Bilim-Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim-Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2015 Çarşamba

X: The Man with the X-Ray Eyes (1963)

              

   ''Körlerin ülkesinde,tek gözü gören kral olur.''
      (H.G.Wells)



Devamını okuyun...>>

28 Nisan 2014 Pazartesi

La Nave de los Monstruos (1960) aka Ship of Monsters


Meksika Fantastik sinemasının en absürt filmlerine imza atmış olan Rogelio A. González'den akıl almaz bir yapım.



Devamını okuyun...>>

18 Mart 2014 Salı

Conquistador de la Luna (1960)



İnsanlık tarihindeki en görkemli olay kuşkusuz Ay'a yolculuk serüveniydi.Uzay savaşlarının en sıcak yıllarında soğuk savaş bilim-kurgu ve fantastik yapımları edebiyat ve sinemada sıra dışı örnekler sergilemekteydi.Bu dönem aslında bilim-kurgu sineması adına en saf eserlerin verildiği yıllardı.Saf,akıl almaz,sınırsız bilim-kurgu.
Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasında geçen uzay mücadelesi bir çok Üçüncü dünya ülkesi sinemasına yansımıştı.Mısırdan sinemasından tutunda tüm Latin Amerika ülkelerindeki sinemalara kadar bu konu çeşitli versiyonlarda işlenmişti.


Devamını okuyun...>>

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Panic in Year Zero ! (1962)




Yarı kurgu olsa da Post-Apokaliptik ve Post-Nükleer senaryolar insan oğlu için gerçeğe en yakın felaket senaryosu olduğu kesinlikle tartışılmaz bir durum.

Soğuk savaşın sen sıcak yıllarında bir çok nükleer saldırı alarmına geçip haftalarca sığınaklar da yaşamış olan amerikan halkı için en iyi hisseden de onlardır.Daha sonra ki yıllar da cernobil ve geçtiğimiz aylar da Japonya da yaşanan depreme bağlı olarak nükleer sızıntı tüm dünyaya bu gerçekliği bir daha tüm çıplaklığı ile gösterdi.

Meşhur oyuncu Ray Milland'ın oynayıp ve yönetiği buz gibi filmde Jaen Hagen,Frankie Avalon ve Mary Mitchel eşlik ediyor.

Ward Moore'nin yazdığı Lut ve Lut'un kızı aldı kitaplardan esinlenerek senaryosu oluşturulan film kesinlikle hollywood yapımlarını tokatlayacak bir B-movie.

Sıradan başlasa da ilk çeyreği atlatıldıktan sonra nefes kesen bir hal alan hikaye kesinlikle oldukça gerçekçi.

Sabahın erken saatlerinde evlerinden ayrılıp L.A dışında kamp yapmak için yola koyulan Baldwin ailesi yolda beklenmedik bir ışık patlamasıyla karşılaşırlar.Sabah ilk saatlerinde olan bu ışık patlaması ve radyo yayının kesilmesi aileyi şoka sokar.Arkalarına bakıp gördükleri devasa nükleer mantarı gördükten sonra gözlerine inanamazlar.




Derhal acil durum duruma geçen aile ilk baş durumun ciddiyetini kavramaya çalışırlarken kendilerini buldukları karmaşa ortamında ilkel insanlar gibi savunmaya başlarlar ve tarih öncesinden kalma bir mağaraya yerleşirler.artık tarih 0.0.0 göstermektedir.



Mercury Monterey marka kullanan aile daha sonra ki yıllarda gelecek olan post-apokaliptik projelere esin kaynağı olmuş ve motorize nın böyle durumlardaki öneminin bir nevi simgesi haline gelmiştir.Tabi benzin yettiği kadar.

Filmde bir diğer dikkat çekici olay ise Ray Milland'ın psikolojik yaklaşımı.İnsan davranışlarından yola çıkarak olayın odak noktasını kıyamet olarak değil de insan olarak belirlemesi benzer bir durum anında eğer hayatta kalırsak ne gibi bir durumda olacağımızı rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Fantastik yaklaşımdan uzak olan tamamen gerçekçi bir yaklaşımla beyaz perde de izleyenlerin kanını donduran Panic İn Year Zero! kesinlikle türünün diğer filmleri gibi görülmeye değer.




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

26 Mayıs 2011 Perşembe

The Land Unknown (1957)


İkinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş dönemi dünya ve insanlık adına zor zamanlar olsa da beyaz perde de oldukça renkli ve verimli bir dönem süre gelmiş olduğu kesin.Bir çoğu üstü kapalı bir biçimde güç gösterisi olan bu soğuk savaş dönemi korku/bilim-kurgu filmleri,1950'den 1960'ın ilk yarısına kadar süre gelen furya,sinemada eşi benzeri görülmemiştir.

Bu sıra dışı eşi benzeri olmayan furyanın türev kardeşi de daha sonra 1970'lerin son dönemiyle 1990'ların ilk yarısına kadar süre gelmiş olan Post-apokaliptik ve fütüristik örnekleriyle yer almaktadır.

The Land Unknown (1957) de bu hastalıklı dönemin en güzel filmlerindendir.Furyanın final dönemine yetişmiş olan yönetmen Virgil W.Vogel tarafından yönetilen filmin senaryosu ise Charles Palmer'a ait.

Filmin hikayesi 1947 yılında Antartika da keşfedilen sıcak su yatağından esinlenerek beyaz perdeye aktarılmış.Daha önce Mole People (1956) yöneten Virgil W.Vogel,bu filmde de maliyeti en az seviyede tutmuş.

Filmde bir de Miss Amerika yer alması filmin izlenirliğini attırmış.1940 Miss Amerika ödülünü alan Shirley Patterson bu film dışında daha bir çok dönemin korku/bilim-kurgu b-movie yapıtlarında da yer almış.

Filmin mevzusuna geldiğimizde,

1947 yılında yapılan keşif felaketle sonuçlanmış ve ordunun dört değerli mensubu şehit olmuşlardır.Ancak ''güçlü'' amerikan ordusu bu araştırmalardan yılmaz ve güney kutbunun da gizemini çözeceklerdir.Bu araştırma için yeni talihliler,Harold Roberts,gazateci Margaret Hathaway,Mate Steve Miller ve Jack Carmen görevlendirilir.

25 gün süreleri bulunan araştırma ekibinin güney kutbuna donanma kuvvetlerinin eşliğinde ilerlemesi kesinlikle bir gövde gösterisinden başka bir şey değil.

Kutba varan araştırmacılar helikopterle kutbun kıta derinliklerine doğru araştırma için ilerlerken beklenmedik bir anda güney batıdan fırtına önlerini kesmektedir.Gemiden geri çağrılmalarına rağmen geri dönemezler.Fırtınanın ortasına giren pilot birden bir hava akımının içinde kalır ve beklenmedik bir şekilde deniz seviyesine yaklaşırlar burada çakılmaları beklerlerken deniz seviyesinden de aşağıya inip bir kratere yumuşak bir iniş yaparlar.

Buzların arasındaki bu krater deniz seviyesine göre adeta cehennemi andırmaktadır.Sıcaklık tropikal iklimden bile yüksektir ve tarih öncesi bir izlenime sahiptir.Bir süre araştırdıktan sonra dinozorlar ile karşılaşırlar ve beklendik olaylar ardı ardına patlak verir.

Akılıca bir iş yapan yönetmen bazı dinozorları maket,bazılarını kostüm kullanırken,bir diğer zekice kullandığı ise kertenkele dir.

Jurassic Park serisinden yıllar önce çekilen bu vahşi ve gizemli film görülmesi gerek,geçmiş sinemasıyla günümüzün sentetik sineması arasında saf kan bir köprü.







Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

23 Mart 2011 Çarşamba

En seksi Uzay Kadınları



Barberella (1968)


Jane Fonda'nın baş rolde yer aldığı belki de en meşhur uzay kadını filmdir.Tüm seksiliğiyle kötülüğün başı Durand-Durand ile amansız bir mücadele içinde olan Barberella aynı zaman da en meşhur düşük bütçeli filmlerden de biridir.İlk başta bir porno film olarak çevrilmesi düşünülse de daha sonra çıplaklık içeren bilim kurguya dönülmüş.Biz izleyenlere ise filmin başında ki striptiz sahnesinin tadını çıkarmak kalıyor.

Satrun 3 (1980)


Kirk Douglas,Farrah Fawcett ve Harvey Keitel'ın rol aldığı 1980 yapımı Saturn 3,genel bilim-kurgu sinemasında kenarda kalmış bir film.Kanımca 80'de değil de 70'ler de çekilmiş olsa olay yaratacağı kesin olan yapım Farrah Fawcett'ın canlandırdığı Alex
karakteriyle listede yerini alıyor.Kırk Douglas'ın manitası rolündeki Alex diğer tüm uzay kadınlarından aykırı olarak eşine sağdık bir görüntü sergiliyor.Film boyunca Forbidden Planet'teki Alta'ı andırıyor.

Forbidden Planet (1956)


Barbarella'nın üstüne basa basa söylediği gibi dünyada ki gelmiş geçmiş en iyi bilin kurgu filmi kesinlikle Forbidden Planet'tır.1956 yılında yayımladığında kesinlikle ortalığı ayağa kaldırması bir yana sinema dünyasın da ilk uzay kadını da bu film de gözükmekte.Alta adındaki uzay kadını ise Anne Francis canlandırıyor.Barberella ve Alex'ın anası gibi de diye biliriz Alta için.Dr.morbius'un güzel kızı alta kesinlikle bir o kadar da seksi.


Total Recall (1990)


Bilim-kurgu da çığır acan filmlerden biri olan Total Recal farklı bakış acısı ve güzel kurgusuyla uzayın derinliklerin de ki kırmızı gezegen Mars'tan sıra dışı mevzular içermekte.Film de Sharon Stone'un canlandırdığı Lori karakteri dışında,4 memeli seksi mary ve sapkınlık arayanlar için ise cüce thumbelina boy göstermekte.



Starcrash (1978)

David Hasselhoff'un boy gösterdiği bu Star Wars sonrası filmlerden biri olan Star crash,baş rol de yer alan Stella Star ile listenin en klas düşük bütçeli yapımı olmayı hak ediyor.Rakipleri olan Star wars ve Battle star Gallatica'dan sınıf olarak aşağıda olsa da seksi bir uzay kadını mevzusu olduğunda ikisini de nakavt ediyor.


Bir Hammer yapım kadını olan Caroline Munro'nun canlandırdığı Stella Star gerçekten göz kamaştırıcı.Meşhur çizgi Roman Vampirella'ı andıran Stella Star,ilerleyen yıllarda gelecek olan italyan bilim-kurgu kadınlarına da örnek teşkil eden bir isimdir.



Sex Wars (1985)


Star Wars uyarlaması olan Sex Wars Dünyayı kurtaran adam tadın bir yapım.Star Wars 1 ve 2'nin birleşimi tadındaki pornografik uyarlamada,Princess Orgasma (Laurie Smith)
ve Princess Layme(Robin Cannes) aklımızı başımızdan alıyor.Kötülüklerin efendisi lord Balthazar'ın sonsuz seks işkencesine karşı mücadele eden güzeller.Uzay kadınlarının
en seksi yüzlerindendir.



Emmanuelle in Space (1994)


Meşhur Emmanuelle serisinin uzay ayağında Emmanuelle rolünde Krista Allen yer alıyor.Tüm şehvetiyle yedi bölüm boyunca yüksek seyir zevki sunan Emmanuelle,uzaylıları da baştan çıkartıyor.Bir kısmının uzayda bir kısmınında dünyamızda süre geldiği seri kesinlikle izlenmeli.


Cinderella 2000 (1977)


George Orwell'ın 1984 romanıyla Cinderella öyküsünü birleştiren bu ekstra uçuk film de,robotlar tarafından gözetlenen insanlar seksin yasaklı olduğu bir evrende yaşamaya çalışmaktalar.Filmde dikkatleri üstüne çeken kadınlar ise the widow,cindy ve stella.



Nude on the Moon (1961)


Tarihe adını altın harfler ile kazımış bir diğer filmde 1961 yapımı olan Nude on the moon.Aya gönderilen iki araştırmacının başından geçen macerayı anlatan film.Görsel çıplaklık,komedi ve erotizm adına bilim kurgu filmleri arasında çok dışlanmış olsa da b klasmanda yeri gayet sağlam.İlk dönem sexploition örneklerinden olan Nude From Moon'da ise sexy uzay kadını ay tanrıçası rolunde ki Marietta.


Battle Beyond the Stars (1980)



Star Wars ile Battle Star galatica kırması bir havaya sahip olan Battle Beyond the stars bir diğer seksi uzay kadının yer aldığı film.Kısaca mevzusu şeytani toprak sahibinin çifcilere yaptığı zulüm.Ancak bizi liste irtibariyle asıl ilgilendiren Sybil Danning'ın canladırığı Saint-Exmin karakteri.Tüm çekiciliğini sergileyen Danning Saint-Exmin ile unutulmazlar arasında yer alıyor.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

12 Mart 2011 Cumartesi

Isaac Asimov

Bilim kurgunun babası Asimov'dan bir konuşma
No sensible decision can be made any longer without taking into account not only the world as it is, but the world as it will be.

H.G Wells, Jules Verne'yle beraber etc.
Devamını okuyun...>>

31 Ocak 2011 Pazartesi

Six-String Samurai (1998)





Bazı filmler vardır defalarca izlemeyi bırakın aynı günde bir kaç sefer izleseniz dahi bıkmaz daha fazla izlemek istersiniz.Bu tarz filmler genel de yüz ifadesin de şekerli bir gülümseme bırakır.Six String Samuria'da işte böyle bir film.

1998 yapımı olan B-sınıf şaheser,post-apokaliptik ve post-nükleer filmler arasında bambaşka bir yere sahip.Sıradan bir B-sınıfı yönetmeni olan Lance Mungia tarafından
yönetilen filmin senaryosu ise aynı zaman da baş rol de yer alan Jerrey Falcon ile Mungia tarafından ortak yazılmış.

80'ler sonu Video dönemine ait bir çok filmde yer alan Jerrey Falcon.Bu ıssız topraklar da canlandırdığı Buddy karakteri ile turnayı gözünden vurmuş.Gerçekte de
dövüş sanatları eğitimi olan oyuncunun tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmde de dövüş sahneleri tatmin edici.

Oz büyücüsü(Wizard of Oz) ile iskoçyalı(Highlander) kıvamında olan filmin mevzusu ise oldukça uçuk.


1957 yılında Sovyet Rusyası A.B.D'e nükleer saldırıda bulunur.Tüm A.B.D topraklarını ele geçirmelerine rağmen Lost Vegas adında ki özürlüğün son kalesi olan bu yerin Kralı Elvis tarafından yönetilmektedir.Gün gelir ve Elvis hayata veda edince kralın tahtına oturacak kişi Lost Vegas'ta en iyi sahne performansını sergilemek zorundadır.

Issız toprakların dört bir yanından bu yarışmaya katılmak için bolca savaşçı/müzisyen gelmektedir.Buddy adında ki bir müzisyen/savaşçı da
Lost Vegas'ın yolunu tutmuş ancak başına geleceklerden habersiz bir
şekil de amacına odaklanmıştır.


Her şey yol da karşısına çıkan çocuk ile başlar ve ne kadar başta ondan
kurtulmaya çalışsa da ilerleyen günler de karşılıklı yardımlaşmalar sonucu
birbirlerine alışırlar.Hemen hemen tüm apokaliptik filmlerde olduğu gibi
Six String Samurai'da da retro-Futuristik öğeler yer almakta.

Film de Baş karakterimiz olan Buddy'i gibi bir çok Müzisyen/savaşçının peşine düşüp tahta kendi oturmak isteyen Death adında ki azrail tiplemesi fazlası ile Slash'ı andırmaktadır.Filmin bir bölümünde karşılıklı solo atışmaları ise oldukça gaz.


Falcon'nun canlandırdığı Buddy karakteri ise koca gözlükleri ile meşhur olan Buddy Holly'dir.Ayrıca Film'ın müzikleri o kadar iyi seçilmiş ki adeta bir müzikal havasına bürünmüş.Müzikler ise Red Elvises ve Brain Tyler'a ait.


Filmin yayımlanmasından bir kaç ay sonra piyasaya sürülen çizgi romanı da gayet güzel.Bunun dışında en son yayımlanan Fallout:New Vegas adlı oyunun içeriğinde filmden bir çok esinlenme yer almakta.

Issız toprakların takipçilerinin beyaz ışığı görmeden önce mutlaka izlemeleri gereken bir film olduğunu dile getirebilirim.



Haribo Puanı:If you scratch my guitar, I'll kill you.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

17 Aralık 2010 Cuma

Dr.Jekyll and Mr.Hyde(1931)



En etkileyici ve başarılı film uyarlamalarından biridir,Dr.Jekyll and Mr.Hyde.Sesiz sinema günlerinden bu yana sayısız türde uyarlamaları çekilmiş ve hepsi de birbirinden başarılı olmuş.


Define adasının yazarı olan Robert Louis Stevenson'un muhteşem eseri Strange Case of Dr.Jekyll and Mr.Hyde'den uyarlanan film Rouben Mamoulian tarafından 1931 yılında beyaz perdeye aktarılmış.O döneme kadar 2 de sesiz versiyonu olan filmin,ilk sesli versiyonu 1931 yılında çekilen olmakla birlikte sinema adına değişik çekim teknikleri de denenmiş.

Baş rolünde yer alan Fredric March,bu filmde sergilediği oyunculukla en iyi erkek oyuncu akademi ödülü ve gene aynı dalda venedik film festivalinden de ödül almıştır.Sergilediği zor oyunculukla izleyiciyi kendine hayran bırakan March,bugünün şartlarına göre performansı ile 2-3 kat daha fazla ödül alır.


Film aslında insan doğasını muhteşem bir şekilde ele almaktadır.İyi niyetli,kendini bilime ve insanlığın gelişimine adamış olan Dr.Jekyll hayatını tek yönlü yani sadece iyilik için yaşamaktadır ancak bunun durumun farkında olan Jekyll insan ruhunun derinliklerine inmenin yolunu arar.Günlerce süren çalışmasının ardından bulduğu formül ile ruhunun derinliklerindeki çirkin,kötücül mahlukatı gün yüzüne çıkartır.O güne kadar onuru,gururu ve iyilik için yaşayan Dr.Jekyll formülün etkisi ile kaba,şeytani ve gaddar bir adama dönüşür.

Tüm hayatı tamamen değişen Dr.Jekyll artık Mr.Hyde olmuştur.


Londra'nın elit ortamlarında yaşan Dr.Jekyll,Mr.Hyde'e dönüşmesi ile birlikte Soho diye adlandırılan arka sokakların hükümdarı haline gelir.Burada daha önce yardım eli uzattığı Ivy adındaki bir hayat kadınını kapatması yapar ve Dr.Jeykll'ın içine gömdüğü tüm hayvani duygularını Mr.Hyde olarak ortaya çıkarır.

Bu ikinci kişiliğini artık kontrol altında tutamayan Dr.Jekyll tamamiyle Mr.Hyde'e dönüşür ve kötülüğe mahkum olur....

Bir çok eleştirinin yer aldığı filmde esas olan insanoğlunun asla tertemiz bir iyiliğe ya da şeytani bir kötülüğe sahip olamayacağıdır.Aynı zamanda bu olgunun üzerinden yola çıkarak din eleştiriside yapılmaktadır.


Her insanın bazen bir melek,bazen ise şeytan olduğunu altını çize çize belirten bu muhteşem eser klasik korku sinemasının en nadide eserlerinden birisidir.Aynı zamanda 31 aralık 1931 yılında gösterime girmiş olması yılbaşı akşamına eğlence katmak isteyen ev ahalisine de tavsiye edilir.

Haribo Puanı:Hepimiz biraz Dr.Jekyll,biraz da Mr.Hyde'yiz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

19 Ekim 2010 Salı

Alien (1979)

Bilim Kurgu ve Korku filmlerinin birleştiği nokta olan Alien filmiyle baş başayız. Şimdiye kadar anlattığım Alien'lerin aksine çok daha farklı yönleriyle ele alacağız.


Devamını okuyun...>>

5 Ekim 2010 Salı

Predators (2010)


Güdüsel, gaddar avcılarımız en piskopat halleriyle insan avcılığına geri döndü. Bu seferki avcılarımız öle berbat yaratıklar ki insanların işi çok daha zor.

Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2010 Pazar

Resident Evil - Afterlife (2010)


Macera kaldığı yerden devam ediyor. Üstün yeteneklere sahip Alice tam gaz zombi biçmeye devam ediyor.


Devamını okuyun...>>

13 Eylül 2010 Pazartesi

Death Race 2000 (1975)



70'lı yılların en çılgın filmlerden biri Death Race 2000.Hanna-Barbera'nın unutulmaz çizgi filmi Wacky Races andıran ve şiddet'e dair oldukça güzel sahneleri olan filmin prodüktörlüğünü Roger Corman üstlenmiştir.Roger Corman tarzı bir film olmasada yönetmenin namına nam katmıştır.

Charles B. Griffith,Roberth Thom ve Ib Melchior tarafından üstlenmiştir.Paul Barter'ın da yönetmen koltuğunda oturduğunu görüyoruz.Charles B.Griffith daha önce Little Horror Shop'un senaryosunda da o yer almakta.



Tam manası ile B-grade diye adlandırılan film de kanımca bütün bütçe oyuncu ve arabalara harcanmış kanımca.

David Carradine,Sylvester Stalone,Martin Kove ve Simone Griffeth gibi oyuncular yer almakta.David Carradine gene tüm oyunculuğu ile filmi sırtlarken,Sylvester Stalone'nin de karakteristik tavırları da ayrı bir hava katmakta.



Konusuna geldiğimizde

Baştan sona bir ütopya.

2000 yılına gelinmiş.Dünya'da küçük çapta bir kaos gerçekleşmiş ve ülke rejimlerinde ve dünya haritasında değişiklikler olmuş.

Dünya da düzenlenen tek spor etkinliği ise kıtalar arası otoban yarışı adındaki bir nevi gladyatör kapışlarını andıran kan sporudur.David Carradine'nın canladırdığı Frankenstein karakteri etrafında dönen film bir nevi sistem hesaplaşmaları ve toplum özgürlüklerine dair mesajlar içermekte.84 dakika boyunca ölümcül araba yarışları ve puan peşinde koşan pilotları izlemek oldukça zevkli ve eğlenceli kanımca.



Roger Corman'nın yol verdiği Paul Bartel'ın kanımca vurgun yaptığı en büyük yapım.

Post-Future tarzı filmleri seviyorsanız ve gerçek manada eğlenceli bir film arıyorsanız size her karesi dopdolu bu muhteşem yapımı kaçırmamanızı tavsiye ederim.







Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

3 Mayıs 2010 Pazartesi

The Brain That Wouldn't Die (1962)




Soğuk savaş dönemin de yer alan filmler kadar uçuk yapıtlar bir daha gelmedi.1950 ile başlayan furya 60'lı yılların ilk yarısına kadar süre geldi.Bu acayip yapıtları ayrıca sevmemin başka bir nedeni de 2.sınıf filmlere yol vermesidir.

Bu B-Movie diye adlandırılan yapıtların ilk örneklerinden biri de 1962 yapımlı
''The Brain That Wouldn't Die''.Korku/Bilim-Kurgu'nun karanlık sinemayı istila ettiği yılların son dönemine denk gelmesine rağmen tartışılmaz derece de vurucu.

B-Movie ortamlarının temellerini atan isimlerden olan Joseph Green yönetenliğini üstlendiği filmin senaryosu ise;iler ki dönem de gelecek olan motosiklet çeteleri filmlerinin ünlü prodüktörü Rex Carlton tarafından yazılmış.

Baş rol de ise A-takımın da bile yer almış olan bu sektörün önde isimlerinden Jason Evers yer alıyor.

Filmin konusu aslında günümüz filmlerine bakıldığı zaman bir unutulmuş bir başlığa sahip.


DELİ BİLİM ADAMI

Dr.Frakenstien ve Dr.Caligari ile sinema dünyasına yerine giren ve türlü örnekleri sahip olan Deli bilim adamlarının uğraşları ve kaderleri ne yazık ki ortak.The Brain That Wouldn't Die ise;Jason Evers'ın canlandırdığı Dr.Bill Cortner hazin dramını görmekteyiz.

Genç ve idealist bir bilim adamı olan Dr.Bill Cortner ölümü yenmeyi kafasına koymuştur.Kendi gibi babası da ünlü bir bilim adamıdır.Baba-Oğul girdikleri bir ameliyat öldü diye morg yollanacak olan bir bedeni yeniden canlandırarak herkesi şaşırtan genç bilim adamı işi ileri götürmenin peşindedir.

Ameliyatın ardından sevgilisi ile geçirmeyi planladığı hafta sonu ansızın gelen telefonla bozulur.Kır evinde ki laboratuvar dan arayan yardımcısı Kurt işlerin ters gittiğinden bahseder.


Acele ile hastaneden çıkan çift,kır evinin yakınlarında kaza yapar ve Dr.Bill Cortner'ın sevgilisi Jan hayatını kaybeder.Kafası kopan genç bayanın kellesini kaptığı gibi kır evine koşan Dr.Cortner kendi yöntemleri ile genç bayanın beynini hayatta tutar.

BIRAK TA ÖLEYİM...

Genç bayan gözlerini açtığın da ilk azından dökülen kelimedir.Dr.Contner güzel bir beden bulmak için yolla çıkar.Bir kaç dans klubu gezer ve zaman git gide azalmaktadır.


Ucube yardımcı ve gizli kapının ardında tutulan deney sonucu mutasyona uğramış kobay ve sevgilisinin şeytanice konuşan kafası muhteşem replikler dökmektedir.

Burada yer alan replikler ''Raven'' ve ''Bride of Monster'' andırmaktadır.

Dönemin filmlerine göre açıklıkta içeren bu film de toplumun bulunduğu durumda el atılmıştır.Ayrıca gene Dönemin bir çok erkek dergisi tarafından görülmeye değer filmler listesinde yer almaktadır.


The Brain That Wouldn't Die kesinlikle hastalıklı ve ucube sel işleri koşturan herkesin beğenisini kazanacak bir yapıt.İzlemenizi tavsiye ederim.

Haribo puanı:Alkoliklerin şişeleri,keşlerin iğneler var.Oysa ki benim düzgün bir elim bile yok.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

19 Nisan 2010 Pazartesi

Total Recall(1990)




Bilim kurgu sinemasındaki en özel en uçuk çalışmalardan birisi de hiç kuşkusuz buz gibi suratı, bozuk diksiyonlu ama biçok erkeğin imrendiği boy pos ve gelişmiş kaslarıyla bu alemlerde kendine bir yer edinmiş akabinde de Kaliforniya valisi olup siyasete atılmış Arnold Schwarzenegger irisinin başrolde oynadığı TOTAL RECALL dur.

Bambaşka bir zaman dilimi, değişik bir yaşam tarzı, ilginç aksesuarlar ve aletler, uzayda ya da güneş sistemindeki envayi çeşit gezegen veya uydusunda süren insanlık yaşamı, buralara yapılan turistik amaçlı seyahatler, casusların savaşları vs ile bezeli bu sinema filmi gösterime girdiği vakit oldukça yoğun skandala yol açmıştı.
Bugün yani 2010 da bile uydumuz aya bir klübe bile yapamamışken mars gezegeninde bir insan ırkı yaşamı olması hatta aynen dünyamızda olduğu gibi orada da siyasi kavgalar politik çekişmeler ve yönetim kadrosunda kalmak için türlü alavereler çevrilen ortamlar elbette normal kafalarla kurgulanamazdı..

Filmin yönetmeni Paul Verhoeven senarist ise Philip K. Dick.
Oyuncu kadrosuna gelince:

Arnold Schwarzenegger ... Douglas Quaid / Hauser
Rachel Ticotin ... Melina
Sharon Stone ... Lori
Ronny Cox ... Vilos Cohaagen
Michael Ironside ... Richter
Marshall Bell ... George / Kuato
Mel Johnson Jr. ... Benny
Michael Champion ... Helm
Roy Brocksmith ... Dr. Edgemar
Ray Baker ... Bob McClane
Rosemary Dunsmore ... Dr. Lull
David Knell ... Ernie
Alexia Robinson ... Tiffany
Dean Norris ... Tony


Filmde çok ileriki bir zaman dilimi irdelenmesine rağmen yaşamın sürdüğü ortamlardaki herşey cok mantıklı kurgulanmış. Benzer filmlerdeki değişik renglerde tek tip tulum kıyafetler yerine gündelik yaşamda gördüğümüz kıyafetler var mesela.

Konusuna gelince,

Kahramanımız Douglas, güzel ve alımlı eşi Lori(Sharon Stone) ile aslında sakin bir yaşam süren, inşaat şantiyesinde çalışan, düz sıradan bir vatandaş gibi gözükmektedir.
Ancak artık bilinçaltına işlemiş halde takıntılı olduğu mars gezegenine olan tutkusu hayatını alt üst eder.


Evdeki tek huzursuzluk konusu Douglas ın mars a taşınma orada yaşama isteğidir ancak eşi buna kesinlikle karşıdır, envayi çeşit teklife açık olmasına rağmen hatun bu kızıl gezegene asla gitmek istememektedir.
Gene böyle muhabbetlerin döndüğü bir sabah Douglas işe yollanmak üzere metroya biner ve vagondaki reklamlarda TOTAL RECALL adlı bir firmanın tanıtımını izler.

Güyya bu şirket, ufak bir tıbbi müdahele ile beyne yükleme yapmaktadır sanki şahsı falanca yere mekana gitmiş gelmiş orada belli bir süre kalmış bişeyler yaşamış gibi kandırabilmektedir, bunun gerçek anılardan hic bir farkının olmadığını da reklamlarda haykırmaktadırlar.
Doug hemen şirket binasına gider..
Ufak bir seminer neticesinde 15 günlük bir mars turu satın alır, aldığı paket sadece tatil vaad etmemektedir ego trip adlı bir uygulama sayesinde sanki oraya kendisi olarak değil bir devlet ajanı olarak gideceği başından bazı serüvenlerin geçeceği söylenmiştir.


Fakat terslikler peşpeşe cıkmaya başlar.. Anıları beyne yollarken birden bire Doug ortalığı kırıp döker bünyesi bazı saldırgan tepkiler verir ve akabinde firmadaki dr bayan bu beynin zaten daha evvel profesyonel eller tarafından silindiğini Doug a başka bir yaşam standardı ve yeni bir kimlik enjekte edildiğini farkeder.

Bundan sonrası ise tam bir aksiyon.. Doug eve gider eşi olarak gördüğümüz Lori nin aslında karısı olmadığını, bir ajan olduğunu ve de kendisini göz altında tutup çaktırmadan kontrol ettiğini anlar.
Ardından bir mekiğe atlayarak doğru marsa gider, orada hem asıl kimliğinin ve nasıl birisi olduğunun hem de gene bilinçaltına işlemiş esmer manitasının hayalini kovalamaya başlar.

Olaylar mars ortamlarında daha da cetrefillidir, orada bir yaşam süregelmesine rağmen solunacak havanın kontrolü bazı kötü niyetli insanların elindedir, bir düymeye basarak insanları havasız bırakmak suretiyle cezalandırmakta ve bazı kirli işler cevrilmektedirler, bu cezalar genetik soykırıma uğramış tuhaf yaşam formlarının bir varoş mahallesi benzeri yere tıkılması ile daha da çekilmez hale gelmiştir.
Kimi insanlar yaşamın doğal gereği olan hava solumalarını özgürleştirmek bu gidişata bir son vermek için bir örgüt kurmuşlar ve yöneticilere karşı ayaklanma cıkarmışlardır bu haklı mücadelelerinde kahramanımız Doug un da cok aktif bir rolü vardır..


Tahmin edildiği üzere esmer dilberi bir pavyonda bulur kadın aslında ajandır oralarda takılmaktadır Doug ı önce öper sonra döver, bir sürü trip atar..
Anlaşılan asıl karakter Hauser oldukça belalı işlere karışmış bir ajan aynı zamanda halk kahramanıdır ve misyonları zorlu mücadeleler gerektirmektedir..

Tam bir görsel şölen, özellikle aksiyon / bilim kurgu sevenlerin eğer hala izlemedilerse illaki seyretmeleri gereken bir filmdir, nacizane önerilir.
İşte filmden kimi sahneler ve de trailer:






Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails