwell'ın 1984 romanıyla Cinderella öyküsünü birleştiren bu ekstra uçuk film de,robotlar tarafından gözetlenen insanlar seksin yasaklı olduğu bir evrende yaşamaya çalışmaktalar.Filmde dikkatleri üstüne çeken kadınlar ise the widow,cindy ve stella.



Nude on the Moon (1961)


Tarihe adını altın harfler ile kazımış bir diğer filmde 1961 yapımı olan Nude on the moon.Aya gönderilen iki araştırmacının başından geçen macerayı anlatan film.Görsel çıplaklık,komedi ve erotizm adına bilim kurgu filmleri arasında çok dışlanmış olsa da b klasmanda yeri gayet sağlam.İlk dönem sexploition örneklerinden olan Nude From Moon'da ise sexy uzay kadını ay tanrıçası rolunde ki Marietta.


Battle Beyond the Stars (1980)



Star Wars ile Battle Star galatica kırması bir havaya sahip olan Battle Beyond the stars bir diğer seksi uzay kadının yer aldığı film.Kısaca mevzusu şeytani toprak sahibinin çifcilere yaptığı zulüm.Ancak bizi liste irtibariyle asıl ilgilendiren Sybil Danning'ın canladırığı Saint-Exmin karakteri.Tüm çekiciliğini sergileyen Danning Saint-Exmin ile unutulmazlar arasında yer alıyor.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails