Devamını okuyun...>>
Night of the living Dead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Night of the living Dead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2015 Cuma
2 Eylül 2011 Cuma
Zombiler ve Şiddet
Şiddet insanoğlunun en başlı dışa vurumlarından biri kanımca ve hatta ağlamakla gülmenin ardından gelen 3 tepki.Korkarak,öfkelenerek ve çaresiz kalarak baş vurduğumuz şiddet eylemi iş görsele döndüğünde insanların en çok tepki alan görsellerin başında olmasıda insanlığın ayrı bir çelişkisidir.
Zombi filmlerindeki şiddet Hegel ve Sartre'nin belirtiği arzu çatışmasıdan daha çok Nietzche'nın Nihilist yaşamda şiddet felsefesinin tam ortasında yer almaktadır.
Night of the living Dead'ın ardından modern zombie anlayışı tüm dünyaya korku salmaya başlamasıyla birlikte gerçek yüzleri olan şiddetti en saf haliyle göstermeye başlamıştır.
Romero'nun iki milat filminin ardından (Night of the living dead-Dawn of the dead) 1968 ile 1978 arasında ki dönem ve sonrasındaki Avrupa sineması ve Amerikan B-movielerinde boy gösteren zombi filmleri kanımca zombilerin altın çağıydı.
Bu altın çağı tetikleyen faktörler arasında en büyük etkenlerden biride hiç kuşkusuz Marvel çizgi romancılığın Zombie adlı korku yapımı ve Creepy,Errie serileri 70'ler de ki bir çok zombi filmine ilham kaynağı olduğu gözle görülür bir gerçek.
Armando de Ossorio'nun Blind dead (1971-1975) serisinde tarihin derinliklerinden gelen lanetli tapınak şövalyeleriyle dehşet saçarken,Children Shouldn't play dead things ile Bob Clark şeytanın tüm güçleriyle ölüleri ayaklandırırken,Christoper Lee'nin baş rolde yer aldığı Horror Express adlı ispanyol yapımında ise tibetin derinliklerinden donmuş olarak bulunan dünyanın ilk günlerine ait bir varlığın bedeninde yer alan uzay dışı bir cismin insanları köleleştirek zombilere çevirmesi olay yaratmış,1977 Shocking Waves de ise nazi zombi askerleri Floridanın sahillerinde yeniden hayat bulmaktadır.
Altın Çağ
Dawn of the Dead (1978) İtalya'da Zombie adıyla yayımlası aslında bu muhteşem dönemin başlamasının nedeni.Argento ve Romero'nun ikincisini çekmeyi planlarken Lucio Fulci'nin elini çabuk tutup 1979 yılında Zombie 2 adıyla sinemalarda gösterime giren kanımca da gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi olan bu yapım,bir çok ülkede ağır makas yiyerek yayımlanırken bir çok taklit yapımı ve devam filmleri de kısa süre de geldi.Dünyayı ayağa kaldıran bu film,Dawn of the Dead'in devamı gibi algılansa da bence tam Night of the living Dead ile Dawn of the Dead'ın ortasında ki kayıp hikaye gibi.
Hatta denemenizi tavsiye ederim ilk önce Zombie 2 'yı,ardından da Dawn of the Dead'ı izlemek daha keyif verici.Hiç kuşkusuz Zombie 2'nın bu kadar başarılı olmasında ki en etkili neden su takılmamış bir vahşet gösterisini içinde barındırması dışında Gianetto de Rossi'nin imzasını taşıyan zombi figürlerinin gaddarlığı.
Zombie 2'le başlayan gore zombi furyası italyan sinemasında çabucak dallanıp budaklanmıştır.Ruhsuz bedenlerin geçit törenine karşı insanoğlunun hayatta kalma savaşından kesitler sunan bu yapımlar,insanlığın sonunu getirecek tam olarak nedeni belli olmayan dini öğeler ve bilimsel öğeleri çaresiz bırakan lime lime bedenlerin güç gösterisini tüm saflığı ile ele alırken,insan oğlunun modern yaşam düzeninde ki ego tatminine bağlı şiddet arzusunu en olan haliyle ortaya sürmektedir.Nihilistik yaklaşımın dışında ikonoklastik bakış açısı da zombi filmlerinde çokça gözükmektedir.Beyaz perdeye bu yansımaların temelinde ise modern çağ insanın sistem içinde ki sıkışıklığının kurtuluşu olarak algılanması garipsenemez.
Çeşitli kural ve kanunlara göre yaşamımızı sürdürmek zorunda kaldımızdan dolayı genetik geçmişimiz de bulunan yaşam mücadelesine en kolaydan dönüş şekli gibi gözükmektedir.Öldürmek,yağmalamak,güvenli yerde barınmak-saklanmak,en temel ihtiyaçlar dışındakileri yok saymak ve savunma iç güdüsüyle çekiciliğini artırmaktadır.
Umberto Lenzi Nightmare City (1980) Nükleer kaza sonucu zombileri yataklandırıken,İtaşyanın Ed Wood'u Bruno Mattei ise gene aynı tarihte Hell of the Living dead ile insan aklının sınırlarını zorluyan bir kaos şölenini gözler önüne sererken,Andrea Bianchi Burial Ground'la izleyiciye çürümüş cesetler ile korku saçıyor.
En belirgin olarak ele aldığım film isimleri dışında gene Lucio Fulci'e ait olan The Beyond (1981),City of the Living Dead(1980) ve 1988 yılında ki Zombi 3 tartışmasız türünün en iyi filmleri arasında yer almakta.Fransa da Jean Rollin Zombie Lake (1981) ile nazi zombilerini canlandırırken İspanya ayağında Jesus Franco Oasis of Zombies (1983) benzer bir konuyla karşımıza çıkıyor.
Furyanın ilgisini kaybetmesi bir yana rakamların büyüdüğü Sinema sektöründen 90ların ilk yarısından sonra bu tarz yapımların sonunun gelmesi yeri geldiğinde göz yaşı dökülecek kadar üzü olmaktadır.
Eski kıtada yaklaşım böyleyken yeni kıtada ise;işler Romero'nun tekelinden çok uzağa gitmemiştir.
Kiyamet yaklaşımının dışında etkiliyici senaryolarıyla Dead and Buried (1981) yer almakta.
Daha çok komedi/teenage olarak ele alınan gore oranı yüksek olsa da bir kaçı dışında pek başarılı oldukları söylenemez.Buna keza 80'ler de pek dikkat te almayan Amerikan sineması 2000'lerin başlarından itibaren günümüze kadar 100'lerce kendilerince çeşitli mutasyon evreleri yaşattıkları zombi filmlerinde yeni bir çığır açtıklarını düşünmektedirler.
Son olarak sistemin en küçük oyununa dahi gelmeyen çarkları cürümüş bedenleriyle yok eden zombiler,sıkıçı ve bunaltıcı düzende insan oğlunun en öz duygularını kabartarak bir anlığına bile olsa yaşadığı hayata göz atmasına parçaladığı bağırsaklarla neden olur.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
10 Haziran 2011 Cuma
Zombilere Bakış-1
Korku sinemasının dışlanmış çocukları zombiler.Sahne hasılatlarına bakıldığı zaman zombi sevenlerin sayısı bir avuç insandan ibaret değil.Bunun mutlaka çeşitli nedenleri olması bir yana zombiler ile insanlar arasında ki bağ zombilerin önceki hayatlarında yaşayan varlıklar olmasından daha öte.
Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.
Bu farklı konuma gelmelerine de en büyük pay George Romero'a aittir.Romero'dan önce zombiler köledir ve işin aslıda budur.Afrika da ki zombicilikten yıllar sonra köle tacirleri tarafından özellikle kolonicilere satılan Afrikalıların mısır,pamuk,şeker kamışı gibi tarımsal alanlarda çalıştırılmaları ve taşıdıkları köle damgasını adlandırır.Aynı zamanda sanayi devriminin ilk yıllarında İngiltere de ki sanayi işçileri de aynı sıfatla çağrılmışlardır.
Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.
2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.
Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.
1968 ve Zombiler
Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.
Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.
Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.
Zombi gerçek özgürdür....
Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....
Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....
Zombi bağımsızdır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.
Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.
2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.
Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.
1968 ve Zombiler
Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.
Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.
Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.
Zombi gerçek özgürdür....
Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....
Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....
Zombi bağımsızdır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
31 Ekim 2010 Pazar
Cadılar Bayramı Filmleri

Cadılar bayramı günü kötülüğe inana ve günahkar insanların bayramıdır.
Kelt Bayramı olan Cadılar Bayramı tüm kötülüklerin günüdür.
Popüler kültüre en usturuplu şekilde yerleştirilmiştir.
Korku filmleri de bunun en güzel ürünüdür belki de şeker toplamak ve kostum partilerinden bile önce gelir.
O gün için televizyonde yayımlanan cadılar bayramına ait filmlerin listesini siz haribocular için tek bir postun içinde topladık.
Nosferatu

link
Dracula

link
The Birds

link
Horror Hotel

link
Carnival of souls

link
Jaws

link
Night of the Living Dead

link
The Exorcist

link
The Legend of Hell House

link
Alien

link
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
20 Ekim 2010 Çarşamba
Night of the Living Dead (1968)

Meşhurrrr Tarih değiştiren,Korku sinemasının üvey evladı durumunda olan zombilerin tavan yaptığı yapıt.
Night of the Living Dead.
Modern zombi anlayışının başlangıcı olan film,günümüzde ki tüm zombi filmlerinin paşası olarak nitelendirilse de 1964 yılında çekilen Garden of the Dead kanımca Night of the living Dead'ı mevzu olarak tokatlayacak şekildeyken filmin büyük kısmının yanmasıyla Night of the Livinf Dead'nın önü açılmıştır.
Şu an ulaşabileceğiniz boyutu 30 dakika olan Garden of the Dead'ın pek bir amortisi kalmamıştır.
İlk zombi filmlerinde zombiler köle olarak yer almakta iken 1954 yılında Richard Matheson'nun yazdığı I am the Legend adlı kitabında etkisi ile yaşayan ölü anlayışı Romero'nun kine yaklaşmış.Romero ise sadece kendi bakış açısı ve ekibinin yardımı ile yorumlamak kalmıştır.

Bence film her ne kadar zombiler için milat olarak görülse de korku sinemasının ve edebiyatının aldığı yolda şans Romero'a vurmuş diye biliriz.
George A.Romero'nun yönetmenlik koltuğun da gördüğümüz film'in kamera arkasında ve önünde yer alan kadro hemen hemen aynı Karl Hardman ve Russell Streiner yapımcı olarak yer alırken aynı zaman da Hardman Harry Cooper karakterini canlandırmakta.

Streiner ise,film de en sevdiğim tipleme olan Jonny, ki ne yazık ki filmin başında ölür ve ileride zombi olarak karşımıza yeniden çıkar.Senaryo da ise John A.Russo kurgulamada baş rolde yer alıyor.Russo daha sonra Santa claw ve Midnight gibi klas b-movielerinde senaryolarında görücez.
114 bin dolar a mal ettikleri film'in den ilerleyen yıllarda 50 milyon dollara yakın bir hasılat elde etmişlerdir.
96 dakika süren filmin özeti ve üzerinde durulması gereken noktaları ise şu şekilde.
They are Comin to cath you Barbara !!!!!
Kardeş olan Barbra (Judith O'Dea) ve Johnny (Russell Streiner), babalarının mezarına çiçekli bir haç bırakmak için Pensilvanya kırsalındaki bir mezarlığa giderler. Burada Johnny, mezarlıklardan korkan kardeşiyle;Seni almaya geliyorlar Barbra! diyerek alay eder.

Birden, solgun yüzlü bir adam (S. William Hinzman) Barbra'yı yakalar. Onu kurtarmak için adamla mücadele eden Johnny yere düşer ve kafasını bir mezar taşına çarparak ölür. Johnny'nin arabasına sığınan Barbra, anahtarı olmadığı için arabayı çalıştıramaz ve yokuş aşağı hareket ettirdiği arabayla bir ağaca çarpar. Arabayı terk edip yakındaki bir çiftlik evine koşar.
Bu sırada mezarlıkta kendisine saldıran adama benzer başka kişilerin de etrafta olduğunu fark eder. İçeri girip evi dolaşmaya başladığında, üst katta korkunç biçimde parçalanmış bir cesede rastlar.
Buralara kadar caresiz kadın barbara'ı dakikalarca izletiyor bize.Ve filmin en can sıkıcı sahnelerinden biri ki bu tarz mıymıntı uyuz karılar Romero'nun tüm filmlerinde var hiç vazgeçmiyor.
Evden kaçmaya çalışan Barbra, kamyoneti ile eve gelmiş olan Ben'e (Duane Jones) rastlar. Ben, etraftaki saldırganlara bir levyeyle saldırır. Birini öldürdükten sonra vücudunu ateşe vererek diğerlerini kaçırmayı başarır. Tekrar eve girdiklerinde Barbra katatonik biçimde otururken Ben kapılara ve pencerelere tahtalar çakar.
Bir sandalyeyi dışarı çıkarıp ateşe vererek zombileri uzak tutmaya çalışır. Evde radyo ile tüfek bulur. İkili bu sırada, Harry ve Helen Cooper (Karl Hardman ve Marilyn Eastman) çifti ile kızları Karen'in (Kyra Schon) ve genç bir çift olan Tom (Keith Wayne) ile Judy'nin (Judith Ridley) kilerde saklanmakta olduğunu bilmemektedir. Zombilerden biri daha önce Karen'ı ısırmıştır ve küçük kız bu sebeple hastalanmıştır. Bu grubun Ben ve Barbra ile karşılaşmasının ardından, Harry hep beraber kilere dönüp kapının önüne barikat kurmayı önerir. Ben ise, bu durumda kendilerini tuzağa düşürmüş olacaklarını savunur. Sonuçta evin içinde kalmayı tercih ederler.

Radyodaki haberlerde, ülkenin doğu kıyısı boyunca bir toplu katliam dalgasının yayılmakta olduğu bildirilir. Ben'in daha sonra üst katta bulduğu televizyonda ise acil durum yayını yapılmakta ve yaratıkların, kurbanlarını yedikleri anlatılmaktadır. Daha sonraki bir yayında, cinayetlerin yakın zamanda ölüp hayata geri dönen kişilerce işlendiği söylenir. Uzmanlar, bilim adamları ve ordu yetkilileri bu hayata geri dönüşün sebebini açıklayamamaktadır ancak bir bilim adamı bu durumun, Dünya'nın atmosferinde patlayan bir Venüs sondasının yaydığı radyasyondan kaynaklandığını öne sürer. Son haberlerde, yaratıkların başından vurulmasıyla durdurulabildiği ve şeriflere bağlı silahlı birliklerin düzeni sağlamak için kırsal alanda devriye gezdikleri açıklanır.
Ben, içerideki tüm erkeklerin görev alacağı bir plan ile kamyonete ulaşıp evden kaçmayı tasarlar. Kamyonetin yakıtı bitmiş olduğundan, Harry üst kattan molotov kokteylleri fırlatırken Ben ile Tom dışarıdaki bir benzin pompasına gider. Tom için endişelenen Judy de onların peşine takılır. Pompaya ulaştıklarında Ben, zombileri uzakta tutmak için kamyonetin yanına bir meşale bırakır, ancak Tom meşalenin üzerine yanlışlıkla benzin dökünce araç alev alır.

Tom, hasarın büyümesini önlemek için kamyoneti pompalardan uzak bir yere sürer, ancak aracı terk edecekleri sırada Judy'nin sıkıştığını içeride fark eder. Onu kurtarmak için geri döndüğünde araç patlar ve her ikisi de ölür. Ben koşarak eve döndüğünde Harry'nin kapıyı kilitlemiş olduğunu görür. Kapıyı kırarak içeri girer ve Harry'ye saldırır.

Dışarıda bazı yaşayan ölüler, kamyonete tırmanıp Tom ve Judy'nin kömürleşmiş cesetlerini yemeye başlar. Diğerleri ise kapıları ve pencereleri kırarak eve girmeye çalışır. Ben zombileri dışarıda tutmayı başarır ancak bu esnada tüfeğini düşürür. Harry silahı kapıp Ben'e doğrultur, ancak Ben silahı geri alır ve Harry'yi vurur. Kilere yuvarlanan Harry ölür. Kısa süre sonra Helen, kızı Karen'ın yaşayan ölü hâline geldiğini ve babasının cesedini yemeye başladığını fark eder.
Karen bir malayı annesine defalarca saplayarak kadını ölürdükten sonra tekrar yukarı çıkar. Bu sırada yaşayan ölüler eve girmeyi başarır ve Barbra, kardeşi Johnny'nin de aralarında olduğunu görür. Barbra'yı alt eden zombiler kadını alıp götürür. Barbra'nın hayatta kalıp kalmadığı bilinmez. Ben, Harry'nin en başta önerdiği şeyi yaparak kendini kilere kilitler. Tekrar canlanmış olan Harry ve Helen Cooper'ı vurduktan sonra, zombilerin gitmesi umuduyla sabaha dek bekler.

Sabah, kalan birkaç zombiyi vurarak ilerleyen bir devriye grubu eve yaklaşır. Dışarıdaki arbedeyi duyan Ben kilerden çıkıp oturma odasında geri döner ve etrafın güvenli olup olmadığını anlamak için camdan dışarıya bakar. Silahlı adamlardan biri, zombi sandığı Ben'i vurarak öldürür. Filmin kapanış yazıları akmaya başlarken Ben'in cesedi evin dışına taşınır ve diğer zombilerin cesetleriyle birlikte ateşe verilir.
Filmin bütün mevzusu budur.
Romero film için de çok basit oyunlara girişmiş kanımca ve izleyici oldukça rahatsız etmekte en azından beni.Çünkü ben film de fazlası ile abartılmış bir sembolistlik yer almakta.
Soğuk savaş dönemi etkisi,Veitnam başlangıçı,ırkçılık ve rednecklere aşırı bir yüklenme yer almakta.
Hele ki ırkçılık ve rednecklere olan yüklenme yuh artık o kadar da değil dedirticek seviye de.Ben karakterine nerdeyse malcom x ayarı bir görev üstlenmiş ama ne yaziki onun kıro diye nitelendirdiği redneckler gelip öldürüyorlar kahramanı.
Tüh Tüh.
Hele ki film içinde Harry Copper ile Ben arasında geçen patron-köle dialogları da ayrı bir mevzu.
Filmi 3-4 kere izledikten sonra insanı şüpheye düşürmeye başlıyor zaten Zombi filmi mi yoksa değil mi diye.Çünkü kimse dışarda ki ölülere zombie demiyor.Yaşam mücadelesi verenler onlar,garip yaratıklar derken,Radyo'dan yapılan yayım da ise katil manyaklar ve yamyamlar olarak yer alıyor.Bunun dışında bir kaç kere izledikten sonra yaşanyan ölülerin mevzuları dışında ki olaylar daha çok göze çarptığı için daha çok sosyal mesaj ve politik içerikli bir film halini alıryor.
Aslında filmin çekildiği tarih açısından bunların yer alması gayet normal ama herşeyin yeri ayrı.

Romero'nun demeçleri ile filmin gidişatı çatışıyor kanımca çünkü film sanki ben bi film çekiyim böle mevzular mesajlar veriyim dermişcesine giderken aralarından biri çıkıp abi bunu yaşayan ölülerle sembolize edelim bak deli olur demişcesine bir hal almış.
Ayrıca film ile alakalı abartılan mevzulardan biri de şiddet içerdiğidir.Film şiddet falan içermiyor bana kalırsa.Temel de yaşam mücadelesi gerisi hikaye.
Beyaz Perde de insanlar bu tarihe kadar 1932'de Freaks,1960'da Psycho,1963'de Blood feast,1964''de Two Thousand Maniacs... gibi filmlerın olduğunu hatırlayıp Night of the living dead'ı öyle ele almak gerekir.
Tamam şunu sonuna kadar kabul ediyorum.Başlangıç adına Romero'a zombiciliğin bir şeyler borçlu olduğu kesindir ancak durumu objektif ele aldığımız da bence Romero'nun tiksinç tarzı fazla abartılmış ve gereksizdir.
Kanımca Night of the living Dead,kuzen,yiğen ve çoluk çocuk tayfası ile izlemesi daha eğlenceli olabilecek ne yazik ki bir şekil de klasikleşmiş bir film olduğunu da asla göz ardı edemeyiz.
Haribo Puanı:Stop it !!!!!
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Film analizleri,
George Romero,
Korku Filmleri,
Night of the living Dead,
Zombies
12 Mart 2009 Perşembe
The Return of the Living Dead(1985)

Night of the living Dead(1968) yola çıkılarak yapılan;The Return of the Living Dead(1985)izlediğim en eğlenceli zombi filmlerinden biridir.Kuşkusuz filmin yönetmeni Dan O'Bannon'de çekim aşamasında oldukça eğlendiği kesin;Zaten zombi alemnin en komiği olan Tarmanda en bi asıl başrolde yer alıyor.
Konu olarak Night of the living dead yayınlanmasından 14 ya da 15 yıl geçmiş ve filmde anlatılan olaylar meyerse gerçekmiş.1964 yılında bir hastane morguna sızan gizli bir kimyasal madde ölüleri canladırmış.Romero paşa bundan yola çıkarak filmi çekmiş.Ancak Night of the living dead ın bir farklı başlangıçı daha var;Onada ileride deyinirz.Return of the Living Dead senaryosu burdan devam ediyor.Bu Hastanede yakalan zombiler Dexter adındaki firmaya yolanması gerekirken;Yanlışlıkla Undead medikal adılı firmaya yolanıyor.Ne tessadüf.Özel varillerin içinde saklanan zombiler firmanın bodrum katında bulunuyor.

Herşey olağan ilerlerken freddy adındaki elemanın işe girmesi ile dönüş dahada kolaylaşıyor.Müdürü frank ile birlikte bodrum katına indiklerinde sağlamlıklarını ölçmek için atılan bir tekme varildeki zehirli gazı havaya salıyor ve böylece macera başlıyor.İlerliyen zaman içinde filmin gidişatını bir nevi belirlicek olan freedynin arkadaş grubu,80 usa gençliğini gayet iyi temsil ediyorlar.Şimdiki hallerine baktımızda,O zamanın tipleri gayet klas takılıyorlarmış.Onların filme dahil olması ise freddy işten almak için erken 2 saat erken geliyorlar ve bekler mekan yakınlarındaki mezarlıkta takılmaları ile olaya dahil oluyorlar.Hatta Linnea Quigley,filmdeki adıyla Trash ın mezar üstündeki striptiz sahnesi muhteşem bişey.Aklıma Ed Wood-Orgy of the dead filmi gelmedi değil hani.Tabi Bunlar böle şak,şak takılırlarken.
Freddy ve cok sevgili müdürü hem gazdan zehirlenip zombileşmeye başlamışlar hemde elerindeki Zombi ile mücadeleye koyulmuşlardır.Tek çareleri patronları Brut efendiyi aramaktır.Zombinin kafasını keserler ve görürlerki çare etmiyor.Bu sonuş karşısında zombinin bütün uzuvlarını kesip poşetlere doldurup,mezarlıktaki morga götürüler.Mezarcı Erniede kafalayıp zombi parçalarını yakarlar.Küller mezarlığa duman yordamı ile saçılır ve Mezarlıkta nekadar ölü varsa ayaklanır.

Filmdeki zombiler nerdeyse ölümsüz çok güçlü olmasalarda;Koşuyorlar,konuşuyorlar ve taktik-strateji uyguluyorlar.Hikayemiz zombiler ile savaşla devam ediyor ve çaresizce son buluyor.Ordu ne kadar olaya el koymaya çalışsa da attıkları nuke filmin sonunu getiriyor; ancak ölülerin dirilmesini engellemiyor ve film devamı edecek... dercesine bitiyor.
Gore öğelerin yer almadığı,Korkutuculuğun düşük olmasına rağmen oldukça eğlenceli.Benki zombilerle makara yapılmasına karşı olsamda eğlenmediğimi sölersem yalan olur.
Haribo puanı:Tarmanın yüzü hürmetine mevlüt şekeri külahlarınca rengarenk fasulye haribo.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






