Kapıların açılıp,
Batı'nın parlak kırmızı kutulu içeceğinin sofralarda görünmeye başlaması aynı
zamanda; "ekonomik mucize" diye tabir edilen yirmi yılın
başlamasıydı. 1950'lerden sonraki bu dönem Japon günlük hayatında tüketim
malzemelerindeki artış, rock'n'roll, motosiklet, sinema ve boş vakitlerin çoğalmasına
delaletti. Bu değişim, beraberinde eski/geleneksel ile yeni/modern olanın
çarpışmasını yarattı. Ama bozulan, yıkılan her şey günün sonunda doğal akışa
karışacak ya da terbiye edilecekti. Günlük hayatta Amerikan aleyhtarları bunu
tamamen gerçekleştiremeseler de, toplum terbiye teşebbüsleri; yükselişteki
cinsel istismar sineması ile birlikte bütün fantezi ve sapkınlığıyla beyaz
perdeye yansıyacaktı.
Japonların pembe filmlerinde bir çok sıra dışı tecavüz sahnesinin acımasızca gerçekleştiğine defalarca şahit olduk.Roman Porno tarzında olan pembe filmlerin örnekleri artıkça şiddet ve sadistlik seviyesi de aynı seviyede artış gösterdi.
1987 yapımı Lolita vib-zeme aka Lolita Vibrator Torture Japonların pembe filmlerinin ilk gortesk örneklerinden.Filmlerinde cinsel şiddete fazlasıyla yer veren Hisayasu Sato,S'n'M ilişkileri ön plan da tutarak,İşkence eylemini çift taraflı ele almaktadır.
Yönetiği filmler de bakirelik tabusundan yola çıkarak kadının mazoşistliği ve erkeğin sadistliğini Sadizm çerçevesinde duygusuzca yorumlayan senaryoların ardında ise bir çok Roman Porno senaryosuna imza atmış olan Shirô Yumeno yer alıyor.
Filmin baş rollerinde ise Pink Grand Prix (Pembe film ödülleri) de ilk en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Toshiya Ueno ve gene aynı yıl ilk en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Kiyomi Itō yer almakta.
Takeshi Itō bu ödülü Keep on Masturbating: Non-Stop Pleasure (1994) ile alırken,Kiyomi Ito'da Dirty Wife Getting Wet (1994) adlı yapımda ki oyunculuğu ile ödülünü kucaklamıştır.
Bir dönem başarılı bir dedektif olan Takeshi Itō,zamanla yaşadıkları karşısında problemli bir kişilik halini alarak sadist bir katile dönüşmüş.Dedektiflik görevine devam ederken okullu kızları kaçırarak vibratör ile çeşitli işkenceler yaptıktan sonra ölüm anlarını sanatsal bir çalışmaya çevirerek fotoğraflar.Bu Fotoğrafları ise cinayetleri işlediği kesimhanesinin duvarlarını süslemektedir.
Kan ve cinselliği,ölümle siyah-beyazın en siyahında yaşamaktadır.
The Teksas Chainsaw Massacre tarzında çekimleriyle de öne çıkan film,Tabuları ele alış ve sosyal kadın-erkek ilişkilerini en gaddar haliyle ele almaktadır.
Haribo Puanı:-Onlarca zor görevin üstesinden geldim.Bir çok başarıyı tattım ancak kadınlarla hep para karşılığı birlikte oldum.Şimdi ise bunun intikamını alıyorum.''Mr.Detective''
Pornografinin altın çağları kesinlikle nudism sonrası sexploitation furyasıdır.Hardcore öncesi geçiş dönemi olarak adlandıra bileceğimiz.Bol bol göte zoomlu bu dönem,Ne softcore ne hardcore oluşuyla tam manasıyla tatmin edicidir.
The Flanders and Alcott Report on Sexual Response aka Sex Machine (1971) Buck Beaver' stags loops and peeps serisinde yer alan sayısız benzer filmden en sıradışı olanlarından biri.
Korku filmi çıkışlı olan yönetmen Eric Jeffrey Haims'ın kısa yönetmenlik kariyerinin
dolu dolu yaşadığının kanıtı bu tarz çektiği diğer 3 filmle ortaya koymaktadır.
Bizzare,S&M ve bilim-kurgu öğelerinin bir arada toplandığı film günümüz pornografi anlayışının dışında daha çok eğlenceye yönelik olmasıda daha izlenebilirliği attırmaktadır.
Modern bir sex labaratuarın da çeşitli araştırmalar yapan Dr.Phyllis Alcott'un yüzyılın icadı olan seks makinasını test etmek için şevhetli kadınlara ihtiyacı vardır.Kısa süre içinde bulduğu bir kaç kobayla makinasında talihsiz testler yaşar.
Orgazmın doruklarını yaşayan kadınlar sırayla hayatlarını kaybetmektedir.
Bu durum doktorun canını fazlasıyla sıkıp daha çok seks yapmasına neden olur.Bunun dışında makinanın en sıra dışı özelliklerinden biri de yaydığı dalgalarla seks yapıyormuş hissi yaratmasıdır.
Kathy Hilton gibi dönemin ''kötü'' kadınlarından birininde yer alması filmi daha da cazip kılmaktadır.
Sadece performans gösterisi dışında bir havası olan sexploitation filmlerinin en gözdelerinden olan sex machine kesinlikle meraklısına hitap eden tarzda bir yapım.
Yasakların bol olduğu bir ülkede yaşamak herkese kısmet değildir, bilirim. O yüzden hiç yadırgamıyorum şimdi de “porno”nun yasaklanmasını. İster sanat olarak bakın olaya, isterseniz de kelime anlamıyla bakın. Sonuç pek değişmiyor. Ülke insanlarının zihin yapısı değişmedikçe kelimenin içini doldurmak bir hayli zor görünüyor. Sahi “porno” kelime anlamı olarak neyi ifade etmektedir?
Porno, ahlaki değerlerle ters düşen eylemler olabildiği gibi, üremek ya da salt zevk için sevişmenin kayıt altına alınmasıdır aynı zamanda. Peki pornoyu kaydetmek ya da sadece seyretmek normal midir? Bu tartışılır. Ama iki cinsten insanın birleşmesini izlemek yeni bir şey değildir. Hatta Spartacus adlı dizide bile asil bir soylunun isteği üzerine iki kölenin birleşme sahneleri çekilmiştir. Tabii bu birleşmeyi olaya şahit olan gözler de doya doya seyretmiştir.
İçinde aksiyonun gırla döndüğü holivud filmlerinin hemen hepsinde kalontor adamların pornoya olan yaklaşımlarına hep bir dokundurma olur. Ya özel bir parti verilmiştir ya da bir otel odasında iki bin dolarlık takım elbisesini hararetle çıkarırken içeriye sadece iki kız girmiştir vs. Bu da herkesin bildiği; ama pek dillendirmediği konulardan biridir zaten. Bu pornoculuk olayı şu an halka yasaklanmaktadır; ancak halkın kafasında yer etmesi “halktan olmayanlar”ın yüzündendir.
Daha birkaç ay öncesinde Şahin K.’nın yeni filmi “Günah Keçisi” nin tanıtım filmi bütün sosyal medya sitelerinde vardı. Hatta Şahin K.’nın daha önceki yapımları internette izlenme rekorları kırdı. Şahin K. memlekette ne kadar talk show varsa neredeyse hepsine katıldı. Ne oldu? Halkın ahlakı mı bozuldu? Yoksa herkes gülüp geçti mi? Hepimiz gülüp geçtik. Doğruya doğru.
Canımızın yandığı yerlerden biri de, çok değerli kabul ettiğim yönetmen Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filmine yöneltilen haksız eleştirilerdi elbette. Sibel Kekilli’nin ailesinin gündeme gelmesi ve tehditlerin havada uçuşması bir yana, bütün tartışmalar filmin “porno” film olduğu yönünde tıkandı. Bugün bile görüşü dar olup, filmi izleyenemeyen (!) insanların gözünde “Duvara Karşı” pornodan başka bir şey değildir.
Ama işin öyle bir tarafı vardır ki, işte hepimizin durduğu andır bu. 05 Haziran’da çıkan yazısında Onur Caymaz’ın da bahsettiği gibi çocuk pornosu! Sağlıklı ve normal akıllı her insanın kanını donduracak kadar insanı yerine mıhlayan iki kelimedir. Basit, tümevarımcı, bir isim ve bir sıfat. Etkisi tartışılmaz: Çocuk Pornosu!
