16 Kasım 2009 Pazartesi

16 Kasım Pazartesi 2009

Kim söylemişse söylemiş, “Amerika’yı yeniden keşfetmek!” diye bir deyim vardır; bilinen bir olayın ortaya çıkması ve ilk defa karşılaşıyormuş gibi, şaşırmak anlamında kullanılır.
Günlerdir, gazeteler, televizyonlar “telefon dinlenmesine” taktılar, Yargıtay dinlenmiş, İstanbul’da başsavcının telefonları dinlenmiş, o dinlenmiş, bu dinlenmiş, telefonla konuşmanın gizliliği kalmamış...
* * *
Sanırsınız ki ilk defa oluyor, ilk defa telefonların dinlendiği öğreniliyor.
Ne münasebet, bu memlekette bin yıldır telefonlar dinlenir, üstelik keyfi, mahkeme kararı olmadan...
Teknoloji bu kadar gelişmiş olmasa da, biz de kırk yıldır telefonların dinlendiğini biliriz.
* * *
Telefonla konuşurken birden ses tonu değişir, anlarız ki devreye giren var, arada uyarırdık da:
“Aradan çık, ayıp oluyor!”
Ya “tık” diye çıkar ya da devam ederdi, biz de dinlendiğimizi bile bile ya konuşur, ya da kapatırdık.
Diyeceğimiz, yeni bir marifet değil!
1960’lı yıllarda, Demirel’in sanırız ilk İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sukan ağzından kaçırmıştı: “solcuların, nefeslerini bile dinlediklerini” söylemişti de lakabı “zehir hafiye”ye çıkmıştı... “Zehir hafiye” bir ara işi iyice büyütüp, Meclis’teki bazı milletvekillerinin dolaplarını da aratınca, rahmetli İsmet Paşa öyle bir laf etmişti ki:
“Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz!”
* * *
En çok dinlenen telefonlar gazete ve gazeteci telefonlarıydı herhalde...
1960’ın başı, “27 Mayıs” geldi gelecek eli kulağında, rahmetli Nezih Demirkent, “Yeni Sabah”ın spor müdürü, İzmir’deki “Demokrat İzmir” gazetesinin İstanbul temsilciliğini almış, spor haberlerini o verecek, biz de o tarihte de “Milliyet”teyiz, akşamları haberleri telefonla İzmir’e yazdırıyoruz. Genellikle “Demokrat İzmir”in hoşuna gidecek haberleri, gazete muhalif ya!
* * *
Bir gün bir şaka yapalım dedik.
Öyle bir haber yazalım ki, iktidardaki “Demokrat Parti” yere göğe sığmasın!
Haberi yazdık, haber ya da yorum...
“Demokrat Parti”yi ve tabii Menderes’i öve öve bitiremiyoruz, haberi alan İzmir’deki arkadaş, hayret içinde ona “Sen yaz!” diyoruz, o da yazıyor.
Akşam, yazı işleri müdürü İzmir’den aradı:
“Dalga mı geçiyorsunuz?”
Anladı ama biraz geç anladı, neyse!
* * *
Ertesi gün yazı işleri müdürü bir davette, Demokrat Parti İzmir il yöneticilerinden biriyle karşılaşmış, adam sitem etmiş:
“İstanbul muhabiriniz lehimizde haber yazıp geçiyor, onu bile kullanmıyorsunuz”
“Siz nereden biliyorsunuz?”
“Biz biliriz!”
Anlaşılan telefonu dinleyenler, kendisine müjdeyi vermişler, o da inanmış, dinleyenler de şakayı anlamamışlar.
* * *
Şimdi hukuk âleminde kıyametler kopuyor:
“Hâkim ve savcıların telefonları dinlenir mi?”
Hikâyeyi bilirsiniz... Oduncu, ormanda elindeki baltayı asırlık ağacın gövdesine indiriyormuş, ağaç başlamış ağlamaya, oduncu üzülmüş:
“Canın mı acıyor, ama ne yapayım ekmek parası, seni kesip odun yapıp satacağım, nafakamı çıkaracağım, evdekiler aç.”
Ağaç içini çekmiş:
“Canımın acıdığı filan yok, elindeki baltanın sapı benden, ona ağlıyorum!”
* * *
Telefon dinleme kararlarını kimler veriyor, o kararların altında kimlerin imzası var, baksanıza!


Devamını okuyun...++++

İyi bir Hafta sonu



''Dur!''diye haykırdı.Canı oldukça yanıyordu anlaşılan.

Köklemeye devam ettim.Bacaklarının titremesi beni hayvani bir havaya sokuyordu.Fonda çalan ''Nattefrost-Whore'' oldukça manalıydı.

-Tanrım ne yapıyorsun böle.

-Tanrın seni burada kurtaramaz güzelim.

-Her tarafım uyuştu lütfen...

-Kapa çeneni!

20-25 dakika daha sürdükten sonra küçük azını tohumlarım ile doldurmuştum.Yutmak zorunda kaldı.

Yatağa uzanıp sigara yaktım.O'da tuvaletin yolunu tuttu.Yatağa akıntıları ve sıvısı bulaşmıştı.Bunların yanına birde kan eklenmeliydi.Düşüncelerden aldığım haz tavan yapmıştı.Bir süre sonra odaya döndü ve yanıma uzandı.Kısa süren bir sessizliğin ardından:

-Şimdi ne yapacağız?

-Dışarı çıkıcam.Gelincik ile buluşabilirim.İstersen gel.

-Olur.

Birlikte evden çıktık.Taze bedeninin kokusu oldukça hoş geliyordu.Gelinciği bir kaç kere aradım ancak cevap vermiyordu.Sanırım telefonunu duymuyordu.Bizde yiyecek bir şeyler alarak eve döndük.

O mutfağın yolunu tutarken bende internete gezindim.Olaylar sapa sarıyordu.Karantina altındaki Hastane personelinden ikisi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bir şeydi peki bu?

Otopsi sonuçları aydınlatıcı olabilirdi.

Skor sonrası yemek ve ardından bir kaç bira keyfime keyif katar;kesinlikle iyi bir hafta sonu gibi duruyordu.Yemeklerin kokusu burnumu okşamaya başlamıştı bile.Gayet leziz kokulardı.

Menü'de tavuklu mantar ve pilav vardı.Ayrıca çokta güzel bir salata hazırlamıştı hatun.

Hava kararmıştı ve gece uzun olacaktı.O sofrayı hazırlarken bende garip bakkal'dan bira ve sigara almak için evden çıktım.Bakkal beni görünce yüzü asıldı.Haklıydı'da.Borcum vardı.Az bir şey ancak cebimde ki parayı ona verirsem ben nasıl içmeye devam edebilirdim ki.

On iki bira ve üç paket sigara aldım.Eve vardığım da yemeğe oturduk.Yemekler gayet güzeldi.Uzun süredir böle lezzetlisini yememiştim.Bir an boş bulunup gece tohumlarımı atmayı düşündüm bu sürtüğe.Yapmamalıydım.Yemekten sonra tekrar o işlere bakıldı.Gayet iyi muamelesi vardı.

İş sonrası bana kendinden bahsetmeye başladı.Anlattıkları umrum da değildi.Dinliyormuş gibi yapıp ard ard'a 3-5 sigara yaktım.Havamı bozmuyordum.Sabah olmasına daha vakit vardı ve ben fazlasını arzuluyordum.

Baş ucumda ki kitaplara bakarak:

-Bunlarda ne?Çok mu kitap okuyorsun?

-Ehh

-Ben kitaplardan nefret ederim.Çok sıkıcılar.

Onu dinliyormuş gibi yapmaya devam ettim.Bıkmadan kendinden ve zevklerinden bahsetme gereği duyuyordu.Bu esnada onla nasıl tanıştığım aklıma geldi.Adı Duru'du.Basit ve ucuz bir hatundu.İyi yemek yapan,muamelesi gayet yerinde,harcaması olmayan bir tipti.Etrafta ara sıra karşıma çıkıyor ve her seferinde uzun uzun kesiyordu beni.Bir gün yanıma geldi ve akşam görüşmek istediğini söyledi.Aslında aradığım tipteydi.Akşam dokuz sularında arar.Müsait olup olmadığımı sorar.Müsaitsem gelir ve o işlere bakılır ve giderdi.Bu yönünü gayet iyi buluyordum.Ancak son 2 gündür bakışlarında ki duygu yüklülük beni rahatsız etmeye başlamıştı.

Bu esnada anlattıkları bitti ve bana dönerek:

-Banyo'ya girebilir miyim?

-Keyfine bak yavrum.

Duru,banyo'ya girdiğinde ben internete şöyle bir göz attım.Saat sabah karşı dört sularıydı.Yeni bir gelişme yoktu.Anlaşılan çaresiz kalınmıştı ve işler ciddiye biniyordu.Bir gelişme olmadığını öğrendikten sonra Duru'nun yanına gittim.Banyoya girdiğimde göğüslerini sabunluyordum.Karşısına geçtim,sigaramı yaktım ve izlemeye başladım.Onu izlemek gayet zevkliydi.Sigaram bittikten sonra ıslak vücuduna dokunmaya başladım.Suyun ılıklığı taze vücudunu kestane kıvamına getirmişti adeta.Küçük oynaşmalar ardından.Sıcaklığımı hissetmişti yeniden.

Sabahın ilk ışıkları belirmeye başladı.Alaca karanlık almıştı yerini.Birer kahve içtik.Duru kıyafetlerini giyinirken,bense yatağa uzandım.Küçük kıçını bu gecelik son kez salladı bana ve o görüntü ile uykuya daldım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

15 Kasım 2009 Pazar

Sasha Dith - Russian Girls (Projectone Remix)





Devamını okuyun...++++

Haftanın Sürtüğü:Tasty







Devamını okuyun...++++

Bar Refaeli *Peter Hahn 2009 Catalog Photoshoot








Devamını okuyun...++++

14 Kasım 2009 Cumartesi

Roadkill:the Last Days of John Martin(1994)



Bir çok Ed Gein'ı konu alan film izledim ancak Roadkill bambaşka bir film.1994 yılında Jim Van Bebber tarafından çekilen 15 dakikalık kısa film.Ed Gein'e dair çekilen bir çok farklı filmdeki en iyi noktaları kendi içinde barındırarak kan akışımızı hızlandırıyor demem abes kaçmaz.

Jim Van Bebber'ın İlk korku filmi olan Roadkill'de Ed Gein temel davranışlarını tek filmde toplamış.Mezar soygunculuğu,Yamyamlık,Hunharca katletme gibi.Deranged'da ki soğuk kanlığı,Henry: Portrait Of A Serial Killer'da ki psikolojik sıkışmaları ve Texas Chain Saw Massacre'de ki o kana susamışlığı 15 dakikaya sığdırmış.


Kuşkusuz Amerikan bağımsız sinemasının korku adına en iyi yapıtlarından biri bana göre.Bir çoklarınız için aslında iğrençlikten başka bir şey gibi gözükmese de bu tarz filmlerin görsel vuruculuğu ve akılda bilinç altına yerleşen sahneleri ile kanımca daha cezbedici.


Filmin kısa konusuna şöyle bir göz attığımızda.John Martin insan eti ile beslenir.Evinde bir çok dekor insan organları ve kemiklerinden yapılmıştır.Kimi zaman çaresizliğe düşse de tavrından pek taviz vermez.Bütün gün içer insan eti yer ve sonra T.V karşısında söver durur.Bir gün avlanma günü gelir arabaları bozulan genç bir çiftin arabası ile yanına yaklaşır ve onları gitmek istedikleri yere götürebileceğini söyler.Fakat işler öle yürümez.Onları kaçırıp evine götürür ve şölen eder.


Beni en çok mest eden sahneleri ise hiç kuşkusuz T.V karşında koca tabak dolusu eti yediği sahnedir.Evin duvarlarında çeşitli kemik ve organların dışında.İsmini bir türlü hatırlayamadığım işkence yöntemi ile duvarlara öldürdüğü insanların yüz derilerini yapıştırmıştır.Tabi birde öle bir kafes sahnesi var ki o daha da bir adamı şevke getiren bir görüntüdür.


Necrophagia'da filmin görüntülerinden klip yapan Jim Van Bebber diğer çalışmaları ile de gorecu adamın kalbini sökmüştür.
Kanımca muhteşem bir güne merhaba filmidir.Kahvaltı da açıp izleyin emin olabilirsiniz ki günün geri kalanı sizin için daha iyi geçecek.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

12 Kasım 2009 Perşembe

Kim demiş köyde disco olmaz diye





Devamını okuyun...++++

Tarih Sarkozy'yi yazıyor



'Berlin Duvarı yıkılırken oradaydım' yalanı ortaya çıkınca...
Fransa Cumhurbaşkanı Berlin Duvarı’nın yıkıldığı gün oradaydım demiş ve kendisini duvarın önünde gösteren bir fotoğrafı faceebook sayfasına eklemişti.
Bu iddia asılsız çıktı ve Sarkozy’nin duvarın yıkılmasından birkaç gün sonra Berlin’e gittiği anlaşıldı.
Fransız basını bu haberler üzerine photoshop'la hazırlanmış ve Sarkozy’yi tarihin önemli anlarında gösteren resimler hazırlayarak tiye aldı.












Devamını okuyun...++++

The Dead Weather - I Cut Like A Buffalo





Devamını okuyun...++++

AIRBOURNE - Runnin' Wild / feat. Lemmy





Devamını okuyun...++++

Down - Where I'm Going





Devamını okuyun...++++

Milking the Goatmachine - Back from the Goats


Şu metal müzik alemlerini en çok etkileyen en derinlerden sarsan artcıları da peşinden getirmekten geri kalmayan yegane hayvanı nedir, diye sorsalar coğumuz KEÇİ deriz.
Bu müzikteki keçicilik akımının tarihinde CONRAD CRONOS un liderliğindeki VENOM ve envayi çeşit kara metal / thrash metal grubu sözleri ve kapakları ile yerlerini aldı, bunun türlü türlü nedenleri var da biz o ayrıntıya burada elbette girmeyiz hala nedenini niçinini merak edeni internet sayfaları bekler.

Bir de bunu abartan herşeyi keçiciliğe vuranlar var..
Milking the Goatmachine adlı Alman grup ta tam bu sınıflandırmaya uyuyor
tesadüfe bakar mısınız.
Şarkı adlarına bakınca, haklısınız ben de makara kukara bişey.. diye düşündüm de keçinin ayağı hiç öyle değil.

Bi sefer leşş gibi ölümüne kazımışlar, pigfuck vokaller çok ama çok başarılı albümün kaydı da debut olmasına rağmen çok klas.
Bu Almanya daki mahalle grupları bile süper işlere imza atıyor teorisi sanırım doğrulanıyor zaman ise Alman metal müzik soundunun arkasında yer almaya inat ediyor.

Metal arşivine hemen göz attık bilgileri sizinle de paylaşalım, grup bu ilk albümünü
"Ansalt Records" etiketiyle çıkarmış, keçi müptezellerinin isim ve pozisyonları ise:

*Goatleeb Udder - Vokal, davul
*Goatfreed Udder - Gitar, Bass gitar

Bunlar, esas kadro bir de bunların konserlerde işbirlikçileri var,

Tony Goatana - Gitar
J.A. Hornlicker - Bass gitar


Albümdeki başarılı şarkılar ise

1.March Into Shed
2.A Tale of Slaughtering
3.Surf Goataragua (Sacred Reich Cover)
4.Sour Milk Boogie
5.Goats Got No Clits
6.Rise of the Wise Goat
7.Bingo Bongo - I Don't Want to Leave the Congo
8.Eaten Blessed Scum
9.Goat Thrower
10.Feed the Goat
11.Wasting Away (Nailbomb Cover)
12.The Last Unigoat
13.Born, Lost and Captured
14.Back from the Goats


Albüm bir filmden alınan intro ile start alıyor akabinde giren March Into Shed ile çakk gaz bir ortama giriyorsunuz.
Adamlar kanal kayıtta sahtekarlık harici her imkanı süper bir zeka ile kullanmış böyle taş gibi klas ve başarılı bir sound bulmuşlar. Parça da güzel biraz thrash ile soslanmış hayvansal ölümcül metal aralara öyle kazımalar sıkıştırmalar pigfuck vokallerle de ortaya cıkan sentez muhteşem.

Amerikan thrash metal klasiği Sacred Reich parçası olan Surf Nicaragua olmuş bu kez bu grubun ellerinde Surf Goataragua.
Şarkı da fazladan bir gaz var sadece adını değişmekle yetinmemişler.. SR asla şu şekilde kazımayı düsünmemiştir kanımca.

Goats Got No Clits albümdeki bir diğer favori şarkılardan.
Elemanlar biraz gizemli de bugüne değin başka bir grupta yer almamışlarsa eğer iyi bok yemişler sırf şu şarkıda bile sağlam tipler oldukları aşikar.
Özellikle davulcu ve vokalist keçimizin performansı muhteşem.

Bingo Bongo - I Don't Want To Leave The Congo, çok enteresan bir şarkı.
Öyle yamyamlardan bir demet sunan introsu var akabinde slam brutal bir giriş.
Zeki adamlar tabii hemen öyle araya pigfuckları sokuşturup kazımalar, bir takım cinnetsel hızlara çıkmalar bişeyler bişeyler..
Çok seviyorum böyle süprizleri.
Keçi davulcuyu bir de konserde izlemek isterdim.

Goat Thrower dan elemanların İngiliz savaş makinesi BOLT THROWER fanı olduklarını da düşünebiliriz. Öyle şarkı başında dizel traktör motoru soundlu bass gitar atraksiyonlarını da jo Bench e selam çakma gibi yorumlarsanız hayrımıza olur.
Aksi halde kolpalık yapıp bok atanların ayaklarını kesiklerle zedeleyip bol tuza bandırıp keçiye yalatmakla tehdit etmeleri söz konusuymuş bu elemanların:p

Sepultura ve Fudge Tunnel elemanları + bikac daha babanın yer aldığı tek albüm tek de konser albümü ile misyonunu bitirmiş ve arşivin tozlu raflarına kaldırılmış hala da adından tek tük sözettiren NAILBOMB un Wasting Away ini yorumlamak ta kurnazca.
Gene geçişlerde pigfucklar enfes, davulcunun orj Igor olduğunu düşünürsek bu keçi davulcu da hakkını vermiş helal olsun.

Albüme adını da veren Back From The Goats gırtlaklayıp boğarcasına kazıyan bir o kadar da gaddar bir şarkı.
Özellikle bikac aksak tıksak part cok başarılı vokalistin extra cabaları için kara tekelerin baronluğunu öneriyorum kendisine.

Şimdi doğaldır merak ettiniz ne menem herifler bunlar deyyu, aha MySpace linki:

http://www.myspace.com/milkingthegoatmachine

(*Keçi sütü anne sütüne en yakın besleyicilik değeri olan süttür aynı zamanda..)






Devamını okuyun...++++