Criminal Woman:Killing Melody filmi Japon Pinky vahşet filmlerinden biri.Japon şiddet filmlerinin bir numaralı firması Toei yapımcılığa ait olan film,türünün tüm özelliklerini içinde barındırıyor.
Tyrant Goatgaldrakona Macar metal müziğinin yeni isimlerinden.Şubat ayının ilk günlerinde yayımladıkları Horns in the dark adlı ilk albümleriyle oldukça şeytani bir death metal icra etmişler.
Spaghetti Western furyasının görkemli kapanış filmi olan Keoma,Enzo Castellari'nin de unutulmaz baş yapıtlarından.Filmin bu kadar görkemli olmasındaki bir diğer net unsursa İtalya'nın en büyük oyuncularından biri olan Franco Nero.
70’li yıllar ve dönemin en çok merak uyandıran, skandal niteliğindeki mevzusu “Satanizm”. Ayinleriyle, söylemleriyle, tarikatlarıyla ve insanların kalplerinde dehşete yol açan eylemleriyle toplum üzerinde adeta şiddetli bir şok etkisi yaratmıştır bir dönem.
Amerikan Slasher filmlerinin rengarenk bir dünyası var.Ne kadar korku sinemasının bir kolu olsa da yetişkine çizgi film tadı veriyor.(Benim için böyle).Türün bir çok baş yapıt örneği olduğu gibi sıradanlıktan dökülen işleri de bolca bulunmakta.Tüm gün evde oturup,gün boyunca kafayı çekip korku filmi izlediğim günlere geri döndüğümde Slasher tarzı filmler öğle vakitlerimi süslemekteydi.İşte Madman(1982)'de bana o günlerden yadigar.
Joe Giannone'nın yazıp yönettiği Madman (1982) tam manasıyla bir toplama film.Fog(1980),Amityville Horror(1979),Friday the 13th(1980),The Burning (1981)gibi aklıma gelmeyen bir kaç yapımın daha izlerini taşıyor.Bu filmin ardından yönetmen başkada film çekmemiş tahminimce batmıştır.Her şeye rağmen eğlenceli bir film,bana kalırsa film Avrupa'da video kaset döneminde iyi iş yapmıştır.Filmde yer alan oyuncularsa gene aynı şekilde ya bu filmde oynamışlar ya da sinema dünyasınında sahne arkası görevler de yer almışlar ancak bunların arasında öyle bir isim var ki ona değinmeden geçemeyeceğim. Gaylen Ross. Romero'nun çığır açan yapımı Dawn of the Dead (1978)'de Francine adıyla boy gösteren aktris.
Her şey yetenekli çocuklar için North Sea Evlerinde düzenlenmiş olan kamp ateşi sırasında başladı...
Film bu şekilde başlıyor kamp ateşinin etrafında toplanan gençler birbirlerine korku hikayeleri anlatırken ortamdaki dayı rolündeki adamın Grimm masalı edasıyla anlatığı Deli adam Marz'ın hikayesinden sonra film başlar.Bu hikayenin anlatımı sırasında da,film içindeki cinayetlerden küçük sahneler izleriz.
Bilindiği üzere Slasher yapımlarının bir çerçevesi vardır.İlk sevişenler ölür ardından utana sıkıla sevişenler sonra da alkol ya da uyuşturucu kullananlar diye ilerler.Bu çerçeveyi Vatikan ahlakçılığı olarak adlandıra biliriz.
Ancak Madman'de tabular yıkılmaya çalışılmış.
Filmdeki üç ablamızdan hiç sevişmeyen ilk olarak ölürken, çekinerek sevişen ablamız ikinci sırayı alır. İnanmayacaksınız ama sevişen abla sona kalır ve final kızı olmaya hak kazanır.
Filmin siz Extremeharibo okurları için önemli yanı şudur ki Madman (1982)çeşitli film eleştirmenleri tarafından ne kadar yerin dibine sokulmuşsa da Mortician filmleri arasında yer almaktadır.Grubun Re-Animated Dead Flesh (2004) yılındaki albümünde bu Madman Marz adlı parçalarında bu güzel yapımdan bahsetmektedirler.
Yılın son günlerine girdiğimiz şu zaman diliminde tatilin yaklaşmasıyla birlikte tüm Slasher sevenlere önerdiğim Madman(1982) sizlere keyif dolu dakikalar yaşatacağından eminim.
Amerika'nın bir çok bölgesinde metal müziğin türlü halleri uzun yıllardır boy göstermekte. Güneyli tarzlarının da tamamiyle metal müziğin içine dahil olmasıyla Louisiana bölgesinden de bir çok grup karanlık diyarlara adım attı. Orloff da bu topraklar da yeni filizlenen bir bataklık bitkisi gibi.
Albümün genelinde aynı tarzda bir yapı hakim.Çok köklü sololar var James Murphy sololarının andırmakta.Hatta zaman zaman Death'ın giriş ve geçişlerini andıran rifler mevcut.Bunu en iyi temsil eden parça ise '' Paralyzed Entities '' .
Klavye çoğu zaman Organ tarzında.Bu da o Gotik/korku edebiyatının ve sinemasının müziğe yansımasında oldukça etki yaratıyor.Özellikle '' Nine Eternities in Doom '' adlı parça Vincent Price'ın meşhur filmi The Abominable Dr. Phibes (1971)aldıkları konuşmayla da korku izleyicilerinin gönlünde taht kuracak cinsten.
Grubun kadrosu:
Waldemar De Marnac-Bas/Vokal
Coffin Fiend-Davul
Assassin-Gitar/Vokal
Alucarda Bellow-Vokal
Farklı vokal tarzları da grubun yaptığı müzikteki bir diğer öne çıkan yön.Old skoll death metal icra eden bir çok yeni çıkışlı gruba nazaran,bu tarz bir kaç farklı vokali ve bol çift kroslu kullanımıyla daha etkili bir hal almış.
1.Intro: Vampire Circus
2.Cobwebbed and Decayed
3.Crimson Deathshroud
4.House Where the Beast Dwells
5.Count Orloff Has Risen from the Grave
6.Thrall of the Death's Head
7.Nine Eternities in Doom
8.Paralyzed Entities
9.Apparitions Among the Graveyard Skies
10.The Needful Revenge of Arthur Grimsdyke
11.Chamber of Chills
12.Master of the Morbid
13.Outro: The Mummy's Tomb
Günümüz de old skoll death metali böle yozlaştırmadan farklı şekillerde ele alan gruplar olması gerçekten taktir edilecek bir durum.Özellikle de korku sinemasından beslenmesi daha gaddar işler ortaya çıkartıyor.Albümde diğer alıntı süslemeleri olan parçalar ise Master of the Morbid ve The Mummy's Tomb.1942 yapımı Lon Chaney J.'ın mumya'yı canladırdığı yapım Outro'a ismini vermiş aynı şekilde filmden bir kaç replik yer alıyor.Master of the Morbid ise unutulmaz Legend of Hell House filminden bir replik bizleri karşılıyor.
Bir süredir keyifle dinlediğim bu albüm hem korku filmi sevenlere hemde death metalin ölülerine tavsiye edebileceğim bir albüm.
Fransız sinemasının 70’li yıllarda yarattığı “Emmanuelle” karakteri ve bu karakter ile çekilen bir çok soft-erotik seri tüm dünya çapında büyük ilgi gördü. Serinin elde ettiği başarı ve popülerlik, sexplotion türünde sıra dışı ve sansasyonel filmler otaya koymuş olan usta yönetmen Joe D’Amato nun gözünden kaçmamış ve bu furyada kendi payına düşeni en iyi şekilde değerlendirmiştir.
“Black Emanuelle” olarak ünlenen Endonezya’lı seksi oyuncu Laura Gemser ve D’Amato nun birlikteliği seriyi bambaşka bir boyuta taşımıştır. Yönetmenin orijinal senaryoyu belirli yönlerden referans alması dışında neredeyse isim benzerliği dışında çok fazla bir ortak yan bulmak mümkün değil. Tamamiyle kendine özgü, çarpıcı ve sıra dışı bir kurguyla birbirinden keyifli birçok filme imza atmıştır. “Canibalizm” den tutun da ihtişamlı seks tarikatlarına kadar dönemin en revaçta olan kurguları bir bir bu serinin içerisinde yer almıştır. Laura Gemser’ın büyüleyici görüntüsü ve arzuları tetikleyen cümleleri bu filmleri şüphesiz daha bir izlenir kılmaktadır.
Genellikle cinsel özgürlük tutkunu ve özgür aşkın peşinden giden bir kadın karakteri ile karşı karşıyayızdır bu filmlerde. Her ortam ve koşulda bu tutkunun peşinden gitmekle beraber, kadının cinsel obje olarak her fırsatta en ağır biçimde tüketilmesi gerçeğiyle yüz yüze gelmekten de kaçınamaz baş karakterimiz. Ve bu konuda üstlendiği sorumluluk bilinciyle kimi zaman gazeteci kimi zaman araştırmacı ya da bir foto muhabir olarak bu durumları göz önüne sermek için olayların doğrudan içerisinde yer almayı hedefler. Ondan sonrası malum; başlasın macera, sex partileri, uyuşturucu, yamyam kabileler, sapkın zenginler, ihtişamlı malikanelerinde haremler kurmuş baronlar vs.
Aynı zamanda bu seri bir turizm rehberi havasındadır. Amerika’dan uzak doğuya kadar pek çok ülkede çekimler yapılarak uluslararası bir içerik kazandırılmıştır filmlere. 1972 yapımı Emanuelle In America D’Amato nun serideki ikinci filmidir. Arkasından gelen Emanuella Around The World filmi ile ortak bir kurguya sahip bu filmde, Laura Gemser (Emanuella) her türlü tehlikeye cesurca atılan ve özgüveni son derece yüksek, kadın istismarına dair bütün gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya sermeyi kafasına koymuş bir foto muhabir/serbest gazeteci olarak karşımızdadır. New York’ ta başlayan hikayemiz Emanuella’nın, Eric Van Darren (Lars Bloch) isimli baronun malikanesinde kurduğu harem benzeri, her türlü cinsel arzunun tatminini amaçlayan ve bu anlamda sınırları zorlayan ortama dahil olmasıyla sıkı bir başlangıç yapar.
Malikaneye seçilen kadınların her birinin ayrı bir burçtan olması ve havuz başındayken üzerlerinde kendi burçlarını simgeleyen amblemlerin yer aldığı tangalarla ortalıkta gezinmeleri türünden bir çok fanteziyle karşılaşmak mümkün bu sahnelerde. Özellikle baronun bir akşam tüm ahaliyi toplayıp çiftlikteki ahıra götürdüğü sahne izleyenleri hayrete düşürecek cinsten. Burada baron, kızlarından birisinin ahırın içindeki bir atın karşısında çırılçıplak bir şekilde ve şehvetli inlemeleriyle hayvanı azdırmasını konuklarına izlettirir. Emanuelle, işine yarayacak görüntüleri kolyesinin içinde yer alan minyatür fotoğraf makinesi ile çektikten sonra burada daha fazla yapacak bir şeyi kalmadığından kaçarak orayı terk eder. Tabi bu arada da ortamdaki her türlü zevkin tadını çıkarmayı da ihmal etmez.
Kaçarken evde tanıştığı bir adamın arabasına saklanan seksi muhabirimiz, bu şahsın Mount Elba dükü olduğunu öğrenir. Gerçek bir dük olmasını hayretle karşılayan Emanuelle, yeni bir maceraya atılmanın heyecanıyla, adamın davetini memnuniyetle kabul eder. Tam anlamıyla aristokrat bir karakter olan Dük Alfredo Elvize (Gabriele Tinti), misafirini güzel karısına takdim eder ve evliliğin güzellikleri hakkında Emanuelle’ya kısa bir nasihatte bulunarak, en kısa zamanda kendisinin de bunu denemesi gerektiğini söylerler. Fakat evliliğin özgür aşkı öldürmek demek olduğunu dile getiren oyuncumuz, bu konudaki net tavrını ortaya koyar ve evlilik hakkında ki tereddütlerinin boşa olmadığı kısa sürede bir kez daha kanıtlanır. Alfredo ve karısı cinsel tatmin konusunda bir hayli sıkıntı içindedirler. Evliliğin getirmiş olduğu cinsel monotonluk sorununu gayet iyi bilen Emanuelle, bu duruma hiç şaşırmaz ve çiftin bu konudaki sıkıntılarını, olaya direk dahil olarak çözer. Bu anlamda filmdeki Emanuelle karakteri, adeta cinsellik konusunda eğitici/öğretici bir misyona sahiptir.
Dük ve karısının malikanelerinde vermiş oldukları davette Emanuelle, bu kez de burjuva kesimin arsız ve çılgınca seks partilerine şahit olur. Bu davette öğrendiği,ahlaksız zengin kadınların her türlü fantezilerini icra edebilecekleri bir tatil köyünden haberdar olur ve hemen yola çıkar. Burada parayı bastıranın zevkine göre istediği tarzda erkeği satın alabildiğini gören Emanuelle fırsattan istifade, yapacağı haber için bolca malzeme toplar. Bu sefer de erkeğin cinsel bir obje olarak tüketimine şahit olan seksi yıldız, cinsel istismarda erkeğin de en az kadınlar kadar bu işte kurban olarak seçilebileceğini görür. Pansiyondaki odaları tek tek dolaşıp, kapı aralıklarından resimler çekerken, bir odada gördüğü olay kendisini dehşete düşürür. Burada müşteri olan kadın seçtiği adamla sevişirken videoda son derece şiddet içerikli hardcore seks sahnelerini izleyerek tatmine ulaşmaktadır. Bu duruma bir hayli öfkelenir muhabirimiz.
Yaşadığı tüm bu maceralardan sonra, artık mevzunun tam anlamıyla kökenine gitmek ister ve tanıştığı bir senatör ile yaşadıkları, izleyenlere mevzunun derin devlet işi olduğunu düşündürtür insana. Senatör, Emanuelle’nın kendisinden talep ettiği hardcore seks görüntülerini anında izlettirir ona. Ve bu görüntülerde askerlerin, ele geçirdikleri kadın esirlere her türlü işkence yöntemiyle tecavüz ettikleri görülmektedir. Senatör, kendisine gördüklerini çıplak gözle izleyebilme olanağını talep eder ve içkisine koyduğu L.C.D. ile onu muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bu sahnelerde özellikle Vietnam Savaşı döneminde askerler üzerinde yapılan L.C.D. denemelerine güzel bir gönderme vardır.
Emanuella In America, hem kurgu çeşitliliği hem de dozu her saniye yüksekte olan macera dolu atmosferiyle, seyir zevkimizi doyuma ulaştıran bir yapım. Her daim, sexplotion türünün takipçilerinin baş yapıtlarından biri olmayı sürdürecektir diye düşünüyorum. Kısa bir süre önce hayata gözlerini uman efsanevi Emmanuella serisinin muhteşem oyuncusu Sylvia Kristell’ide saygıyla anmadan geçmek istemiyorum. O güzel bedeninin huzurla uyuması dileğiyle…
İspanyol korku sineması Avrupa korku filmlerinin tüm karakteristik özelliklerini taşımakta.Belirli isimlerin dışında diğerleri İtalyan,İngiliz ve Fransız yapımlarının en belirgin özelliklerini kendi yapımlarında bir araya getirmişler.
La llamada del vampiro (1972)yukarıda bahsettiğim tarzda bir yapım.Gerilim,suç ve korku tarzında bir çok filme imza atan José María Elorrieta yönetmen koltuğunda oturmakta.
Aynı zamanda yapımın senaryosu da yönetmene ait. Elottieta ismi bir çok B-movie ve korku filmi izleyicisine yabancı gelmemektedir. Jose Maria'nın oğlu ve torunu da bu sektör de çeşitli işler yapmışlardır.
Filmin en belirgin özelliği ise; o dönem ki İspanyol korku filmlerinde ne kadar yan rol de yer alan seksi kadın varsa bu filmde bir araya geldiklerini görüyoruz.Bu acıdan film bana biraz olsun Hammer yapımın unutulmazlarından The Vampire Lover (1970),Twin of Evil (1971) ve Lust for a Vampire (1972) andırmakta.O dönemler de ki bütün vampir filmlerinin en başlıca özelliği ise kadın vampirlerin çekicilikleriyle ön plana çıkmaları.Bunun en büyük avantajıysa defalarca kez işlenen vampir temasının daha cazip bir hale getirmesini sağlamak.Aynı şekilde Jesus Franco'nun baş yapıtlarından biri olan Vampyros Lesbos (1971)'da bu türün en bilindik örneklerinden biri.
Konu olarak Klasik gotik korku ögeleriyle süslü olan filmin asıl mevzusu dönemine uygun olarak çıplaklık .Saykodelik Rock gruplarının ve dünya da ki uyuşturucu kullanımının tavan yaptığı tarihler olduğunu ele alırsak bu tarz yapımlar seyrine doyumu olmayan filmlerdir.
Film bütünüyle olması gereken gibi ilerliyor gayet usturuplu hatta bazı sahneleri bu kadar düşük bir bütçeli bir yapım için oldukça kaliteli.Bütün mevzu filmin giriş ve kapanış sahnesinde.Ne yazık ki son 10 dakikasını 2'şer 3'er dakikalar olarak filmin içine serpiştirilmiş olsaydı kademeli bir meraka neden olabilirdi ancak, bir anda sonlanması Avrupa korku sinemasında alışık olduğumuz bir durum.
Son olarak ise tam bir usturuplu pornografik kanalın gündüz kuşağında yayınlayacağı cinsten bir yapım olan La llamada del vampiro aka Curse of the Vampyr (1972),kadın vampirlerin şatafatlı zamanlarında yer almış olan tam meraklısına hitap eden bir yapım.
Metal müziğin belirli tarzlarında işlenen temalar benzerlik göstermektedir.Sadece işleniş şekilleri zaman içinde ve tarzın ana fikrine göre değişmektedir.
1950'ler de başlayarak Surf Rock ve benzeri Rock tarzlarında görülmeye başlayan korku temaları ilk dönemde eğlenceli bir seste yankılanırken,yıllar geçtikçe karanlık bulutların üstüne çöktüğü,çürümüş,şizofren bir hal almıştır.
Korku ve Metal müziğin Death Metalle olan buluşmasına kadar aldığı yola baktığımızda,
Rockabilly,Rock,Saykodelik Rock,Heavy Metal,Thrash Metal,Speed Metal ve Punk örnekleri fazlasıyla yer almaktadır.Başlıca bir kaç isme değinecek olursak,Jan Davis,The Chimps,Horror Bop 45,Bobby (Boris) Pickett & The Crypt-Kickers,Lord Sutch,Misfits,Mercyful Fate,King Diamond,Alice Copper,Black Sabbath,Jacula,S.O.D,Onslaught,The Accused....Bunlardan sadece belirli öne çıkmış olanlarıdır.
Metal müziğin evrim süreci dışında Death metali tetikleyen en büyük etken korku sineması,şiddet ve satanizm olmuştur.Venom,Celtic Frost,Sodom,Kreator'ün o dönem adına şeytanın sözcüsü olmaları (Venom için hala geçerli),İngiltere'i vuran korku filmlerine sansür (Video Nasty) ve Toplumda yaşanan çatlamalar süreci hızlandıran etkiler haline gelmiştir.
Possessed,Death ve Necrophagia
1983 yılında isimleri duyulan Death metalin temelleri halindeki bu 3 grup hem satanizmin hem de korku filmlerinin öne çıktığı örnekler sergilemişlerdir.
The Exorcist,Evil Dead ve Night of the Living dead adlı muhteşem korku filmlerinin müziğe dökülmüş halini çiğ,saldırgan ve karanlık bir şekilde dinlemekteyiz.Bu direk filmlerle aynı ismi taşıyan parçalar dışında ki diğer parçaları da korku filmi senaryolarını aratmayacak lirikllere sahiptir.İlerleyen yıllarda Necrophagia Tam anlamıyla sadece Korku filmleri ve gore temalı liriklere geçerken,Possessed şeytanın sözcülüğü yapmaya devam etmekteydi.Death ise,daha felsefi bir çerçeveye kaydı.Ancak bu felsefeye yönelme sadece liriklerin altına yatan manalarda saklandı.Süs gene gore ve şiddetti.
Bu esnada Deicide,Cannibal Corpse,Autopsy,Impetigo,Morbid Angle ,Obituary ,Incantation ,Monstrositty,Mortician gibi gruplar korku,satanizm,din karşıtlığı,gore,zombi vb. konuları bir arada işlediler.
Impetigo Death/grind tarzında Mortician vb.gruplara yol açarken ortak lirikler her zaman korku filmleri oldu.Bu tema Cannibal Corpse ve Autopsy tarzında ki gruplarda kurgusal şiddet şeklinde görülmekteydi.Bundan emin olarak söylüyorum,Addicted to vajinal skin,Hammer Smacked Face,I cum Blood,Make Them Suffer,Service for a Vacant Coffin,Torn from the Womb,Funereality tarzı parçalar bir çok korku filminin senaryosuna ilham olabilecek seviyede ki Cannibal Corpse ve Autopsy parçalarıdır.Tabi ki daha bunlar da sayfalarca sayabiliriz.
Bu dönem de sadece korku temalı müzik yapan yeraltı gruplarından bir kaç örnek,Phantasm,Blood Feast,Ravenous,Ripping Corpse,Engorged..vb.tarzda sayısız grubun olduğunu görmekteyiz.
Sadece intro,lirik,müzikle kalmayarak,albüm kapakları,tişörtler,konser afişlerine dahi dökülerek korku ve Death Metal bir bütün haline gelmiştir.
Günümüzde yeni ve eski kıta'dan çıkan yüzlerce death metal ve tarzlarını icra eden bir çok gruba rastlamak mümkün.Hatta sadece bu tarz gruplara yol veren plak firmaları da mevcut.Son zamanlar da Death Metal ve korku filmlerini bir araya getiren bir çok gruba sayfalarımızda bolca yer verdiğimizden dolayı bunlara değinmeyeceğim.
Son olarak özetlemek gerekirse,bu tepkime zincirinde kanlı sinema(korku filmleri) ile kanlı müzik (Death Metal) birbirine bağlı aynı yolun içinde olan iki farklı tarzdır.Aynı bir ağaç dibinde biten mantar gibi.Görsel olarak ise bu bahsettiklerim tam karşılığı olan Death Metal Zombies (1995),Necrophagia: Through Eyes of the Dead (2002),Necrophagia: Nightmare Scenerios (2004),Gorelord / Wurdulak - Drunk, Damned & Decayed (2005) ve Porn of the Dead (2006) kılıfına uygun görsel yapımlardır.
Hem film hem de müzik olarak bu bütünün içine kapıldıktan sonra tüm albümler ve filmler daha manalı hale gelecektir.Exorcist filmini izlerken,Killjoy'un inanılmaz vokali ve Possessed'in cehennemden çıkma riffleri asla aklınızdan silinmeyecek ve farklı çağrışımlara neden olacaktır.
Durum böyle olduğundan dolayı bu şiddet ve korku dolu dünyanın ortasında mutlu ve huzurlu bir yaşam sizleri kucaklayacaktır.
80'li yıllarda Filipinler de çekilmiş akıl dışı bir çok gerilim,korku,dövüş ve macera filmi insan aklının sınırlarını zorlayacak derecede.Sınırsız mermiler,yenilmez düşmanlar,zombi karateciler,antik zamanlardan gelen insan avcıları...
Bu filmlerin konuları,oyuncuları ya da yönetmenleri değişse bile ortak noktaları her zaman aynı.
Yaşanacak yer FİLİPİNLER !!!
1981 yapımı bir dövüş filmi olan Firecracker aka Nude Fist,Filipinli meşhur Blaxploitation yönetmeni Cirio H. Santiago tarafından yönetilmiş.Yönetmenin en iyi filmi diyebileceğim bir yapım olmasa da yönetmenin filmografisi arasında göze çarpan bir film.
Filmin baş rollerinde ise Jillian Kesner, Darby Hinton ve Rey Malonzo yer almakta.Filmin asıl kahramanı ise seksi oyuncu Jillian Kesner.Dövüş sahnelerinde tatmin edici bir iş çıkaran güzel oyuncu,güzelliğini öne çıkardığı sahnelerle de izleyenlere dört dörtlük bir seyir zevki sunmakta.
Kimliği belirsiz kişiler tarafından kız kardeşi kaçırılan Susanne Carter,Filipinlerin yolunu tutar.Gelir gelmez uyuşturucu karteli tarafından tehdit olarak algılanan Susanne Carter,Filmin başlarında ki İç çamaşırlarıyla sergilediği dövüş performansıyla filmin adına yakışır bir iş çıkartıyor.
Carter'ın beşinci seviye bir kara kuşat olduğundan habersiz olan kötü adamlar yedikleri dayakla baltayı taşa vuruyorlar.
Kız kardeşini bir an önce bulmak için vakit kaybetmeyen Susanne'a girdiği bir barda tekrardan dövüş kabiliyetlerini sergiler ancak bu sefer yanında filmin iyi adamları barmen ve Bruce Lee klonu garson çocukta vardır.
Susanne'nın kardeşini tanıyan barmen,Susanne'a en önemli ip ucunu veririr.
Filipin exploitation sinemasından büyük bir yeri olan Ken Metcalfe filmde çok yer almasa kilit isim görevini görüyor.Yasa dışı dövüş ve uyuşturucu karteli olan Erik'ın bu işinde yer aldığını aldığını öğrenen Susanne onların arasına sızarak kız kardeşini kurtarmaya karar verir.
Bu konuda ona en büyük yardım ise bükülmez bileği ve göz alıcı güzelliğinden gelmektedir.
Filmin genel aksiyon sahneleri dışında filmin en önemli iki sahnesi,Jillian Kesner'ın çıplak dövüştüğü sahne ve Darby Hinton'la olan sevişme sahnesi.
Kadın kahramanların ön planda yer aldığı bir dönemin en eğlenceli yapımlarından biri olan Firecracker aka Nude Fist,exploitation meraklılarını tatmin edeceği kesin.
John Carpenter'ın Escpace From New York ve Escpace from Los Angels filmlerinin en iyi rip-off karşılığı tartışmasız Escpace From Bronx'tur.Hatta Hangisinden kaçalım derseniz hiç düşünmeden Bronx cevabını veririm.
Avcıların dünyası olan Terk edilmiş diyarların (No Man's Land) en kıyak savaşçılarından biri olan Trash'ın ilk macerası 1990: I guerrieri del Bronx aka 1990: The Bronx Warriors (1982)'ın devamı niteliğinde ki Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983),ilk filme nazaran daha çok yaralara parmak basan bir yapım.
Enzo G. Castellari'nın yönetiminde daha çarpıcı bir senaryo ile karşımıza çıkan Fuga dal Bronx,başarılı bir devam filmi.The Warriors rip-off olan ilk filmin tadındaki Fuga dal Bronx,The General Construction Corporation'nın hainliklerine göğüs geren çetelerin inanılmaz hikayesini soluksuz aktarıyor.
Bu filmde kesinlikle tek bir baş rol oyuncu var oda Mark Gregory.Gregory'e ise Henry Silva,Valeria D'Obici,Antonio Sabato ve Ennio Girolami eşlik ediyor.
Bir dönem A.B.D için büyük bir problem teşkil eden terk edilmiş eski broklynn sokakları suça yataklık etmesi bahane edilerek,orada yaşayan göçmen ve evsiz insanları göz ardı edip birilerinin çıkarları doğrultusunda yeniden bir yerleşim oluşumuna girişilmesi sonucu ortaya çıkan problemi farklı bir dilde ele almaktadır.Aynı Wolfen (1981)'ın farklı bir açıdan olayı ele aldığı gibi.
The General Construction Corporation başkanı Clark kolları sıvayarak suç topluluklarının yer aldığı Bronx'u ancak yıkarak temiz bir hale gelebileceğine karar verir.Floyd Wangler'ın liderliğinde ki paralı asker timi geleceğin şehrini kurmak adına Bronx'ta yaşamını sürdüren insanları tek tek öldürmektedirler.Tabi ki bu katliama direniş ise orada ki çetelerden gelir.
Bölge rekabetini bırakan çeteler tek bir yumruk haline gelerek bir araya toplanmışlardır.Dablone'nın liderliğinde olan tüm çeteler bundan böyle birlikte daha güçlü bir halde hareket etmektedirler.Tüm çetesini ve arkadaşlarını kaybeden Trash ise bu oluşumun yanlız kahramanı,joker adam rolündedir.
Acımasız The General Construction Corporation ile daha fazla göğüs göğüse mücadele edemeyen çeteler kendi aralarında bir karar alırlar.Başkan Clark'ı kaçırarak onları çaresiz bırakmayı planlamaktadırlar.Bunun için ise ulusal bankayı soyan,Bronx'un en büyük suç dehası Strike ve süper oğlunun yardımı gerekmektedir.
Bolca kanlı ölüm sahnesini,muhteşem dövüş ve çatışma karelerinin yer aldığı Fuga dal Bronx kesinlikle italyan düşük bütçeli filmleri arasında önemli bir yere sahip.Müzikleriyle de göz dolduran Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983) kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken muhteşem bir yapım.
Cannibal Holocaust'un devamı niteliği taşıyan 1981 yapımı Cannibal Ferox,Umberto Lenzi imzalı kan donduran bir yamyam filmi.Birbirinden gaddar sahnelerin yer aldığı yapım göz oyma sahnesi ile listede yerini alıyor.80'ler de bir çok korku filminde boy gösteren İtalyan oyuncu Giovanni Lombardo Radice'ın canlandırdığı Mike Logan karakterinin soğuk kanlılıkla yamyamın gözünü oyduğu sahne izleyenleri etkisine alacak cinsten.
Ginî piggu 2: Chiniku no hana aka Guinea Pig: Flowers of Flesh and Blood (1985)
Tartışmasız serinin en iyi filmi olan Flowers of Flesh and Blood,Kusursuz güzelliğin kan ve etle buluşmasından meydana gelen en güzel çiçeklerin hikayesini anlatan saf bir gore yapım.Hideshi Hibino adındaki karikatüriste paranoyak bir hayranı tarafından yollanan mektubun hikayesidir.
Estetik hayranı paranoyak katil Hibino'nun çizimlerinden yolla çıkarak işlediği bir cinayeti hem görsel hem de tüm detaylarıyla kağıt üzerinde anlatmaktadır.Kan donduran sahnelere sahip olan film.Katilin finale doğru kurbanının gözünü bir çırpıda çıkarıp yemesi tüm görsel vahşete cila olmaktadır.
Intruder (1986)
Sami Rami ve Bruce Campbell gibi iki ismin yer aldığı tam bir amerikan slaher filmi Intruder.İleri ki günler de çıkacak olan Hostel 3'un yönetmeni olan Scott Spiegel'ın yönetiği film,tarih olarak baktığımızda değişim öncesi son tatmin edici slaher filmlerinden biri.Marketin kapanmasına yakın içeri sızan manyak katilin kan şölenini anlatan yapımda göz çıkarma sahnesi ise market müdürünün odasında ki not çivisinin yardımıyla gerçekleşmekte.
Dead and Buried (1981)
Gizem dolu bir zombi filmi olan Dead and Buried,Alien'ın yaratıcı Don'O'Bannon ve Ronald Shusett'ın elinden çıkan şok edici bir yapım.Gary Sherman tarafından yönetilen film,yönetmenin adını yürümesinden etkili bir rol oynamıştır.Küçük bir sahil kasabasından kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından işlenen cinayetlerin ardındaki esrar perdesini aralayan kasabanın şerifi Dan Gillis'ın gözünden anlatılan hikaye beklenmedik bir sonla izleyenleri şaşırtmaktadır.H.P Lovecraft hikayelerini andıran film,Hemşire Lisa'nın oyduğu gözle de izleyicinin gözlerini kamaştırıyor.
Evil Dead (1981)
Korku sinemasının önemli yapımlarından olan Evil Dead (1981),Sami Riami'nin daha öğrencilik yıllarında filme aldığı muhteşem bir film.Bruce Campbell'ın efsaneleştiği film,hem gore sahneleriyle hem de atmosferiyle övgüleri hak ediyor.Şeytan tarafından ele geçirenler,havada uçuşan nesneler,canlanan ağaçlar,cinnet geçiren gençler ve bol kanlı sahneleriyle gelmiş geçmiş en iyi korku filmi yapımlarından biri.Bruce Campbell'ın canlandırdığı Ash karakterinin oyduğu göz sahnesi ise sanırım en kanlı göz oyma sahnelerinden.
Blood Feast (1963)
Gordon Lewis'in en meşhur yapımı olan Blood Feast gore sinemanın da ilk temel taşlarından.Yüce ishtar'ı tekrar hayata döndürmek için antik emirleri yerine getirmeye çalışan Fuad Ramses,hunharca işlediği cinayetlerle tüm miami'e korku saçmaktadır.Filmin daha giriş sahnesinde oyduğu göz ve kopardığı bacak,dönemin korku sinemasının dudak uçuklatan sahnelerinden biri.
Horrors of the Black Museum (1959)
Çektiği tüm filmlerde gizem ve gerilimi elden bırakmayan İngiliz yönetmen Arthur Crabtree'ın unutulmaz filmi Horrors of the Black Museum,tam manasıyla unutulmuş bir klasik.Alfred Hitchcock filmlerini andıran yapım şok edici bir konuya sahip.Filmin hemen başında da bunun sinyalini veriyor.Daha ilk sahnede gözleri oyulan bir kadın,aldığı gizemli hediyenin mağduru oluyor.
Frozen Scream (1975)
Kısa kariyerli bir yönetmen olan Frank Roach'ın ilk filmi olan Frozen Scream tamamiyle B-film izleyicisine hitap eden bir yapım.İnsanları dondurarak zombilere dönüştüren ve bu zombiler yoluyla çeşitli cinayetler işleten deli bir bilim adamının hikayesini ele alan film,Lil Stanhope'nın peşine düşen bir zombinin kadını koştururken karşısına çıkan polis memurunun gözünü oyduğu sahne kesinlikle B-film izleyicisini tatmin edecek cinsten.
Nightmare City (1980)
Bir diğer Umberto Lenzi imzalı muhteşem bir zombi filmi olan Nightmare City,konusu ve gore sahneleriyle oldukça etkileyici.Baş rolde Hugo Stiglitz ve Laura Trotter'ın yer aldığı filmde ki göz oynama sahnesi ise Zombie 2 de ki göz oyma sahnesini andırmakta.İtalyan korku sinemasındaki gözlere duyarlılık bir yana sanırım Umberto Lenzi göz oyma konusunda Lucio Fulci ile aynı kıstaslara sahip.
Zombie 2 (1979)
Fulci'nin kanlı şöhreti adımında en yüksek basamak olan Zombie 2 kesinlikle oyulan gözler denildiğinde akla ilk gelen film.Olga Karlatos'un canlandırdığı Paola Menard karakteri'nın gözünün oyulduğu sahne,Lucio Fulci'nin muhteşem çekim ve kurgusuyla bir özel efekt dahiliği.