İnsanoğlu - maalesef – pornonun değişik yöntemlerini, eğilimleri sonucu keşfetmiştir. Hayvan pornosu, ceset pornosu ve çocuk pornosu! Bilindiği gibi psikoloji terminolojisinde bunları adı sırasıyla: Zoofili, nekrofili ve pedofilidir. Yani bir çeşit hastalık!
Pornonun yasaklanmasını isterken bunları da göz önünde bulunduralım. Hangi tür pornoya karşı önlem alalım? Bu hastalıkların yaygınlaşmaması ve kişiyi özendirmemesi için ne yapalım? Ki bu konular ülkemizde gündeme pek gelmez, pek fazla insan da bu tarz konularda vakit kaybetmez. Okuyanlar bilir, değerli yazarımız Şebnem İşigüzel son romanı “Kirpiklerimin Gölgesi”nde pedofiliye yer veriyordu. Konuyu iyi işlemişti. Orada vahşeti okuyup da bu olaylara duyarsız kalan insan tanımam.
Exorcist'ın açtığı ''possessed'' yolunda günümüze gelene kadar bin bir türlü uyarlaması beyaz perdede yer almış ve hepsi de kendi tarzlarında sinemaya damga vurmuştur.
Hemen hemen her ülkenin ya birebir kopyası ya da kendice uyarlamalarının var olduğunu gördüğümüz film ve uyarlamalarında farklı kalıpların öne çıktığını görmekteyiz.1982 yapımı La Bimba di Satana italyan sinemasının köklü yönetmenlerinden olan Mario Bianchi'nin takma isim kullanmadan çektiği nadir filmlerden biri.İtalyan pornografik ve erotik sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Bianchi,korku temalı çektiği bu erotik filmle başaralı bir çıkarmış.Filmin senaryosunda ise prodüktör/yazar olan Gabriele Crisanti yer almakta.Crisanti'ı unutulmaz Bruial Ground filmde de prodüktör koltuğunda görmekteyiz.
Baş rolde Mariangela Giordano,Aldo Sambrell'ın dışında İsveçli playboy güzeli Marina Hedman tüm film boyunca vücudunu seyrediyoruz.Marina Hedman'ı üne taşıyan asıl film olan Emanuelle in America olduğunu da hatırlatmak gerek.
Film'in mevzusuna gelindiğinde,
Film şatoda yaşayan aile'nin başından geçenleri anlatmakta.İktidarsız ve uyuşturucu müptelası olan Antonio'nun seksi eşi miria'nın ölümünden sonra olanları izlemekteyiz.Kocası tarafından tatmin edilemeyen miria'nın evde kim var kim yoksa ilişkiye girmesi ve ilişkileri satanik majiler ile süslemesi sonucu oluşan lanet ölü ile ortaya çıkar.
Evin küçük kızı Maria'nın şatonun mahseninde düzenlenen cenaze töreninden sonra davranışlarında değişiklik gözlenir.Evin babası olan Antonio'nun eşinide kaybetmesi ile geldiği durum ve eşinin kardeşi olan seksi rahibe Solo'ya askıntı olması ve solo ile eşi Miria'nın ilişkilerini bilmesi onun gözünde Solo'u daha çekici bir hale getirir.Bu arada annesinin şeytani ruhu tarafından ele geçirilen Maria annesinin ruhunu tatmin etmek için evde kim var kim yoksa intikam için yatmaya başlar.Seks sahnelerinin ön plan da olduğu filmde kanımca bütçe yetersiliğinden dolayı belirli vahşet temalı sahnelerden kaçınılmış.
İşin aslına bakıldığı zaman bu tarzdaki filmlerin sultanı olan Malabimba:THE MALICIOUS WHORE'den sonra tarzının en bomba filmi olduğunu rahatlıkla görüyoruz.
Korku sinemasının öz kardeşi olan pornografik sinemanın en güzel birleşimlerinden olan La Bimba di Satana kanımca korku tutkunlarının kaçırmaması gereken filmlerden biri.
Kısa bir süre önce korku filmi arşivimi şöyle karıştırdığımda''ulan artık edinecek film kalmadı ne bok yicem''çaresiz bir tribe girmiştim.Ancak tavsiye üzerine edindiğim 2008 yapımı Mum&Dad keyfimi yerine getirdi,İştahımı açtı ve zevkten dört köşe etti beni.
Genç yönetmen Steven Sheil senaryosu ve yönetmenliği üstlenirken,BBC'de filmin prodüktörü olmuş.Tarihte ki vurucu ingiliz korku filmlerinin izinden giden bu filmde oldukça sapkın işler yer almakta.
Oldukça vurucu ve şok edici bir senaryosu var.Özellikle Perry Benson ve Dido Miles filmde üstlendikleri baş rol olan baba ve anneyi muhteşem canlandırmışlar.Oyuncuların rollerini oldukça benimseyerek oynadıkları kuşkusuz.
Filmdeki tüm olay kısaca şu Yamyam bir çiftin gençleri kaçırarak kendi aile terbiye anlayışlarına göre yaşamaları.Onların kurallarına uymazlarsa da çok ağır işkenceler sonucu ölüm ve ölüm ardından yiyecek olarak tüketilmeleri.
Havalimanı yakınlarında izbe bir evde yaşamını sürdüren bu muhteşem aile Lena ve Birdie adındaki çocuklarının çalışmaları ile hayatlarını sürdürmektedir.Havalimanında temizlikçi olarak çalışan Lena işe yeni girmiş olan Elbie'yı allem eder kallem eder ve evlerine davet eder.Böylece Lena üzerinden ailenin nasıl bir hayatı olduğunu görmeye başlarız.
İnsan eti ile beslenme,çeşitli işkence türleri,ölü seviciliği,organlarla ilişkiye girmece,psikolojik yıpratma,Dominant/sapık anne örneği gibi bin bir çeşit sapkınlık gözler önüne serilmekte.
En kısa zamanda edinip keyfi çıkarılması gereken bu film hakkında görsel zevki oldukça yüksekken fazla söze gerek olduğunu düşünmüyorum.
Haribo puanı:Lemmy hiç bir kazımacıya böle anne-baba vermesin.
Ed Wood un parasızlıktan çektiği porno filmlerin kanımca en klası olan Necromania:A tale of weird love(1971),hardcore içerikli filmlerin en köklülerindendir.Bir takım dangoz,paragöz tayfa ne kadar Ed Wood'u dünyanın en kötü yönetmeni ilan etselerde biz haribocular için yeri ayrıdır.
Necromania ozaman ağır sansür şartları uygulanan dünyada pislik ve leşliğin en saf halidir demek yanlış olmaz.Bir dönemin softcore filmlerinin ardından böle herşeyin açıkça ortaya serilmesi,grup sex,anal sex ve fetişist konuların önde tutulması,8mm filmlerden çıkıp uzun metrajlara dökülmüş ve sinema salonlarında gösterme girmeye başlaması ozamanki muafazekar tipler tarafında tepki çeksede günümüzün porno filmlerine baktığımızda gayet hafif kalıyor.
Ancak gel gelelim ben hala necromania gibisini görmedim.21.yy'da black metalın pornosunun dahi varolması bir yana yeni türüyen zombi pornolarında dahi necromaniadaki taputa skor sahnesini ne gördüm ne rastladım.Oldukça satanik tabuta undead bir cadı ile skor.Buna eş değer birşey göte haç sokmak olur kanımca.
Filmin senaryosuda çok basit ancak güzel.İktidarsızlık çeken bir kocanın karısı ile birlikte meşhur bir cadının evinde konaklayıp problemi yenmeye calışmalarıdır.53 dakika süren kayıtta 5-6 dakika normal işler yer alıyor.Onun dışında hep bir skor işleri var.En son sahnede ise adam iktidarsızlığını yenmek için tabuta olan yüce cadı ile sevişiyor.Ne kadınlar öle güzel ne de çekimler muhteşem ama bir baba yiğitte çıkıp bu ayarda bişey çekmedi.Buna eş değer bir sahne Cemerety Man adlı muhteşem italyan filminde var.Orda ise mezarın üstünde skor işi oluyor.
Haribo severlere gelince.Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.Özellikle çift olan haribocuların uzun gecelerine renk katıcağından eminim.
Haribo puanı:Yuva...Benim yuvam yok.Avlanan,hakir görülen bir hayvan gibi yaşıyorum''Bela Lugosi''