Post-Nuclear etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Post-Nuclear etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2011 Pazartesi

Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983)




John Carpenter'ın Escpace From New York ve Escpace from Los Angels filmlerinin en iyi rip-off karşılığı tartışmasız Escpace From Bronx'tur.Hatta Hangisinden kaçalım derseniz hiç düşünmeden Bronx cevabını veririm.

Avcıların dünyası olan Terk edilmiş diyarların (No Man's Land) en kıyak savaşçılarından biri olan Trash'ın ilk macerası 1990: I guerrieri del Bronx aka 1990: The Bronx Warriors (1982)'ın devamı niteliğinde ki Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983),ilk filme nazaran daha çok yaralara parmak basan bir yapım.

Enzo G. Castellari'nın yönetiminde daha çarpıcı bir senaryo ile karşımıza çıkan Fuga dal Bronx,başarılı bir devam filmi.The Warriors rip-off olan ilk filmin tadındaki Fuga dal Bronx,The General Construction Corporation'nın hainliklerine göğüs geren çetelerin inanılmaz hikayesini soluksuz aktarıyor.




Bu filmde kesinlikle tek bir baş rol oyuncu var oda Mark Gregory.Gregory'e ise Henry Silva,Valeria D'Obici,Antonio Sabato ve Ennio Girolami eşlik ediyor.

Bir dönem A.B.D için büyük bir problem teşkil eden terk edilmiş eski broklynn sokakları suça yataklık etmesi bahane edilerek,orada yaşayan göçmen ve evsiz insanları göz ardı edip birilerinin çıkarları doğrultusunda yeniden bir yerleşim oluşumuna girişilmesi sonucu ortaya çıkan problemi farklı bir dilde ele almaktadır.Aynı Wolfen (1981)'ın farklı bir açıdan olayı ele aldığı gibi.



The General Construction Corporation başkanı Clark kolları sıvayarak suç topluluklarının yer aldığı Bronx'u ancak yıkarak temiz bir hale gelebileceğine karar verir.Floyd Wangler'ın liderliğinde ki paralı asker timi geleceğin şehrini kurmak adına Bronx'ta yaşamını sürdüren insanları tek tek öldürmektedirler.Tabi ki bu katliama direniş ise orada ki çetelerden gelir.



Bölge rekabetini bırakan çeteler tek bir yumruk haline gelerek bir araya toplanmışlardır.Dablone'nın liderliğinde olan tüm çeteler bundan böyle birlikte daha güçlü bir halde hareket etmektedirler.Tüm çetesini ve arkadaşlarını kaybeden Trash ise bu oluşumun yanlız kahramanı,joker adam rolündedir.

Acımasız The General Construction Corporation ile daha fazla göğüs göğüse mücadele edemeyen çeteler kendi aralarında bir karar alırlar.Başkan Clark'ı kaçırarak onları çaresiz bırakmayı planlamaktadırlar.Bunun için ise ulusal bankayı soyan,Bronx'un en büyük suç dehası Strike ve süper oğlunun yardımı gerekmektedir.



Bolca kanlı ölüm sahnesini,muhteşem dövüş ve çatışma karelerinin yer aldığı Fuga dal Bronx kesinlikle italyan düşük bütçeli filmleri arasında önemli bir yere sahip.Müzikleriyle de göz dolduran Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983) kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken muhteşem bir yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

12 Ekim 2011 Çarşamba

Último deseo aka The People Living own Dark (1976)



Post-Nükleer ve apokaliptik tarzda ki korku filmlerinin temelini işin gerçekliğine borçlu olsak da kurgu yönünü kesinlikle Richard Matheson'a borçluyuz.I am Legend adlı kitabından onlarca uyarlaması ve türevi film yapımcılarına ilham vermiş ve izleyenleri olabilirliği yüksek bir gelecekle yüz yüze bırakmıştır.

Arjantin asıllı yönetmen Leon Klimovsky'nin imzası olan bir çok kurt adam ve vampir filmine nazaran Ultimo deseo hem kendinin hem de İspanyol sinemasının unutulmuş korku filmlerinden biri.Senaryosunu Gabriel Moreno Burgos üstlendiği filmin yapımcılığı ise José Luis Renedo Tamayo ait.

Filmde Paul Naschy dışında Avrupa sinemasın da yüzlerine görmeye alışkın olduğumuz bir çok isim yer almakta.Alberto de Mendoza,Julia Saly,Maria Perschy dikkat çeken isimler.Bunlar dışında Soft-Core yapımlar da rol almış Nadiuska ve Daina Polakov boy göstermekte.

Bir çok film eleştirisinde The night of living dead Rip-off olarak ele alınmış olsa da daha çok Omega Man,The Last man on the earth,The Craizes (1973) tarzında bir yapım.

Zengin kadın Lily hafta sonu şatosunda bir davet verir.Bu davete zengin iş adamları,Doktor, psikolog ve askeriye için araştırmalar yapan bir bilim adamı dahi davetliler arasındadır.Saygın davetlilere eşlik edecek kadınlarda Lily tarafından ayarlanmıştır.Burada asıl toplanma amaçları tabi ki laflamak değildir.Özel seks ayinlerini gerçekleştirmek için bir araya gelmişlerdir.



Ayinde erkekler donatılmış bir masada ucube maskeleriyle oturmaktadır.Lily masa da liderlik yaparken diğer kadınlar ise erotik kostümler ile dans etmektedir.Beklenmedik bir anda bir patlama ve sarsıntı olur.Bir hışımla şatonun mahzeninden kendini dışarı atan grup evin üst katında ki hizmetçilerin halini görünce şaşkına dönerler.Hizmetçilerin ikisi de kör olmuştur.
Gözleri tamamen bembeyaz olan hizmetçi kız,Lucio Fulci'nin The Beyond filminde ki beyaz gözlüleri anımsatmaktadır.Bunun bir diğer benzeri ise Horror Express adlı yapımda yer almaktadır.



Durum karşında bir anlık paniğe kapılsalar da teşhisi hemen koyarlar,nükleer savaş.Bu durum karşısında hiç oralı olmayan Naschy'nin tavırları dikkat çekicidir.Rahatlıkla purosunu yakıp viskisinden yudumlamaktadır.

Derhal bir plan kuran grup dışarı çıkıp bir süreliğine yetecek kadar erzak edinmek için yola koyulurlar ancak görecekleri karşısında ne yapacaklarını bilemezler.


İzlerken keşke bitecek olmasa dedirten bir yapım.Final Sahnesinde fonda çalan Beethoven-Ode to Joy ile de yeni dünyaya cesurca bir selam yollamayı da ihmal etmemiş.Ode to Joy'un ardından gelen Sovyetler birliği ulusal marşı ise şok etkisi yaratmakta.

Amerikan post-nükleer filmlerine karşın daha bilimsel terimlerden uzak ve heyecan dozu yüksek olan Ultimo deseo aka The People Living own Dark (1976) kesinlikle Euro-Trasho izleyenlerin es geçmemesi gereken bir yapım.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

22 Eylül 2011 Perşembe

1990: I guerrieri del Bronx aka 1990: The Bronx Warriors (1982)


Şiddettin gelecekteki halidir Post-apokaliptik filmler geleceğin dünyası şiddete dayalıdır aynı geçmişin dünyasında olduğu gibi.Sadece Avcının hayata kalabildiği bir dünya.

1990:The Bronx Warriors (1982) şiddet sinemasının tecrübeli ismi Enzo.G.Castellari imzalı geleceğin açılan farklı bir kapı.Bu Issız topraklar da seçilmiş kişi gözüyle bakılan yalnız savaşçılar ya da vahşi hayvan sürülerini andıran çeteler boy göstermektedir.Assault on Precinct 13 (1976,The Warriors (1979),Escape from New york (1981) ve Mad Max (1979) gibi sükse yapmış filmlerin izin gitmiş sıra dışı yapımlardan biri.

