Lucio Fulci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lucio Fulci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2014 Salı

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)



White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.



Devamını okuyun...>>

2 Eylül 2011 Cuma

Zombiler ve Şiddet


Şiddet insanoğlunun en başlı dışa vurumlarından biri kanımca ve hatta ağlamakla gülmenin ardından gelen 3 tepki.Korkarak,öfkelenerek ve çaresiz kalarak baş vurduğumuz şiddet eylemi iş görsele döndüğünde insanların en çok tepki alan görsellerin başında olmasıda insanlığın ayrı bir çelişkisidir.

Zombi filmlerindeki şiddet Hegel ve Sartre'nin belirtiği arzu çatışmasıdan daha çok Nietzche'nın Nihilist yaşamda şiddet felsefesinin tam ortasında yer almaktadır.

Night of the living Dead'ın ardından modern zombie anlayışı tüm dünyaya korku salmaya başlamasıyla birlikte gerçek yüzleri olan şiddetti en saf haliyle göstermeye başlamıştır.
Romero'nun iki milat filminin ardından (Night of the living dead-Dawn of the dead) 1968 ile 1978 arasında ki dönem ve sonrasındaki Avrupa sineması ve Amerikan B-movielerinde boy gösteren zombi filmleri kanımca zombilerin altın çağıydı.

Bu altın çağı tetikleyen faktörler arasında en büyük etkenlerden biride hiç kuşkusuz Marvel çizgi romancılığın Zombie adlı korku yapımı ve Creepy,Errie serileri 70'ler de ki bir çok zombi filmine ilham kaynağı olduğu gözle görülür bir gerçek.

Armando de Ossorio'nun Blind dead (1971-1975) serisinde tarihin derinliklerinden gelen lanetli tapınak şövalyeleriyle dehşet saçarken,Children Shouldn't play dead things ile Bob Clark şeytanın tüm güçleriyle ölüleri ayaklandırırken,Christoper Lee'nin baş rolde yer aldığı Horror Express adlı ispanyol yapımında ise tibetin derinliklerinden donmuş olarak bulunan dünyanın ilk günlerine ait bir varlığın bedeninde yer alan uzay dışı bir cismin insanları köleleştirek zombilere çevirmesi olay yaratmış,1977 Shocking Waves de ise nazi zombi askerleri Floridanın sahillerinde yeniden hayat bulmaktadır.



Altın Çağ

Dawn of the Dead (1978) İtalya'da Zombie adıyla yayımlası aslında bu muhteşem dönemin başlamasının nedeni.Argento ve Romero'nun ikincisini çekmeyi planlarken Lucio Fulci'nin elini çabuk tutup 1979 yılında Zombie 2 adıyla sinemalarda gösterime giren kanımca da gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi olan bu yapım,bir çok ülkede ağır makas yiyerek yayımlanırken bir çok taklit yapımı ve devam filmleri de kısa süre de geldi.Dünyayı ayağa kaldıran bu film,Dawn of the Dead'in devamı gibi algılansa da bence tam Night of the living Dead ile Dawn of the Dead'ın ortasında ki kayıp hikaye gibi.

Hatta denemenizi tavsiye ederim ilk önce Zombie 2 'yı,ardından da Dawn of the Dead'ı izlemek daha keyif verici.Hiç kuşkusuz Zombie 2'nın bu kadar başarılı olmasında ki en etkili neden su takılmamış bir vahşet gösterisini içinde barındırması dışında Gianetto de Rossi'nin imzasını taşıyan zombi figürlerinin gaddarlığı.

Zombie 2'le başlayan gore zombi furyası italyan sinemasında çabucak dallanıp budaklanmıştır.Ruhsuz bedenlerin geçit törenine karşı insanoğlunun hayatta kalma savaşından kesitler sunan bu yapımlar,insanlığın sonunu getirecek tam olarak nedeni belli olmayan dini öğeler ve bilimsel öğeleri çaresiz bırakan lime lime bedenlerin güç gösterisini tüm saflığı ile ele alırken,insan oğlunun modern yaşam düzeninde ki ego tatminine bağlı şiddet arzusunu en olan haliyle ortaya sürmektedir.Nihilistik yaklaşımın dışında ikonoklastik bakış açısı da zombi filmlerinde çokça gözükmektedir.Beyaz perdeye bu yansımaların temelinde ise modern çağ insanın sistem içinde ki sıkışıklığının kurtuluşu olarak algılanması garipsenemez.



Çeşitli kural ve kanunlara göre yaşamımızı sürdürmek zorunda kaldımızdan dolayı genetik geçmişimiz de bulunan yaşam mücadelesine en kolaydan dönüş şekli gibi gözükmektedir.Öldürmek,yağmalamak,güvenli yerde barınmak-saklanmak,en temel ihtiyaçlar dışındakileri yok saymak ve savunma iç güdüsüyle çekiciliğini artırmaktadır.

Umberto Lenzi Nightmare City (1980) Nükleer kaza sonucu zombileri yataklandırıken,İtaşyanın Ed Wood'u Bruno Mattei ise gene aynı tarihte Hell of the Living dead ile insan aklının sınırlarını zorluyan bir kaos şölenini gözler önüne sererken,Andrea Bianchi Burial Ground'la izleyiciye çürümüş cesetler ile korku saçıyor.



En belirgin olarak ele aldığım film isimleri dışında gene Lucio Fulci'e ait olan The Beyond (1981),City of the Living Dead(1980) ve 1988 yılında ki Zombi 3 tartışmasız türünün en iyi filmleri arasında yer almakta.Fransa da Jean Rollin Zombie Lake (1981) ile nazi zombilerini canlandırırken İspanya ayağında Jesus Franco Oasis of Zombies (1983) benzer bir konuyla karşımıza çıkıyor.

Furyanın ilgisini kaybetmesi bir yana rakamların büyüdüğü Sinema sektöründen 90ların ilk yarısından sonra bu tarz yapımların sonunun gelmesi yeri geldiğinde göz yaşı dökülecek kadar üzü olmaktadır.

Eski kıtada yaklaşım böyleyken yeni kıtada ise;işler Romero'nun tekelinden çok uzağa gitmemiştir.
Kiyamet yaklaşımının dışında etkiliyici senaryolarıyla Dead and Buried (1981) yer almakta.

Daha çok komedi/teenage olarak ele alınan gore oranı yüksek olsa da bir kaçı dışında pek başarılı oldukları söylenemez.Buna keza 80'ler de pek dikkat te almayan Amerikan sineması 2000'lerin başlarından itibaren günümüze kadar 100'lerce kendilerince çeşitli mutasyon evreleri yaşattıkları zombi filmlerinde yeni bir çığır açtıklarını düşünmektedirler.

Son olarak sistemin en küçük oyununa dahi gelmeyen çarkları cürümüş bedenleriyle yok eden zombiler,sıkıçı ve bunaltıcı düzende insan oğlunun en öz duygularını kabartarak bir anlığına bile olsa yaşadığı hayata göz atmasına parçaladığı bağırsaklarla neden olur.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Necrophagia-Death Trip 69 (2011)


Sonunda beklenen Necrophagia albümü yayımladı.Uzun süredir dört gözle beklediğim bu albüm,beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor.İlk dönem albümlerinin ardından Holocausto de la Morte(1998) tüm zebanileri yeryüzüne yayan Necrophagia yükselişin ardından gelen Divine art of torture (2003) ve Harvest Ritual Volume 1 (2005) korku dünyasının melodilerinin en güzel haliyle death metal dinleyicilerine sundu.

Altı senelik bir aradan sonra Death Trip 69 albümüne ful kadro yenilenerek karşımıza çıkan Necrophagia,Çiğ olduğu kadar da güçlü bir albüme imza atmış.Alışa geldiğimiz Necrophagia ezgilerinin dışında yeni bir anlayışa sahip olan albüm geçmişteki klavye destekli albümleri aratmayacak atmosferde.


Killjoy'un yeni iblisleri ise amerikan yeraltı ortamlarından çocuklar.Zombi davulcu Shawn Slusarek,Bas da temiz yüzlü psikopat Damien Matthews,Gitarda acımasız katil Boris Randall ve tabi ki vokal de şeytan tarafından ele geçirilmiş olan Killjoy yer alıyor.

Bu yeni grup elemanlarının daha önce bilindik bir grupta yer almıyorlar.Sadece Boris Randall'ın kendi projeleri olduğunu biliyoruz.Albüm de konuk sanatçı olarak ise Slipknot gitaristı Mick Thopmson ve Amen vokalı Chasey Chaos yer alıyor.


Season of Mist'den yayımlanan albüm de 10 parça yer almakta.Albüm kapağı ise Killjoy'un kankası olan ohio'lu meşhur dövmeciye ait.Kanımca muhteşem bir kapak.

1.Naturan Demonto
2.Beast with Feral Claws
3.Tomb with a View
4.Suffering Comes in Sixes
5.A Funeral for Solange
6.Kyra
7.Bleeding Eyes of the Eternally Damned
8.Trick R' Treat (The Last Halloween)
9.Deathtrip 69
10.Death Valley 69


Albümün en iyi parçası kesinlikle Bleeding Eyes of the Eternally Damned.Meşhur Lucio Fulci filmi olan City of the Living Dead'den dem vuran parça kesinlikle muhteşem.Killjoy bu albümde bizlere Evil dead,City of the living dead,Black sunday,Night of the living dead,Trick'r'Treat ve Charles Manson'u cehennemin karanlıklarından kulaklarımıza getiriyor.

Giriş parçası olan Naturan Demonto'Evil dead filmindeki ağaçların tecavüz sahnesinden söz etmekte.En iyi tecavüz sahneleri adlı listede de bu sahneye yer vermiştim.Killjoy'da bunu kaçırmamış.


Sadece bu parça için değil albümün geneli olarak geçerli olan bir şey varsa oda daha güçlü rifflerin kullanılmış olması.Kimi zaman core ve grove işler gözden kaçmıyor değil.Yeni elemanların yapmış olduğu iş kanımca beni tatmin etti ve hatta öyle bir iş çıkarmışlar ki yarın öbür gün bir klavyeci gruba alındığı zaman klavye çalacağı yerler açık bırakılmış.Dinlerken bu hissediyor.

Beast with Feral Claws,Albümden yayımlanan ilk parçaydı.Demo hali myspace'de yayımlandığında çok güçsüz gelmişti bana ancak çok klas bir parça.Kurt adam efsanesinden bahsedilen parçanın gitarları ve her zaman ki gibi Killjoy'un vokalleri şahane.

Tomb with a view,Unutulmaz Mario Bava filmi olan Black Sunday'de ki lanetli kadın Katia Vajda hakkında Barbara Steele'ın canlandırdığı bu karakterin mevzuna değiniyorlar.Müzikal olarak ise süper bir parça.Filmin atmosferini tamamiyle dinleyiciye yaşatıyor.Suffring Comes in Sixes,bir seri cinayet çemberini anlatmakta.Tahminimce bundan sonraki gelecek olan Necrophagia albümleri de bu parçanın havasına yakın bir çok parça dinleyeceğiz.A Funeral for Solange,Killjoy'un Enoch da ki çalışmalarına çok yakın bir iş.

Kyra,Night of the living Dead de ki meşhur küçük zombi kıza adanmış en güzel parça.Konuk Amen vokali de bu parça da Killjoy'a eşlik ediyor.Bu küçük zombi dostumuz bir çok punk grubuna ilham kaynağı olduğu gibi death metal ortamlarında da boy gösteriyor.

Albümde yer alan favori parçam ise kesinlikle başta belirtiğim gibi Bleeding Eyes of the Eternally Damned,City of the living dead öyle bir film ki başlı başına tek bir filmden binlerce parça ve onlarca albüme hayat verdi.Benim için bu albümde özel olmasını sağlayan iş ise.Killjoy'un karanlık zekası.Muhteşem bir iş çıkarmış.Konserde cehennemin kapılarını açar.


Trick'r'Treat,Cadılar bayramı mevzularına el atan killjoy,bu yeni yapım filmi iyi dillendirmiş.Film hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim çünkü izlemedim ancak en kısa süre de izleyeceğim.Killjoy bahsediyorsa mercek altına almak şart.Şarkının girişindeki kroslar ve güçlü rifler gayet iyi.Hiç daha önce herhangi bir Necrophagia parçasının enerji dolu bir hal alabileceğini tahmin bile edemezdim.Bu parça konserlerde tozu dumana katar.

Death Trip 69,albümün adında taşıdığı gibi Charles Manson'dan övgülerle bahseden bir parça.Tam bir Necrophagia parçası albümü sırtlayan parçalardan biri.Son parça olan Death Valley 69 da bir nevi devamı gibi kamp ateşi önünde mızıka eşliğinde söylenen akustik bir parça.Şarkı sözleri ise tam Mr.Creppy hikayelerini andırıyor.

Uzun süreli ve sancılı bekleyişin ardından gelen bu muhteşem Necrophagia albümü Death Trip 69 bu kadar beklediğimize kesinlikle deydi.Hem Necrophagia fanları için hem de Necrophagia ile yeni tanışacak olanlar için bu albüm kesinlikle Death Trip 69.

Haribo Puanı:Helter Skelter

Albümde bahsedilen bazı filmler hakkında ki geniş kapsamlı yazıları aşağıda bulabilirsiniz.

Black Sunday
Night of the Living Dead




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

8 Mayıs 2011 Pazar

Conquest(1983)


Fantastik dünyanın beyaz perdeye aktarılması ile bu zaman-mekan kavramı yitik hayaller dünyası sinema izleyicisine roman sayfalarından görsele geçiş yaptırmıştır.Bu furyanın ilk yıllarında Lucio Fulci'de payına düşeni almayı bilmiş.

The Sword and the Sorcerer(1982)'ın bir nevi İtalyan uyarlaması olan Conquest (1983),Fulci gözünden fantastik dünyayı bize izletiyor.Her zaman ki ekibiyle çalışan Lucio Fulci kendi kanlı ve karanlık tarzını Conquest'de hiç çekinmeden sergilemiş.

Baş rolünde Jorge Rivero,Andrea Occhipinti ve Sabrina Siani'nın yer aldığı film ,barbarlar diyarında geçen Herkül var-i bir öyküye sahip.

Kılıç ve Büyü'nün babası olarak kabul edilen Robert E.Howard'ın Conan ve Solomon Kane gibi hikayelerini ucundan da olsa anımsatan Conquest daha çok Heros III adlı  oyundaki barbar ırkının mevzularını anımsattı.

Tanrılar tarafından sınanan genç Ilias'ın tanrıların armağan ettiği büyülü bir yayla barbarlar diyarından geçen kendini ispatlama çabası Mace adındaki savaşçı bir barbarla,Ocron adındaki kötülüğün kraliçesine açtıkları savaş kaderlerini çizerler.

Şehvetli Ocron yaratık askerleriyle çevrede yaşayan insanlara zulüm ederek kendini tanrıça ilan ettirmiştir.Onun için kurban veren ilkel insanları bu illeten tabi ki Ilias ve Mace kurtaracaktır.Gelen tehlikenin farkında olan Ocron,kendisi gibi kafası metal bir maskeyle kaplı olan Fado'dan yardım ister ancak Fado'nun güçü Ilias ve Mace'e engel olamaz.

Bir çok fantastik film ve hikaye'e nazaran daha çok şiddet içermesi ve altında insanlık namına bir mesaj olmaması açıkça beğenimi arttırdı.Fulci bu filminde de zombilere yer vermesi gayet güzel.Bunun dışında Kötü Kraliçe Ocron'un yılanlar ile yaptığı seksi ritualler ise göz alıcı.


Türünün popüler örneklerinin yanında sönük kalsa da Fulci'den dolayı daha farklı bir tatta sahip olması izlenebilirliğini arttırmıış.Ortanda ki kalkmaz bilmek sis ve alaca karanlıkta atmosferik bir fantezi dünyasına geçiş sağlıyor.

Filmin en meşhur sahnesi ise.Ocron'un yaratık askerleri tarafından bacaklarından çekiştirilerek ortadan iki yarılan kadının yer aldığı sahne.Fulci'e yakışır bir iş.

Fulci filmleri arasında gölgede kalan Conquest 80'lerin barbar furyasından payını alan güzel bir film.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

17 Mart 2011 Perşembe

Necrophagia-Through eyes of dead uncut (2001)




Death Metal'in en değişik gruplarından biridir Necrophagia.1998 yılında yayımladıkları Holocasut de la Morte albümü ile tüm zebanileri dünyamıza saldıktan hemen bir yıl sonra yayımladıkları Through Eyes of the Dead vhs'ını 2001 yılında Dvd formatında bonuslarıyla dinleyecilerinin beğenisine sundular.

Bu dvd bir konser performansı değil.Holocaust de la morte albümünde yer alan beş parçaya beş müthiş klip yer alıyor ve buna ek olarak bonuslar,fotoğraf galerisi ve röportajlar da cabası.

Kanımca korku sineması ve death metal adına yapılması zor bir işin fazlasıyla üstünden gelmişler.
Yönetmenliğini Amerikan bağımsız sinemasının gorcu isimlerinden Jim Van Bebber'ın üstlendiği video film de baş rolde Necrophagia elemanları boy gösteriyor.

Killjoy,Anton Crowley (Philp Anselmo),Wayne Fabra,Dustin Havnen.

Through Eyes of the Dead

Blood Freaks
...and you will Live in Terror
Embalmed Yet I Breathe
Burning Moon Sickness
Deep inside I planet the Devil's Seed


Korku filmi tadındaki kayıt bir nevi müzikal gibi.En kanlı sahnelere Necrophagia şarkılarıyla eşlik ediyor.Giriş videosu olan Blood Freaks,belki de bu dvd'nın en meşhur videosu.Exorcist 3'ten alınan introsuyla giriş yapılan parça'nın videosunda ise baş rolde Zombie grinder Wayne Fabra'ı görüyoruz.Ölü sevicilik ve ensest'e eşlik eden sınırsız şiddet'e sahip olan klip izleyeni terleten cinsten.Benim ilk izlediğimde artık hiç bir şey eskisi gibi değildi.Videoların geçişlerinde yer alan korku sineması ile yorumlar da gayet şahane.Anton Crowley ve Wayne Fabra'nın çok yüksek kafalara hitap eden muhahbetleri olduğuda kaçınılmaz.And you will live in Terror,bu videoda ise görüntüler Jim van Bebber'ın Roadkill adlı kısa filminden görüntüler yer alıyor.Ardından gelen Embalmed Yet I Breathe ise Anton Crowley ve Opal Entorhoned'ın yer aldığı eğlenceli bir video yer alıyor.Burning Moon Sickness benim en beğendiğim video.Günahkarlaşan bir rahibenin başına gelenlerden kesitler sunuyor.Lucio Fulci Demonia (1990) andırıyor.Son video olan Deep inside I planet the Devil's Seed'te ise The Beyond'un en kanlı sahnelerine şahit oluyoruz.


Bonuslar:

Cannibal Holocaust
They Dwell Beheath
Rushes and Rehearsals
Charles Manson Meditaion tape

2001 yılında eklenen bu bonus videolar ise grubun Cannibal Holocaust ep'sini piyasaya sürdüğü zamana denk geliyor.Opal Entorhoned'ın da klavede dahil olması ile daha karanlık bir hal alan Necrophagia,Cannibal Holocaust tek düze olmayan diğer parçalardan daha farklı bir hava sahip olan bir parça.Cannibal Holocaust filmine adanmış olan parçanın klibinde filmden görüntüler yer alıyor.Anton Crowley'ın ise film hakkındaki yorumu ise açık ve net.

''Cannibal Holocasut korku sinemasında devrimi gerçekleştirmiştir.Tek bir başlık içinde vahşeti,macerayı,korkuyu,yaşam mücadelesini kısaca tüm parçaları birleştirerek muhteşem bir filme imza atmışlar.''

They Dwell Beheath klibinin hemen başında devasa bir Anton Lavey portresinin önünde gitar çalan Anton Crowley'ı görüyoruz.Killjoy'un kilise önünde rahip dövmesi ve kara rahip rolunde yer alan wayne fabra ile oldukça eğlenceli bir işe imza atmış oldukları kesin.


Rushes and Rehearsals,prova görüntüleri ve aralarındaki gegikler kısaca özet geçilmiş.Charles Manson Meditation tape ise her kazımacının yeri geldiğinde günde bir kaç kez izlemesi gereken bir video olduğunu düşünüyorum.

Fotoğraflar ve Röportajlar.

Grup elemanlarının fotoğrafları ve çekim ekibinden elemanlar ve Jenna Jemason'ın Necrophagia T-şörtü ile fotoğrafları yer alıyor.Röportajlar da ise Killjoy'un ve Killjoy,Anton Corwley ve Opal Entorhoned'ın Röportajları tyer almakta.

''1983 yılında Venom ve Motörhead'ı dinledim.İlk kez böyle bir şey duymuştum.Aklımı kaçırdığımı düşündüm bir an.''

Killjoy

Eşi benzeri sadece Necrophagia'da bulunan Though eyes of dead dvd'si kesinlikle izlenmeye değer.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

2 Şubat 2011 Çarşamba

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)




White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.

ZOMBIE 2

Dawn of the Dead(1978) hemen ardından beyaz perdeye girip olay yaratan ve sinema dünyasını karıştıran Zombie 2(1979) korku sinemasının en önemli filmlerindendir.


Lucio Fulci'nin Godfather of Gore lakabını kazanmasında en büyük etkiye sahip olan Zombie 2 aynı zamanda zombi filmlerinin geleceğini değiştiren yapıttır.Ne kadar Dawn of the Dead günümüz zombicilik anlayışının temeli olsa da Zombie 2'nin olaya kattığı görsellik,şiddet,istismar ve çıplaklık öğeleri sayesinde kat edilen mesafe artmıştır.

Bir zombi filmine göre bu kadar üst düzey olmasının nedeni hiç kuşkusuz Fulci dışında yapım ekibinin de 10 numara iş çıkarması en büyük etken.Üst Düzey işten kastım ise makyaj,müzikler ve senaryo.Bu üç bölümde de Fulci'nin çalıştığı isimler
gerçekten sıra dışı.


Senaryosu Elisa Briganti'e ait olan filmin,makjayları Maurizio Trani,Özel efektleri ise Gino De Rossi,Roberto Pace ve Giovanni Corridori'e ait.Filmin Muhteşem müziklerine geldiğimiz de ise İtalyanın en büyük bestekarlarından biri olan Fabio Fizzi imzasını taşıyan tema müziği zombi marşı olarak adlandırılmaktadır.

Oyuncu kadrosuna baktığımız da ise sülalece oyuncu olan Tisa Farrow yer alıyor.Güzel oyuncuya eşlik edenler ise B-movielerin bıçkın adamlarından Ian McCulloch ve Richard Johnson.Bunun dışında Olga Karlato,Auretta Gay ve Al Cliver gibi kadrolu b-movie oyuncuları da boy göstermekte.

Filmin senaryosu başta her ne kadar Dawn of the Dead için yazılmış olsa da Lucio Fulci gibi bir ustanın eline düşmesi kader çarkının en büyük çilvesi olsa gerek.
Ne kadar Dawn of the dead'ın bir kopyasını çektiği sölensede ne bir esinlenme ne de bir benzerlilk söz konusudur.Korku sinemasında zombileri arka plana atılmasına neden olan film I walked with a zombie(1943)'ten esinlenerek yola çıkılmıştır.

Fransanın yetiştirdiği en önemli yönetmenleden biri olan Jacques Tourneur'a ait olan film Fulcinin de röportajlarında belirtiği gibi Zombie 2'nın ana ilham kaynağıdır.


Konusuna geldiğimizde;Karayip adaların da yer alan Matul adında ki ada da ortaya çıkan şeytani salgın anemi ve katalepsi benzeri özellikler göstermektedir;Ancak tüm yaşam fonksiyonları durduktan belirli bir süre içinde ölülerin dirilmesi ve insanlara saldırması korku yaratmaktadır.

Bu soruna bir çare bulmak için araştırmalara girişen Dr.Bowles,yakın arkadaşı olan Dr.David Menard'dan yardım ister.Araştırmalara birlikte devam eden ikili bir sonuca varamazlar.

Dr.Bowles'ın da zombilerden birine dönüşmeden önceki son isteği kızına konu hakkında yazdığı mektubun iletilmesidir.

Bir yata koyulan ölü bedeni,mürettebat ile birlikte New York yolunu tutar.

New york sularına girişte yaratığı kargaşanın ardından mevzular başlar....

Filmin başlangıç kurgusu gayet iyi insanı havaya sokuyor.

İlk zombinin gözüktüğü sahnede ileriki dakikalarda nasıl bir film beklediği az çok belli oluyor.Gene Hemen filmin başların da gazete editörü olarak karşımıza çıkan Fulci'i kamera önünde görmekte güzel.

Makjay ve özel efektler gayet iyi o tarihte sinema salonunda görenlere ne oluyor dedirtmiştir.O tarihe kadar alışıla gelmiş zombilerin hepsinden daha gaddar bir görüntüye sahip.

Bu kadar özenilerek yapılmış bir zombi neredeyse hala yok.George Romero'nun temiz yüzlü zombilerinin yanında gerçekten mezardan çıkma bir görüntüsü var.Gözünde yuvasındaki kurtçuklardan tutun çürümüş ciltlerine kadar gaddar bir görüntüsü var.

Dr.Menard ve güzel karısı Susan Menard arasındaki diyaloglar ve sürtüşmeler gayet güzel betimlenmiş.Doktorun çaresizliği ve köylülerin voodoo sölentilerine bilimsel yaklaşım ile karşı koyma çaluşması ve yaşadığı sıkıntıyı gayet iyi göz önüne serilmiş.Filmi izlerken En çok Dr.Menard'lı sahneler keyif verici.



Filmdeki ultra gore sahne ise Susan Menard'ın ölüm sahnesi.Gelmiş geçmiş en gore sahneler arasında da yer alan ölüm sahnesi zombilerin en acımasız infazlarından biri.Her dırdırcı ve mendaburluk yapan hatuna böyle zombiler yollamak lazım.Kanımca
bir de buna yakın gaddarlık bir infaz sahnesi de Day of the Dead'e yer almakta.

Filmin efsaneleşmiş bir diğer sahnesi ise köpek balığı ile Zombinin kapışmasıdır.
Bu sahnelerin çekiminde ünlü köpek balığı eğitmeni ve aynı zamanda ölüm dalışları ile nam salmış olan Ramon Bravo yer alıyor.Zombie Rölünde kaplan köpek balığı ile inanılmaz bir gösteri gerçekleştriyor.Bu sahnede 2 adet köpek balığı kullanılmış biri gerçek biri de sahte olan ikisini birbirinden ayırt etmek zor.



Her Fulci filminde olduğu gibi bu filminde final sahnesi muhteşem.Ada'dan kurtulan Anna ve Peter West New York'a doğru yol almaya başlasalar da radyo'dan yapılan aci durum yayını ile şok olurlar.Filmin son sahnesi ise meşhur Bruklin köprüsünde ilerleyen zombiler ve kaos.Kesinlikle bir gün televizyonu açtığımda görmek istediğim sahnedir.


Son olarak zombi filmlerinin şahı olan Zombie 2 devamı niteliğini taşıyan Zombie Flesh Eater 2 aka Zombie 3 ve bir diğer fulci zombisi olan Beyond ile birlikte kesinlikle Death metalci adamın gerçek zombi filmleridir.

Haribo Puanı:The Boat can leave now.Tell the Crew.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

12 Ekim 2010 Salı

Quando Alice ruppe lo specchio aka Touch of Death (1988)






Lucio Fulci ne çektiyse dönemin de en güzelini çekmiş.Amerika da kara mizah içerikli korku filmlerinin patladığı tarihler de çektiği Quando Alice ruppe lo specchio aka Touch of Death ile farkını gene ortaya koşmuş.

Baş rölde Brett Halsey'ın yer aldığı film de bir çok kadın oyuncu yer almakta.İtalyan filmlerinden alışkın olduğumuz güzel kadınları bu filmde göremiyoruz.Onların yerine bir çok ucube kadın yer almakta.

Fulci'nin tüm korku filmlerinde olduğu gibi bu filmde de gaddarlıktan hiç taviz vermemiş.Hatta en safkan Gore filmi demek yanlış olmaz.Senaryo ve yönetmenliği kendi üstlendiği gibi ekipte kızı olan Camilla Fulci'e de yer verdiğini görüyoruz.

Seri katil mevzularının işlendiği film New York Ripper ya da Murder Rock gibi değil Cat in Brain'ın temelerinin atıldığı Fulci'nin son dönem filmlerinden.Ne olursa olsun gayet zevkli bir seyir sunmakta.

86 dakika süren film özetle zengin kadın avcısı kumarbaz Lester Person'u anlatmakta.

Zengin karısı öldükten ve serveti bittikten sonra çaresiz kalan Person yalnızlığı ve umutsuzluğu ile başbaşa kalır.Kurtuluşu bu yalnız günlerinde oluşan 2.kişiliğine kulak vererek bulur.Elit ve kibar görünüm adamın için de gaddar ve acımasız bir katil yatmaktadır.



Film'in başlangıcı da Person'un muhteşem ziyafeti ile bizi karşılamakta.Dün gece öldürdüğü kadını büyük bir iştahla yediğini görmekteyiz.Kurbanlarının gazetedeki yanlız kalpler adlı köşeden bulan Person,özellikle orta yaşlı,dul ve zengin kadınları tercih etmekte.

Kurban aradığı sahne de o dönemin bu tarz işler için ne kadar uygun olduğu kaçınılmaz bir şekil de gözüme battı.Yaşadığımız yüzyılda sanallaşan arkadaşlık ilişkileri için de böyle bir seri katliam gerçekleştirmek biraz zor.

Fulci'nin bizlere izlettiği ikinci kurbanını adım kadar eminim ki Nattefrost bile sikmez.Gazete ilanından bulduğu söz de şehvetli kadınla yüz yüze geldiğin de sakalı ve bıyıklı olması leşçil Person dayıyı bile tiksindirmesine rağmen tüm sapkınlığını ortaya koymasına engel olmadı.Kadının ölüm sahnesi muhteşem oğlu muhteşem.Bu sahnede Fulci gene yaratıcığını konuşturmuş.


Bu tarz kadınlardan topladığı paraları poker ve ganyanda tüketen katil.

En sonun da kendi ile baş başa kalır tabi bu arada yerel basında haberler yayılmaya başlamaktadır.Bulunan cesetler ve parmak izleri ile köşeye sıkışmaya başlar.

Ona bunları başkasının zoru ile yaptığını ya da onun birlikte olduğu kadınları,onu takip eden başka biri tarafından öldürüldüğünü kurgulamaya başlasa da cinayetleri işleyenin kendisi olduğunu gayet iyi bilmektedir.

Filmde ki en bomba mevzu ise Person'un gölgesinin olmayışıdır.

Bu caresizlik dönemin'de eline düşen bir kadını öldürmeye niyetlenmişken kadın tarafından küfeye getirtir ve ölür.


Fulci'nin tüm filmlerin de gördüğümüz gibi bu da kendine has bir hava da ilerlemektedir.Ne kadar diğer Fulci filmlerine göre düşük olsa da yönetmenin yaratıcılığı bambaşka bir hale getirmiştir.

Gorecu adamın kesinlikle izlemesi gerektiğini düşündüğüm filmi izlememiş olan tüm Lucio Fulci fanlarına da ısrarla öneririm.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

15 Haziran 2010 Salı

House by the Cemetery aka Quella villa accanto al cimitero (1981)



Işıl ışıl günler yaşıyoruz.Gelen yaz ayı ile artan sıcaklıklar gaddarlık seviyemizi de artırıyor.Bu koşullara uygun en ızdırap dolu filmlerden biri de Lucio Fulci-House by the Cemetery aka Quella villa accanto al cimitero.Klasik perili ev konseptine,Freudien yaklaşımı,ne kadar çeşitli platformlarda kolay çözülen gizemi var dense de H.P Lovecraft hikayelerini aratmayacak gizemiyle gece yarası sinemasının en akıl alan filmlerinden olmuştur.

B-movie ortamlarının şüphesiz en uçuk senaryolarına imza atan Elisa Briganti ile çalışmış olan Fulci daha sonra ki yıllarda gelecek olan Manhattan Baby adlı gene gizem dolu filminde de Elisa Briganti ile çalışacaktır.İşin aslı bu ismi ilk olarak Zombie 2 ile tanımıştık.

Fulci'nin kanlı şiddet öğelerinin katlanarak arttığını daha rahat görmekteyiz.
Giannetto De Rossi üstlendiği özel efektler harikulade.De Rossi tüm Fulci baş yapıtlarında en ekstrem makjay ve efektleri sergiledi.Ve günümüzde hala bu konu da en önde gelen isimler biri.Filmin en can alıcı ve Fulci'nin en vurucu silahlarından biri olan müzikleri de Walter Rizzati üstlenmiş.


Oyuncu kadrosunda italyan b-movie ortamlarının ve Fulci'nin kadrolu oyuncuları sayabileceğimiz oyuncular yer almakta.

Filmin konusuna özetle geldiğimizde;

New York'ta ailesi ile yaşamını sürdüren Dr. Norman Boyle bir araştırma görevi için Boston'a gitmesi gerekmektedir.Dr.Muller olarak Fulci filmin başında kısa süreli olarak yer alıyor.Karısı Lucy ve oğlu Bob ile bir süreliğine güzel zaman geçirebileceği doğayla iç içe bir yere gideceğini hayal eden Dr.Boyle,hem ailevi bağlarını düzeltmeyi hem de problemli eşi ve aklını sıyırmaya meyili olan oğlunun da kendine geleceğini düşünmektedir.

Dr.Boyle ailesinin durumu aslında filmde ki en can alıcı nokta.Burada baskın baba,sorunlu anne ve çocuk tablosu kilit görevi görüyor.

Evden ayrılmadan önceki Bob'un tabloda gördüğü küçük kızla olan gizemli konuşması ayrıca da can alıcı.O tablonun içinde gördükleri kız devamlı olarak filmin içinde Bob'a görünmekte.

Bu aile tablosu ve çocuğun bu tavırları kanımca oldukça Shining işi.

Boston'a vardıklarında da Bob'un acayip davranışları devam etmektedir.Aile bostona girdiğinde Kızıl saçlı küçük kız gene gözükmeye başlar.Vitrin sahnesi oldukça vurucu ve akılıca.

Burada araştıracakları ev ise Dr. Jacob A. Freudstein'ın evidir.


Freudstein'ın evi

Döneminin büyük tıp adamı olan Freudstein,ölümsüzlüğü araştırdığı ve ölüler üzerinde fazla haşır neşir olduğundan dolayı dünya tıp konseyinden uzaklaştırılmıştır.Bunun üzerine Freudstein,Kendi evinin bodrumunda yer alan karanlık laboratuvar ortamında çalışmalarını sürdürmüş ve daha sonrada kayıplara karışmıştır.Kendi dahil bütün ailesinin öldüğü sanılsa da Ev'de ki ondan olan izler ve bitmek evin içindeki sahnelerde bitmek bilmeyen çocuk sesleri ve çığlıklar oldukça gerici.


Dr.Boyle ve ailesi eve yerleşirler ancak işler hiç bekledikleri gibi gitmemektedir.Omendeki tarz da aniden ortaya çıkan bakıcı ve Bob'un hayali kız arkadaşının yanı sıra oldukça şımarık davranışları izlerken seyircinin keyfini bariz bir istismara uğratmakta kanımca.

Dr.Boyle kütüphane de yaptığı araştırmalar sırasında bulduğu kendinden önce aynı görevi üstlenmiş olan doktor'un yaptığı çalışmalar ve nedeni bilinmez bir şekilde ölümü ve eş zamanlı olarak Bayan Boyle'ın ev de temizlik esnasında evin içinde bulduğu Dr.Freudstein mezarı gerilimi ve gizemi oldukça artırmakta.Hatta zemine işlenmiş olan mezar taşının üstünden dökülen kanlar oldukça gaddar.


Diğer bir can alıcı nokta ise filmde ki mahzenin kapısının kırıldığı sahne ve yarasa sahnesidir.Fulci'nin gaddarlığına yakışan bu yaraşa sahnesi aynı zamanda Dario Argento'nun Suspira filmindeki yarasaya bir manada göndermedir.Bu sahnede ki görsel şiddete maruz kalan çocuk ve mahzene kapısının kırıldığı sahnedeki gene ön plan da olan çocuk istismarı filmin bir dönem yasaklı kalmasında kanımca en büyük etken.

Sana gelmemenizi söylemiştim


Filmin final sahnesinde patlak ortaya çıkan Dr.Fruedstein perde kapatımını çocuklara bırakmış.Dr.Fruedstien kostüm ve makjayı akıl almaz.Zamanında Frankenstein'ın canavarının makyajı ne ise o dönem içinde Dr.Fruedstein makyajıda o.


Her Fulci filminde olduğu gibi bu filmde de bir mutlu son göremiyoruz ancak diğer filmlerine göre oldukca kafa bulandırıcı ve gizemli son sahnede gelen ünlü amerikalı yazar Henry James'ın şu sözü filmi başa alıp bir daha ve bir daha izlememize neden olmakta.

Çocuklarmı birer cani yoksa Canilermi birer çocuk hiç bilinemeyecek.

Çok uçuk görsellere ve seneryoya sahip olan bu film death metal'e kanımca en çok esin vermiş filmlerdende biri.Dr.Boyle'ın kütüphanede bulduğu kaset kaydında ki konuşmalar aynı zamanda mortician tarafından intro olarak kullanılmış,Necrophagia'nın Holocaust de la morte kapağını süslemiş ve aklıma gelmeyen bir çok gruba ilham kaynağı olmuştur.Mortician filmlerinin en başlıcalarından olduğu kesin 1995 yılında yayımladıkları House by Cemetery ep'si bunun en güzel örneğidir.

Son olarak mutlaka edinilmesi gereken bir film.Arşivin derinliklerine asla gömülmeyeceğinden emin olabiliriz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.









Devamını okuyun...>>

30 Mayıs 2010 Pazar

Zombie Flesh Eaters 2 aka Zombie 3 (1988)



Virüs yolu ile yayılan zombilerin en sağlam örneklerinden biri de Lucio Fulci'nın yönettiği Zombie Flesh Eaters 2 dir.

Fulci'nin diğer zombie filmlerinden bir nebze olsun düşük olsa da,kendi kulvarının en baş filmlerinden biri olduğu kesin.Zombie 2,City of the Living Dead ve The Beyond ile ortalığı kasıp kavuran Fulci Zombie Flesh Eaters 2 ile gene ortalığı sallamıştır.

1980 başında zombie flix furyasının en gaddar filmlerinden olan Hell of Living Dead aka Virus'un senaryosunu üstlenen Claudio Fragasso ilk başta filmi kendi yönetmek istemiş ancak film Fulci'nin kanlı ellerine emanet edilmiştir.


O dönemin Almanyası'nda oldukça ses getiren film bir süre yasakladıktan sonra hemen hemen 20 dakikası kesilerek yayımlanmıştır.Filipinler'de çekilen film oldukça düşük bütçeye mal edilmiş kanımca.

Özetle konusuna gelince;

Filipinler'de ordu adına bilimsel çalışma yapan bir grup bilim adamının bulduğu çok gizli bir virüs başka bir yere sevk edilecekken terörist bir grup tarafından ele geçirilmek istenir.Grup başarılı olamaz ve kimsenin beklemediği bir felaketi ortaya çıkartır.Grubun lideri kutunun içindeki formülü kırar ve vücuduna bulaştırır.Diğer bir kaç teröristte bulaşan virüs artık kontrolden çıkmıştır.Ele başı hariç diğer elemanlar öldürülmüştür.Ve cesetler yakılır.


Cesetlerin yakıldığını öğrenen Bilim adamları ordu mensupları ile münakaşaya girer.Ordu mensupları ile Bilim adamlarının arasında geçen sahneler çok fazla Day of the dead andırıyor.

Bu olaylar yaşanırken elebaşının değişimi ve yerleştiği oteldeki gore dönüşüm sahnesi muhteşem.Bütün bunlarının yanında şehire inmiş olan bir grup asker turist kızlar ile fingirdeşmektedir.Tabi daha sonra kahraman olacaklardır ama o 3 askerin şekil-şemal-i göz önüne aldığımızda değil kahraman köpek emanet edilmez.


Olayları kulesinden izleyen radyo DJ son sürat yayına devam etmekte gelişmeleri bildirmektedir.Bütün ada salgından etkilenmektedir.Ordu olaya el koyma adına gaz maskeli özel timi saha araştırmasına ve yok etme adına görevlendirmiş.

Emir oldukça açıktır.

Hareket eden her cismi vurun.

Ordu bir yandan mücadele ederken diğer yandan ise turist grubun yanında bulunan 3 asker hayata kalmak için aynı mücadeleyi göstermektedir.Film baştan sona koşturmaca ile süre gelir.

Ve filmin sonunda Radyo Dj olan eleman anons yapar.

Her şey bitmiştir.Günlerden SIFIR.Yeni insanlık dünya'ya hakim olacaktır.

Bu film sahnesi insanı oldukça gaza getiriyor kanımca.




Film Dawn of the Dead ve Day of the Dead esinlenmesi demek yanlış olmaz ancak bu tamamen senaryo adına dile getiriyorum.Zombi makyajları gene ve Fulci'nin gore tarzı gene hat safa.Ayrıca filmin en can alıcı sahnesi Cesetler yakıldıktan sonra havaya karışan virüs kuşlara etki ederek insanlara saldırması da oldukça Alfred Hitchcock-Birds worship olmuş.Müziklerinin de oldukça iyi olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Bunların dışında Gore adına en gaddar sahne kanımca doğum esnasında olan bir kadının karnını yarıp çıkan zombi bebek.Ayrıcada Zombie filmleri tarihinin en gaddar sonlarından birisi bu filmde yer almakta.

Son olarak diğer Fulci filmlerindeki ağır atmosfer olmasa da,bol koşturmacılı ve eğlenceli bir zombi filmi izlemek istiyorsanız kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Lord Magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

21 Ağustos 2008 Perşembe

The Beyond (1981)


City of living dead,Zombie ve Beyond,Gore filmlerin efendisi Lucio Fulci bizlere sunduğu en güzel zombi üçlemesi...son film olan beyond çekildiği tarihte ancak makaslanarak sinema izleyicileri ile buluşmuştur. Fulci ninde en çok ilgi çeken filmleri arasında yer alır. Filmin senaryosu ünlü İtalyan senarist Dardona Sacchetti tarafından yazılmış bu muhteşem İtalyan korku filmde özel efektleri Germano Natali ait. Makyaj işlerini de Zombie de olduğu gibi gene Giannetto De Rossi üstlenmiş.

Filmin konusuna gelince üçlemenin son filimde artık dananın kuyruğu kopuyor ve insanoğlu cezalandırılıyor. Kısaca yaşayan ölülerin zaferi diye biliriz. Louisiana/1927 diye başlayan hikâye köylülerin otelde kalan satanik bir ressamı basmaları ile başlıyor. Adamı bir güzel zincirle kırbaçlayıp arından otelin mahzenine götürüp duvara çiviliyorlar ardından da üzerine yeni bir duvar örüyorlar. Film zaman olarak günümüze geliyor ve genç kadın liza merril kapalı, terkedilmiş durumdaki oteli satın alır. Otelde tamir başlar ve boyacı aniden kör bir kızın camda gözükmesi ile dengesi bozulur ve ölür ardından gelen ölüm ise su tamircisidir. Kısa süre sonrada sular içindeki mahzenden zombiler yavaşça dehşet saçmaya başlarlar. Filmin en vurucu sahnelerinden biri ise kütüphanede araştırma yapan bir adamın iri tarantulalar tarafından yendiği muhteşem bir sahnene var; ancak benim favori sahnem ise morg ta su tesisatçısının karısının zombi ile karşılaşması sonuç u yere düşüp bayılırken kafasını masaya çarpıp asit şişesini devirir. Asit yüzüne akar ve o şekilde ölür. Filmde birde köpekli kör kız var. Ara sıra çıkıp liza’yı ne kadar eibon hakkında uyarsa da bir işe yaramıyor. Gelelim eibon’a 4000 yıl önce yazılmış bir kara büyü kitabı. Ne işe yarıyor derseniz cehennemin kapılarını açmaya yarıyor başka ne olabilir ki. Filmde genel bir atmosfer var olsa da kurguda kopukluk var. Yani atmosfer 13 üzerinden 10 ise kurgu 13 üzerinden 7.Filmin artık son dakikalarında cehennemin 7 kapısında açılır. Dünyada zombiler kol gezmektedir. Otel sahibesi ve manitası bir süre direnseler de mutlak sondan kaçamazlar. Otelin mahzenine inerler yarık olan duvarın diğer tarafına geçerler ve cehenneme adım atarlar. Ve dehşet içinde ikisinin de gözleri kör olur. Burada tasvir edilen cehennem sahnesi sinema tarihindeki en etkileyici cehennem sahnelerinden biridir. Fulci nin en güzel filmlerinden biri olan beyond death metal’e fazlası ile etkisi olmuş bir filmdir.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails