12 Temmuz 2009 Pazar

Bekir Çoşkun: Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...


Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...


ARTIK yaşlandılar, ama 30 sene önce başlayan “Dev-Yol davası”nın sanıkları olarak hâlâ yargılanıyorlar.



Önceki gün onları yine mahkeme koridorlarında gördüm, saçları bembeyaz “çocuklar”ın...

Torunları var...

Bazıları öldü...

Bir araya gelince romatizmalardan, ağrılardan, sancılardan söz ediyorlar. Birbirlerine torunları soruyorlar...

30 yıl...

Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...

O kuşağın “çocuklar”ı kazma kürek alıp yola çıktılar o günlerde. Cep harçlıklarını biriktirip demir-çimento aldılar...

Zap suyuna köprü yapacaklardı.

Ki köylüler geçebilsin, hastalar suyun ortasında ölmesin, anneler bebeklerini hastanelerde doğursun diye.

Köylüler çevre tepelere toplanıp onlara baktılar.

Onlar anlattılar köylülere:

“Size köprü yapacağız...

Halkımız çok vefalıdır!

Köylüler onları ihbar ettiler o gece...

Kimisi asıldı...

Bir şafak vakti, idam kürsüsüne doğru, kollarına giren infazcıları itip yürüdüler ve sadece son arzularını söylediler:

“Özgür Türkiye...

Aradan çok zaman geçti...

O köylüler bu sefer nohut karşılığı oy vererek kendi iktidarını yarattılar... O iktidar fidanları asanları sıkıştırıyor...

“Ergenekon davası da 30 yıl sürer” diyorlar...

Ne kadar karışık ve ne kadar acı bu yazgı...

(........)

Suya köprü yapmaya kalkan “çocuklar” yaşlandılar...

Önceki gün yine mahkeme koridorundaydı hayatta kalanlar...

Saçları bembeyaz, omuzlar çökmüş...

Romatizmalardan, sancılardan söz ediyorlar... Torunları oldu, dava çıkışı onları parka götürecekler...

Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...



Devamını okuyun...++++

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Erman Toroğlu Teröre PAtladı






Devamını okuyun...++++

Marduk - With Satan and victorious weapons










Devamını okuyun...++++

10 Temmuz 2009 Cuma

Nihat Genc: Ecevit'in Ardından ..










Devamını okuyun...++++

Ece Temelkuran: Biz


Ece Temelkuran Kıyıdan
Başlangıçtan beri böyle bu. AKP, yani hükümet partisi, ‘biz’ diye bir şey yarattı. Bu ‘biz’in içine girebildiğiniz sürece varsanız.
Yok eğer ‘bu deveyi gütmeyeceğim’ diyorsanız, AKP size politik bir rakip, muhalefet veya tartışması gereken bir özne ya da kitle olarak değil yok sayılması gereken bir ‘kütle’ olarak bakıyor. Bunun iki çarpıcı örneği bugünlerde yaşandı.


Bana ne? Sana ne?

Önce, dün Milliyet Genel Yayın Yönetmeni
Sedat Ergin’in yazdığı mesele.
Başbakan önceki gün partinin
İstanbul ve Ankarakongrelerinde yaşanan sıkıntıyı yazan gazetelere hitap ediyor:
“O çok satan gazeteler manşetten giriyorlar, ‘İstanbul’da sıkıntı var, Ankara’da sıkıntı var’ diye... Ankara sıkıntısı, ‘kongreyi ertelediler’... Onun için ne kadar seviniyorlar. Sana ne Ankara kongresinden, ne olacak... Biz kendi dermanımızı buluyoruz...” Bu ‘Sana ne?’ ne demek oluyor? Yani biz gazetecilere şöyle bir terbiye almamızı mı tembihliyor Başbakan:
‘AKP içinde bir şey olursa biz bununla ilgilenmemeliyiz. Çünkü bu AKP’nin iç sorunudur. Biz AKP içinde olmadığımız için konu bizi ilgilendirmez.’

Kazanan
takım

Doğrusu kongrenin ertelenmesine neden olan ‘parti içi demokrasi’ sorunu hakikaten de beni ilgilendirmiyor. Nihayet kazanan takımın oyuncuları olarak, dışarıdan görünüşe bakılırsa, parti içindeki çoğunluk iradesini demokrasiden ziyade ‘kazanan takımı bozmamaktan’ yana kullanıyor.
Olabilir. Nihayet memlekette parti içi demokrasi meselesinde kimsenin sicili pür-i pak değildir. Ve fakat hükümet partisinin kendisiyle ilgili haber yapılınca ‘Bizim işimize karışmayın’ tavrının tamamen bambaşka bir anlamı var.
Öyle görünüyor ki parti, ‘Biz bu memleketi yöneteceğiz arkadaş! İşimize karışmayın!’ demekten kendini alamıyor. Hatta daha da ileri gidip ‘Bu memleket biz’den müteşekkil. Siz kim oluyorsunuz!’ demeye gelen bir üslup ve tavır bu.

‘Biz verdik’

Tabii, biliyorsunuz imam fena bir şey yaparsa
cemaat daha beterini yapar. Başbakan’ın ‘sana-ne-bana-ne’ derinliğinde yürüttüğü, ‘bizleştirme-bizleşme’ politikasının Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan da müptelası.
Babacan, özel
istihdam bürolarına karşı çıkmaları sebebiyle sendikalara hitaben konuşuyor. Haber şöyle:
“Bakan Babacan, ekonominin 13.8 daraldığı bir ortamda kamu işçilerine enflasyonun üzerinde
zam verdiklerini belirtirken, ‘Üstelik bunlar işini kaybetme riski olmayan bir kesim’ dedi.”
Dönüp yeniden dinleyelim:
‘...zam verdik...’
‘...bunlar...’
İnsanın içinden, “O kadar mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” demek geliyor. Bir kere Sayın Babacan, o zammı siz vermediniz. O zammı sizden söke söke aldılar. İkincisi, insanlar hakkında konuşurken ‘bunlar’ denmez. Ayıp. Üçüncüsü, işçilerle ilgili bir meseleyi kiminle tartışmayı düşünüyordunuz? İşverenlerle mi?

Ne mutlu AKP’liyim diyene!

Ve fakat bu söylem, AKP dışında kalan insanları topyekûn bir ‘kütle’ olarak görmek ne bugünlerde başladı ne de Bakan Babacan bunun son örneği.
Basını, karşısında ‘Boynu Bükükler’ filmini oynayan meslektaşlarımız dışarıda kalmak koşuluyla, ‘hariçten gazel okuyan serseriler’ olarak tarif eden, böyle algılayan bir iktidara sahibiz. Mesele sadece
basın da değil. Sendikalar, sivil toplum örgütleri, AKP’yi onaylamayan herkes neredeyse ‘ülke dışına’ itilmeye çalışılıyor. Üstelik bu söylem giderek daha fazla meşruiyet kazanıyor.
Bir ‘biz’ oluştu ve eğer sizin mideniz o ‘biz’e dahil olmayı kaldırmıyorsa mideniz boş kalıyor ya da midenize bir yumruk yiyorsunuz. Sonuçta, Türkiye’de militarizmin karikatürü olan, dağlara beyaz taşlarla yazılan o yazıların bir gün değiştiğini görür gibiyim:
‘Ne mutlu AKP’liyim diyene!’


Devamını okuyun...++++

Nostalji: Miami Vice



TRT o tek ve yek kanallı olduğu dönemlerde hiç şüphesiz bugün oynayanlara nazaran cok daha fantastik cok daha uçuk olan diziler de vardı bunlardan birisi de MIAMI VICE.
Fantazma bu dizinin neresinde diyenlere, tamamında deriz.
Normalde adı dedektif olan ancak abd başkanından daha taşaklı takılan, kafasına göre gezip tozup en iyi Miami lokantalarında barlarında en klas cicilerle sürten, sayısız pahallı ve spor arabayı hurdaya ceviren pek de polis yoktur gerçek dünyada.
Hele de dedektiflerden birisinin bir teknede yaşamasını ise hic hesaba katmıyoruz.





Dizinin esas künyesi ise

Don Johnson - Sonny
Philip Michael Thomas - Rico
heriflerinden ibaret.
Don, bu filmde kariyerinin zirvesini tek hamlede yaşamış ancak daha sonra asla oralara yetişememiş bir aktör olarak tarihe geçmedi sadece aynı zamanda kendisi o dönemin tikky tabir edilen tiplerine rol modelliği de yapmıştır.
O spor blazer ceket altına fanilya ya da tisört giymeler, corapsız makosen ayakkabılarla takılmalar vs dönemin klas işleridir kimilerine göre.



Bu kafadarlar sınırsız yetkileri ile elbette öyle ufak işleri kovalamazlar,her zaman büyük mücevher kaçakcılarını tonla kokain kacıran Kolombiya raconlarını, siyasi seri katilleri enselerler ancak coğu zaman üst başları kirlenmez cok da tantana cıkarmaz sorunu halleder basar giderler ve asla savcıdan hakimden arama emrine gerek duymazlar hak mak okumazlar basar tekmeyi oturturlar.



Vukuat alanına intikal ederken pek siren filan calmazlar son gaz yollarda asfalttan kıvılcımlar çıkarmak veya son sürat denizi yara yara giden teknelerle olay yerine gelmeyi tercih ederler. Bir allahın kulu da cıkıp birader siktin attın porşş arabamı demez Miami belediyesi mağduru direk memnun eder..



Hey gidi diyoruz olsa da izlesek..





Devamını okuyun...++++

BloodSport


80lerde beta vhs video kasetlerin hakimiyetindeki ortamların vazgeçilmez isimlerinden birisidir JEAN CLAUDE VAN DAMME ve de başyapıtı BLOODSPORT,Türkçe adı ile:KAN SPORU.




Sözlük sitelerindeki gibi spoiled vs takıntılarımız yok zaten eski bir film olduğu icin şöyle kısaca bahsetmemizde de sakınca yok,
Frank Dux ( J.C.V.D.) cocukken hırsızlık amaçlı Tanaka ailesinin evine girer, ortada yakayı ele verir, evin küçük cocuğu tarafından gafil avlanır ve tek tekmede yere serilir.
Ama bilge birisi aynı zamanda eski bir ninjamsı herif olan Shidoshi Tanaka, Frank veletini kendi evladının dövüş sanatları hususunda bizzati üstleneceği eğitimine faydası olsun kısacası kum torbası niyetine hırsızlığını affeder.
Ancak işler sarpa sarar cocuk geberir bu kez bu işi geç de olsa Frenki üstlenir.
Acı dolu sabır gerektiren gizemli bir takım uzak doğu eğitimlerinden gecerek hocası ve babalığı Tanaka yı onurlandırmak için Hong Kong da düzenlenen ve dünyanın her yanından gelmiş gaddar dövüşcüler ile kapışmak icin Kumite ye gider.



Tahmin edileceği gibi Dux dayı ortalığı kırar geçirir, yanar döner uçar tekmeler ve acımasız vuruşlarla rakiplerini alt eder, bu esnada bikac dünya rekorunu hemen öyle ayak üstü kırar, en sonunda ise gene bu uzak doğu dövüş filmlerinin tanıdık sinsi gaddar tehditkar siması CHONG LI yezitini de yere sererek o alemlerin kralı olur.
Bu tek müsabaka döneminde bile hocasının her öğretisi Dux dayının işine yaramıştır kendisi ona minnettardır bir de sarışın manita araklar ve ortamı terkeder.

Elbette yeri gelmişken Ölüm vuruşu yani Dimmak tan bahsetmemek olmaz..
Bu gizli dövüş öğretisindeki zalim vuruşlardan birisidir.. Dux öncelikle gerilir konsantrenin dibine vurur tüm enerjisini avucunun icine odaklar ve nefrett dolu bir ifade ile zaten kıvranmakta olan rakibinin midesine gömer.
Bu vuruşu bir de bu müsabakanın secici kuruluna ıspat baabında tuğlalar üstünde denemesi var ki o bile ibret i alem, sırf sunu izlemek icin gecerli bir neden..



88 yapımı filmin yönetmeni Newt Arnold oyuncuların bir kısmı ise:

Jean-Claude Van Damme...Frank Dux
Donald Gibb...Ray Jackson
Leah Ayres...Janice Kent
Norman Burton...Helmer
Bolo Yeung...Chong Li
Roy Chiao...Tanaka
Forest Whitaker...Rawlins







Devamını okuyun...++++

09 Temmuz 2009 Perşembe

Duran Duran - Wild Boys@Moscow 2001









Devamını okuyun...++++

Reflex ...















Devamını okuyun...++++

Nihat Genc: İstanbul Üzerine







Devamını okuyun...++++