Alfred Hitchock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alfred Hitchock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Mayıs 2011 Cumartesi
The Lodger:A Story of the London Fog (1927)
Alfred Hitchock'un ilk filmlerinden The Lodger:A Story of the London Fog sesiz sinemanın en ileri eserlerinden biri.1927 yılında beyaz perde de yerini alan bu karanlık hikaye aynı zamanda en iyi sesiz korku filmlerindendir.
Londra'nın karanlık sokaklarında ki şeytani bir yüz olan karın deşen jack'ten esinlenerek yazılan Lodger adlı romandan uyarlama olan film.Alfred Hitchock'un gerilim ve gizem hakkındaki ilk çalışmasıdır.
Marie Belloc Lowndes tarafından yazılan bu esrarlı hikaye daha sonraki yıllarda da popülerliğini yitirmeyip beyaz perde ki yoluna devam edecektir.
Döneminin büyük oyuncularından olan Ivor Novello'nun kiracı rolünde yer aldığı filmde Alfred Hitchock'un müthiş yönetmenlik kabiliyeti filmi günümüzde dahi heyecan verici halde olmasını sağlamaktadır.
İntikamcı (Avenger) adındaki bir seri katilin londra sokaklarında yaratığı korku ve dehşeti çevredeki insanların dram ve merakları üzerinden anlatarak ilerleyen Hitchock,Dönemi için ileri grafik ve çekim teknikleriyle izleyenleri şaşırtmaktadır.
Film'ın ilk sahnelerinde gözüken çakarlı yazılar ''Bu akşam altın bukleler ve Cinayet'' gibi yazılar oldukça dikkat çekici.Bunun dışında kiraladığı dikkatleri üzerine çeken kiracının oda da volta attığı sahne ve o sahnelerin aktarımı sıra dışı tarzıyla Alfred Hitchock'un kalitesini ortaya koymaktadır.
Filmin en meşhur sahnesi olan linç sahnesi ise sinema tarihine altın harflerle kazınmıştır.Alfred Hitchock'un ilk dönem filmlerinden olan The Lodger:A story of the London fog tüm sinema severlerin izlemesi gereken bir film olduğu kesin kanımdır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
9 Aralık 2009 Çarşamba
The Birds (1963)

İnsanoğlu yeryüzünde ki en ilkel korkulara sahip olan varlıktır.Kuşkusuz zaman ilerledikçe insanoğlunun korkuları sadece şekil değiştirmiştir.
Bir zamanlar ağaçlarda ve mağara da uyuyan atalarımızın en başlıca korkusu vahşi hayvanlara yem olmak iken,modern yüzyıl diye adlandırdığımız şu çağda ise bizler uykuya dalmadan önce gene can sağlığımız ile alakalı farklı korkulara düşeriz.Şekil değişe bilir ancak amaç aynıdır.
1963 yapımı Korku ve Genel sinemanın en çarpıcı örneğidir THE BİRDS.
Alfred Hitchcock paşanın kuzey kaliforniya da geçirdiği bir tatil sırasında gazete de ki Kuşlar İnsanlara saldırıyor başlıklı haber ve Daphne Du Maurier'ın bu konu hakkında ki kısa hikayesinden yola çıkarak bu baş yapıtı çekmiştir.

Başrolde yer alan güzeller güzeli Tippi Hedren'ın ilk sinema filmi.Böylesine zor bir filmde muhteşem bir oyunculuk çıkarmasının ardından kesinlikle Alfred paşanın dehası yatıyor.Şöyle ki Filmde yer almasını istediği Tippi Hedreni bir gün akşam yemeğine davet eder.Yemek esnasında filmden konuşurlar.Ve genç bayanın beklemediği bir anda Alfred paşa ve aynı masada bulunan eşi kafeslerden sürülerce kuşu salıp odayı terk ederler.Böylece Hedren de ömür boyu taşıyacağı bir kuş fobisi başlar.Böylece filme ayrı bir gerçekçilik yerleşir.
Alfred paşanın bir başka kendine has yöntemi ise o tarihe kadar sanırım ilk kez yapılan montaj yöntemidir.Aslında film içinde sadece 2 tane kuş yer almaktadır.Bunlar ise kafesteki muhhabet kuşlarıdır.Filmi çekmeye başlamadan önce çesitli kuş sürülerinin belgesel tarzında çekimleri yapılmış ve ardından filmin üstüne montajlama gerçekleştirilmiştir.

Konusuna gelince:
Zengin, güzel ve şımarık bir genç kadın olan Melanie Daniels (Tippi Hedren), San Francisco’daki bir evcil hayvan dükkânında yakışıklı ve ilginç biri olan avukat Mitch Brenner (Rod Taylor) ile tanışır. Melanie, Mitch'in bu dükkânda ona oynadığı küçük oyuna kızsa da ondan hoşlanır. O gün Mitch'in, kızkardeşinin doğum günü için aradığı fakat bulamadığı kuşları satın alır ve bunları hediye olarak Mitch'in Pasifik kıyısındaki küçük bir kasaba olan Bodego Bay'deki evine götürmeye karar verir. Kasabadaki hayat ilk başlarda Melanie'ye normal gözükse birkaç gün sonra kasaba ve çevresindeki kuşlar tuhaf davranmaya ve sebepsiz bir şekilde insanlara saldırmaya başlar. Kuşların saldırıları kısa bir süre içinde ölümcül olacak, insanlara yaptıkları saldırılar sertleşecektir. Zira bir çiftçinin evinin camını kırarak içeri girer ve çiftçiyi gözlerini oyup öldürürler; keza Melanie'nin tanıştığı genç kadın da onların kurbanı olacaktır. Her türden kuşun yarattığı bu olaylar karşısında korkan ve ne yapacağını bilemeyen kasaba halkı kafesteki kuşlar gibi evlerine, dükkânlarına sığınır ve bir anlamda içeride hapis kalırlar.
Filmin asıl en vurucu öğesi doğanın insanoğlundan intikam almasıdır.Hatta bunun için bir araya gelmesi olanaksız olan kuş türlerinin ortak hareket ederek saldırdığı görülmektedir.

Vizyona girdiği günden bu yana kadar izleyenlerin en derin korkularını uyandıran The Birds defalarca izlensede aynı etkiyi yaratmakdadır.İşin aslı Alfred Hitchcock'un hemen her filminde olduğu gibi The Birds'te de yine bilinç altının en el değmemiş korku ünsürlarını göz önüne sermesidir.Diğer bir açıdan film boyunca asla bilemeyiz kuşların neden insanlara saldırdığını.Bu da paşanın en belirgin özelliği olan şüpeciliğin getirisidir.
İnsan ile kuş arasında olan bir dostluk olduğunu iddaa ediyorsanız.The Birds filminden sonra bunu bir daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Alfred Hitchock,
bodego bay,
Film analizleri,
Korku Filmleri,
mitch brenner,
the birds,
tippi hedren
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