Baş rollerinde Mark Gregory, Fred Williamson,Vic Morrow ve George Eastman yer almakta.Senaryoda ise Dardona Sacchetti ve Elisa Briganti yer alıyor.Bunların dışında filme kesinlikle en büyük katkı ise Hell's Angels motor çetesinden gelmiş.

Değişen dünya düzeniyle bölünen eyalet sistemi bir nevi dere beyliğine dönüşürken New York'da işler daha farklı ilerlemektedir.Çetelerin hakim olduğu Bronx kendi içinde düzenin sağlamıştır.


Manhattan'ı kontrol eden güçlerin başkanı olan Vice-President'ın (yönetmen bu karakteri kendi oynamaktadır.) biricik kızı Anna,Bronx tarafına geçince işler karışır.Bronx tarafına geçtiği gibi başı da belaya girer.Patenli bir çete olan zombies tarafından saldırıya uğrarken imdadına baş kahramanlarımız Riders'lar yetişir.






Çetenin lideri olan genç savaşçı Trash tarafından korunan Anna olacakları hissetmektedir.Öte yandan başkan kızının bir kaç gün sonra ki doğum gününde yaşayanlarına güven ve mutluluk konuşması yapacak olmasına rağmen ortada olmaması bir sonra ki seçimleri tehlikeye sokacağı için endişe duymaktadır.Bunun için ise kiralık katil olan polis teşkilatının özel adamı Hammer görevlendirilir.



Çizgi roman tadında ilerleyen film gayet başarılı.Bir kaç zayıf noktasını görmezden gelmek gayet mümkün.Mesela filmin Bronx'da değil de Broklyn'de geçmesi gibi.Türünün perde arkasında kalmış filmlerine öncelik eden 1990:Bronx Warriors gece yarısı kuşağınıza renk katacak bir film.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Panic in Year Zero ! (1962)




Yarı kurgu olsa da Post-Apokaliptik ve Post-Nükleer senaryolar insan oğlu için gerçeğe en yakın felaket senaryosu olduğu kesinlikle tartışılmaz bir durum.

Soğuk savaşın sen sıcak yıllarında bir çok nükleer saldırı alarmına geçip haftalarca sığınaklar da yaşamış olan amerikan halkı için en iyi hisseden de onlardır.Daha sonra ki yıllar da cernobil ve geçtiğimiz aylar da Japonya da yaşanan depreme bağlı olarak nükleer sızıntı tüm dünyaya bu gerçekliği bir daha tüm çıplaklığı ile gösterdi.

Meşhur oyuncu Ray Milland'ın oynayıp ve yönetiği buz gibi filmde Jaen Hagen,Frankie Avalon ve Mary Mitchel eşlik ediyor.

Ward Moore'nin yazdığı Lut ve Lut'un kızı aldı kitaplardan esinlenerek senaryosu oluşturulan film kesinlikle hollywood yapımlarını tokatlayacak bir B-movie.

Sıradan başlasa da ilk çeyreği atlatıldıktan sonra nefes kesen bir hal alan hikaye kesinlikle oldukça gerçekçi.

Sabahın erken saatlerinde evlerinden ayrılıp L.A dışında kamp yapmak için yola koyulan Baldwin ailesi yolda beklenmedik bir ışık patlamasıyla karşılaşırlar.Sabah ilk saatlerinde olan bu ışık patlaması ve radyo yayının kesilmesi aileyi şoka sokar.Arkalarına bakıp gördükleri devasa nükleer mantarı gördükten sonra gözlerine inanamazlar.




Derhal acil durum duruma geçen aile ilk baş durumun ciddiyetini kavramaya çalışırlarken kendilerini buldukları karmaşa ortamında ilkel insanlar gibi savunmaya başlarlar ve tarih öncesinden kalma bir mağaraya yerleşirler.artık tarih 0.0.0 göstermektedir.



Mercury Monterey marka kullanan aile daha sonra ki yıllarda gelecek olan post-apokaliptik projelere esin kaynağı olmuş ve motorize nın böyle durumlardaki öneminin bir nevi simgesi haline gelmiştir.Tabi benzin yettiği kadar.

Filmde bir diğer dikkat çekici olay ise Ray Milland'ın psikolojik yaklaşımı.İnsan davranışlarından yola çıkarak olayın odak noktasını kıyamet olarak değil de insan olarak belirlemesi benzer bir durum anında eğer hayatta kalırsak ne gibi bir durumda olacağımızı rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Fantastik yaklaşımdan uzak olan tamamen gerçekçi bir yaklaşımla beyaz perde de izleyenlerin kanını donduran Panic İn Year Zero! kesinlikle türünün diğer filmleri gibi görülmeye değer.




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

31 Ocak 2011 Pazartesi

Six-String Samurai (1998)





Bazı filmler vardır defalarca izlemeyi bırakın aynı günde bir kaç sefer izleseniz dahi bıkmaz daha fazla izlemek istersiniz.Bu tarz filmler genel de yüz ifadesin de şekerli bir gülümseme bırakır.Six String Samuria'da işte böyle bir film.

1998 yapımı olan B-sınıf şaheser,post-apokaliptik ve post-nükleer filmler arasında bambaşka bir yere sahip.Sıradan bir B-sınıfı yönetmeni olan Lance Mungia tarafından
yönetilen filmin senaryosu ise aynı zaman da baş rol de yer alan Jerrey Falcon ile Mungia tarafından ortak yazılmış.

80'ler sonu Video dönemine ait bir çok filmde yer alan Jerrey Falcon.Bu ıssız topraklar da canlandırdığı Buddy karakteri ile turnayı gözünden vurmuş.Gerçekte de
dövüş sanatları eğitimi olan oyuncunun tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmde de dövüş sahneleri tatmin edici.

Oz büyücüsü(Wizard of Oz) ile iskoçyalı(Highlander) kıvamında olan filmin mevzusu ise oldukça uçuk.


1957 yılında Sovyet Rusyası A.B.D'e nükleer saldırıda bulunur.Tüm A.B.D topraklarını ele geçirmelerine rağmen Lost Vegas adında ki özürlüğün son kalesi olan bu yerin Kralı Elvis tarafından yönetilmektedir.Gün gelir ve Elvis hayata veda edince kralın tahtına oturacak kişi Lost Vegas'ta en iyi sahne performansını sergilemek zorundadır.

Issız toprakların dört bir yanından bu yarışmaya katılmak için bolca savaşçı/müzisyen gelmektedir.Buddy adında ki bir müzisyen/savaşçı da
Lost Vegas'ın yolunu tutmuş ancak başına geleceklerden habersiz bir
şekil de amacına odaklanmıştır.


Her şey yol da karşısına çıkan çocuk ile başlar ve ne kadar başta ondan
kurtulmaya çalışsa da ilerleyen günler de karşılıklı yardımlaşmalar sonucu
birbirlerine alışırlar.Hemen hemen tüm apokaliptik filmlerde olduğu gibi
Six String Samurai'da da retro-Futuristik öğeler yer almakta.

Film de Baş karakterimiz olan Buddy'i gibi bir çok Müzisyen/savaşçının peşine düşüp tahta kendi oturmak isteyen Death adında ki azrail tiplemesi fazlası ile Slash'ı andırmaktadır.Filmin bir bölümünde karşılıklı solo atışmaları ise oldukça gaz.


Falcon'nun canlandırdığı Buddy karakteri ise koca gözlükleri ile meşhur olan Buddy Holly'dir.Ayrıca Film'ın müzikleri o kadar iyi seçilmiş ki adeta bir müzikal havasına bürünmüş.Müzikler ise Red Elvises ve Brain Tyler'a ait.


Filmin yayımlanmasından bir kaç ay sonra piyasaya sürülen çizgi romanı da gayet güzel.Bunun dışında en son yayımlanan Fallout:New Vegas adlı oyunun içeriğinde filmden bir çok esinlenme yer almakta.

Issız toprakların takipçilerinin beyaz ışığı görmeden önce mutlaka izlemeleri gereken bir film olduğunu dile getirebilirim.



Haribo Puanı:If you scratch my guitar, I'll kill you.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

23 Eylül 2009 Çarşamba

CYBORG - 1989



Tüm zamanların en fantastik en uçuk sinema filmlerinden birisidir CYBORG.
Hem kurgusu hem mekanları hem de çekildiği tarihteki bütçesine göre "kvlt" diye nitelenen film, seyircisine bambaşka bir zaman dilimi bambaşka ve vahşi bir yaşam bol vurdu kırdı bol adrenalin vaad ediyor.

Filmin künyesi:

Yönetmen: Albert Pyun

Jean-Claude Van Damme ...Gibson Rickenbacker
Deborah Richter ...Nady Simmons
Vincent Klyn ...Fender Tremolo
Alex Daniels ...Marshall Strat
Dayle Haddon ...Pearl Prophet
Blaise Loong ...Furman Vux / Pirate / Bandit
Ralf Moeller ...Brick Bardo (as Rolf Muller)
Haley Peterson ...Haley
Terrie Batson ...Mary
Jackson 'Rock' Pinckney ...Tytus / Pirate / Bandit
Janice Graser ...Vorg
Robert Pentz ...Base / Pirate / Bandit
Sharon K. Tew ...Prather / Pirate / Bandit
Chuck Allen ...Vondo / Pirate / Bandit
Stefanos Miltsakakis ...Xylo / Pirate / Bandit
Konusuna gelince, açlığın ve sefaletin hüküm sürdüğü ortalığın ise harabeye döndüğü abd de çeteler ve veba ile uğraşan bir avuç insanın öyküsüdür.
Fender, gaddar ve acımasız bir çete ile ortalığa dehşet saçmaktadır.
Bu esnada bir grup bilim adamı, Atlanta şehrinde söz konusu salgın ile ilgili bilimsel araştırmalar yapmaktadır ve sonuca cok yaklaşmıştır.
Bunun kokusunu alan Fender herifi, hayatından fedakarlık ederek yarı insan / robot bilim kadınına dönüşmüş aşının bilgilerine sahip Pearl ü de alarak işin merkezine yani Atlanta ya yollanır.
Giderken de ortalığı gene yakıp yıkmakta akla ziyan şekillerde insanları katletmektedir.
Bu esnada sıradan ve savunmasız insanlara yolculuklarında yol boyunca karşılaşacakları tehlikelere karşı belli bir ücret karşılığı eskortluk yani fedailik eden Gibson ( J.C.V.D.) olaya bir sekilde kıyıdan köseden musallat olur ayrıca da eski bir intikam hesabını ödetmek için Fender in peşine düşer ve olaylar gelişir.



Bikac enfes dövüş sahnesi bir carmıha çivilenme sahnesi ve de beklenildiği üzere finalde sağanak yağmurun altında izbe bir oto mezarlığındaki aksiyonları ile beklentinin çok ötesinde bir yapım.
Bazı karakterlerin filmdeki isimleri ki bunda başroldekiler de dahil, çeşitli gitar, gitar anfisi vs markalarından oluşu isa bir muallak.
Fender, Gibson, Pearl, Tremolo, Tapping, riff, cift kros vs vs izleyiciye
elbetteki enteresan geliyor :)
Bunun haricinde yönetmen de işi bilen bir tipmiş, adrenalini tam kıvamında ve zirvede tutmasını cok iyi bilmiş.

Tv de de muhtelif zamanlarda defalarca oynamış filmi hala izlemediyseniz tez zamanda edinin ve fantastik kuntastik bir alem ile 120 dk oyalanın gününüz anlam bulsun.






Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails