İtalyan
sinemasında korku türü diğer ülkelere göre özel bir durum içermektedir. Çocuksu
hayalleri, kan ve gizemle süsleyen senaristler aynı zamanda dönemin
sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel problemlerine değinmektedir. 1960’lardaki
karanlık gotik akımından hemen sonra ‘‘SARI‘‘olarak nitelendirilen Giallo,
fruedyen alt metinleri ve Avrupa Burjuvazi eleştirisiyle tür sineması içinde
spagetti westernler kadar özgün işlerdir.1968 yapımı Death Laid an Egg ise
‘‘Sarı’’lar arasında işlediği konu itibariyle en sıra dışı yapımlardan biri
olarak dikkat çekmektedir.
İtalyan sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Sergio Martino'nun erken dönem yapıtlarından Tutti i Colori del Buio aka All the Colors of the Dark Giallo'lar arasında en sıra dışı olanlardan biridir.
1972 yapımı olan film korku sinemasının zirve yıllarında yayımlanmıştır.
Senaryosu Santiago Moncada tarafından üstlenilen film,klasik filmlerin baş olguları ile gelecek yıllar da ki özellikle gizem ve gerilim tarzına yol veren öğeleri birleştirmiştir.Özellikle ileriki 5-6 yılın filmlerinde göreceğimiz çekim tarzları ve kurgularını filmde barındırıyor.
Baş rolünde Avrupa sinemasının en seksi kadınlarından olan Edwige Fenech yer alıyor.Korku,Western ve Seks filmlerinde yer alan seksi oyuncu yakın dönem de Hostel II 'de sanat profesörü rolünü canlandırmıştı.Sergio Martino tarafından da ilerleyen tarihlerde bir çok filmde rol verilecek olan güzel yıldır korku sinemasının unutulmaz isimlerinden.
Güzel oyuncuya eşlik edenler ise gene Avrupa korku sinemasının en önemli isimlerinden olan George Hilton,Ivan Rassimov ve Nieves Navarro.
Döneminin en Popüler korku filmlerinden olan Rosemary's baby ve Repulsion etkisinde olduğu kaçınılmaz olan film Mario Bava filmleri ustalığında Psikolojik/Saykodelik bir Giallo olduğunu görüyoruz.
Sürrealist yaklaşım içeren film gerçeklik ve hayal arasında gidip gelmektedir.
Garip bir başlangıca sahip olan film izleyicinin de merakını uyandırıyor.
Başlangıçtaki görüntüleri ana rüyaymış ya tepkisini verdikten sonra iştahla filmi izlemeye başlıyoruz.
Jane'nın kendini deli yerine koyması ve etrafından nasıl karşılanacağını bilmeyip kendini içine kapaması iç derinliği ile baş başa kalmasına neden olur.
Yaşadığı talihsiz olaydan sonra sevgilisi ile seks hayatı bozulan genç kadın ne kadar bunun nedeni başka olaylara bağlasa da gördüğü şok edici halisilasyonlar yaşamanı güçleştirmektedir.
Bu çaresizliği onu ilk baş bilimin kollarına itse de olacaklardan kesinlikle habersizdir.Yalnızlıktam dem vuran genç kadının imdadına yeni komşusu olan Mary koşar.
Filmin bu kısmına kadar Jane'nın yaşadıklarının gerçek mi ? yoksa kendi hayal ürünü mü ? olduğuna pek karar veremeyiz.
Londra'nın atmosferi ile bütünleşen film,sonlanana dek tansiyonu ve seyir zevki gayet makul seviyede ilerlemektedir.
Gördüklerine ya da varsaydıklarına daha fazla dayanamayan Jane,Mary'e açılır.Mevzuyu olgunlukla karşılayan Mary'ının önerisi ise bir hayli ilginçtir.
Şeytani Tarikat.
Ertesi sene gösterime girecek olan meşhur ingiliz korku filmi The Legend of Hell House filminde yer alan cehennem evi olarak adlandırılan ev burada karşımıza çıkmaktadır.
Satanik tarikatın arasına katılan Jane,Orgy ayinlerine dahil olur.Ve Karanlık güçlerin etkisiyle bir nebze olsun eski günlerine döner ancak pek uzun sürmeyecektir.Kısa süre içinde tarikata daha bağlı olmaya başlar ve beklemediği olaylar süre gelir.Burda tarikat tabiki de Alister Crowley'ın anlatıklarına biraz da kendi kurgularını yerleştirerek oluşturulmuş.Ablemden ve genel ilerleyiş bunu açıkca ortaya sermekte.
Şok edici bir sona sahip olan All Colors of the Dark,bilinç altına yerleşen kabuslar ya da insan oğlunda yer eden hasarları Freudyen yaklaşımla ele almaktadır.Bu korku çemberinde kadının iç dünyasına ufak yolculuklarda da bulunan film önemli noktalar içermektedir.
Beklenmedik sonu ve ilerleyişi ile kesinlikle görülmeye değer bir Giallo olduğunu
söyleyebilirim.
Edwige Fenech harikası polisiye bir iş var karşımızda... İtalya'dan, Andrea Bianchi yönetmenliğini ve yazarlığını yapmış 1975 çıkışlı, temponun durağanlığını kıran birçok olayı içinde barındıran bir yapım "Nude per l'assassino" aka Strip Nude for Your Killer ile.
Edwige Fenech filmlere olabildiğine endam, güzellik, izlemeye doyumsuzluk kattığı kesinliği biliriz. Her bir filmde en azından bir uzva endekslenilir, kendisi gayet rahat açılımlı bir oyuncudur. Kanımca zamanının Claudia Cardinale, Brigitte Bardot ile beraber ek seksi hatunlarından biridir. Aksiyon olmadığı sıralar tempoyu yükseltme rolü bu filmde olduğu gibi ona bırakılır. Genç hanım hünerlerini bir güzel kullanır.
Neyse Edwige Fenech biyografisine dönmeden, kadrodaki diğer meşhurlara gelirsek, Nino Castelnuovo (Carlo) ve Femi Benussi'(Lucia)i görüyoruz. Yani Edwige Fenech (Magda) ablamız yalnız değil, ilaveten yardımcı sarışınımız Erna Schürer (Doris) da yer alıyor.
Konuya gelirsek;
Kürtaj yapılan genç kadın model ölür, ve doktoruyla başlayan zincirleme cinayetler görülür. Sıradaki kurbanlar kadının çalıştığı modellik ajansına bağlıdır. Adı Albatross olan bu ajans anlaşması zor, kıskanç biseksüel Gisella tarafından işletilir.
Başlarda Carlo'dan şüphelendiydim, zira kendisi polise bilgi vermeyi red ettiği için, bunu başlarına daha çok bela alabileceğini düşündüğünden olduğunu daha sonra açıklıyor, kendisi playboy fotoğrafçısıdır. Genç, güzel, alımlı bayanlarla tanışıp ajansa götürme ayaklarıyla yakınlaşma peşindedir, örnek: Lucia. Daha sonra Carlo, Magda'nın sevgilisi olacaktır, Magda da ajansdaki diğer bir fotoğrafçıdır, favori ablamız Edwige Fenech yani.
Katil kişisi motorsiklet takımı giyer ve kaskını hiç çıkartmaz, kurbanlarını hep zayıf, sıkıştıkları andan enselerinden yaklaşarak sırtlarından bıçaklayarak indirir. Merak ettim kadın kurbanlarına başka işler de yapacak mı yoksa rutin saplama mı diye, amcamız alışılagelmişi tercih ediyor hep.
Kurbanlar ortaya çıktıkça detektif ajansa gelip ajansdaki kişilerle olayı görüp görmedikleri, ne gibi bağı oldukları bu kişilerle, sorguya çekiliyor. Fakat net bir sonuç elde edilemiyor. Olay dizgisi bu şekil ilerliyor, tempo uzun süre düşük kalmıyor, devamlı bir iniş çıkış anları yansıtılmış filmde. Ve böylelikle tekrar tekrar izlenebilirlik haliyle yüksekseliyor.
Filmin ortalarında komik bir ana da yer verilmiş, bu da sürpriz kalsın. Bir nevi suçluluk duygusu yansıtılmış, kısa da olsa renk katmış.
Lucia'dan hiç bahsetmedik oysa Magda'dan sonra gelen 2. en alımlı dişimiz filmdeki. Carlo ile tanıştıktan sonra, Carlo hanfendiyi ajansa fotoğraflarını çekip kendisini model adayı yapacağından bahseder ve iknasında başarılı olur. Hoteldeki karşılaşmaları ise havuz başında toplanan birkaç baltadan biri olarak kendisi havuzu dört dönen hatundan etkilenir ve Lucia yürürken daha, arkadan fotoğraflarını çekmeye başlar. Bu girşimcilik otel odasına çıktığında çok şey sağlayacaktır.
Filmin sonunda hiç ummadığınız bir kişinin olduğunu görürüz o kaskın arkasında. Ve son iki sevgili arasında mutlu bir yatak beraberliğiyle son bulur.
Filmde şiddet, rakipleriinde olduğu kadar ön planda değildir, ama kesinlikle izlemesi gayet eğlenceli bir film olduğunu söyleyebilirim. Çekimleri gayet iyi yapılmış, ve kurgusu çok iyi olmasa da polisiye film seviyorsanız ve aynı zamanda erotizm BOLCANA içersin isterseniz Strip Nude for your Killer ile yanlış yapamayacağınızı söyleyebilirim gayet emin biçimde.
sizleri Avrupanın uzman kompozitörü Berto Pisano'nun bestelediği durumlara çok mu çok uygun 70'lerin cazı ve filmden ateşli bir sahneyle bırakıyorum;
İtalyanın en büyük yönetmen ve ailelerinden olan Bavaların 3.kuşağından Lamberto Bava'nın tam manası ile ilk filmi olan bu muhteşem yapım,babasını oğlu dedirten cinsten.
Babası olan Mario Bava'nın ölümden 10 gün sonra yayımladığı bu muhteşem yapım;Ölü sevicilik,aile içi istismar,özürlü istismarı ve çocuk istismarı konusunda en hat safa da olan film.
Antonio ve Pupi Avati kardeşlerin yazdığı senaryo Lamaberto Bava tarafından filme alınmış.Kuşkusuz dönemin en sansasyonel filmleri listesin de kafa da yer alanlardan biri ve öyle ki genel toplum anlayışını oldukça rahatsız etmiş olduğu kesin.
Baş rolde dönemin en ağır motor ablalarından olan Bernice Stegers yer alıyor.Fellinin City of Women adlı filmi ile sik sıvazlatan abla bu film de ise iyice fena bir hal almış.Arkadaş bütün film kadını izlemekten aklı çıkıyor insanın.
New Orleans ortamların da geçen film kanımca Lamberto Bava'ya pek bir tuzluya mal olmamıştır,ancak dönemin bir çok yapımından vurucu olduğu kesin.Dehşet acısından kesinlikle aynı tarihli bir Cannibal Holocaust kadar gaddar ancak görsel olarak pek bir amortisi yok.Daha çok Giallo tarzında.
Özetle konusuna gelince:
New Orlenas'ın zengin ailelerinden biri olan Baker ailesinin seksi annesi Jane Baker bir gün her zaman ki gibi şehir in için de ki kendine ait olan köşke tokmakçısı ile buluşmaya gider.Ev de bıraktığı Kızı ve oğlu kendi aralarında takılmaktadır.Tabi bu esna da Bay Baker iş seyahati için şehir dışına çıkmıştır.
Tam skor esnasın da Jane Baker'a beklenmedik bir telefon gelir.Oğlu hastaneye kaldırılmıştır.
Bu sahnede Lamberto Bava çok rahatsız edici bir şey iş çıkarmış.Kadın düzülürken,skor sahnelerinin arasına çocuklarının o esna da ki ev de yaptıklarının görüntülerini sokuşturmuş.Bu da o dönem izleyen tutucu tayfanın aklını aldığı kesin.
Acele ile evden çıkan Bayan Baker ve şanslı tokmakçısı Fred Kellerman hastaneye doğru hızla yol alırken trafik kazasın da hayatını yitirir.Dehşete kapılan Jane baker,1 yıl psikolojik tedavi gördükten sonra normal yaşamına devam eder.
Kocasından ayrılan ve şehir için de ki köşk te yaşama ya başlayan Jane,köşk te yalnız değildir.Burada Robert Duval adında ki görme özürlü bir hizmetçisi vardır.Robert'ın annesi öldüğünden beri burada tek başına yaşamaktadır.
İlk gece Janenin yaptığı ruhsal seks ritualinin ardından Robert efendi bu işten kıllanır ve üstüne üstlük en şüphe uyandırıcı olay ise Janenin kaldığı katta ki buzdolabının üst gözünde bulunan kilittir.Lamberto dayı taaa filmin sonuna kadar bunu izleyicinin gözüne sokmuş ve merak kat sayısını arttırmıştır.
Jane karısının günleri Aliester Crowley'nin seks ritualleri kitaplarından fırlama bir biçim de geçerken,erkeksizliğe dayanamayıp kör Roberta sulanır ancak Fred ölü bile olsa onu aldatamaz.....
İşin aslı filmin en vurucu mevzuları anne-kız ilişkileri arasında ki çarpıklık,bir süre sonra yitirilen aile bağları,özürlü bir insana yapılan yüksek dozlu cinsel istismar ve Jane Baker'ın tokmakçısına olan saplantısıdır.Öldükten sonra bile hala onu hayal ederek tatmin olmaya çalışır.Tabi ki tek başına değil.Burda Sanırım Necromania'dan sonra korku sinemasın da ki ikinci ölü sevicilik olayı da burada yer almakta.
Sadece kelle ile ateşli dakikalar yaşamakta.
Olayın kör adam tarafından çözülmesi ve gaddar kızının olayın içine dahil olması da ayrı bir zalimlik katmış.Final de genel ölüm zincirlemesi ise kan dondurucu diye bilir.
Dakikalarca Bernice Stegers'ın çekiciliğini izleten Lamerto Bava kanımca babasının Barbara Steele kullandığı gibi hatta abartarak bu işi çok nizami yapmış.
Mario Bava'nın son filmi olan en leş istismar filmlerinin başını çeken yapıtı çok iyi benimseyen Lamberto Bava kesinlikle Babasının yüzünü kara çıkartmamıştır.
Son olarak şunu net bir şekil de söyleyebilirim ki;eğer Mario Bava hayata olsaydı,bu muhteşem film ona ait olurdu.
Ortaçağ avrupasında kadınların pek bir seçeneği yoktu:Ya evinin kadını ya fahişe yada rahibe olmaktaydılar.Ozamanlar da rahibelerin bir çoğu gene şeytanın elçiliğini yapıyordu.Aradan yüzyıllar geçsede hala değişen birşey yok.Şeytan herzaman inanların arasında cirit atmayı çok seviyor.
1978 yapımı italyan yönetmen Giulio Berruti tarafından yönetilen ''Killer nun'' yanlış hatırlamıyorsam gene o yıllara denk gelen bir tarihte yaşanmış bir olayı konu almaktadır.Filmi özel kılan bir diğer yanı ise o zamanın en güzel kadınlarından Anita Ekberg baş rolde yer alması.Bayan Anita 1950 isveç güzeli seçilmiş ve bir zamanların seks sembolu haline gelmiştir. Şuan 77 yaşında ve hala oyunculuk yapmaya devam etmekte ancak o günlerden çok uzatta.
Dini istismar ve yozlaşmaya yönelik olan bu film satanik death metal,porn/grind koşturanlar için gerçekten görsel bir ziyafet.Senaryoya şöyle bir göz attığımızda dinlerin yasakladığı herşeyi bir din elçi tarafından işlendiğini görmekteyiz.Kilisede başlıyan film şeytani bir org üstüne okunan ilahi ile süre geliyor.Bu ilahi herhalde şeytandan bahsediyor.Omen deki ost kadar olmasada bu da fena değil. Kilise hastanesinde görevli olan rahibe Gertrude zamanla zivanadan çıkar ve hastanedeki yaşlı hastalara eziyet etmeye başlar.Bir akşam yemeği esnasında takme diş kullanan ihtiyar bir bayanın dişlerini bardaktan alıp,bütün hastaların gözü önünde parçalar.İlerliyen saatlerde odasına çekilen gertrude oda arkadaşı olan rahibe mathieu ile duygusal dakikalar geçirir.Gece herkes uyuduktan sonra oda oda gezip hastaların değerli eşyalarını aşırdan gertrude daha sonra yaptıklarından pişmanlık duysa da iş işten geçmiştir.Bulunduğu duruma katlanamıyan kadın kısa bir hava değişikliğine çıkar.Dışarı ki hayatında gayet cüretkar dışa açık takılan gertrude tatilini içerek,çekerek ve sikişerek geçirir.
Kısa dönemlide olsa oldukça spontane bir süre geçiren rahibe tekrar kiliseye döndüğünde piskolojik çöküntü yaşar.Bu süre zarfında morfin bağımlılığı kazanır ve iyice yoldan çıkar.Bu sahnelerde karanlıklar lordunun kahkahalarını açıkça duyabiliyoruz.Bir gün aşırı dozda morfin alan rahibe tribe girer.İlk önce kendini bir beyin ameliyatında görür.Korkudan baygınlık geçirir.Ona yardım etmek için odasına giren hastayıda hunharça katlettikten sonra yatağa uzanıp morgta ki ölü bir erkekle cesedi ile seviştiğini görür.İşlediği cinayete intahar süsü vermek içinde ceseti camdan aşa atar.
Olayın ardından bir kaç gün sonra,hastaneye genç yakışılı bir doktor gelir ve bizim katil hemşire çocuğa tav olur.Ancak eleman olgun,azgın ve piskopat rahibe yerine,temiz kız rolünde takilan rahibe mathieu göz koymaktadır.Rahibe mathieu rolundeki paola morra ise 1978 italyan playboyunun şubat ayı kapak kızıdır.Düşünün artık rahibe rolundeki oyuncuları=).Gertrude fırtınalı bir akşam kabuslar görür ancak gördükleri gerçektir.Hastanenin bahçesinde tekerlekli sandalyeye mahkum bir hastaya bir güzel muamele çeker,sikişir ve ardından yaşlı adamın azına pamuk tıkayarak öldürür.
Artık hastaların bu deli karıya tahamülü kalmamıştır.Ortaçağda olsa kesin cadı diye yakarlardı.Gene bir akşam yemeği esnasında isyan ederler.Rahibe isyanı başlatan yaşlı kadını boş bir odada sıkıştırır.Zavalı kadının yüzüne enjektör ineleri saplıyarak ve neşterle façalar atark eziyet eder.İşkençelere dayanamayan yaşlı kadın baygınlık geçirir.Bunun üstüne piskopat rahibe kadını çöp egitme odasına atar...
Bu şekilde devam eden film en sonunda katil rahibenin kilisenin akıl hastanesi olarak kullanılan zindanlarına kapatılması ile son bulur.
İzlerken gayet zevk alacağınız ''Killer Nun'' şimdiye kadar izlediğim en güzel dinsel istismar filmlerinden kafaya oynamayı fazlası ile hak ediyor.
Haribo puanı:(Marduk/fuck me jesus) Kilisenin bütün bağış paralarını çalıp bu filmdekilere para yetiği kadar haribo alıp dağıtmak lazım.
İtalyan sinemasının geniş yelpazesinde western filmlerinden sonra en gözde ve en başarılı olanları tabikide korku filmleridir.Mario Bava,Dario Argento,Lucio Fulci,Lamborto Bava,Umberto Lenzi avrupa korku sinemasının ilk 11'ın kemik kadrosu olup aynı zamanda yüzyılın korku paşaları arasında yer alırlar.
Dario argentonun yönetiği bu slasher filmi Kendisinin ilk sinema filmi.Genç yaşta tarzını oturtan argento ilerki yıllarda kendi tekrarlıyıp kabak tadı vermeye başlasada gene bir şekilde bizleri katakulliye getirip müzikle,görüntü oyunları ile gönüllerimizi çeliyor.Tabi burda zamanın saykodelik/rock grubu Goblin katkısını unutmamak lazım oksijeni bol bir hava katmışlar.
Hiç bir gore öğenin yer almıyor.Yönetmenlik ve seneryo akıcığı ile işi koparan genç argento italyanın karanlık ve izbe sokaklarında bizelere korku ziyafeti yaşatıyor.Adeta mozerella peynir gibi uzayan hikaye,oldukça lezzetli.
''The Bird with the Crystal Plumage''adındaki filmin konusuna şöyle bir göz atalım.
Romada son üç gündür insanlık dışı cinayetler işlenmektedir.Bu cinayetlerden habersiz Sam,sevgilisini ziyaret etmek için bu tarihi güzelliklerle süslenmiş avrupa şehrinde bulunmaktadır.Gece eve dönmek üzereyken bir resim sergisindeki cinayete tanık olur ancak olaya engel olamaz.Polisi arar.Katil kaçmıştır.Genç kadın ise hayatını sam'e borçludur.Polis genç adamın pasoportuna el koyar ve bu cinayetler çözülene kadar romada kalmak zorundadır.Buraya kadar en ilgimi çeken sahne genç adamın metronom eşliğinde manitasi ile seks yapması.
Her argento filminde olduğu gibi burda da olaya tanık olan kişi polisle iş birliğinde bulunup dedektifcilik oynuyor.İki gün sonra monica ranieri adındaki madur kadının evine giden genç dostumuz.Monicanın kocası olan Alberto ranieri ile bir görüşme yapar.Burda adamın tuhaf davranışları gözden kaçmamaktadır.Sam polislerden aldığı bilgiler doğrultusunda olayların en başına döner.İlk cinayetin işlendiği antikacı dukkana gider ancak önemli bir bilgi edinemez.Katil bu arada kendine yeni bir kurban bulmuştur.Roma devşet saçmak için fazlası ile karanlık ve ısız sokaklara sahip.4. cinayet genç bir kadının evinde gerçekleşir.Olaydan bir gün sonra cinayet masası komiseri olan müfettiş morosini katil tarafından tehtit telefonu alır.
Aynı günün gecesi 1950 model bir mercedenz-benz yuruş yapan genç çifti ezme girişimde bulunur.Ancak çakal sam, julia adındaki manitasını güvenli bir yere saklar ve sarı ceketli adamdan kaçmaya başlar.Bir süre birbirlerini koştuduktan sonra kedi-fare oyununa dönen koşturmaca sarı ceketli şahısın kalabalık arasına karışması ile son bulur.Bir kaç gün sonra samde komiserinki gibi bir tehtit telefonu alır.Katil kısaca şunları dile getirmektedir.''Manitanın hayata kalmasını istiyorsan u.s.a geri dön.''Aldığı tehtit'e rağmen sam yolların peşini bırakıcak gibi gözükmemektedir.Araştırmasının ilk günlerinde gittiği bir cinayet tablosu almıştır.
Usa tam dönmeye karar verdiklerinde laz asıllı samin aklına bu tablo gelir ve bu tabloyu yapan ressam ile görüşmek için roma yakınlarındaki küçük kasabanın yolunu tutar.Ressam tam anlamı ile bir akıl hastadır.Kısa bir görüşme gerçekleştirirler.Romaya geri dönen dangoz sam olaylardan habersiz romadaki kankası olan montiye laklak yapmaya uğrar.Ancak katil güzeller güzeli julienın peşindedir.Telefon ve elektirik hattını kablolarını kesen katil caresizce genç kızı eve hapsetmiştir.
Sam son anda yetişip julie kurtarır.Artık bu saaten sonrada dönmezlerse ölümü hak ettikleri kesin.Ertesi sabah şehirde gezinen çift hayvanat bahçesine uğrarlar.Monica ranierinin evi buraya yakındır.Samın gözüne takılan evden beklenmedik bir anda çığlıklar gelir.Koşup olaya mudale ederler.Sam bir kere daha monica hanımın hayatını kurtamıştır.Eli bıçaklı alberto dengesini kaybetip camdan aşa yuvarlanır.Sonsözlerinde ise cinayetlerin hepsini üstlendiğini söler.Tabikide olması gereken gibi bu iştede bir terslik vardır.Monica,Julie ve Monti ortadan kaybolmuştur.Onların peşine düşen genç adam katilin monica olduğunu anlar ve polisinde yardımı ile hem manitasını kurtarır hemde cinayetleri aydınlatmış olur.
Böylece film mutlu sonla biter.Sam ile julie mutlu bir yuva kurmak için usa geri döner.Romada katillinden kurtulmuş olur.Genç yaşta yönetiği bu baş yapıt filmle gönüllerde tat kuran argento ilerliyen yıllarda aynı şema üzerinden bir çok farklı senaryoyu bizlere sunucaktır.Bu filmde çok fazla renk oyunu kullamasada genede bir kırmızı belirginliği var.
Ben gereksiz yere şiddeten hoşlanmıyorum,Kan tutuyor,mistik güçler inandırıcı gelmiyor dinyenlerdenseniz.''The Bird with the Crystal Plumage'' tam size göre bir film.Evet sevgili haribocular ilerliyen günlerde sizlerle bir haribo film kuşağında tekrar birlikte olucaz.Gece yatarken bir ses duyduğunuzda yatağınızdan kalkıp bakmak yerine yorganın altına saklamayı seçmeniz daha mantiklı olucaktır.Hepinize iyi seyirler....Nu ha ha ha ...Nu ha ha ha.
Haribo puanı:Bir büyük kristal kase dolusu altın ayıcık.