Enter the Martial Haribo Art etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enter the Martial Haribo Art etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2011 Çarşamba

Firecracker aka Nude Fist (1981)



80'li yıllarda Filipinler de çekilmiş akıl dışı bir çok gerilim,korku,dövüş ve macera filmi insan aklının sınırlarını zorlayacak derecede.Sınırsız mermiler,yenilmez düşmanlar,zombi karateciler,antik zamanlardan gelen insan avcıları...

Bu filmlerin konuları,oyuncuları ya da yönetmenleri değişse bile ortak noktaları her zaman aynı.

Yaşanacak yer FİLİPİNLER !!!

1981 yapımı bir dövüş filmi olan Firecracker aka Nude Fist,Filipinli meşhur Blaxploitation yönetmeni Cirio H. Santiago tarafından yönetilmiş.Yönetmenin en iyi filmi diyebileceğim bir yapım olmasa da yönetmenin filmografisi arasında göze çarpan bir film.


Filmin baş rollerinde ise Jillian Kesner, Darby Hinton ve Rey Malonzo yer almakta.Filmin asıl kahramanı ise seksi oyuncu Jillian Kesner.Dövüş sahnelerinde tatmin edici bir iş çıkaran güzel oyuncu,güzelliğini öne çıkardığı sahnelerle de izleyenlere dört dörtlük bir seyir zevki sunmakta.

Kimliği belirsiz kişiler tarafından kız kardeşi kaçırılan Susanne Carter,Filipinlerin yolunu tutar.Gelir gelmez uyuşturucu karteli tarafından tehdit olarak algılanan Susanne Carter,Filmin başlarında ki İç çamaşırlarıyla sergilediği dövüş performansıyla filmin adına yakışır bir iş çıkartıyor.

Carter'ın beşinci seviye bir kara kuşat olduğundan habersiz olan kötü adamlar yedikleri dayakla baltayı taşa vuruyorlar.


Kız kardeşini bir an önce bulmak için vakit kaybetmeyen Susanne'a girdiği bir barda tekrardan dövüş kabiliyetlerini sergiler ancak bu sefer yanında filmin iyi adamları barmen ve Bruce Lee klonu garson çocukta vardır.

Susanne'nın kardeşini tanıyan barmen,Susanne'a en önemli ip ucunu veririr.

Filipin exploitation sinemasından büyük bir yeri olan Ken Metcalfe filmde çok yer almasa kilit isim görevini görüyor.Yasa dışı dövüş ve uyuşturucu karteli olan Erik'ın bu işinde yer aldığını aldığını öğrenen Susanne onların arasına sızarak kız kardeşini kurtarmaya karar verir.


Bu konuda ona en büyük yardım ise bükülmez bileği ve göz alıcı güzelliğinden gelmektedir.


Filmin genel aksiyon sahneleri dışında filmin en önemli iki sahnesi,Jillian Kesner'ın çıplak dövüştüğü sahne ve Darby Hinton'la olan sevişme sahnesi.


Kadın kahramanların ön planda yer aldığı bir dönemin en eğlenceli yapımlarından biri olan Firecracker aka Nude Fist,exploitation meraklılarını tatmin edeceği kesin.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

21 Kasım 2011 Pazartesi

Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983)




John Carpenter'ın Escpace From New York ve Escpace from Los Angels filmlerinin en iyi rip-off karşılığı tartışmasız Escpace From Bronx'tur.Hatta Hangisinden kaçalım derseniz hiç düşünmeden Bronx cevabını veririm.

Avcıların dünyası olan Terk edilmiş diyarların (No Man's Land) en kıyak savaşçılarından biri olan Trash'ın ilk macerası 1990: I guerrieri del Bronx aka 1990: The Bronx Warriors (1982)'ın devamı niteliğinde ki Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983),ilk filme nazaran daha çok yaralara parmak basan bir yapım.

Enzo G. Castellari'nın yönetiminde daha çarpıcı bir senaryo ile karşımıza çıkan Fuga dal Bronx,başarılı bir devam filmi.The Warriors rip-off olan ilk filmin tadındaki Fuga dal Bronx,The General Construction Corporation'nın hainliklerine göğüs geren çetelerin inanılmaz hikayesini soluksuz aktarıyor.




Bu filmde kesinlikle tek bir baş rol oyuncu var oda Mark Gregory.Gregory'e ise Henry Silva,Valeria D'Obici,Antonio Sabato ve Ennio Girolami eşlik ediyor.

Bir dönem A.B.D için büyük bir problem teşkil eden terk edilmiş eski broklynn sokakları suça yataklık etmesi bahane edilerek,orada yaşayan göçmen ve evsiz insanları göz ardı edip birilerinin çıkarları doğrultusunda yeniden bir yerleşim oluşumuna girişilmesi sonucu ortaya çıkan problemi farklı bir dilde ele almaktadır.Aynı Wolfen (1981)'ın farklı bir açıdan olayı ele aldığı gibi.



The General Construction Corporation başkanı Clark kolları sıvayarak suç topluluklarının yer aldığı Bronx'u ancak yıkarak temiz bir hale gelebileceğine karar verir.Floyd Wangler'ın liderliğinde ki paralı asker timi geleceğin şehrini kurmak adına Bronx'ta yaşamını sürdüren insanları tek tek öldürmektedirler.Tabi ki bu katliama direniş ise orada ki çetelerden gelir.



Bölge rekabetini bırakan çeteler tek bir yumruk haline gelerek bir araya toplanmışlardır.Dablone'nın liderliğinde olan tüm çeteler bundan böyle birlikte daha güçlü bir halde hareket etmektedirler.Tüm çetesini ve arkadaşlarını kaybeden Trash ise bu oluşumun yanlız kahramanı,joker adam rolündedir.

Acımasız The General Construction Corporation ile daha fazla göğüs göğüse mücadele edemeyen çeteler kendi aralarında bir karar alırlar.Başkan Clark'ı kaçırarak onları çaresiz bırakmayı planlamaktadırlar.Bunun için ise ulusal bankayı soyan,Bronx'un en büyük suç dehası Strike ve süper oğlunun yardımı gerekmektedir.



Bolca kanlı ölüm sahnesini,muhteşem dövüş ve çatışma karelerinin yer aldığı Fuga dal Bronx kesinlikle italyan düşük bütçeli filmleri arasında önemli bir yere sahip.Müzikleriyle de göz dolduran Fuga dal Bronx aka Escape from the Bronx (1983) kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken muhteşem bir yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

29 Eylül 2011 Perşembe

Demir Pençe (1969)




Çizgi romanlarla büyümüş bir yönetmenin süper kahraman filmi çekmesinden daha normal başka ne olabilir ki.

Çetin İnanç imzalı,1969 yapımı Demir Pençe Yeşilçamın en fantastik filmlerinden. Demir Karahan, Nebahat Çehre,Yildirim Gencer,Ahmet Danyal Topatan ve Feri Cansel'ın yer aldığı benzersiz bir yapım.Avrupa da ki süper kahraman filmlerinden aşağı kalmayan Demir Pençe,ne kadar yanındaki mine adında ki sevgilisiyle Batman ve Batgirl'u andırsalar da kesinlikle bize özgü karakterler.

Polis teşkilatının özel timi olan Demir pençe yardımcı mine ve yılmaz ile tüm kötü güçlere karşı savaş açmıştır.

Motosikleti,kamçısı,pelerini,maskesi,silahı ve güçlü yumruklarıyla şeytani suç kartelinin lideri Fantoma'ya karşı savaşmaktadır.


Filmin başlangıcı bizi nelerin karşıladığı anlatmaktadır aslında.Garip bir jazz grubu ve onların müziğini renklendiren yarı çıplak dansçının eşliğinde kast akmaya başlar.


Dünyanın tüm ajanları İstanbul da toplanmaktadır.Fantoma'nın en iyi adamı olan demir elli James Bond'un düşmanı Jaws'ı andıran karakter,Fantoma'nın istediği mikro filmleri aramaktadır.Mikro filmler ile profesörü takas etmek isteyen mafya ajanlar ile takas yoluna giderler ancak bu çabaları boşuna çıkar tabi ki Demir Pençe tam zamanında mekanı basacaktır.

Bunun üzerine Fantoma operasyonu bizzat yönetmek için İstanbul'a kartelin başına gelir.

Filmde Fantoma ile alakalı ilginç detaylar vardır.Fantoma'nın İstanbul'a olan nefretinin nedeni belirsiz olmasının yanı sıra,ajanların çoğunun kadın olması görsel olarak hoş gözükse de devamlı Fantoma'nın etrafında olmaları manasızdır.

Bu esna da Yılmazın hayatını kaybetmesiyle yerine abisi Yıldırım gelir.İntikam ateşiyle de tutuşmaya başlayan Demir Pençe,Fantoma'ya bunu ödetecektir.

Filmin akışı tam olarak bir çizgi roman havasındadır.Tabi ki Demi Pençe,Fantoma'yı alt eder ve Türk adaletine teslim eder.

Bir süper kahraman filmi adına ne gerekiyorsa var olan film sadece yeşilçam meraklılarının değil tüm sinema severler in izlemesi gereken bir yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

22 Eylül 2011 Perşembe

1990: I guerrieri del Bronx aka 1990: The Bronx Warriors (1982)


Şiddettin gelecekteki halidir Post-apokaliptik filmler geleceğin dünyası şiddete dayalıdır aynı geçmişin dünyasında olduğu gibi.Sadece Avcının hayata kalabildiği bir dünya.

1990:The Bronx Warriors (1982) şiddet sinemasının tecrübeli ismi Enzo.G.Castellari imzalı geleceğin açılan farklı bir kapı.Bu Issız topraklar da seçilmiş kişi gözüyle bakılan yalnız savaşçılar ya da vahşi hayvan sürülerini andıran çeteler boy göstermektedir.Assault on Precinct 13 (1976,The Warriors (1979),Escape from New york (1981) ve Mad Max (1979) gibi sükse yapmış filmlerin izin gitmiş sıra dışı yapımlardan biri.

Baş rollerinde Mark Gregory, Fred Williamson,Vic Morrow ve George Eastman yer almakta.Senaryoda ise Dardona Sacchetti ve Elisa Briganti yer alıyor.Bunların dışında filme kesinlikle en büyük katkı ise Hell's Angels motor çetesinden gelmiş.

Değişen dünya düzeniyle bölünen eyalet sistemi bir nevi dere beyliğine dönüşürken New York'da işler daha farklı ilerlemektedir.Çetelerin hakim olduğu Bronx kendi içinde düzenin sağlamıştır.


Manhattan'ı kontrol eden güçlerin başkanı olan Vice-President'ın (yönetmen bu karakteri kendi oynamaktadır.) biricik kızı Anna,Bronx tarafına geçince işler karışır.Bronx tarafına geçtiği gibi başı da belaya girer.Patenli bir çete olan zombies tarafından saldırıya uğrarken imdadına baş kahramanlarımız Riders'lar yetişir.






Çetenin lideri olan genç savaşçı Trash tarafından korunan Anna olacakları hissetmektedir.Öte yandan başkan kızının bir kaç gün sonra ki doğum gününde yaşayanlarına güven ve mutluluk konuşması yapacak olmasına rağmen ortada olmaması bir sonra ki seçimleri tehlikeye sokacağı için endişe duymaktadır.Bunun için ise kiralık katil olan polis teşkilatının özel adamı Hammer görevlendirilir.



Çizgi roman tadında ilerleyen film gayet başarılı.Bir kaç zayıf noktasını görmezden gelmek gayet mümkün.Mesela filmin Bronx'da değil de Broklyn'de geçmesi gibi.Türünün perde arkasında kalmış filmlerine öncelik eden 1990:Bronx Warriors gece yarısı kuşağınıza renk katacak bir film.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

12 Mart 2011 Cumartesi

Black Belt Jones (1974)



Özgürlükler ülkesi A.B.D'nın daha da özgürleştiği yıllar olan 70'ler de A.B.D bağımsız sinemasının altın çağın da türeyen Blaxploitation filmleri zencilerin baş roller de yer aldıkları eğlenceli,macera dolu yapımlardır.Ele alacağımız 1974 yapımı olan The Black Belt Jones her ne kadar gelmiş geçmiş en kötü 50 film listesinde yer alsa da bence gayet iyi bir Dövüş filmidir.

Birileri tutup böyle bir filmi en kötü filmler listesine atmış olsalar da Amerikan sinemasının en iyi dövüş filmlerine imzasını atmış olan Robert Clouse bu çılgın yapım içinde kamera arkasına geçmiştir.



Enter the Dragon(1973),Game of death(1978),The Ultimate Warrior(1975) gibi yapımlara imza atan Robert Clouse,Black Belt Jones ile de dövüş filmleri literatürüne muhteşem bir film daha eklemiştir.

Blaxploitation filmlerinin bir diğer önemli özelliği ise tabi ki müzikleridir.Bu filmin müzikleri ise meşhur funk gitaristi Dennis Coffey.Tarafından bestelenmiştir.Dennis Coffey'ı Enter the Dragon'un müziklerinden de tanımaktayız.



Black Belt Jones rolünde ise Enter the Dragon'dan tanıdığımız Jim Kelly yer alıyor.Shorin-ryu karate ve Okinawe-te karate eğitimi dışında bir dönem amerikan futbolu ve basketbol da oynamıştır.Enter the Dragon'da ki yardımcı oyunculuğu dışında Blaxploitation furyasının ekmeğini yemiş emektarlardır.

Jim Kelly dışında Gloria Hendry,Scatman Crothers,Eric Laneuville gibi bir çok Exploitation filmde rol almış oyuncu yer almaktadır.



Black Belt Jones'un eski bir dostu olan Pop Byrd'ın çalıştırdığı karate salonuna musallat olan mafya ile olan mücadelelerini anlatmaktadır.Pop Byrd'den haraç isteyen adamlar salonu basıp genç karatecileri bir güzel sopa atarlar.Durum böyle olunca kahramanımız ortaya çıkar ve işe el atar.

Bu durumdan rahatsız olan Pinky eski dostu şimdiki düşmanı Pop Byrd'ı kaza sonucu vurmasıyla işler ciddiye biner.Bunun üzerine olayı derinlemesine araştıran Black Belt Jones mevzunun arkasında İtalyan mafyasının olduğunu öğrenir.Pinky ve adamlarıyla daha çetin bir mücadeleye giren Black Belt ve arkadaşları fantastik tarzlarıyla suçluları saf dışı bırakırlar....



Genel olarak film gayet eğlenceli ilerlemektedir.Bol Kung-fu eşliğin de komedi ve macera uyum içinde bir seyir izlemekte.Bu tarzıyla gerçekten eğlenceli bir film halini alıyor.Dövüş filmlerini severlerin mutlaka izlemesi tavsiye ettiğim Back Belt Jones (1974) kesinlikle bir Blaxploitation klasiğidir.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

31 Ocak 2011 Pazartesi

Six-String Samurai (1998)





Bazı filmler vardır defalarca izlemeyi bırakın aynı günde bir kaç sefer izleseniz dahi bıkmaz daha fazla izlemek istersiniz.Bu tarz filmler genel de yüz ifadesin de şekerli bir gülümseme bırakır.Six String Samuria'da işte böyle bir film.

1998 yapımı olan B-sınıf şaheser,post-apokaliptik ve post-nükleer filmler arasında bambaşka bir yere sahip.Sıradan bir B-sınıfı yönetmeni olan Lance Mungia tarafından
yönetilen filmin senaryosu ise aynı zaman da baş rol de yer alan Jerrey Falcon ile Mungia tarafından ortak yazılmış.

80'ler sonu Video dönemine ait bir çok filmde yer alan Jerrey Falcon.Bu ıssız topraklar da canlandırdığı Buddy karakteri ile turnayı gözünden vurmuş.Gerçekte de
dövüş sanatları eğitimi olan oyuncunun tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmde de dövüş sahneleri tatmin edici.

Oz büyücüsü(Wizard of Oz) ile iskoçyalı(Highlander) kıvamında olan filmin mevzusu ise oldukça uçuk.


1957 yılında Sovyet Rusyası A.B.D'e nükleer saldırıda bulunur.Tüm A.B.D topraklarını ele geçirmelerine rağmen Lost Vegas adında ki özürlüğün son kalesi olan bu yerin Kralı Elvis tarafından yönetilmektedir.Gün gelir ve Elvis hayata veda edince kralın tahtına oturacak kişi Lost Vegas'ta en iyi sahne performansını sergilemek zorundadır.

Issız toprakların dört bir yanından bu yarışmaya katılmak için bolca savaşçı/müzisyen gelmektedir.Buddy adında ki bir müzisyen/savaşçı da
Lost Vegas'ın yolunu tutmuş ancak başına geleceklerden habersiz bir
şekil de amacına odaklanmıştır.


Her şey yol da karşısına çıkan çocuk ile başlar ve ne kadar başta ondan
kurtulmaya çalışsa da ilerleyen günler de karşılıklı yardımlaşmalar sonucu
birbirlerine alışırlar.Hemen hemen tüm apokaliptik filmlerde olduğu gibi
Six String Samurai'da da retro-Futuristik öğeler yer almakta.

Film de Baş karakterimiz olan Buddy'i gibi bir çok Müzisyen/savaşçının peşine düşüp tahta kendi oturmak isteyen Death adında ki azrail tiplemesi fazlası ile Slash'ı andırmaktadır.Filmin bir bölümünde karşılıklı solo atışmaları ise oldukça gaz.


Falcon'nun canlandırdığı Buddy karakteri ise koca gözlükleri ile meşhur olan Buddy Holly'dir.Ayrıca Film'ın müzikleri o kadar iyi seçilmiş ki adeta bir müzikal havasına bürünmüş.Müzikler ise Red Elvises ve Brain Tyler'a ait.


Filmin yayımlanmasından bir kaç ay sonra piyasaya sürülen çizgi romanı da gayet güzel.Bunun dışında en son yayımlanan Fallout:New Vegas adlı oyunun içeriğinde filmden bir çok esinlenme yer almakta.

Issız toprakların takipçilerinin beyaz ışığı görmeden önce mutlaka izlemeleri gereken bir film olduğunu dile getirebilirim.



Haribo Puanı:If you scratch my guitar, I'll kill you.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

10 Ocak 2011 Pazartesi

Punisher (1989)



Çizgi romandan film uyarlamalarının sinema dünyasını fetih ettiği bugünlerden yıllar önce Süper kahraman filmlerinin izlenirliği yüksek,eğlenceli ve sadece karakterin fanlarına hitap etmediğini rahatlıkla görebiliriz.


1989 yapımı olan ilk Punisher kanımca izlediğim en iyi çizgi roman uyarlamalarından biri.

Vurdu kırdı filmlerinin bir numaralı editörü Mark Goldblatt imzalı olan film günümüzün milyon dollarlar harcanan süper kahraman filmlerine göre oldukça düşük bir bütçeyle yapılmış.Tarantino efendinin kanka tayfasından olan Boaz Yakin tarafından düzenlenen senaryosu çizgi romana oldukça sadık bir çizgi de ilerliyor.

Punisher rolünde ise ülkemiz insanı tarafından Ivan Drago(Rocy IV) olarak bilinen Dolph Lundgren yer alıyor.1987'de canlandırdığı Kainatın efendisi He-Man'le dandirik bir uyarlamanın içindeyken,Punisher'a dört dörtlük bir iş çıkarmış.İsveçli olan Lundgren uzak doğu sanatları hakkında uzun yıllar eğitim aldıktan sonra sinemaya atılmış.İlk rol aldığı filmde KGB ajanı rolünde yer alınca insanların aklına sanırım iyice rus olarak kazınmış.


Kuzeyli bir insanın Punisher rolünü canlandırması oldukça akılıca olmuş.Punisher'ın amerika da doğmuş olan bir rus olduğunu hatırladığımızda çok doğru bir seçim olduğunu görüyoruz.

Punisher'ı okuyanlar mevzunun nasıl olduğunu bilirler.Punisher ile tanışmamış olanlar için ise Punisher'ı hem şöyle özet geçelim hem de filmin konusuna değilenlim.

1974 yılında ilk kez The Amazing Spider-Man'ın 129.sayısında ortaya çıkan Punisher,Örümcek adamı avlamak için kiralanmış bir tetikçiydi.Anti-kahraman olarak ortaya çıkan Punisher halada bu şekilde devam etmektedir.


Gerçek adı Frank Castle'dır.Gençlik yıllarında katolik papazı olmak için eğitim almış ancak suçluları affedemediği için bundan vazgeçmiştir.Bunun üzerine ABD Deniz Piyadelerine katılır.

ABD Deniz Piyadeleri' nde, acemi eğitimini aldıktan sonra, piyade okuluna gitmiştir. Hemen ardından keşif, keşif gücü ve keskin nişancı okullarına da katılmıştır. Daha sonraları Amerikan Ordusu Hava piyadelerinin okuluna ve Amerikan Deniz Kuvvetleri'nde Underwater Demolition Team eğitimi almıştır ve bir Navy SEAL olmaya hak kazanmıştır. Hala eğitimdeyken bir kızılderili olan Phan Bighawk'la tanışmıştır, Castle'ın rehberi olarak görevlendirilen Phan Bighawk, Castle' a vahşi doğada hayatta kalmayı öğrenmiştir.

Eğitiminden sonra, Vietnam Savaşı'nda savaştı. Ayrıca yakaladığı bir Vietnamlı kadın savaşçıya tecavüz etmeye kalkışan bir askerini suda boğarak öldürdü. Birçok çatışmaya girdi ve Vietnamlıların Valley Forge askeri üssüne yaptığı saldırıdan bir tek o canlı kurtuldu. Bütün Amerikan askerleri öldükten sonra tek başına onlarca Vietnamlıyı öldürdü. Çatışma sırasında bütün Amerikan askerleri ve saldıran bütün Vietnamlılar öldü. Vietnam' daki başarılarından dolayı, Medal of Honor, 3 kez Navy Cross, 3 kez Silver Star, Bronze Stars, 4 kezde Purple Heart ve Presidential Medal Of Freedom madalyasıyla ödüllendirildi.


İlk Vietnam turunu tamamladıktan sonra, ikinci kez Vietnam' a gitti. Toplamda Vietnam da 4 yıl görev aldı. Vietnam'da ki Amerikan birliklerinin tamamı geri çekilip savaş bittikten sonrada, Deniz Piyadeleri Keşif Komandoları için üst New York eyaletinde Black Ops görevlerini yürüttü.


Frank Castle Öldü !!!

1976'da, Castle,eşi Maria, ve çocukları Lisa ve Frank jr. Central Park'ta piknik yaparken, bir cinayetine tanık olurlar, muhbirlik yaptığı için ağaca asılan bir adama. Tanık bırakmamak için Castle ve ailesinide vururlar, ancak Castle hayatta kalır ve polis kayıtlarından bütün suçluları tanır.

Böylece Frank Castle ölmüş yerine Punisher gelmiş olur.

Rus Mafyası, Yakuza, Kolombiya ve Meksika'lı uyuşturucu kartelleri, Çin mafyası, İrlanda çeteleri, motorcu çeteler, sokak çeteleri, katiller, tecavüzcüler, psikopatlar, sadistler, hırsızlar, rüşvetçi devlet memurları ve rüşvetçi polislerle savaşmıştır. Ayrıca uyuşturucu, kara para aklama ve insan ticareti gibi işleri yapanlarada birçok saldırıda bulunmuştur. Organize suçla uzun süredir savaştığı için bu tip organizasyonların çoğu hareketlerini ve planlarınıda genelde tahmin edebilmektedir. Bu organizasyonların çoğu hem kendi adamlarını kullanarak hem de kiralık katiller kullanarak Punisher'ı öldürtmeye çalışmıştır.


Yaşayan en tehlikeli suçlulardan birisi olarak gösterilmektedir ve birçok kez yakalanmıştır ve Rykers Adası (Gerçek hayattaki Rikers adası) hapishanesine gönderilmiştir. O hapishaneye gönderildiğindede birçok katil ve çete büyük sayı üstünlükleriyle saldırmışlardır, ancak çoğu dövüşü Punisher hemen hemen hiç yara almadan kazanmayı başarmıştır. Punisher , herhangi bir şekilde hareketsiz kaldığı zaman (hapishaneye gönderildiği zamanlar, gözaltında olduğu zamanlar) daima egzersiz yapar. Bunun dışında serbest olduğu zamanlardada düzenli biçimde egzersiz yapar ve mümkün olduğu kadar sıkı bir diyet uygular.

Punisher sabit olarak bir yerde ikamet etmez, New York şehri içinde birçok Safehouse'a sahiptir. Ayrıca suçla savaş için, İngiltere'ye, İrlanda'ya, Güney Amerika'ya, Afganistan'a, Rusya'ya ve daha birçok ülkeye gitmiştir. Çok tehlikeli bir suçlu olarak görülmektedir, CİA, FBİ ve S.H.İ.E.L.D gibi örgütler onu yakalamak için birçok denemede bulunmuşlardır ancak yine de birçok önemli rütbedeki personel onun yöntemlerini ve suçla savaş için yaptıklarını haklı bulmaktadır ve ona karşı herhangi bir operasyon düzenlemeyi reddetmektedir.

Kısaca Punisher tam bir adlet ve ölüm mekanizmasıdır.




Filme geldiğimizde;

Muhteşem bir başlangıçı var izleyeciyi çok iyi hazırlıyor.Alfred Hitchcock bir cast akışı izliyoruz.Dennis Dreith tarafından bestelenen film müziği Sodom-An Eye For An Eye parçasına intro olabilecek kadar gaddar ve acımasız.Sodom'un bu parçası da Punisher ve adelet anlayışına yazıldığını biliyoruz.

Cevap ver bana tanrı.Senelerdi sana neden diye soruyorum.Neden Masumlar ölüyor ve suçlular yaşıyor?Adalet nerede? Ceza nerede?

Çizgi romanla film arasında şöyle küçük farklar var bunlarda problem değil.Punisher'ın daha kurukafalı tişortü yok.Ailesi piknikte öldürülmüyor onun yerine arabalarına bomba koyuluyor.Frank Castle Polis departmanında ve 2 adet kız çocuğu var.

Bu farklılıkların dışında bildiğimiz Punisher.

Gianni Franco ve italyan mafyalarına savaş açan Punisher,tüm aileleri bir araya toplayıp kendi aralarındaki rekabete son vermek isteyen Gianni'nin planlarını bozmak üzeredir.Olaya beklenmedik bir zamanda dahil olan Yakuzalar işleri bir nebze olsun Punisher'ın işine yaracak hale getirmiştir.

Yakuzaların ilk kadın lideri olan Lady Tanaka,İtalyan mafyasını kendi bünyesine bağlamaya çalışır.Bu esnada Polis Departmanından Frank Castle eski ortağı Berkowitz Punisher'ın peşine düşmüştür.5 yıldır attığı her adamı izlemesine rağmen ona bir adım bile yaklaşamamış olan Berkowitz ki yanına aldığı genç dedektif Sam Laery ile güçlerini birleştirir.İnfazlarına durmaksızın devam eden Punisher intikamın soğukluğunu üstünden bir an olsun atmamaktadır.


Gianni Franco:İntikamında bir sınırı vardır.
The Punisher:Sanırım ben kendi sınırıma ulaşamadım.

İtalyan mafyası uzlaşmaya varmayınca Yakuzalar onların çocuklarını kaçırıp satmaya kalkışır.Sıkışan mafya üyeleri parayı ödeyip çocuklarını geri alacaklarını düşünselerde hem paralarından hem de canlarından olurlar.


Bu arada bir operasyon sırasında Yakuzların eline düşen Punisher mafyanın elinden kurtulup çocukları kurtarır ancak biri hariç,Tommy Franco.Bu seferde çocukları kurtarmasına rağmen polislerin eline düşen Punisher 5 yıl sonra tekrar iş ortağı ile karşılaşır.Ertesi gün yargılanmak için mahkemeye götürülürken Gianni Franco tarafından kaçırılan Punisher zorla Tommy Franco'u kurtamayı kabul eder.

Yakuzların üstünü basıcak olan Punisher'ın yanında bu sefer ezeli düşmanı hayatını karartan adam Gianni Franco vardır.


Tüm yakuzaları ve Gianni Franco'u öldürdükten sonra tekrar sırra kadem basan Punisher Şehirdeki tüm suçluların korkulu rüyası olmaktadır.

Bol kanlı sahnelerin yer aldığı film 89 dakika süre gelmektedir.Punisher'ın bir çok hikayesinin ortak yönleri birleştirilerek oluşturulan film uyarlaması oldukça başarılıdır.Karanlık bir atmosferde ilerleyen film çeşitli film sıradanlıklarını barındırsa da bence Marvel Comics uyarlamaları arasında en iyisi olduğunu söyleye bilirim.

Daha sonraki yıllarda gelen Punisher (2004) ve Punisher:Warzone(2008) ilk versiyonundan daha çok ses getirse de Sodom'a dahi ilham kaynağı olmuş bu versiyonu kesinlikle görülmeye değer.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

31 Ekim 2010 Pazar

Lone Wolf McQuade (1983)



Chuck Norris gibi ağır amele bir aktörü beyaz perdeye taşıyan ve haddinden fazla bir süre boyunca bazen 2. bazen de 3. sınıf ama izlenmesi zevkli macera filmlerinde başrolde tutan hadiseler hiç şüphesiz Bruce Lee den yediği dayak ve de bu yazıda irdeleyeceğimiz ülkemizdeki bilinen adı ile YALNIZ KURT orjinal adı ile LONE WOLF MCQUADE adlı filmdeki performansıdır.

Film zaten senaryo ve de genel kurgusu ile hiç bir sinema izleyicisine extra değişik, farklı bir konu vaad etmiyor bilakis işe biraz şike karıştırarak yani dönemin bir diğer parlak aktörü David Carradine herifini de işe katarak esasen çok fix bol vurdu kırdılı intikam aleviyle ekranın ısındığı türlü gaddarlıkların ve racon kesmelerin uçuştuğu bir iş çıkarmışlar ortaya.

Filmin künyesi:
Yönetmen: Steve Carver

Oyuncular:

Chuck Norris ... J.J. McQuade
David Carradine ... Rawley Wilkes
Barbara Carrera ... Lola Richardson
Leon Isaac Kennedy ... Jackson

Filmin genel konusuna gelince,

Yalnız Kurt McQuade tam da lakabına yakışır şekilde tanrının unuttuğu bir karavandan bozma mekanda yaşayan ekseri riskli işlere girmesi ile nam yapmış bir kanun adamıdır.
Texas yöresinde canını dişine takmış bir sınır muhafızıdır çöllerde kuş uçmaz kervan geçmez çöllerinde kimsenin götünün yiyip te giremediği inşaat şantiyelerinde kötü adamlarla cebelleşmektedir.
Yaşamdan ne bir beklentisi ne de bir kadınla aşk meşk işleri vardır tüm derdi dünyada adaleti sağlamaktır.
Kimi zaman hasbel kader bazı hatunları düşürebilse dahil maximum yapacağı cilveleşme kadını camura yatırma bahce hortumuyla ıslatmak olan bir adamın ne tip birisi olduğu da artık aşikardır..

Bir şekilde başı Rawley ile belaya girer ve defalarca ölümden döner, bir seferinde de inşaat kumlarının altında arabasında mahsur şekilde ölüme terkedilir ama heyhat, asla korkmaz ve umudunu kesmez, fıssstakk! diye bir kutu bira açar arabanın gazına basıp tonlarca kumun içinden çıkar..
Bikaç kere vurulur, ölmez ama buna karşılık attığı asla sekmez adamı tek hamlede yere serer. Tuttuğunu döver, kadınları kollar gözetler ve heyecanlı bir final ile film nihayete erer.


Böyle şeyleri yapan madem kalmadı, arşivleri deşip icabında bazı yollardan edinip izlemek, hissetmek ve iç geçirmek kalıyor izleyiciye zaten.

Filmden kimi sahneler:
















Devamını okuyun...>>

29 Mart 2010 Pazartesi

Lion Heart (1990)



'90 lı yılların dövüş filmleri kralı JEAN CLAUDE VAN DAMME abimizden bir şaheser daha, LION HEART !

Bolca hareket ve adrenalin, aynı anda değişik açılardan bikac kamera ile çekilmiş vurma kırma indirme sahneleri, aralara ustaca serpiştirilmiş bir aile dramı, bu acımasız ortamlarda herşeye rağmen sevgi ve saygısını bununla beraber ailesine olan bağını kaybetmeyen bir kahraman adamın hikayesi üstüne kurulu enfes bir sinema filmidir.

Kariyerinin zirvelerinde dolanırken henüz yüzü gözü ve formu da yerindeyken JCVD aslında bu işlerde ne kadar iddialı olduğunu da bu filmle bir kez daha göstermişti hem de 1990 yılında.

Madem böyle bahsettik o vakit filmin künyesini de yazalım:

Jean-Claude Van Damme ... Léon Gaultier
Harrison Page ... Joshua Eldridge
Deborah Rennard ... Cynthia
Lisa Pelikan ... Hélène Gaultier
Ashley Johnson ... Nicole Gaultier
Brian Thompson ... Russell
Voyo Goric ... Sgt. Hartog (as Voyo)
Michel Qissi ... Moustafa
George McDaniel ... Adjutant
Eric Karson ... Doctor
Ash Adams ... François Gaultier (as Jason Adams)
William T. Amos ... Drug Dealer
Roz Bosley ... Nurse
Dennis Rucker ... Irish Legionnaire (as Dennis Wayne Rucker)
Billy Blanks ... African Legionnaire

Kısaca konusuna gelirsek,

Leon, abisinin yediği haltı üstlenerek önce mapusa akabinde de sabıkalı olduğu için askerlik meselesini Fransız askeri lejyonunda halletmeye çalışan kuzey Afrika nın yakıcı güneşinin altında çalışmaya mahkum ve de bir tümen piskopatın arasına düşmüş bir adamdır.
Kendisine çok geç ulaşan mektupda ağabeyinin hasta olduğu acilen abd ye gelmesi yengesi tarafından belirtilmiştir ama komutanı kendisine bu insani vecibe için bile izin vermemektedir.

Çareyi kirişi kırmakta bulan Leon, bir geminin kazan dairesinde önce New York a ayak basar.
Çulsuz ve açtır, bilmediği gurbet ellerde değişik bir eyalette sefilleri oynamaktadır. Hasbel kader köprü altında bahis karşılığı dövüşen it kopuk tayfaya rastlar ve yaşamı burada indirdiği bir zenci ile adeta değişir
Bu işlerde bahis oynayan, aksak bacaklı eski kulağı kesik dövüşcülerden Joshua, Leon daki kaabiliyeti farkeder ve direk adama salça olur.




Bir büyük ligte gene bahis karşılığı ancak çok daha büyük miktarlar karşılığı dövüş ayarlayan mafya anası kılıklı nizami fizikli Cynthia ile tanışır bu kez onun adına değişik ortamlarda dövüşmeye başlar.
Kazandığı paraları yenge ve yeğenine ulaştırmak istemişse de aile tarafından rededilmiştir, yengesi kendisini suçlamakta hem eşinin ölümünü hem de fakir yaşamlarının nedeni olarak Leon u göstermektedir, biçare Leon bu yüzden çok mutsuzdur.


Tüm bunlar olurken bir yandan Leon un işlerini ayarlayan bir yandan da kuyusunu kazmaya and içmiş Cynthia, Atilla adında çok sakat esgale sahip oldukça iri ve dayanıklı bir o kadar da profesyonel bir dövüşçüyü özel uçağı ile getirtir.
Leon la karşılaşmaya gelen bu adamın bilgileri saklıdır, halbuki Leon un tüm zayıf noktaları alenen ortalıktadır yani işin içinde büyük şike vardır.
Hatta Leon un kankisi Joshua bile bahisler oynanırken son ana kadar muallakta kalmakla beraber tüm paraları Atilla denen iblise oynayarak akıllılık ettiğini zanneder.

Son bu dövüşle bu işleri bırakmaya niyetli olan Leon herşeyden habersiz içinde jet sosyete piskopat dövüşçülerine meraklı insanların olduğu bir çadıra Atilla nın karşısına çıkmak üzere gelir.
Ta sahra çöllerinden beri kendisini kovalayan askerleri seyirci arasında gördüğü vakit nasıl kolpaya geldiğini kısmen anlamıştır ancak çok geçtir.
Atilla ile kapışırlar, kaburgalarındaki arıza nedeniyle Leon çok zor durumlara düşer, neredeyse yere zımbalanmıştır, Atilla nın darbeleri sarsıcıdır.
Ancak Joshua nın da bahisleri Atilla ya oynadığını öğrenince hırs yapar, kalkar bir temiz sopa çeker Atilla yı tepeler ve işi bitirir.



Finalde, kendisini kovalayan, bu son dövüşünden sonra çöllere kendisini geri götürmek üzere araca bindiren ancak tüm bu olan bitenleri görüp insafa gelen askerlerin azad etmesi ile yengesi ve yeğenine koşar, film biraz kanlı biraz da mutlu atmosferle sona erer..

İşte filmden kimi sahneler:









Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails