Grind Canyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grind Canyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2011 Salı

Zagor kara korsan'in hazineleri (1971)


1961 yılından beri çizgi roman severlerin en sevdiği kahramanlardan biri olan Zagor,can dostu ve kader ortağı Çiko ile birlikte yarım asırdır maceradan maceraya koşmaktadırlar.Kahramansız yapamayan beyaz perdenin Zagor gibi bükülmez bir bileği es geçmesi ve Yeşilçam tarafından uyarlanması bir şanstır.


Zagor kara bela'da olduğu gibi Zagor kara korsan'ın hazineleri de aynı tarihte Nisan Hançer tarafından çekilmiş.Baş rollerde ise Levent Çakır,Kazım Kartal ve Ece Cansel yer almaktadır.Kazım Kartal burada da kötülüğü temsil etmektedir.Ece Cansel ise her zaman ki gibi seksiliğini sergilemekten kaçınmamıştır.



Filmin senaryosu ise Zagor'un ülkemizde de Tay yayınlarından yayınlanan Zagor-Ölüm Feneri adlı macerasıyla Jules Verne'nin dünyanın ucundaki fener romanın bir karışımı olduğunu rahatlıkla görmekteyiz.Bu senaryo ise Nuri Seybi tarafından beyaz perdeye uygun hale getirilmiş.

Jeff Nicolas adında ki bir subayın Teğmen olan kardeşi cinayet suçuyla itham edilmektedir.Bunun üzerine Jeff,Zagor'dan yardım ister.Oysa ki katil bir başkasıdır.O gece kasabadaki salondaki kumar masasında 3 kişi daha bulunmaktadır.Ancak bunlardan biri ölü diğeri ise kayıplara karışmıştır.Bu kayıplara karışan ve aynı zamanda cinayetin tek görgü tanığı olan ise; Kazma kürek Bill adlı garip bir hazine avcıdır.Zagor dostu Jeff'e bu şahidi bulacağına dair söz verir ve Çiko'nun sızlanmalarına rağmen yola koyulurlar.



Zagor'un bu bölümü aslında oldukça önemli bir bölümdür.Bu bölümde tanıştığı Kazma kürek Bill ile maceranın ardından ebediyen dost olacakları gibi ileri ki maceralarda da okuyucuların karşısına çıkacaktır.Hatta Kazma kürek Bill'ın maceralarını anlatan özel bir sayı bile Zagor kitaplığında yer almaktadır.


Çizgi romandaki olayları neredeyse bir bir aktarmaları daha güzel olmuş.Hatta şöyle söyleyebilirim ki bir çok replik bile konuşma balonlarından bire bir alınmış.Tahminimce bir ya da iki günde çekilmiş olan Zagor kara korsan'ın Hazineleri tüm yeşilçam meraklıların izlemesi gereken önemli yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

25 Şubat 2011 Cuma

Zagor Kara Bela (1971)



Spagetti çizgi romanların arasında en meşhuru olan Baltalı ilah Zagor ile arası en iyi olan sanki içimizden biri yaklaşımında bulunan tek toplum biziz.Bundan sonuna kadar eminim.

Hatta günümüzün en gözde gırgır konularından biri olan apaçi stilinin en eski atası olan Zagorların yatağında(Erdek)yaşayan biri olarak bu durumu daha net söyleyebiliyorum.

1961 yılından beri çizgi roman severlerin en başlıca sevdiği kahramanlardan biridir Zagor.En yakın dostu ve kader ortağı çiko ile birlikte yarım asırdır maceradan maceraya koşarlar.


Durum böyle olmasına rağmen ilginçtir ki İtalyan sineması ya da Amerikan sineması tarafınca beyaz perdeye uyarlanmamıştır.Buna rağmen 1970 ve 1971 yılları arasında Yeşilçam'dan üç adet zagor uyarlaması yayımlanmış.

Ele aldığımız film ise serinin ikincisi olan Zagor Kara Bela.

Klink serisinin hemen ardından gelen Zagor Baltalı ilah başarılı bir yeşilçam yapımıdır.Nisan Hançer tarafından yönetilen filmde ise bence tek baş rol olan Zagor'u ise Levent Çakır canlandırmış.

Çizgi romanda ki orjinal hikaylerden birinden uyarlanan film'ın konusu ise kısaca şöyle:


Kızılderili ve Beyazların başına bela olan Kara Bela adındaki hayalet haydut altın madeninin başına bela olmuştur.Darkwood ormanında gezinirken olaydan haberi olan Zagor,sağ kolu Çiko ile bu gizemin peşine koyulur.

Filmde en çok göze çarpan olay Zagor baltasını hiç kullanmıyor ve Çiko daha ön planda.Bunun dışında diğer rollerde ki oyuncular gerekeni yapmışlar.Çekildiği dönemin gerisinde bir iş olsa da spagetti western furyasına yetişmiş filmerden biri.

Son olarak B-movie ve yeşilçam meraklılarını mutlaka izlemesini tavsiye ederim.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

8 Ocak 2011 Cumartesi

Django (1966)



Sergio Corbucci'nun yönetmenliğini üstlendiği 1966 yılında çekilen spaghetti Western filmi o yıla kadar yapılmış en vahşi filmlerden biri olarak geçer. Sergio Corbucci senaristliği kardeşi Bruno Corbucci ile üstlenmiştir. Filmin ismi "Django" yu oynayan mavi gözlü italyan Franco Nero olur.

Bu İtalyan'ın gerçekten etkileyici bir girişi var, Bacalov'un filmin ismiyle aynı olan parçası eşlik ediyor. Ennio Morricone'a biraz ara vermiş oluyoruz, üstadın yeri ayrı olsa da.

Mekan çamurlu, bir özelliği olmayan kir içinde yerde birşey sürükleyen kahramanımızla başlıyor. Çok geçmeden tabut olduğunu görüyoruz, ve işler kızışıncaya dek bu esrarengiz hava etkisini koruyor. Güneylilerin binbaşı Major Jackson (Eduardo Fajardo) ve adamlarından Maria (Loredana Nusciak) adında genç, alımlı bir kadını kurtarır, bu kadın melezdir ve esasında Meksika'dan kaçmış bir yosmadır.
Film bize Django'nun karısının cinayeti üzerine öç almak için yola çıktığını çok geçmeden bize söyler.



Binbaşının adamlarının çoğunu öldürdükten sonra Meksikalı haydut generali Hugo Rodriguez (José Bódalo) ile anlaşma yapar. Kuzeyliler ile güneyliler hep düşmandır birbirine. Ve ardından payton ile Güneylilerin mekanına gidilir. Bu gelişi kadın ticareti olarak bilen güneyliler çok sevinerek patonu gülerek, sıcak bir karşılama yaparlar. İçine gizlenmiş meksikalılar ve kahramanımız vardır. Birden paytonun tentesini açarak bol kovanlı bir karşılama gerçekleştirirler. Tıpkı Django'nun binbaşınnı birçok adamına kıydığı, gözünün nuru gibi koruduğu mitralyözünü de monte etmişlerdir. Böylelikle gene baya yüksek sayıda güneyli harcanmış olur. Altın çuvalı bir güzel yağmalanır. Ve kaçarlar...

Galibiyetle geçen günün ardından herkes olabildiğine içer, sıçar, eğlenir. Bu yorgun gün için General Hugo Rodriguez, Django'ya kurtardığı kadınla birlikte olmasını söyler yaptıklarından dolayı. Oysa ki baştan beri Django'nun gözü kaçırdıkları altın dolu çuvaldadır. Kendisine güvenmediğini bakışları gayet net şekilde anlatmıştır Django. Django içi rahat etmez ve altın dolu çuvalın saklandığı odaya gidip mitralyözüyle Meksikalılara tuzak kurar. Tek kapısı olan odaya her giren silahın kustuğu kurşunları bir güzel afiyetle yer. Bu sırada kadınla beraber tabuta doldurduğu altınlarla paytona binerek filmin başındaki mekana doğru firar etmeyi başarır.



Köprüye vardıklarında aksilik olacaktır. Çiftelinin ateş alıp tabutu yokuştan aşağıya bataklığa yuvarlanması sonucu artık altın dolu tabut batak tarafından yutulmuştur. Tam kadın Django'yu kurtaracağı an vurulur ve gelenler Meksikalılardır.
Meksikalılar hırsızlık olarak niteler bu işi ve Django'nun ellerinin üzerinden her biri atlarıyla geçer sıra sıra. Elleri toynaklarla ezilip kırılır. General silahşöre böyle yeteneğini bir daha asla kullanamayacağı bir işkence yapmış olur.

Filmin sonunda ise Meksikalılar dönüş yolunda Amerikalılar tarafından pusuya düşürülür ve tümü ölür bu yolda. Geriye binbaşı ve birkaç adamı kalmıştır, not bırakmıştır Django, Binbaşı adamlarının birçok adamını mezara gömdüğü mezarlıkda onları bekliyordur. O kırık, silah tutamayan elleriyle nasıl üstesinden geleceğini gerçekten çok acınaklı ve çarpıcı bir biçimde veriştir Sergio Corbucci.

Tetiğin korumasını dişiyle zar zor da olsa kanırtıp çıkartmayı başarır, ve tam da o sıra adamları geldiğinde azmedip, o kanlı kırık elleriyle Haç şeklindeki mezar taşına silahını sıkıştırıp isabetli atışlar yapıp binbaşını ve adamlarını yere sermeyi başarır. Artık ortada kimse kalmamıştır, öç fazlasıyla alınmıştır.

Sergio Corbucci azizimin diğer bir klas filmine tanık oldunuz. Lakin benim izlediğim ingilizce versiyonuydu, seslenirmeler sonradan yapıldığı belli ve karakterlerle pek uymuyor, hepsini neredeyse aynı kişi seslendiriyormuş gibi. Anadilinde izlemenizi öneririm.



Devamını okuyun...>>

5 Ocak 2011 Çarşamba

Un Dollaro Bucato aka One Silver Dollar (1966)



Western dünyasında paranın yeri ayr,değeri ve anlamı bir başkadır.

Bir avuç dolar için bir kasaba dolusu insanın öldürülmesi ya da banka sahibinin kendi bankasını soyup,mağdurmuş gibi göstermesi paranın western dünyasında nasıl bir değeri olduğunu tanımlar kısaca.

Un Dollaro Bucato'da para kazanmaya çalışan bir güneylinin macerasını anlatmaktadır.

1966 yılında gösterime giren film,italyanın furyacı yönetmenlerinden olan Giorgi Ferroni tarafından yönetilmiştir.60'lı yıllarda bir çok fantastik,western ve korku sineması adına bir çok filme imza atan yönetmenin unutulmaz filmleri arasındadır Un Dollaro Bucato.


Baş rolde Ringo:the killer ve Adios Gringo adlı Spagetti Westernlerden tanıdığımız Gioliano Gemma,Pierre Cressoy ve La mansión de la niebla,The Whip and the body ve La dolce vita gibi filmlerden tanıdığımız güzel oyuncu Ida Galli yer alıyor.

Ünlü Bestekar Gianni Ferrio tarafından yapılan unutulmaz müzikleri de bir başka yakın dönemde yeniden çekilen Inglourios Bastard adı filmin müzikleri arasında da Tarantino tarafından kullanıldı.



İtalyan sinemasının kadrolu senaristlerinden olan Giorgio Stegani tarafından yazılan senaryo özetle;

İç savaş bitmiş güneyli birlikleri teslim olmuştu.Gray O'Hara ve kardeşi
Philp O'Hara'da silah bırakan güneyli albaylarından biridir.Kuzeyliler onlara silahlarının namlularını kırıp geri vermiş ve bunun yaptıkları görevleri hatırlamaları için ve kendilerini korumada kullanılabileceğini dile getirmelerine rağmen daha filmin başında O'Hara Kardeşlerin yaptıkları atış şov'u spagetti izleyicisini motive eden ve filme daha çok odaklanmasını sağlayan karelerdir.


Yollarını ayıran kardeşler kendi yollarını tutarlar Gray O'Hara Nevada'a karısı Judy O'Hara'nın yanına döner.Karısına kalan parasını verip aralarından sadece 1 gümüş dolar alan O'Hara para kazanmak için Batının yolunu tutar.İlk önce Yellow Stone'a yolu düşen Gray O'Hara burada pek sıcak karşılanmaz.Kasaba dışından olan insanlara iş vermeyen Yellow Stone halkı Gray O'Hara'ı da hiç sıcak karşılamazlar.Kasaba da sözü geçenlerden olan McCoy,O'Hara iş veriri.

Verdiği görev ise sözde haydut olan Black Jack adlı haydutu şerife teslim etmektir.Ertesi gün salona giden O'Hara şerife teslim etmek için yakalayacağı kanun kaçağının kardeşi olduğunu gördüğünde artık çok geçti.Yem olarak kullanılan Gray öldü sanılarak kasabanın yakınlarındaki bir bölgeye gömülecekken ayılır ve mezarcı tarafından iyileştirilir.İntikam için ant içip kasabaya geri döner....

Bu şekilde süre gelen filmde,alışıla gelmiş western mevzularını da görmekteyiz.Kötü adamların her zamanki gibi harbici kötü olduğu filmde,İç savaş sonrası birleşim süresince oluşan zorlukları da göz önüne sermiştir.

İtalyan-Fransız Ortak yapımı olan bu klasik Spagetti Western unutulmaz filmler arasında yer alır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

11 Aralık 2010 Cumartesi

Da uomo a uomo aka Death Rides a Horse (1967)



Western filmleri konusunda söyleyebileceğim en açık şey üç filmden ikisinin birbiri ile paralel ilerlemesi ve benzer sonlarla bitmesidir.Bu filmleri zevkli kılan satır ise aralarında saklı olan ince detaylardır.

Giulio Petroni,Bir çok İtalyan yönetmen gibi Spagetti Western sinemasının altın çağında yıldızı parlamış isimlerden biri.Da uomo a uomo(1967) ile başlayan western serüveni,Tepepa (1968) ve La vita,a volte,e molto dura, vero Provvidenza?(1972)gibi filmleryle devam etmiştir.


1967 yılında beyaz perdeye yansıyan Da uomo a uomo aka Death Rides a Horse,set önü ve set arkası yıldızlarla dolu bir yapıt.Kamera önünde Lee van Cleef,Diablolik ile gönüllerde taht kuran John Phillp Law ve Spagetti Westernlerinin en pislik,en kötü adamları bu muhteşem yapıtta yer almakta.

Gizli kahramansa kesinlikle İtalyan sinemasının en büyük senaristlerinden olan Luciano Vincenzoni.İtalyan sinemasından aklınıza gelen sükse yapmış ne kadar film varsa bir çoğunun senaryosunu ona ait olduğunu görmekteyiz.

Saf kan İtalyan çekimleri ile dolu olan film bir de kusursuz yaratıcılıkta bir senaryo ile süslenince oyunculara sadece oynamak kalmış diyebilirim.



Baş rolde alanlar dışında filmdeki en önemli karakterler,Tek göz Paco ve kardeşi Pedro,Burt Cavanaugh,Walcott.Karakteristik oyunculuklarının yanı sıra günlük hayatlarında da bu tipte insanlarmışçasına oynadıkları tipe bürünen oyuncular olması onları daha bir ön plana çıkartıyor.Bu da belki de italyan Spagettilerin en başlıca özelliliklerinden biri.Kötü adamların iyi adamdan daha havalı oluşu.

15 yıl önce...

Diye başlayan film şu şekilde süre geliyor.

Meceita çiftliğinde gerçekleşen acımasız katliamdan sağ kurtulan küçük oğulları Bill yapılan bu zalimliğin intikamını almak için yemin eder.O esna da geçirdiği şok ve hatırladığı imgeler zihninden asla silinmemiştir.Tek mahmuz,Kuru kafa kolyesi,Yaralı surat,Göğüs kafesinde yer alan dört as ve pullu bir küpe.Olayın ardından yıllar geçmiş bu haydut çetesi köşeyi dönmüş ve Bill'de intikam ateşi ile gün ve gün kavrulmuştur.Ryan(Lee Van Cleef) adındaki çete elemanlarından birinin hapisten çıkması ile başlayan bu soluksuz macera iyi adamların zaferi ile son bulur.



Karakterilik bir Western filmi olan Da uomo a uomo aka Death Rides a Horse kanımca zirve yıllarını yaşan bu türün en değerli yapıtlarından birisi.Akıl almaz mevzuların en gerçekci utopyada süre gelen bu filmi mutlaka seyretmenizi tavsiye ederim.

Haribo Puanı:Hey,Piano player-Hit three notes !!!

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

15 Ekim 2010 Cuma

La resa dei conti aka THE BİG GUN DOWN (1966)




Sphagetti Western denince adını anacağım ilk üç yönetmen Sergio Leone,
Sergio Corbucci ve Sergio Sollima'dır.


Hiç şüphesiz ki bu üç isim İtalyan Western piyasasının en fantastik ve izlemesi en keyifli filmlerini dünya sinemasına kazandırmıştır.Sphagetti Wsternin dünya çapında bu kadar çok ilgi görmesinde ve sevilmesinde bu şahısların önemi kesinlikle yadsınamaz bir gerçektir.

La resa dei conti\The Big Gundown(1966) Sergio Sollima'nın ilk western
filmidir.

Baş rollerini Lee Van Cleef ve Tomas Millian'ın paylaştığı film,
aynı zamanda toprak ağası da olan senatörün Teksas'tan Meksika'ya kadar
yapılacak olan demir yolu projesinde Jonathan Corbett (L.V.Cleef)'in
kendisini desteklemesi için onun da senatörlüğe aday olmaya ikna etmesini
konu almaktadır.

Corbett,ünü tüm dünyaya yayılmış bir silahşör ve ödül avcısıdır.

Bu konumu destekleyen sahneler daha henüz filmin başında verilmektedir.

Corbett takip ettiği üç hayduttan daha hızlı hareket ederek
onların kendi önüne çıkmasını sağlar ve kanımca western dünyasının en uçuk
düello sahnelerinden biri haydutların gelmesiyle başlar.

Mermisi bitmiş olan haydutlar Corbett'ten üç mermi isterler ve o da üç mermiyi tahta bir kütüğün üzerine yerleştirir.

İşte tam bu anda Sergio Sollima görüntüyü öyle bir açıdan alır ki bu üç mermi ön planda dururken tam onların birebir hizasında arka planda üç haydut gözükür.Tam gazla başlayan film bu temposunu neredeyse hiç düşürmeden sonuna dek devam eder.

L.v.Cleef'e diğer bütün filmlerinde olduğu gibi bu filmde de müthiş
karizması eşlik etmektedir.


Ne, tabulaşmış haliyle iyi görüntüsü çizer ne de tam anlamıyla bir kötü adamdır.Hepsinin dışında bir gerçek var ki tam anlamıyla gaddar ve acımasızdır.Ancak oynadığı filmlerde ona biçilen kendisine has adalet anlayışı,onu tam olarak sınıflandırmaya olanak vermiyor.

Özellikle siyah peleriniyle bir tepenin üstünden görüldüğü andan itibaren
izleyicide; artık bu dakikadan sonra herşeyin onun kurallarına ve anlayışına
göre ilerleyeceği hissini kesin olarak yaratmaktadır.Hiç şüphesiz ki
sert yüz hatları,akbaba gibi olan bakışları ve gülümserken bile ortaya
koyduğu ürpertici ifade hafızalarımıza kazınmıştır.

Tomas Millian,"Bıçak Sanchez" rolüyle mMeksika'lı avare bir suçluyu
canlandırır bu filmde.O da tıpkı L.V.Cleef gibi sphagettilerin tanınmış
simalarından biridir.Sollima'nın Faccia a Faccia (1967) filminde de yine
oldukça başarılı bir rolle yer almıştır.

Sanchez(Tomas Millian) senatör tarafından küçük bir kız çocuğuna tecavüz
edip öldürmekle suçlanır.Senatör onu yakalaması için Jonathan Corbett'ten
(L.V.Cleef) yardım ister.Fakat Corbett'in bilmediği bir şey vardır...


The Big Gundown Sergio Sollima'nın ilk westerni olmasına rağmen büyük
övgüyü haketmektedir.

Filmde,dönemin pek çok İtalyan westerninde olduğu gibi sınıf çatışmasına dair bolca dialog ve sahne yer almıştır.İşçi-köylü tabakasına mensup Meksika'lı çiftçilerle, toprak sahibi zengin baronlar arasındaki toplumsal çatışma sphagettilere has yöntemlerle gayet güzel biçimde işlenir.


Her zaman olduğu gibi bu çelişkinin tam orta yerinde duran bir adam vardır ve yargılamasını her iki kesiminde içerisinde yer aldıktan sonra neticelendirir.Bu netice çoğunlukla ezilen, haksızlığa uğrayan kesim lehine sonuçlanmaktadır. Nihayetinde bu film de olayların ortasında duran adamın, haksızlığa maruz kalmış Meksika'lıyla dost bir biçimde yollarına devam etmesiyle son bulur.

Filmin büyük bir seyir zevki vermesinde yönetmen ve oyuncuların olduğu
kadar müziklerinin de payı çok büyük.

Ennio Morricone'nin besteleri filme ayrı bir atmosfer katmış.İtalya'nın yetiştirdiği en büyük müzisyenlerden birisi olan Morricone, sphagetti westernlerin dünya sinemasında özel bir yer edinmesine büyük katkı sağlamıştır.

Bir filmde müzklerin ne kadar önemli olduğunu,filmin müzikleriyle izleyiciyi çok
rahat etkileyebileceğinin en muhteşem kanıtlarını sunmuş bir bestecidir Morricone.

Zaten İtalyan sineması bunun örnekleriyle dolu olan bir tarihe sahiptir.


The Big Gundown,her yönüyle (L.V.Cleff'in karizmatik oyunculuğuyla, fantastik düello sahneleriyle,etkileyici müzikleriyle vs..) sphagetti western sevenlerin baş klasiklerinden birsi olarak kalacaktır.

Weasel/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

20 Eylül 2010 Pazartesi

Sabata (1969)



Western filmleri günümüzün düzenine keza her şey kalın hatlı çizgiler ile belirlenmiştir.

Her şeyin raconu sabit,kötü adam kötü,iyi adam iyi gibidir.Öyle çılgınca bir ütopyadır ki Western filmleri çoğu zaman seyirci için hayret ve hayranlık uyandırıcıdır.

Bir döneme fena damgasını vurmuş olan bu furyanın en güzel örneklerinden biri de 1969 yılında beyaz perde'de gösterime giren ''Sabata''dır.İtalyan macera filmlerinin usta isimlerinden olan Gianfranco Parolini'nin ses getiren üçlemesinin başlangıç filmidir.

Ömrü savaş ve western filmlerinde geçen ve kanımca western filmlerinin en ıemektar oyuncusu olan Lee Van Cleef baş rol de Sabata'ı canlandırmakta.Django,no name gibi Sabata'da Western sinemasının en fiyakalı isimlerinden biridir.



Baş karakterler dışında spaghetti western adına yan karakterler daha da önemli olduğu Sabata'da daha da bariz ortaya çıkıyor.İtalyan western sinemasının en cefakar oyuncularından biri olan Ignazio Spalla (Carrincha) ve Aldo Canti(İndio) filmin gidişatına fazlası ile renk katmışlar.

Filmin bir diğer önemli karakteri ise Banjo rolün de gördüğümüz Willam Berger.Kuşkusuz ünlü Antonio Banderas'ın canlandırdığı El Mariachi karakteri de Banjo'dan fazlası ile esinlenilmiş.



Senaryo da İtalyan sinemasının en önemli senaristlerinden Renato İzzo yer almakta.

Mevzu bahis aslında oldukça basit.Aynı konulu pornografi de olduğu gibi Spaghetti western için de aynı olay geçerlidir.Bu filmde de demir yolu geçecek olan meksika sınırında ki kasabaya askerler devlete ait olan 100,000 $ teslim ederler.Bunun haberini alan ortamın toprak sahibi kötü adam vali,şerif ve savcıyı da işin içine katarak bankayı soyarlar.Tabi ki banka soyma sahnesi filmin en eğlenceli anlarından biri
.


Olayda bir gün sonra kasabaya gelen Sabata adında ki gizemli adam Carrincho'nun yardımı ile mevzuyu çözer.Carrincho,Indio ve Banjo'nun da ekibe katılması ile full as gibi kötü adamların tozunu attırırlar.

Burdaki ortaklık grubu biraz da iyi kötü çirkin de ki arkadaşlık grubunu andırmıyor değil hani.



Tabi ki her western filminde olduğu gibi bu filmde de sexy abla ortalığı kasıp kavuruyor.Dönemin erotik yıldızlarında Linda Veras Jane rolün de karşımıza çıkıyor.
Hatta kendisi 1965 4 ağustos çıkışlı Penthouse dergisinin sayfalarını da süslemiştir.

Kanımca Sabata serisinin başlangıç filmi olan Sabata (1969) western üçlemeleri arasında en iyiler listesinin üst sıralarında yer almakta.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.








Devamını okuyun...>>

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Once Upon a Time in the West(1968)



Western filmlerinden en taşaklılarından birisi de hiç şüphesiz beyaz perdede birkaç damla kan lekesi de bırakmış olan 1968 yapımı Once Upon a Time in the West dir.
Yönetmen Sergio dayının benzer türdeki çalışmalarından biraz da farklılık gösteren bu çalışma bir dönemin ekonomik kalkınma sürecine ve ticaretin önemine de vurgu yapmaktadır.
Aslında kısacası kara dumanlı tren ile gelen medeniyetin sancıları gözler önüne serilir bu filmde.



Filmin beyini bu kez sadece Sergio Leone de değil yanına tam destekli Bernardo Bertolucci ve Dario Argento gibi klas adamları da eklerseniz ortaya böylesine ince ve zarif işlenmiş bir o kadar da zekice kurgulanmış buram buram barut kokan bir sinema şaheseri çıkar ortaya.
Fonda çalan müzikleri ve de insanı keman yayı gibi geren mızıka da cabası..



Sinema şaheserindeki beyin takımı:

*Yönetmen - Sergio Leone
*Yapımcı - Fulvio Mosella , Bino Cicogna
*Senaryo - Sergio Leone , Sergio Donati
*Hikâye - Sergio Leone, Dario Argento,Bernardo Bertolucci
*Müzik - Ennio Morricone


Oyuncu kadro:

Henry Fonda ... Frank
Claudia Cardinale ... Jill McBain
Jason Robards ... Cheyenne
Charles Bronson ... Harmonica
Gabriele Ferzetti ... Morton (railroad baron)
Paolo Stoppa ... Sam
Woody Strode ... Stony - Member of Frank's Gang
Jack Elam ... Snaky - Member of Frank's Gang
Keenan Wynn ... Sheriff (auctioneer)
Frank Wolff ... Brett McBain
Lionel Stander ... Barman




Tabii bu filmin orjinal soundtrack albümünü de belirtmek fayda var.
Beyaz perdede hele de bu tür filmlerde elbette görsel çok önemli ancak o atmosfer sadece sinema perdesine yansıyan imgelerle değil kulağa gelen ve dinleyicisini çoğu kere kahreden müziklerini de es geçmemek gerekir.

Ennio Morricone üstada ait parçalar,

1. Once upon a time in the west
2. As a judgement
3. Farewell to cheyenne
4. The trasgression
5. The first tavern
6. Man with the harmonica
7. A dimly lit room
8. Bad orchestra
9. The man
10. Jill's america
11. Death rattle
12. Finale




Tüm film boyunca aynen Sergio dayının diğer western filmlerinde ve XTRMHARIBO sayfalarında da yer verdiğimiz 3lemesinde de olduğu gibi sinema tarihindeki en adam gibi adamlar en kadın gibi kadınlar boy gösteriyor.
Uzun ve derin bir o kadar manalı kimi zaman şehvet kimi zaman nefret dolu bakışlar yaşamaya ve de çıkara odaklanmış donuk bakışlar ve de zirve yapan karizma olayı filmi çok etkileyici kılıyor.

İçeriğine gelince,
Kara dumanlı tren ve beraberinde getirdiği ulaşım hızı, insanların sosyalleşmesi ve de daha güvenli bir ortama olan istek neredeyse 100 yıl sürmüş kanunsuzluğun çıkar çatışmalarının, intikam peşinde koşan maceracıların da sonunu hazırlamaktadır.
O güne değin bu şartların böyle sürmesini içten ice isteyen ve de pamuk ipliğine bağlı insan yaşamının tadına varanların hoşuna gitmediği ise tüm film boyunca alttan alta çeşitli vesilelerle vurgulanmış.



Bu işin zirvesinde dolanan yönetmen ve ekibi benzerine ancak portrelerde veya tuallerde rastlayabileceğiniz renk tonlamalarıyla ve de kamera açılarıyla üstün bir sanat sergilemiş.
Ha eklemeden olmaz o kulak tırmalayan insanı hüzünden korkuya sürükleyen mızıka sesi.
Film içinde en olmadık yerde ansızın çıkan bu ayrıntı biçok sinemaseverin belleğine kazınmış olmalı..

Hala izlemeyen varsa dvd edinebilir birkaç kare ve sahneyi de biz paylaşalım:







Devamını okuyun...>>

27 Temmuz 2010 Salı

Tempo di massacro (1966)



Ütopya tik dünyalar arasında en sıra dışı olanı kuşkusuz vahşi batıdır.Şiddete dayılı kuralarının altındaki masumiyet ve kendine has adaleti aynı bir altın madeni gibi çekici olmasına neden olur.

Bu Ütopya tik olarak tanımladığım tabi ki de İtalyan Spagetti Western filmleridir.Hele ki Lucio Fulci gibi bir yönetmenin elinden çıkıyorsa ne kadar çılgınca bir iş olduğunu siz düşün.

Tam furyanın zirve yaptığı dönem de Tempo di Massacro (1966) patlatan Fulci,bu film de italyan macera ve western sinemanın ön de gelen senaristi Fernando Di Leo ile çalışmış.

Baş rolde ise İtalya topraklarının en önde gelen silahşor Franco Nero yer alıyor.

Senaryosuna gelince,

Bir altın yatağın da çalışan Tom Corbett(Franco Nero),bir gün kasaba dan gelen birinin mesajı ile eve geri döner.Geri döndüğün de ise kasaba da ki garip olaylar onu oldukça rahatsız etmiştir.Laramie Town da işler artık tamamen Scott ailesinin tekelli altına alınmıştır.Ayaş kardeşi olan Jeffrey Corbett ona devamlı şehir terk etmesini söyler ancak boşa.


Mr.Scott ve psikopat oğlu Junior Scott tamamen kasaba da terör estirmektedir.İlk aldığı mesaj da ki gibi Carradine ailesine ulaşmaya çalışan Tom Corbett'e kimse yardım eli uzatmamaktadır.

Bilgi toplama esnasında tanıştığı manyak Çinli demirci,salon piyanocusu ve aynı zaman da cenazeci olan Sonko'ya da gırla parasını kaptırmıştır.Deli çinli tam bir spagetti karakteridir.

İşler iyice anlaşılmaz bir hale gelir.Tom Cobretti bir şekilde Carradineların kaldığı yeri öğrenir.Konuşmaya gittiği anda ise iki kelime edemeden Scott'un adamları tarafından son kalan Carradinelar katledilir.


Bunun üzerine Mr.Scott ile görüşmek isteyen Tom Cobretti ertesi gün Scottların çiftliğine gider.

Film çiftlikte ki olayların ardından iplik söküğü gibi fevrice çözülür.

Pardon Beyler !!!!

Film de baş rol oyuncusu Franco Nero gibi gözükse de en dikkat çekiçi karakterler çinli ile Nero'nun alkolik kardeşini canlandıran George Hilton dur.


Bar da çıkan olaylar esnasında çinlinin garip piposundan zehirli tüf tüf fırlatması ve uyduruk konfiçyus tavsiyeleri ile ayrı bir seyir zevki katıyor.

George Hilton'un canlandırdığı Jeffrey Corbett ise kasaba da Scott ailesinin dokunmadığı tek insandır.Taki abisi gelene kadar.Şişe şişe tekila içen bu karakterin çılgınca at sürüşü ve arkası dönük bir adama ateş edecekken pardon beyler diye seslenip ardından tetiğe basması çok özel bir karakter haline getirmiş.




Film müziği ise her western film de olduğu gibi ful gaz.Sergio Endrigo'nın A Man Alone adı parçası kapıda bizi karşılıyor bütün film de öle gidiyor.



Junior Scott kırbaçla yaptığı gösteri de ayrı bir güzel.

Western sinemasının en uç noktalarından biri olan Tempo di Massecro kanımca Haribocu adamın en has yapıtlarından biri.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

13 Haziran 2010 Pazar

Il buono, il brutto, il cattivo(1966)



Sergio Leone paşaya saygılarımızı sunmaya meşhur üçlemesinin en görkemli en muhteşem adımı olan Il buono, il brutto, il cattivo veya The Good, the Bad & the Ugly ya da ülkemizde bilinen adı olan İyi, Kötü ve Çirkin ile devam ediyoruz.

Cümle alem filmde biçok kereler arka fonda duyulan parçanın bir kısmısı ile bu yapıtı anımsasa da biz western filmlerine extra ilgi alaka duyan tayfa her bir karesine her bir saniyesine hayran olduğumuz için hem filmi hem de orjinal soundtrack albümünü sömürerek saygılarımızı sunuyoruz.



Senaryosunda ise , Abd nin bugünün aksine cok zayıf ve kaotik bir dönemine vurgu yapan fimde diğer iki filmde de olduğu gibi kendi başının çaresine bakan, adaleti kendi tercihleri ile sağlayan, yaşama mücadelesini en sert en yalnız en gaddar koşullarda veren halkın içinde bir avuç gayrimeşru işler kovalayan adamın hikayesi var.

Ama önce kadroyu yazalım,

Eli Wallach ... Tuco
Clint Eastwood ... Blondie
Lee Van Cleef ... Sentenza / Angel Eyes
Aldo Giuffrè ... Alcoholic Union Captain (as Aldo Giuffre')
Luigi Pistilli ... Father Pablo Ramirez
Rada Rassimov ... Maria
Enzo Petito ... Storekeeper
Claudio Scarchilli ... Mexican peon
John Bartha ... Sheriff (as John Bartho)
Livio Lorenzon ... Baker
Antonio Casale ... Jackson / Bill Carson
Sandro Scarchilli ... Mexican peon
Benito Stefanelli ... Member of Angel Eyes' Gang
Angelo Novi ... Monk
Antonio Casas ... Stevens





Hala izlememiş olan var mı bilemiyorum ama bu işi daha anlaşılır kılmanın tek yolu vardır izlemeyenler için,

Clint Eastwood - iyi
Lee Van Cleef - kötü
Eli Wallach - çirkin olarak tanımlaya bilirsiniz.

Herşey bu adamların mangırı bulmak ve sahip olmak isteği üstüne kuruludur ama filmde o dönemin insanlarını, siyasi ortamlarını ve akımlarını ve de nasıl bir hayat sürüldüğünü de sanki oradaymış gibi hissedersiniz.

Başroldeki esas adam hangisi sorusuna cevap ise çoğu izleyiciye göre değişir kimisi gudubeti kimisi kötü adamı " esas " adam olarak algılasa da şahsi fikrim iyi nin ya da Blondie nin esas adam olduğu yönündedir:)



Karakterlere gelince,

Temelde Blondie, cok asosyal oldukça boş ruhlu ve dinsiz ancak kendi mantığına göre bir adalet ve de dürüstlük anlayışı olan, çok cümle kurmayan icraata geçen bir tipleme sergiler.
Buna rağmen Lee dayının canlandırdığı Kötü karakteri oldukça dindar hatta bazı incil ayetlerini de bilen, ortama uyum sağlayan hemen güçlü tarafa doğru meyleden, muhitini kullanan ve yapmacık bir burjuva tavır takınan bir izlenim verir.

Çirkin dayının hali ise hem çok klas hem de içler acısı.
Taşralı görgüsüzlüğü köylülük kabalığı cehaletin daniskası gidip gelen ruh hali ile seyirciyi şaşırtmıştır küfürleri ile de utandırmıştır.
Parayı bulma hırsı ise insanı hiç şüphesiz kendisine hayran bırakır..

Yönetmen, normal şartlarda sofrada gördüğümüz vakit hic fazladan bir iştah uyandırmayan türlü diye bildiğimiz yemeyini Eli Wallach kişisine öyle bir yedirmiştir ki mutfağa gitmeyi düşünmeyen seyirci hakatten çok azdır.
Ya da adamın kendi mezarını kazdığı zamanki sahneye öyle bir kitlenirsiniz ki bu yaşamın bir sonunun da olduğunu düşünmeden edemessiniz.

Uzun süren yürüyüşler ve ortamın manzaraları nefes kesicidir bu dediğim şey sanırım filmin tümünde hissebilen bir sanat şaheseri.
Mezarlıklar, bakımsız kasabalar, toz toprak içerisindeki yollar güneşli bir havada sunulsa da seyircisinin kanını dondurur, bir insan hayatının değeri bikac dolarla ölçülürse bu da cabası olur hiç küşküsüz.

Bu sinema şaheserinin müzikleri gene Ennio Morricone paşaya ait.
11 adet birbirinden eşsiz parça ile filme hatırı sayılır bir katkı sağlamış sanatçı için ne desek boş kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Bu müziğin ender gruplarından Metallica bile senelerdir ve hala "The Ecstacy Of Gold" ile sahne alıyorsa bu işte bir keramet var di mi.

İşte filmden kimi kareler ve sahneler:














Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails