Grindhouse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grindhouse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2014 Salı

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)



White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.



Devamını okuyun...>>

6 Nisan 2014 Pazar

Los ritos sexuales del diablo aka Black Candles (1982)



Korku sinemasında büyü,cadı ve satanizm konuları her dönem vazgeçilmeden işlenen ve popülerliğini yitirmeyen ender temalardan biridir.Bu konuları saf olarak ele almak bir yana,1970'li yıllardan sonra çeşitli alt türler içinde işlenen halleri dahada ilgi çekicidir.Özellikle bu konular çıplaklık ve seksle süslemiş ise izleyicinin daha da ilgisini çekmektedir. Black Candles ya da daha bilinen ismiyle The Sexual Rites of the Devil,gerçek bir düşük bütçeli korku/erotik baş yapıtı.


Devamını okuyun...>>

30 Eylül 2011 Cuma

Th Nail Gun Massacre (1985)


1974 yılında The Texas Chainsaw Massacre ile tüm Teksas eyaleti sarsılmışken tam onbir sene sonra bir katliam daha yaşanmaya başlar.Bu sefer ise cinayet aleti çivi silahıdır.1985 yapımı slaher filmi olan The Nail Gun Massacre türünün diğer filmlerine oranla daha geri planda kalmış bir yapım.


Bill Leslie ve Terry Lofton tarafından yönetilen filmin senaryosu da Terry Lofton'a ait.Filmin baş rollerinde ise Rocky Patterson, Ron Queen ve Beau Leland yer almakta.Film de yer alan oyuncuların bir çoğunun ilk ve tek deneyimi olmuş.

Yönetmenler adına da aynı şey geçerli bu filmin ardından başka bir film projesine girişmemişler.





Peki film kötü mü?

Hayır.

Bir grup inşaat işçisi genç bir kadına tecavüz ederler ve bir kaç ay sonra askeri kıyafet giyen,motor kaskı takan ve elektronik sesler çıkartan psikopat bir seri katil ortaya çıkar.İlk işlediği bir kaç cinayet genç kadına tecavüz eden gruptan insandır.Ancak bu ilerleyenler zamanlar da önüne çıkan herkesi avlamaya başlar.Av silahı ise çivi tabancası dır.

Film başlar başlamaz daha ilk saniyelerinde tecavüz gerçekleşir ve ardından gelen bir kaç dakika sonra çivici ortaya çıkar ve cinayetler ardı ardına gelir.

Kasabanın şerifi ve doktoru olaya el atsa da hiç bir ip ucu ya da görgü tanığı bulamazlar.Her daim katilden bir adım geride olmalarına rağmen katilin cenaze arabası benzeri olan arabasını teşhis edebilmişlerdir.





Kurbanlarını hemen hemen her yerinden çivileyerek öldüren Çivici aklınıza gelebilecek her yerde insanların karşına çıkıp canlarını almaktadır.


Filmin ilerleyişine bakıldığında hiç bir şey için neden gösterilmemektedir.İnşaat işçilerinin neden kıza tecavüz ettiği ya da Çivicinin kurbanlarını neye göre öldürdüğünü ancak filmin sonlarına doğru anlamaktayız.




Tek eksik yön olan kurgu dışında The Nail Gun Massacre (1985) tarihi ve tarzı adına gaddar bir yapım.Seks sahnelerinin de açıkça sergilendiği film,seks üzerine yoğunlaşarak ilerleyen bir film olsaymış eğer muhteşem bir sexplotation/korku yapımı bizi bekliyor olurmuş.

Öyle ya da böyle Slasher filmlerini seven tüm korku izleyicilerinin beğeneceği The Nail Gun Massacre kaçırılmaması gereken bir film.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.







Devamını okuyun...>>

11 Mart 2011 Cuma

Cani arrabbiati aka Rabid Dogs (1974)




Suç filmlerinin zirve yaptığı yıllar olan 70'ler de,Mario Bava da bu furyadan geri kalmayarak Cani Arrabbiati aka Rabid Dogs (1974) ile suç filmlerine bakış açısını tamamiyle değiştirmiştir.

Mario Bava'nın usta yönetmenliği,Alessandro Parenzo'nun muthiş senaryosu ile birleşince sıra dışı bir iş hortlayı vermiş.Baş roller de ise Riccardo Cucciolla,Don Backy,Lea Lander,George Eastman ve Maurice Poli yer alıyor.



Suç ve İstismar Filmleri arasında baş sıraları çeken Rabid Dogs,şaşırtıcı senaryosu ile ön plana çıkıyor.Alışıla gelmiş olan av-avcı ilişkisini tepetakla eden film avlanan avcı yaklaşımı ile beklenmedik bir son yaratıyor.

Özetle bir grup soyguncunun yaptıkları vurgundan sonra yaşadıkları kaçış macerasını anlatmakta.

Daha detaya inersem mevzunun tadı kaçacağını düşündüğümden,filmin konusundan bu kadar bahsedeceğim.



Film genel havası itibariyle Alfred Hitchcock'un en başlıca filmlerinden Rope (1948) çağrıştırdı.Bir nevi yol hikayesi tadında olan film tek mekan (araba) olmasından dolayı böyle bir çağrışım yaptı sanırım.Oyuncuların sergiledikleri karakteristik performans ise kelimeler ile anlatılamayacak seviyede.Liderleri doktorun yanında yer alan blaze ve 32'ın davranışları filmin adına bire bir uyuşuyor.Ayrıca filmdeki nihilist yaklaşımlarda oldukça dikkat çekici.

İleri ki dönemde gelen The Last House on the Left ve tarantino'nun meşhur Resevior Dogs'un da bu filmden esinlenilen bir çok öğe görebilirsiniz.

Toparlamak gerekirse Rabid Dogs,bütün izleyenlere hitap eden ve merak uyandıran bir baş yapıttır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

2 Şubat 2011 Çarşamba

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)




White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.

ZOMBIE 2

Dawn of the Dead(1978) hemen ardından beyaz perdeye girip olay yaratan ve sinema dünyasını karıştıran Zombie 2(1979) korku sinemasının en önemli filmlerindendir.


Lucio Fulci'nin Godfather of Gore lakabını kazanmasında en büyük etkiye sahip olan Zombie 2 aynı zamanda zombi filmlerinin geleceğini değiştiren yapıttır.Ne kadar Dawn of the Dead günümüz zombicilik anlayışının temeli olsa da Zombie 2'nin olaya kattığı görsellik,şiddet,istismar ve çıplaklık öğeleri sayesinde kat edilen mesafe artmıştır.

Bir zombi filmine göre bu kadar üst düzey olmasının nedeni hiç kuşkusuz Fulci dışında yapım ekibinin de 10 numara iş çıkarması en büyük etken.Üst Düzey işten kastım ise makyaj,müzikler ve senaryo.Bu üç bölümde de Fulci'nin çalıştığı isimler
gerçekten sıra dışı.


Senaryosu Elisa Briganti'e ait olan filmin,makjayları Maurizio Trani,Özel efektleri ise Gino De Rossi,Roberto Pace ve Giovanni Corridori'e ait.Filmin Muhteşem müziklerine geldiğimiz de ise İtalyanın en büyük bestekarlarından biri olan Fabio Fizzi imzasını taşıyan tema müziği zombi marşı olarak adlandırılmaktadır.

Oyuncu kadrosuna baktığımız da ise sülalece oyuncu olan Tisa Farrow yer alıyor.Güzel oyuncuya eşlik edenler ise B-movielerin bıçkın adamlarından Ian McCulloch ve Richard Johnson.Bunun dışında Olga Karlato,Auretta Gay ve Al Cliver gibi kadrolu b-movie oyuncuları da boy göstermekte.

Filmin senaryosu başta her ne kadar Dawn of the Dead için yazılmış olsa da Lucio Fulci gibi bir ustanın eline düşmesi kader çarkının en büyük çilvesi olsa gerek.
Ne kadar Dawn of the dead'ın bir kopyasını çektiği sölensede ne bir esinlenme ne de bir benzerlilk söz konusudur.Korku sinemasında zombileri arka plana atılmasına neden olan film I walked with a zombie(1943)'ten esinlenerek yola çıkılmıştır.

Fransanın yetiştirdiği en önemli yönetmenleden biri olan Jacques Tourneur'a ait olan film Fulcinin de röportajlarında belirtiği gibi Zombie 2'nın ana ilham kaynağıdır.


Konusuna geldiğimizde;Karayip adaların da yer alan Matul adında ki ada da ortaya çıkan şeytani salgın anemi ve katalepsi benzeri özellikler göstermektedir;Ancak tüm yaşam fonksiyonları durduktan belirli bir süre içinde ölülerin dirilmesi ve insanlara saldırması korku yaratmaktadır.

Bu soruna bir çare bulmak için araştırmalara girişen Dr.Bowles,yakın arkadaşı olan Dr.David Menard'dan yardım ister.Araştırmalara birlikte devam eden ikili bir sonuca varamazlar.

Dr.Bowles'ın da zombilerden birine dönüşmeden önceki son isteği kızına konu hakkında yazdığı mektubun iletilmesidir.

Bir yata koyulan ölü bedeni,mürettebat ile birlikte New York yolunu tutar.

New york sularına girişte yaratığı kargaşanın ardından mevzular başlar....

Filmin başlangıç kurgusu gayet iyi insanı havaya sokuyor.

İlk zombinin gözüktüğü sahnede ileriki dakikalarda nasıl bir film beklediği az çok belli oluyor.Gene Hemen filmin başların da gazete editörü olarak karşımıza çıkan Fulci'i kamera önünde görmekte güzel.

Makjay ve özel efektler gayet iyi o tarihte sinema salonunda görenlere ne oluyor dedirtmiştir.O tarihe kadar alışıla gelmiş zombilerin hepsinden daha gaddar bir görüntüye sahip.

Bu kadar özenilerek yapılmış bir zombi neredeyse hala yok.George Romero'nun temiz yüzlü zombilerinin yanında gerçekten mezardan çıkma bir görüntüsü var.Gözünde yuvasındaki kurtçuklardan tutun çürümüş ciltlerine kadar gaddar bir görüntüsü var.

Dr.Menard ve güzel karısı Susan Menard arasındaki diyaloglar ve sürtüşmeler gayet güzel betimlenmiş.Doktorun çaresizliği ve köylülerin voodoo sölentilerine bilimsel yaklaşım ile karşı koyma çaluşması ve yaşadığı sıkıntıyı gayet iyi göz önüne serilmiş.Filmi izlerken En çok Dr.Menard'lı sahneler keyif verici.



Filmdeki ultra gore sahne ise Susan Menard'ın ölüm sahnesi.Gelmiş geçmiş en gore sahneler arasında da yer alan ölüm sahnesi zombilerin en acımasız infazlarından biri.Her dırdırcı ve mendaburluk yapan hatuna böyle zombiler yollamak lazım.Kanımca
bir de buna yakın gaddarlık bir infaz sahnesi de Day of the Dead'e yer almakta.

Filmin efsaneleşmiş bir diğer sahnesi ise köpek balığı ile Zombinin kapışmasıdır.
Bu sahnelerin çekiminde ünlü köpek balığı eğitmeni ve aynı zamanda ölüm dalışları ile nam salmış olan Ramon Bravo yer alıyor.Zombie Rölünde kaplan köpek balığı ile inanılmaz bir gösteri gerçekleştriyor.Bu sahnede 2 adet köpek balığı kullanılmış biri gerçek biri de sahte olan ikisini birbirinden ayırt etmek zor.



Her Fulci filminde olduğu gibi bu filminde final sahnesi muhteşem.Ada'dan kurtulan Anna ve Peter West New York'a doğru yol almaya başlasalar da radyo'dan yapılan aci durum yayını ile şok olurlar.Filmin son sahnesi ise meşhur Bruklin köprüsünde ilerleyen zombiler ve kaos.Kesinlikle bir gün televizyonu açtığımda görmek istediğim sahnedir.


Son olarak zombi filmlerinin şahı olan Zombie 2 devamı niteliğini taşıyan Zombie Flesh Eater 2 aka Zombie 3 ve bir diğer fulci zombisi olan Beyond ile birlikte kesinlikle Death metalci adamın gerçek zombi filmleridir.

Haribo Puanı:The Boat can leave now.Tell the Crew.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

21 Ağustos 2010 Cumartesi

The Last House on Dead End Street (1977)



The last House adı altındaki bütün filmler fazlası ile ses getirdi kanımca.Hatta tekrar yapımları bile ilk çekilenleri kadar sükse yaratı.Bu Last House başlıklı filmler arasında benim en tutulduğum kuşkusuz Necrophagia filmi olan The Last House on Dead End Street.


1977 yapımı olan 78 dakikalık şiddet resitalini Roger Watkins yönetiyor.Aynı zamanda filmde baş rolde yer alan Watkins bir nevi kendini canlandırmış.Kısa ancak görkemli yönetmenlik kariyerinde çektiği Korku filmleri yerine porno filmler ile şöhreti yakalamıştır.

Her Name Was Lisa(1980) Samantha Fox'un da unutulmaz filmlerinden biridir.1983 yılında yönettiği Corruption adlı film de Kelly Nicholas XRCO ödüllerine en iyi kadın oyuncu performansına aday gösterilmiştir.XRCO porno sektörünün oscarı diye biliriz.


Özetle konusuna geldiğimizde

Bir süre uyuşturucu tedavisi görmüş olan Terry Hawkins uzun senelerdir film setlerinde görev yapmaktadır.Kendi filmini yapmak isteyen Hawkins daha fazla prodüktör ve yönetmen havasına katlanamaz hale gelir ve aklında kimsenin çekmeye cesaret edemediği tarz da bir film vardır.

8 mm snuff film dışında bir şeyler yapmak isteyen Hawkins ünlü olmak isteyen 2 kız ve yakın bir arkadaşını toplar.Senaryo ve kurgu belllidir.Yapımcı,geçmişte yanında çalıştığı yönetmeni ve karısını öldürmektir.


Ağır işkence sahneleri olmasa da gayet gaddar sahneler yer almakta.Kullanılan organlar gerçek organlardır.Bu neden dolayı uzun süre yasaklı kalmış ve hala Kanada Ontorio bölgesinde yasaklıdır.

İlk çekildiğinde 175 dakika olan film 78 dakika sansürsüz olarak yayımlanmıştır.Meksika mafyası tarafından prodüksiyonunu üstlenilen şiddet resitali yönetmenin 1 yıl hapis yatmasına da neden olmuştur.


Yönetmenin karısının vücuduna ter haç basma ve ameliyat sahnesi kanımca en gaddar sahneleri.Film de en çok tutulduğum mevzu ise cinayet sırasında taktıkları maskeler.Hawkins'ın taktiği Goya'nın çizdiği Kronos maskesi oldukça görkemli.

Film içinde yapım dünyasına da küçük eleştiriler yer almakta.

Şiddet filmleri içinde baktığımız zaman oldukça iyi bir yere sahip olan The Last House on the Dead End Street,En korkutucu korku filmi diyemem ancak saf kan şiddete sahip olan tatlı filmlerdendir.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

18 Haziran 2010 Cuma

The Incredible Torture Show (1976) aka Blood Sucking Freaks




Korku sinemasının en büyük ilham kaynaklarından birisi kuşkusuz Marquis De Sade'ın öncüsü olduğu sadizm akımıdır.Türlü işkenceler,kölelelik,kadın erotizmi ve sadizm.Popüler korku sinemasında ne kadar dışlanan öğeler olsa da b-movie ortamlarında en başlıca öğelerindendir.


1976 yılında Wizard of Gore'dan ilham alarak çekilen The Incredible Torture Show,sexploitation sinemasının önde gelen isimlerinden olan Joel M.Reed tarafından yönetilmiş.Gene senaryoda Joel M.Reed ait.Bunun dışında o tarihlerde daha yönetmenlik adına ilk yıllarını yaşayan Oliver Stone'da bu film için M.Reed'e danışmanlıkta bulunmuş.Özel efektler ise Bob O'Bradovich ait.O'Bradovich muhteşem explotation yapıtlarından olan Forced Entry (1975)'ın de özel efektlerini üstlenmiş.


Filmde sapkınlık adına tatmin edici sahneler yer almakta.

Özetle konusu,

Master Sardu adındaki kanlı gösteriler sergileyen ilizyonist bir gösterisinde Natasha D'Natalie adındaki balerini kölesi haline getirmeye kararlıdır.Sahnede kadınlara türlü türlü işkenceler yapan Sardu ve adamları.Beyaz kadın ticareti yapan mafyaların göz bebeğidir adeta.Mahzende yer alan zindanda kadınlar bekletilmekte ve Sardu'ya itaat etmeleri adına işkence görmektedirler.


Cüce yardımcısı ve fantezi kadınları ile birbirinden inanılmaz şovlar gerçekleştirmektedirler.Beklenen gün gelir çatar ve Natasha D'Natalie kaçırırlar.Sardu'nun tek istediği onun için dans etmesidir.D'Natalie bunu reddedince.Çeşitli psikolojik işkenceler ve tehditlerde bulunur.Hiç biri sökmeyince de D'Natalie'nın yakın arkadaşı olan bir başka balerinide kaçırırlar.Sardu'nun cüce uşağı sağ kolu Ralphus elektrikli testere ile kadının ayaklarını kesince güzel balerin ikna olur.Bu olaylar gerçekleşirken D'Natalie'nın sevgilisi de ne yapacağını şaşırmıştır.En sonunda yavşak komisere gider.Kendince ''cool'' takılan komiser ofisten olayı çözmeye kararlıdır...


Filmdeki en bomba sahnelerden biri kesinlikle el matkabı ile yapılan beyin cerrahi operasyonu.Onun dışında giotin sahnesi,dış sökmece ve parmak koparmaca da oldukça seyir zevki olan sahneler.Final sahnesi kanımca 10 numara.Bunların dışında ise Sardu ile Ralphus'un tavla oynadıkları sahne ise oldukça hastalıklı.


Sadomazoşit temalı bu muhteşem yapıt kuşkusuz döneminde bir çok feminst gruptan ters tepki almıştır ancak seyir zevki ve hastalıklı düşünce olarak ele aldığımızda kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.Gene döneminin yapıtlarından olan Ilsa:she wolf SS ve Salo türünün en güzel örneklerindendir.

Haribo Puanı:Whose Your MASTER ?

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

15 Haziran 2010 Salı

House by the Cemetery aka Quella villa accanto al cimitero (1981)



Işıl ışıl günler yaşıyoruz.Gelen yaz ayı ile artan sıcaklıklar gaddarlık seviyemizi de artırıyor.Bu koşullara uygun en ızdırap dolu filmlerden biri de Lucio Fulci-House by the Cemetery aka Quella villa accanto al cimitero.Klasik perili ev konseptine,Freudien yaklaşımı,ne kadar çeşitli platformlarda kolay çözülen gizemi var dense de H.P Lovecraft hikayelerini aratmayacak gizemiyle gece yarası sinemasının en akıl alan filmlerinden olmuştur.

B-movie ortamlarının şüphesiz en uçuk senaryolarına imza atan Elisa Briganti ile çalışmış olan Fulci daha sonra ki yıllarda gelecek olan Manhattan Baby adlı gene gizem dolu filminde de Elisa Briganti ile çalışacaktır.İşin aslı bu ismi ilk olarak Zombie 2 ile tanımıştık.

Fulci'nin kanlı şiddet öğelerinin katlanarak arttığını daha rahat görmekteyiz.
Giannetto De Rossi üstlendiği özel efektler harikulade.De Rossi tüm Fulci baş yapıtlarında en ekstrem makjay ve efektleri sergiledi.Ve günümüzde hala bu konu da en önde gelen isimler biri.Filmin en can alıcı ve Fulci'nin en vurucu silahlarından biri olan müzikleri de Walter Rizzati üstlenmiş.


Oyuncu kadrosunda italyan b-movie ortamlarının ve Fulci'nin kadrolu oyuncuları sayabileceğimiz oyuncular yer almakta.

Filmin konusuna özetle geldiğimizde;

New York'ta ailesi ile yaşamını sürdüren Dr. Norman Boyle bir araştırma görevi için Boston'a gitmesi gerekmektedir.Dr.Muller olarak Fulci filmin başında kısa süreli olarak yer alıyor.Karısı Lucy ve oğlu Bob ile bir süreliğine güzel zaman geçirebileceği doğayla iç içe bir yere gideceğini hayal eden Dr.Boyle,hem ailevi bağlarını düzeltmeyi hem de problemli eşi ve aklını sıyırmaya meyili olan oğlunun da kendine geleceğini düşünmektedir.

Dr.Boyle ailesinin durumu aslında filmde ki en can alıcı nokta.Burada baskın baba,sorunlu anne ve çocuk tablosu kilit görevi görüyor.

Evden ayrılmadan önceki Bob'un tabloda gördüğü küçük kızla olan gizemli konuşması ayrıca da can alıcı.O tablonun içinde gördükleri kız devamlı olarak filmin içinde Bob'a görünmekte.

Bu aile tablosu ve çocuğun bu tavırları kanımca oldukça Shining işi.

Boston'a vardıklarında da Bob'un acayip davranışları devam etmektedir.Aile bostona girdiğinde Kızıl saçlı küçük kız gene gözükmeye başlar.Vitrin sahnesi oldukça vurucu ve akılıca.

Burada araştıracakları ev ise Dr. Jacob A. Freudstein'ın evidir.


Freudstein'ın evi

Döneminin büyük tıp adamı olan Freudstein,ölümsüzlüğü araştırdığı ve ölüler üzerinde fazla haşır neşir olduğundan dolayı dünya tıp konseyinden uzaklaştırılmıştır.Bunun üzerine Freudstein,Kendi evinin bodrumunda yer alan karanlık laboratuvar ortamında çalışmalarını sürdürmüş ve daha sonrada kayıplara karışmıştır.Kendi dahil bütün ailesinin öldüğü sanılsa da Ev'de ki ondan olan izler ve bitmek evin içindeki sahnelerde bitmek bilmeyen çocuk sesleri ve çığlıklar oldukça gerici.


Dr.Boyle ve ailesi eve yerleşirler ancak işler hiç bekledikleri gibi gitmemektedir.Omendeki tarz da aniden ortaya çıkan bakıcı ve Bob'un hayali kız arkadaşının yanı sıra oldukça şımarık davranışları izlerken seyircinin keyfini bariz bir istismara uğratmakta kanımca.

Dr.Boyle kütüphane de yaptığı araştırmalar sırasında bulduğu kendinden önce aynı görevi üstlenmiş olan doktor'un yaptığı çalışmalar ve nedeni bilinmez bir şekilde ölümü ve eş zamanlı olarak Bayan Boyle'ın ev de temizlik esnasında evin içinde bulduğu Dr.Freudstein mezarı gerilimi ve gizemi oldukça artırmakta.Hatta zemine işlenmiş olan mezar taşının üstünden dökülen kanlar oldukça gaddar.


Diğer bir can alıcı nokta ise filmde ki mahzenin kapısının kırıldığı sahne ve yarasa sahnesidir.Fulci'nin gaddarlığına yakışan bu yaraşa sahnesi aynı zamanda Dario Argento'nun Suspira filmindeki yarasaya bir manada göndermedir.Bu sahnede ki görsel şiddete maruz kalan çocuk ve mahzene kapısının kırıldığı sahnedeki gene ön plan da olan çocuk istismarı filmin bir dönem yasaklı kalmasında kanımca en büyük etken.

Sana gelmemenizi söylemiştim


Filmin final sahnesinde patlak ortaya çıkan Dr.Fruedstein perde kapatımını çocuklara bırakmış.Dr.Fruedstien kostüm ve makjayı akıl almaz.Zamanında Frankenstein'ın canavarının makyajı ne ise o dönem içinde Dr.Fruedstein makyajıda o.


Her Fulci filminde olduğu gibi bu filmde de bir mutlu son göremiyoruz ancak diğer filmlerine göre oldukca kafa bulandırıcı ve gizemli son sahnede gelen ünlü amerikalı yazar Henry James'ın şu sözü filmi başa alıp bir daha ve bir daha izlememize neden olmakta.

Çocuklarmı birer cani yoksa Canilermi birer çocuk hiç bilinemeyecek.

Çok uçuk görsellere ve seneryoya sahip olan bu film death metal'e kanımca en çok esin vermiş filmlerdende biri.Dr.Boyle'ın kütüphanede bulduğu kaset kaydında ki konuşmalar aynı zamanda mortician tarafından intro olarak kullanılmış,Necrophagia'nın Holocaust de la morte kapağını süslemiş ve aklıma gelmeyen bir çok gruba ilham kaynağı olmuştur.Mortician filmlerinin en başlıcalarından olduğu kesin 1995 yılında yayımladıkları House by Cemetery ep'si bunun en güzel örneğidir.

Son olarak mutlaka edinilmesi gereken bir film.Arşivin derinliklerine asla gömülmeyeceğinden emin olabiliriz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.









Devamını okuyun...>>

30 Mayıs 2010 Pazar

Zombie Flesh Eaters 2 aka Zombie 3 (1988)



Virüs yolu ile yayılan zombilerin en sağlam örneklerinden biri de Lucio Fulci'nın yönettiği Zombie Flesh Eaters 2 dir.

Fulci'nin diğer zombie filmlerinden bir nebze olsun düşük olsa da,kendi kulvarının en baş filmlerinden biri olduğu kesin.Zombie 2,City of the Living Dead ve The Beyond ile ortalığı kasıp kavuran Fulci Zombie Flesh Eaters 2 ile gene ortalığı sallamıştır.

1980 başında zombie flix furyasının en gaddar filmlerinden olan Hell of Living Dead aka Virus'un senaryosunu üstlenen Claudio Fragasso ilk başta filmi kendi yönetmek istemiş ancak film Fulci'nin kanlı ellerine emanet edilmiştir.


O dönemin Almanyası'nda oldukça ses getiren film bir süre yasakladıktan sonra hemen hemen 20 dakikası kesilerek yayımlanmıştır.Filipinler'de çekilen film oldukça düşük bütçeye mal edilmiş kanımca.

Özetle konusuna gelince;

Filipinler'de ordu adına bilimsel çalışma yapan bir grup bilim adamının bulduğu çok gizli bir virüs başka bir yere sevk edilecekken terörist bir grup tarafından ele geçirilmek istenir.Grup başarılı olamaz ve kimsenin beklemediği bir felaketi ortaya çıkartır.Grubun lideri kutunun içindeki formülü kırar ve vücuduna bulaştırır.Diğer bir kaç teröristte bulaşan virüs artık kontrolden çıkmıştır.Ele başı hariç diğer elemanlar öldürülmüştür.Ve cesetler yakılır.


Cesetlerin yakıldığını öğrenen Bilim adamları ordu mensupları ile münakaşaya girer.Ordu mensupları ile Bilim adamlarının arasında geçen sahneler çok fazla Day of the dead andırıyor.

Bu olaylar yaşanırken elebaşının değişimi ve yerleştiği oteldeki gore dönüşüm sahnesi muhteşem.Bütün bunlarının yanında şehire inmiş olan bir grup asker turist kızlar ile fingirdeşmektedir.Tabi daha sonra kahraman olacaklardır ama o 3 askerin şekil-şemal-i göz önüne aldığımızda değil kahraman köpek emanet edilmez.


Olayları kulesinden izleyen radyo DJ son sürat yayına devam etmekte gelişmeleri bildirmektedir.Bütün ada salgından etkilenmektedir.Ordu olaya el koyma adına gaz maskeli özel timi saha araştırmasına ve yok etme adına görevlendirmiş.

Emir oldukça açıktır.

Hareket eden her cismi vurun.

Ordu bir yandan mücadele ederken diğer yandan ise turist grubun yanında bulunan 3 asker hayata kalmak için aynı mücadeleyi göstermektedir.Film baştan sona koşturmaca ile süre gelir.

Ve filmin sonunda Radyo Dj olan eleman anons yapar.

Her şey bitmiştir.Günlerden SIFIR.Yeni insanlık dünya'ya hakim olacaktır.

Bu film sahnesi insanı oldukça gaza getiriyor kanımca.




Film Dawn of the Dead ve Day of the Dead esinlenmesi demek yanlış olmaz ancak bu tamamen senaryo adına dile getiriyorum.Zombi makyajları gene ve Fulci'nin gore tarzı gene hat safa.Ayrıca filmin en can alıcı sahnesi Cesetler yakıldıktan sonra havaya karışan virüs kuşlara etki ederek insanlara saldırması da oldukça Alfred Hitchcock-Birds worship olmuş.Müziklerinin de oldukça iyi olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Bunların dışında Gore adına en gaddar sahne kanımca doğum esnasında olan bir kadının karnını yarıp çıkan zombi bebek.Ayrıcada Zombie filmleri tarihinin en gaddar sonlarından birisi bu filmde yer almakta.

Son olarak diğer Fulci filmlerindeki ağır atmosfer olmasa da,bol koşturmacılı ve eğlenceli bir zombi filmi izlemek istiyorsanız kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Lord Magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

24 Ocak 2010 Pazar

The Hell of the Living Dead aka Virus (1980)



Zombi filmleri furyasının en vurucu zamanlarından 75-85 arası dönem de ki belki de en şaşırtıcı olanlardan biri The Hell of the Living Dead'tir.

Tarihin en çarpıcı iki zombi filmi olan Dawn of the dead ve Fulci paşanın Zombie 2 adlı filminin kırmasıdır adeta bu acayip italyan yapımı film.

Hayatını B-movie klasmanına adamış olan Bruno Mattie tarafından yönetilen film.Kendisinin ilk zombi yaptıdır.2007 yılın da aramızdan ayrılana dek te bir çok zombi filmi çekmiştir.


Zombie 2'nın oldukça etkisinde kalan bu film gore sahneleri ile oldukça tatmin edicidir ancak onun dışın da pek bir şey aramak biraz haksızlık olur;çünkü oldukça düşük bir bütçeyle böyle muhteşem bir işe imza atmışlar.

Konusuna gelince:

Yeni Gine'de araştırmalar yapan gizli bir üste sorun yaşanır ve borulardan sızan madde ile beslenen bir farenin saldırısına uğrayan görevli zombi ye dönüşür ve olaylar başlar.

Bu esna da...

Amerikan konsolosluğunu rehin almış bir terörist grupla savaşan özel anti-terörist grubun elemanları Vincent , Zantoro , Osbourne ve Teğmen Mike London Yeni Gine’deki görevlerinin bundan daha iyi olacağını düşünmektedir. Nitekim adaya gittiklerinde yerlilere ait bazı mezarlar dışında bir şey bulamazlar.

Eş zamanlı olarak ta...

Yeni gine'ye araştırma yapmak için gelen Lia Rousseau,kameraman kocası Max ile iki arkadaşları mekanı ufaktan ufaktan incelemeye koyulmuşlardır ancak başlarına gelecekler den habersizdirler.

Ardından öyle bir mevzular patlak verir ki kopuk uçurtma.İzleyiciyi kesinlikle tokatlıyor çoğu zaman çünkü anlam vermek zorlaşıyor.

Filmi italyan filmi olmasına rağmen ilk gösterimini İspanya da yapıyor.Sanırım o neden den dolayı da bir çok İspanyol grind/death/gore grubuna ilham kaynağı olmuş.



Bir çok kişi tarafından kötü diye adlandırılsa da hiç te tırt bir film değil.Karmaşık,kargaşa dolu,oldukça acayip manasız diyalokları var ancak bir çok yeni yapımı tokatlayacak yetiye kesinlikle sahip.

Hatta şöyle dile getiriyim vahşi ortam görüntüleri belgeselden altıntı öle gidip kendileri çekememişler bu da benim gözümde hiç bir şekil de filmin değerini düşürmez.

Selan Karay adlı bir şahıs yer alıyor bir de.Türk aktör bizi ülkemizi böyle bir yapıta temsil etmiş ne kadar da güzel.Keşke bu tarz daha çok film de oynasaymış.


Düşük bütçeli,eğlenceli ve bir o kadar da gaddar işler seven biri için kaçınılmaz bir fırsat.Benim aynı zaman da en iyi zombi filmleri sıralamamda ilk 13 te yer almakta.

Film anlayışınız sığ hollywood filmleri seviyesinde ise lütfen kendi sağlığınız için uzak durun kaldırmanız mümkün olamayacaktır.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

30 Aralık 2009 Çarşamba

The Gore Gore Girls (1972)



İlk kanlı film yönetmeni olarak gore bir şekilde korku sinemasına ismini kazımış olan H.Gordon Lewis,1972 sonbaharında üç film bir arada sahnesine öyle bir film sokmuştur ki hala üzerinden 30-35 sene geçmesine rağmen bugün normal sinemalarda vizyona girse gene insanlar kaldıramaz gene kaldıramaz.

Muhteşem bir dehadır kendisi kanımca.O kadar alaycı bir şekilde ele alır ki bu durumları sıfır trajedi görürüz onun filmlerinde.En büyük özelliğidir belki de.Öyle güzel hatunları kesip biçer ki filmlerinde o zamanın feminist örgütleri tarafından büyük tepki almıştır.Tabi filmlerinde yer alan açık sahnelerde onların öfkelerine öfke kattığı kesin.

81 kesilmiş versiyonu,kesilmemiş olarak 95 dakikalık filmin konusu Alan J.Dachman tarafından yazılmış.En güzel sürpriz ise striptiz kulübünde çalışan barmen (Ray Sager) aynı zamanda asla unutamayacağımız filmler arasında yer alan The Wizard of Gore da ki Montage.


Filmin konusu diğer Lewis paşanın filmelerin de olduğu gibi ilkel bir yapıya sahip.Buram buram güdüsel bir iş olduğu belli.Bu konuda çok dikkat ettiğim sokakta gördüğü şekilde ele alıyor.Mesela The wizard of gore da sihirbaz,Grusome Twosome da perukçu,Blood Feast te şarküteri gibi.Bu filmde ise striptiz kulübünde çalışan dansçı kızlar boy gösteriyor.


Konusuna gelince:

Garip bir katil ünlü bir striptiz kulübünde çıkan hatunları gerçek manada hunharca katletmektedir.Gene şehrin ünlü gazetecilerinden Nancy,ortamların en hızlı dedektifi olan Abraham Gentry yüksek bir ücret karşılığı kiralar böylece hem olay aydınlanmış olacak hem de gazete satış rekorları kırmış olacaktır.


Titiz dedektifimiz tüm rahatlığı ile her gece Nancy ile kulüpte boy gösterir ve mekanda çalışan 2 kız kalana kadar katilin gösterisini büyük bir hayranlıkla izler.Katilin özelliği ise bu dansçı kızları karpuz misalı kafalılarını gözlerini patlatmasıdır.

Gordon Lewis bir de filmin sonunda bizlere bir sürpriz hazırlamış.Amazon kadınlarına kendini katlettiriyor.2-3 dakika bile sürmeyen kısa bir kesit.Aldığı tepkilere çok güzel karşılık vermiş.



Death metal ve gorecuların kesinlikle izlemesi gereken bir film.Gore sahnelerini pek anlatmaya gerek yok öyle sahneler ki çünkü kelimeler hava da kalır.Ancak öyle bir sahnesi var ki sinema ortamlarını yerinden oynatmıştır.Katil kadının meme ucunu kesiyor ve kadının memesinden çikolata süt akıyor.


Yılbaşına güzel girmek istiyorsanız mutlaka edinip izlemenizi tavsiye ederim.Ayrıca Lewis paşa ile tanışmak adına muhteşem bir seçim olacağı kesin.




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

27 Aralık 2009 Pazar

Motel Hell (1980)



60'lı yılların girişinde ''Pycho'' korku sinemasına yol vermiş ve 10-12 yıl bunun etkisi sürmüş gitmiş.1963 ise korku sineması için bir nevi dönüm noktası olmuş.''Blood Feast'' ile kan görselliği ve goreculuk yerleşmiştir.1974 yılına gelindiği zaman ise artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.''The Texas Chain Saw Massacre'' verdiği yol ile korku sineması oldukça gaddar bir hale gelmiştir.

Motel Hell'de bu Texas Chain saw'dan yol alan filmler arasında yer alıyor.80 yapımı film ingiliz yönetmen Kevin Connor tarafından filme alınılırken,senaryosu ise Robert ve Steven Charles Jaffe ikilisi tarafından üstlenilmiş.


Baş rolde ise her rolün adamı olan ünlü hollywood oyuncusu Rory Calhoun yer alıyor.

Filmin en büyük özelliği iki dönem arasında bir nevi geçiş filmi olması.İncelediğimiz de 70'lı yılların güzel özelliklerini taşıdığını görüyoruz ve 80 sonrası özellikle USA korku işlerinin bir ön izlemi durumunda.


Kısaca konusu:

2 çiftçi kardeş olan Vicent ve Ida yörenin en güzel etlerini satmaktadır.Etleri kendilerinin yetiştirdikleri hayvanlardan elde etmektelerdir ve özel,gizemli bir formülleri vardır.Bu özel formülü büyük annelerinden öğrenmişlerdir ve bu böle devam eder.Vicent'ın yol kenarında bulduğu kızı eve getirmesi ile işler başlar.Terry adında ki genç mağdur kız bu manyak kardeşlerin yanında kalır çünkü Vicent efendi söz de onun hayatını kurtarmıştır ve kızın başka gidecek yeri yoktur.Bu yamyam kardeşler kıza çaktırmadan onlara göre sapkın olan insanları avlarlar bir güzel pişip pişip satarlar.

Oldukça etkileyici bir konuya sahip aslında.Vicent ve Ida kardeşler rolünde ki Rory Calhoun ve Nancy Parsons'un muhteşem oyunculukları tatmin edici.

Film de ki en çarpıcı noktalardan biri ise kardeşlerin gizli bahçesi.Kaçırdıkları insanları orada bir süre adeta bitkiymişçesine boyunlarına kadar toprağa gömüp kafalarına çuval geçirip orda bekletmeleri.Tabi seslerinin duyulmaması içinde ses tellerine hasar veriyorlar.Böylece oldukça hayvani bir ses çıkartıyor bu mağdurlar.


Göze çarpan en büyük eksiklik ise gore sahnelerden yoksun olması.Ha şimdi geldi gelecek derken film sonlanıyor.Böyle olması da aslında gayet normal çünkü sonuç olarak hollywood ortamlarına oynayan,muhafazakar bir yapıt.

Şike yok değil var.Mesela şu şekilde Devamlı allahın adını azından eksik etmeyen bu sapkın kardeşler aynı zamanda gaddar işlere de bakmakta.Motellerinin adı ''Hello'' ancak o harfi devamlı yanıp sönmekte gibi.

Yani kısaca senaryoda şöyle bir mesaj var klasik bir mesaj bu da Şeytan her zaman en inançlıların arasında kol gezer gibisinden.

Ayrıca çeşitli worshiplere sahip bir film.Elektrikli testere ve Motel ortamının durumu Pycho ve The texas Chain Saw Massacre'a göz kırpıyor.

Benim en çok hoşuma giden sahnesi ise final sahnesi Vicent dayının Kesimhanede ki Domuz Kellelerinden birisini kafasına geçirip şerife saldırması beni mest etmiştir.


Çokta satanik bir görüntüdür.

Bir de Zombici mevzulara da uçundan yer verilmiş.Şöyle ki O bahçe de pişilmeyi bekleyenlerden bir grubu çukurlarından kurtuluyorlar ve kardeşlere saldırıyorlar.Topluca geliş sahnelerin de sıfır dramatize var.Şu bulunduğumuz yıllar da çekilmiş olsaydı ki ne yazık ki yeni versiyonu 2010'da çıkması bekleniyor;Böyle bir durum hayvani bir gaddarlıkta değil de çok fazla duygusal modada karelenirdi.

Bu tarz işlere de hiç tav olmuyorum.

O sahne bana direk olarak cenneti basan Cehennem zebanilerini andırıyor.

Gore sahnelerin yokluğu haribocuları hüzne boğacaktır ancak olayların güzelliği ve gaddarlığı tatmin edici.Fazlası ise Mortician tarzında bir yapıt.Tabi Brutal-Death,pig-fuckcı adamda hitap ediyor.

Haribo puanı:Owww etlerinizin tadı Geyik etini andırıyor Bay Vicent.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails