Bela Lugosi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bela Lugosi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2011 Cuma

Zombilere Bakış-1

Korku sinemasının dışlanmış çocukları zombiler.Sahne hasılatlarına bakıldığı zaman zombi sevenlerin sayısı bir avuç insandan ibaret değil.Bunun mutlaka çeşitli nedenleri olması bir yana zombiler ile insanlar arasında ki bağ zombilerin önceki hayatlarında yaşayan varlıklar olmasından daha öte.



Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.

Bu farklı konuma gelmelerine de en büyük pay George Romero'a aittir.Romero'dan önce zombiler köledir ve işin aslıda budur.Afrika da ki zombicilikten yıllar sonra köle tacirleri tarafından özellikle kolonicilere satılan Afrikalıların mısır,pamuk,şeker kamışı gibi tarımsal alanlarda çalıştırılmaları ve taşıdıkları köle damgasını adlandırır.Aynı zamanda sanayi devriminin ilk yıllarında İngiltere de ki sanayi işçileri de aynı sıfatla çağrılmışlardır.


Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.


2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.




Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.

1968 ve Zombiler




Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.


Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.


Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.

Zombi gerçek özgürdür....


Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....


Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....


Zombi bağımsızdır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

21 Ocak 2011 Cuma

Wolf Man (1941)



İkinci dünya savaşında müttefik ülkelerin çaresizce savunma yapmaktan ileri gidemediği günleri birinde A.B.D'de gösterime girmiştir,Kurt adam.O dönem beyaz perdeyi sarsarken,Hitler'ın kurt adamları ise avrupayı ele geçirmiş ve Sovyet Rusyasına diş göstermeye başlamıştı.Gerçek kurtları bir an olsun unutmaları için insanlara yem olarak Kurt adam adı altında Lon Chanhey Jr önlerine sunulmuştu.

1941 yılında ilk olarak Los Angels'ta vizyona giren film oldukça ilgi görmüştü.
Universal yapımlarının son tekil canavar filmiydi,Kurt adam.İlk kurt adam filmi Werewolf of London(1935) pek başarılı olmayınca.Dönemin önemli yönetmenlerinden olan George Waggner Kurt adamı tekrar beyaz perdeye yansıtmıştır.

En dikkat çekici olaylardan biri de Normandiya çıkartmasının başarı ile sonuçlanmasının ardından başlar.Nazilere karşı alının her galibiyet.Beyaz Perde'ye de benzer ölçüde yansımıştır.Universal tarafından yayımlanacak olan filmler daha Korku/komedi ya da Kahramanlık hikayeleri barındıran savaş filmleri haline gelecek ve karanlık ve vahşet dolu korku sineması geri plana atılacaktır.



İnsanlığın ilk günlerinden beri özel bir hayvan olmuştur Kurt,özellikle eski Türk destanlarında bahsedilen İtbarak bunların en belirginlerindendir.

Modern Kurt adam anlayışının tam manası ile oturmasında bir numaramı rolü üstlenen Wolf Man(1941) Lon Chaney ve Bela Lugosi'nin korku resitali verdikleri filmlerin başında gelir.Bu süper ikiliye ise;Gene dönemin oyuncularından olan Evelyn Ankers, Claude Rains ve Ralph Bellamy eşlik etmektedir.

Kısaca senaryosuna göz attığımızda:

Yıllar sonra A.B.D'den memleketi Galler'e geri dönen Larry Talbot(Lon Chaney) uzun yıllar sonra doğduğu topraklara geri döndüğü için hayet mutludur.Abisinin ölümü üzerine tüm miras ve itibar ona kalmıştır.İlk günlerini normal geçiren Larry Talbot,babasının çalışma odasında ki teleskobun bakımını yaparken antika eşyalar satan bir dükkanın üst katındaki daire'de yaşan bir genç bayan'nın gözüne takılması ile yola koyulur.Aynı zamanda antika dükkanını işleten Gwen Conliffe,Larry Talbot'a pek yüz vermemektedir.Bir şekilde güzel Gwen'ı ikna eden Larry,dükkanda bulduğu kurt kafası bastonunu ve garip hikaye'yi dinledikten sonra akşam saat 8'de buluşmak üzere dükkandan ayrılır.

Baston ve dinlediği garip hikaye şöyledir:

Kurtboğan çiçekleri açtığında ve dolunay parıldadığında,kalbi temiz ve geçeleri dua eden biri bile kurda dönüşebilir.


Bu hikaye'ye aldış etmeyen Larry bastonu satın alır ve akşam 8'de dükkanın önünde Gwen ile Çingene kampına yaşlı falcı Bela'ı(Tabi ki Bela Lugosi)ziyaret etmek için yola koyulurlar.Onlara Jenny ardındaki Gwen'ın arkadaşı da eşlik eder.

Dolunay parıldar....

Fal baktırmak için gittikleri kampta beklenmedik bir olay başlarına gelir.Bela adındaki falcı bir kurt'a dönüşür.Elindeki gümüş bastonla kurt'a saldıran Larry kurt tarafından ısırılır ancak kurt'u etkisiz hale getirmesine rağmen Jenny'ı kurtaramaz.

Kurt tarafından ısırıldığına kalıbını basan Larry'e halk deli gözü ile bakmaya başlar hatta sokaklarda onun kana susamış bir katil olduğu dahi konuşulmaktadır.
Bunların nedeni ise olay yerinde yaşlı Bela'nın cesedinin bulunmasıdır.

Efsane tabi ki de yerini bulur.Kurt adam tarafından ısırılan Kurt adamlığı devralmıştır demektir....


İnsanın vahşi bir hayvana dönüşme sendromunu ve özellikle kurt adam olayını tabir etmek için kullanılan Lycanthopy'nin işlendiği filmde as olan mevzu insan içindeki diğer karakteridir.Bilinç altına gönderme yapılan filmde aynı Dr.Jykll and Dr.Hyde(1931) de işlendiğine benzer bir şekilde işlenmiştir.

Filmde ilk kurt adam Bela Lugosi olarak karşımıza çıkmasına rağmen yüzünü göremeyiz.Lon Chaney'ın kurt adam olduğu sahneler ise aynı Frankstein'ın canavarında olduğu gibi dönemin makjay teknikleri zorlanarak yapılmıştır.17 adım da yapılan makjay'a tırt diyecek adamın anını karışlarım.

İlk senaryo kurgulandığında Boris Karllof'un düşünüldüğü Kurt adam karakterine Lon Chaney'ın rol verilmesi kesinlikle akılıca olmuş.


Muharebe dönemi korku sineması'nın en güzel örneklerinden biri olan Wolf Man(1941),50'lı yılların soğuk savaş dönemi filmlerine ışık tutan cinste bir yapım.

O dönem de korku filmlerinin neden çekildiğini idrak edemeyenler için algılanması basit olduğundan dolayı mutlaka tavsiye ettiğim Wolf Man(1941),Klasik korkunun 5'lisi olarak anabileceğimiz Dracula,Frankenstien'ın canavarı,Frankenstien'gelini,
Mumya ve Kurt adam olarak sıralanmaktır.

Bu Canavarlar arasında insan içi catışmayı en başarılı şekilde dışa döken Wolf Man korku filmleriyle haşır neşir olan herkesin arşivinde bulunmalıdır.

Not:Bu filmi yazmama neden olan gökyüzünde ki dolunay'a,o dolunay'ı görüp kurtmuşcasına uluyan küçük çocuklara ve BARBARELLA'a teşekkür ederim.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

4 Ocak 2011 Salı

Mark of the Vampire (1935)



Sinema hayatı erken sonlandırılan Tod Browning'ın beyaz perde'de yer alacak son filmlerinden biri olan Mark of the Vampire (1935),Kadrolu diye adlandırabileceğimiz oyuncu kadrosuyla unutulmaz bir eserdir.

Sinema salonlarında ilk gösterime girdiğinde Dracula (1931)'ın tekrar yapımı olduğuna dair söylentiler çıkmış ardından Browning'ın hokus-pokus yoluyla kaybedilen filmi London after Midnight olduğu ileri sürülmüştür.

Tod Browining'ın 20'lerin sonunda başlayan korku filmleri 1935'te Mark of the Vampire ile son buluyor ve ardından da yönetmenin 1939 yılında yönettiği son filmi olan Miracles for Sales ile kariyerini noktalamak zorunda kalmış.Dönemin sansür engeline takılıp bolcana makas yiyen filmleri ile dönemin toz pembe aşk filmlerini çeken yönetmenleri arasında kötü adam konumuna düşmüştür.


Gizem/Korku tarzındaki bu atmosferik yapım tadında mizahi öğeler içermektedir.Vampir filmi olmasına karşın Bela Lugosi'nın arka planda olması ve alışıla gelmişin dışındaki senaryosu ile Mark of the Vampire unutulmaz Vampir filmlerinden biridir.

75 dakika olan film günümüze 60 dakika olarak ulaşmış,sinemada da ise vakti zamanında bu nasıl zalimlik denilerek 15 dakika küt çöpe atılarak katledilmiştir.Bu kesik 15 dakikalık kısmı yokluğunu fazlasıyla hissettirmekte.

Bela Lugosi dışında Lionel Barrymore,Lionel Atwill,Michael Visaroff dışında ilk sinema filmi ile unutulmaz olan Carroll Borland yer almakta.


Carroll Borland,Sinema dünyasından uzak bir şahıs olan Carroll Borland,Bela Lugosi'e kendi yazdığı Countess Dracula adlı romanı yollaması ile irtibata geçer.Lugosi tarafından ilk rolünü kapan Borland,Dracula'nın tiyatro versiyonunda Lucy'ı canlandırır.Bunun üzerine de Lugosi ile aralarında yakın bir ilişki doğar.

Mark of the Vampire'da canlandırığı karakter olan Luna ile akıllara hiç çıkmamacasına kazınan Borland,İleri ki yıllar da gelecek olan Evira,Morticia ve Vampira gibi karakterlerin ilk örneğidir.


Filmin konusuna şöyle bir göz attığımız da,

Sir Karell Borotyn evinde ölü bulunur ve boynundaki izden dolayı vampir idaları ortaya atılır.Kasabada daha önce böyle olaylar olduğuda iddaa edilmektedir.Köylü halk yere sarımsak çiçekleri asmaktadır.Bu esna da kasabadaki eski şato da hala yaşadığı ve vampir olduğu sanılan Kont Mora ve onun kızı Luna tarafından bu vahşi cinayetlerin işlendiği düşünülmektedir.Sir Karell Borotyn ölümü ile kızı olan Irena Borotyn büyük bir servet kalmıştır.Ölümle ilgili araştırma yapmak için gelen Müfettiş Neumann herkesi şüpheli olarak görmekte ve vampir hikayelerine inanmamaktadır.


Klasik vampir filmi gidişatına rağmen şaşırtıcı sonu ve eğlenceli yaklaşımıyla oldukça farklı bir vampir filmidir.

Tam anlamıyla klasik olan Mark of the Vampire mutlaka izlenmesi gereken bir yapıt olduğunu düşünüyorum.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

23 Mart 2010 Salı

White Zombie (1932)



Sinema da zombi ve zombiciliğe yol veren ilk filmdir White Zombie.Tam manası ile bir klasiktir.

1932 yılın da dönemin ön de gelen yönetmenlerin den Victor Halperin tarafından çekilen film günümüzün gebeş zombilerini hava da kara da tokatlayacağı kesin.Gene dönemin senaristlerin den olan Garnett Weston senaryosu üstlenilmiştir.


Senaryo da aşkın daha ön plan da tutulması dönemin furyası ya da o zaman ki insanların en büyük korkuları sevdiklerine zarar gelmesi.Bulunduğumuz zaman için de bu tarz işler korku sinemasına sokuluyor ancak yüzlerine gözlerine bulaştırmaktan ileriye gidemiyorlar.

Bela Lugosinin de yer aldığı film paşanın da varlığı ile muhteşem bir hal almış.Korku karakterlerinin en gaddar,en insafsız ve zalimidir Bela Lugosi.Yer aldığı filmler de oyunculuğu ile çoğu zaman bütün her şeyin onu ne geçmiştir.

Zombi dünyasına açılan kapıyı bizlere aralayan bu film olayın temeline en saf halini bizlere göstermektedir.Vooddoo !!!


Afrika kökenli olan bu büyü tarzı köle ticareti ile haitti'ye sıçramış ve günümüzün modern dünyasında da halen varlığını devam ettirmektedir.Zombiciliğin aslı vooddoo büyülerin de yatmaktadır.Kişi yapılan formlun ayin ile uygulanması sonucu ölür ve gömülür.Kısa zaman için gömenler ya da kendi kendine mezardan çıkar ve yaşayan ölü haline gelir.

Bu tabir ilk olarak haiti de şeker kamışı tarlaların da çalışan köleler için kullanılmış hatta vooddoo ile zombi haline getirilip öle çalıştırıldıkları iddia edilmiştir.Filmin için de de bu vurgulanmıştır.


Konusuna gelince.

New york'tan haitti adalarına yolculuk eden 3 farklı kişi yol da tanışırlar.Madeleine ve Neil bu yolculuk esnasın da bir birlerine aşık olup evlenmeye karar verirler.3. şahıs olan Dr.Bruner evlilikleri konusun da onlara yol vereceğini söyleyerek evine davet eder.Ancak Bruner daha farklı planları vardır.Güzeller güzeli Madeleine ele geçirmek istemektedir.Kendi güçleri yetersiz kalınca.Mekanın en korkulan adamı olan Legendre sığınır.

Bela Lugosinin canlandırdığı Legendre karakteri ise mekanın en büyük şeker kamışı tarlası sahibi olan karanlık güçlerin efendisi ve Zombilerin hakimi bir karakterdir.Kısaca ölümüne kötü diye biliriz.



Dr.Brumer,kısa bir tartışmadan sonra Legendre ile anlaşmayı sağlar ve büyülü tozu alır.Büyü tozdan bir damla her şey için yeterli olacaktır.Düğün öncesi kızı ikna etmeye çalışır ancak yeterli olmaz.Çiçeğe döktüğü tozu kıza verir ve Madeleine kısa süre de zombie ye dönüşür.Legendre'nin daha önce de uyardığı gibi aşkın gücü ancak kızı kurtara bilir.Sevgilisi olan Neil kızın aşkından yanıp tutuşur ve her şeyi göze alarak kızı kurtarır.


1932 yılına göre gayet iyi çekimler ve yenilikler göze çarpar.Alfred Hitchcock daha önce ki yıllar da uyguladıklarının yaygınlaştığı bariz bir şekilde görülmektedir.

Klasik korku filmleri ve zombiciliğin ilk sinema yapıtı olarak ön plana çıkan White Zombie,Klasik tarz da ki yapıtları sevenleri oldukça tatmin edeceği kuşkusuz.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

6 Ocak 2010 Çarşamba

Dracula (1931)





Zor zamanlar da sinema sektörünün popüler yüzü her daim korku sinemasına dönüktür.Avrupa bu konu da yol almış gider ken Hollywood'ta başlangıç'ın geç olduğunu görmekteyiz.2.dünya savaşı öncesi çekilen ve insanların bir nevi akılını dağıtmak ve keyiflendirmek için yapılmıştır.Böylelikle beyaz perde de ilk korku klasikler ortaya çıkmıştır.

Bunlardan hollywood ortamları için ilki DRACULA (1931).


Sanırım hollywood'un ilk korku yönetmenlerin'den biri de efsane Tod Browning paşadır.

London after Midnight ve unutulmaz filmi olan Freaks ve bunların arasına sıkıştırdığı Dracula ile Sinema tarihin de ve Extreme Haribocunun gore zihnin de ayrı bir yer etmiştir.

Bram Stoker'ın romanından uyarlamayı Hamilton Deane üstlenmiştir.

Zamanında büyük olaylar mevzular çıkmış filmin ardından.Usa ortamlarının seyircilerinin hiç alışık olmadıkları gaddarlık seviyesin de bir yapıtmış.Hele ki büyük bunalım dönemine denk gelmesi insanlar için ayrı bir korku yaratmasına neden olmuş.


Uyarlamanın konusu özetle şu şekildedir:

Doğu Avrupa'daki Karpat Dağları'nda, Walpurgis Gecesi'nde yorucu bir yolculuk yapan Renfield, Londra'daki Carfax Abbey'in, aslında bir vampir olan Kont Drakula'ya satılmasıyla ilgili işlemleri tamamlamak üzere kontun kalesine varır. Korkutucu hipnotik güçlere sahip olan Kont, Renfield'i, uyutup kanını içerek kölelerinden biri haline getirir ve Londra'ya yapacağı deniz yolculuğu boyunca kendisini koruması için görevlendirir. Kont Londra'da, satın aldığı eski katedralin yan tarafındaki akıl hastanesinde yaşamakta olan Lucy Weston'ı da, kanını içerek vampire dönüştürür. Ardından akıl hastanesinin yöneticisi olan Dr. Jack Seward'ın kızı Mina Seward ile ilgilenmeye başlar. Dr. Seward kızının gittikçe bozulan sağlık durumunu araştırması için Dr. Abraham Van Helsing'i çağırır. Drakula'nın aslında bir vampir olduğunu anlayan Van Helsing, Mina'nın nişanlısı John Harker ile Dr. Seward'a durumu açıklar ve Mina'nın da bir yaşayan ölüye dönüşmemesi için, Harker ile birlikte Drakula'yı kalbine kazık çakarak öldürür.

Filmin korku seviyesini artıran olay hikayenin iyi işlenmesi değil,Bela Lugosinin muhteşem oyunculuğudur.En önemlisi ise Lugosi paşa bu film de oynadığı zaman inglizce bilmiyormuş ve replikleri tek tek ezberleyip oynamış.


Oldukça etkiliyci bir oyuncuğa sahip olan Bela Lugosi,bu filmin ardından tamamen Kont Dracula karakteri ile özleşmiş ve devamını da getirmiştir.Kanımca en iyi dracula kuşkusuz Bela Lugosidir.

Günümüzden geçmişe doğru bir Dracula ya da Vampir filmleri sıralaması yapsak benim için her daim ilk sırayı alacağı kesindir.

Öyle vurucu repliklere sahiptir ki Bela lugosinin oyunculuğu da eklendiğin de hayranlıkla uyandırıcı bir hal alır.

Son olarak Vampir işlerinin vasatlığından bıkmış durumdaysanız eğer bu muhteşem klasiği izleme şansınız olmadıysa hemen edinip,Bela Lugosi eşliğinde karanlık,sisli ve ölümsüz vampirlerin diyarina güzel bir yolculuk yapabilirsiniz.





Haribo puanı:O kızın damarların da BENİM kanım dolaşmakta.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

24 Aralık 2009 Perşembe

Murder in the Rue Morgue (1932)


Poe hikayelerinden en dehşet verici ve karanlık olanlarından biri kesinlikle Rue Morg’u sokağı cinayetidir.

1932 yılında yapılan uyarlama korku tarihinin en güzel örneklerinden biri. Bela Lugosi paşada başrolde boy göstermekte. Robert Florey tarafından yönetilen film kendisinin de ilk korku filmi yönetmenliği. İlerleyen yıllar da ise ‘’The Beast with five finger ‘’ filmi ile korku tarihinde adı geçer bir yer almış.

Poe uyarlamaları korku tarihinde en çok yer eden uyarlamalardan biri.1908’den günümüze kadar 200 aşkın örneği yer almakta. Rue Morg’u da bunlardan biri. Hikayeyi okuyanlar bilirler oldukça kasvetli, karmaşık ve korkutucu havaya sahiptir; ancak o dönemler de yönetmen Robert Florey, karmaşık bir dönemde filmi çektiği için kanımca hikayeyi epeyi bir yumuşatarak ve kurgusunu değiştirerek ele almış. O da yetmediği gibi komedi ve aşk öğeleri katmış. Normaldir.1932 şartlarını ve koşullarını ele aldığımızda fazla korkutucu bir film.


Aynı zamanda Rue morg’u Bela Lugosi’nin Amerikan sinemasındaki ilk filmlerinden.Poe’nun bu klasikleşmiş hikayesi 1841 ’de Graham adlı dergi de yayımlamıştır;Ayrıca polisiye türünde ki ilk edebiyat örneğidir.

Filmin konusu kısaca şu şekilde gelişir.

Bela Lugosi’nin canlandırdığı Dr.Mirakle bir panayırda yer erik adlı maymunu ile yer almaktadır.Bu gizemli,deli ve gaddar bilim adamı evrimde ki kayıp halkayı aramaktadır ve ihtiyacı olan saf,kirletilmemiş ve sağlıklı bir kadının kanıdır.Ve bunu bulana dek hunharca cinayetler işler.

Lugosi paşa’nın muhteşem bir oyunculuğu var hikaye oldukça kırpılmış olsa da Poe’nun verdiği karanlığı Lugosi’nin yüzünden rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Hikayeyi okumamış olanlar için ilk önce filmi izleyip bir fikir edinmelerini tavsiye edebilirim.Böylece Poe’nun akıl almaz kurgusunu ve Lugosi’nin muhteşem oyunculuğunu daha net göre bilirsiniz.Sakın yanlış anlamayın ben bunun kitabını okudum daha güzeldi demeye getirmiyorum.Kesinlikle muhteşem bir korku yapıtı.



Unutmamak gerekir ki bu film ve hikayenin death metal ortamlarında yeri bambaşkadır.Necrophagia-Rue Morgue Disciple adlı parçasında bu cinayetlerin işlerine bakmış ve Poe paşaya saygılarını sunmuştur.



Son olarak: O bilindik karnaval hokus/pokuslarından birini bekliyorsanız.Gişeye gidin ve paranızı geri alın.Burada bir ucube ya da hilkat garibesini değil yaşamın kilometre taşına ait bir gerçeği sergiliyorum……

-Sapkınlık bu SAPKINLIK.

-Sapkınlık mı?

-Hala sapkınlık yüzünden insanlar yakılıyor mu?

-Öyleyse beni yakın bayım.Ateşi yakın bayım.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

5 Aralık 2009 Cumartesi

Related Posts with Thumbnails