gore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2014 Salı

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)



White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.



Devamını okuyun...>>

24 Aralık 2012 Pazartesi

La Papesse aka A Woman Possessed (1975)




70’li yıllar ve dönemin en çok merak uyandıran, skandal niteliğindeki mevzusu “Satanizm”. Ayinleriyle, söylemleriyle, tarikatlarıyla ve insanların kalplerinde dehşete yol açan eylemleriyle toplum üzerinde adeta şiddetli bir şok etkisi yaratmıştır bir dönem.


Devamını okuyun...>>

21 Ekim 2011 Cuma

Lolita vib-zeme aka Lolita Vibrator Torture (1987)



Japonların pembe filmlerinde bir çok sıra dışı tecavüz sahnesinin acımasızca gerçekleştiğine defalarca şahit olduk.Roman Porno tarzında olan pembe filmlerin örnekleri artıkça şiddet ve sadistlik seviyesi de aynı seviyede artış gösterdi.

1987 yapımı Lolita vib-zeme aka Lolita Vibrator Torture Japonların pembe filmlerinin ilk gortesk örneklerinden.Filmlerinde cinsel şiddete fazlasıyla yer veren Hisayasu Sato,S'n'M ilişkileri ön plan da tutarak,İşkence eylemini çift taraflı ele almaktadır.

Yönetiği filmler de bakirelik tabusundan yola çıkarak kadının mazoşistliği ve erkeğin sadistliğini Sadizm çerçevesinde duygusuzca yorumlayan senaryoların ardında ise bir çok Roman Porno senaryosuna imza atmış olan Shirô Yumeno yer alıyor.

Filmin baş rollerinde ise Pink Grand Prix (Pembe film ödülleri) de ilk en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Toshiya Ueno ve gene aynı yıl ilk en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Kiyomi Itō yer almakta.



Takeshi Itō bu ödülü Keep on Masturbating: Non-Stop Pleasure (1994) ile alırken,Kiyomi Ito'da Dirty Wife Getting Wet (1994) adlı yapımda ki oyunculuğu ile ödülünü kucaklamıştır.

Bir dönem başarılı bir dedektif olan Takeshi Itō,zamanla yaşadıkları karşısında problemli bir kişilik halini alarak sadist bir katile dönüşmüş.Dedektiflik görevine devam ederken okullu kızları kaçırarak vibratör ile çeşitli işkenceler yaptıktan sonra ölüm anlarını sanatsal bir çalışmaya çevirerek fotoğraflar.Bu Fotoğrafları ise cinayetleri işlediği kesimhanesinin duvarlarını süslemektedir.




Kan ve cinselliği,ölümle siyah-beyazın en siyahında yaşamaktadır.

The Teksas Chainsaw Massacre tarzında çekimleriyle de öne çıkan film,Tabuları ele alış ve sosyal kadın-erkek ilişkilerini en gaddar haliyle ele almaktadır.

Haribo Puanı:-Onlarca zor görevin üstesinden geldim.Bir çok başarıyı tattım ancak kadınlarla hep para karşılığı birlikte oldum.Şimdi ise bunun intikamını alıyorum.''Mr.Detective''

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

30 Eylül 2011 Cuma

Th Nail Gun Massacre (1985)


1974 yılında The Texas Chainsaw Massacre ile tüm Teksas eyaleti sarsılmışken tam onbir sene sonra bir katliam daha yaşanmaya başlar.Bu sefer ise cinayet aleti çivi silahıdır.1985 yapımı slaher filmi olan The Nail Gun Massacre türünün diğer filmlerine oranla daha geri planda kalmış bir yapım.


Bill Leslie ve Terry Lofton tarafından yönetilen filmin senaryosu da Terry Lofton'a ait.Filmin baş rollerinde ise Rocky Patterson, Ron Queen ve Beau Leland yer almakta.Film de yer alan oyuncuların bir çoğunun ilk ve tek deneyimi olmuş.

Yönetmenler adına da aynı şey geçerli bu filmin ardından başka bir film projesine girişmemişler.





Peki film kötü mü?

Hayır.

Bir grup inşaat işçisi genç bir kadına tecavüz ederler ve bir kaç ay sonra askeri kıyafet giyen,motor kaskı takan ve elektronik sesler çıkartan psikopat bir seri katil ortaya çıkar.İlk işlediği bir kaç cinayet genç kadına tecavüz eden gruptan insandır.Ancak bu ilerleyenler zamanlar da önüne çıkan herkesi avlamaya başlar.Av silahı ise çivi tabancası dır.

Film başlar başlamaz daha ilk saniyelerinde tecavüz gerçekleşir ve ardından gelen bir kaç dakika sonra çivici ortaya çıkar ve cinayetler ardı ardına gelir.

Kasabanın şerifi ve doktoru olaya el atsa da hiç bir ip ucu ya da görgü tanığı bulamazlar.Her daim katilden bir adım geride olmalarına rağmen katilin cenaze arabası benzeri olan arabasını teşhis edebilmişlerdir.





Kurbanlarını hemen hemen her yerinden çivileyerek öldüren Çivici aklınıza gelebilecek her yerde insanların karşına çıkıp canlarını almaktadır.


Filmin ilerleyişine bakıldığında hiç bir şey için neden gösterilmemektedir.İnşaat işçilerinin neden kıza tecavüz ettiği ya da Çivicinin kurbanlarını neye göre öldürdüğünü ancak filmin sonlarına doğru anlamaktayız.




Tek eksik yön olan kurgu dışında The Nail Gun Massacre (1985) tarihi ve tarzı adına gaddar bir yapım.Seks sahnelerinin de açıkça sergilendiği film,seks üzerine yoğunlaşarak ilerleyen bir film olsaymış eğer muhteşem bir sexplotation/korku yapımı bizi bekliyor olurmuş.

Öyle ya da böyle Slasher filmlerini seven tüm korku izleyicilerinin beğeneceği The Nail Gun Massacre kaçırılmaması gereken bir film.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.







Devamını okuyun...>>

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Guinea Pig 2 :Flower of Flesh and Blood


Uzak doğu sinemasında gore denince ilk akla gelen kesinlikle Guinea Pig serisidir.Japonların gaddar serisinin ikincisi olan Flower of Flesh and Blood,Killjoy'a şarkı yazdıracak kadar gaddar olan bu film serinin geneline göre orta seviyede olsa da mevzusu acısından büyüleyici.

Hideshi Hino tarafından yönetilen fiilm,aynı zamanda manga çizeri olan Hino'nun kendi karanlık fantezisini özetlemekte.Kendisininde baş rolde yer aldığı film 1985 yılında kanlı film izleyicilerinin beğenisine sunuldu.Kurban rolünde ise Kirara Yugao yer alıyor.



Tokyo'da tüm kiraz çiçekleri açtığı zaman garip çizimleriyle ünlü karikatürist Hideshi Hibino,kendisini karikatürist Hideshi Hibino'nun hevesli bir hayranı olarak tanıtan kimliği belirsiz bir kişiden korkunç bir paket aldı. Paket 8 mm boyutunda bir film, 54 hareketsiz resim ve 19 sayfalık bir mektup içeriyordu.Mektup, karikatüriste gizli bir yerde estetik paranoyası olan bir kişi tarafından dehşet verici ve acayip bir suçun işlendiğini anlatıyordu.8 mm'lik canlı ve gerçek olan film kimliği belirsiz bir kişinin, bir kadının vücudunu parçalara ayırışını ve koleksiyonuna koyuşunu gösteriyordu. Bu yüzden bu filmin başka insanlara gösterilmemesi gerekiyordu.Hideshi Hibino 8 mm'lik filmi, resimleri ve mektubu temel alarak yeniden düzenlediği bu yarı belgesel filmi tekrar oluşturdu.

-Güzelliğin Kusursuzluğu-

Katilin anlattıklarında özellikle değindi asıl mevzu çiçekler ve vahşetle gelen güzellik.Kurbanın bileklerini kesmeden önce verdiği uyuşturucu sayesinden  bir kaç dakika sonra başlayacak işkenceden zevk alacağını dile getiriyor.İlerleyen karelerde kurbanın tüm uzuvları parçalanırken,inlemeleri gözden kaçmıyor.


Kan ve Et =Kusursuz Çiçekler

Ne kadar görsel olarak  sıradan bir şiddet eylemi gibi gözükse de  yapılan  şiirsel bir anlatım var.Kurban maruz kaldığı işkenceden hiçbir şekilde acı hissetmez.Sadece acı hissetmemekle kalmaz ayrıca bundan oldukça da zevk alır.Parlak kırmızı kanı seksi bir şekilde akmaya ve beyaz derisinde desenler oluşturmaya başladığı
zaman, kan ve etin çiçekleri kızıl bir denizde sarhoş edici ve gerçekten göz kamaştırıcı bir sevinçle büyüyüp gelişir.


Hayatta kesinlikle bundan daha güzel hiçbir şey yoktur.


Bu sözcüklerle yaptığı işi şiirselleştiren Hideshi Hido,Samuray kostümüyle de farklı bir görünüm sergilemekte.Filmde bir kaç esinlenme yer almakta Incredible  Torture Show aka Blood Sucking Freaks (1976) da ki göz yeme sahnesi ve The Last House on Dead End Strest (1977) de ki çektikleri film kızı parça parça doğrama sahnesi Guinea Pig ile benzerlik göstermektedir.


Filmle alakalı en tuhaf mevzu ise 1991 yılında meşhur Charlie Sheen bu muhteşem yaptı izledikten sonra gözlerine inanamaz ve filmin illegal bir snuff film olduğunu düşünür.Ardından FBI ile bağlantıya geçer.FBI konu ile ilgili araştırma yapar ve gerçekler açığa çıkar.Bu durum aslında Hollywood'un temiz çocuklarıı tarafından  böyle bir tepkiyle karşılaşması gayet normal.

Özetle saf bir sadizm örneği teşkil eden bu film kesinle üstünde durulması bir yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


GUINEA PIG 2 THE FLOWER OF FLESH AND BLOOD TRAILER scootaway




Devamını okuyun...>>

8 Mayıs 2011 Pazar

Conquest(1983)


Fantastik dünyanın beyaz perdeye aktarılması ile bu zaman-mekan kavramı yitik hayaller dünyası sinema izleyicisine roman sayfalarından görsele geçiş yaptırmıştır.Bu furyanın ilk yıllarında Lucio Fulci'de payına düşeni almayı bilmiş.

The Sword and the Sorcerer(1982)'ın bir nevi İtalyan uyarlaması olan Conquest (1983),Fulci gözünden fantastik dünyayı bize izletiyor.Her zaman ki ekibiyle çalışan Lucio Fulci kendi kanlı ve karanlık tarzını Conquest'de hiç çekinmeden sergilemiş.

Baş rolünde Jorge Rivero,Andrea Occhipinti ve Sabrina Siani'nın yer aldığı film ,barbarlar diyarında geçen Herkül var-i bir öyküye sahip.

Kılıç ve Büyü'nün babası olarak kabul edilen Robert E.Howard'ın Conan ve Solomon Kane gibi hikayelerini ucundan da olsa anımsatan Conquest daha çok Heros III adlı  oyundaki barbar ırkının mevzularını anımsattı.

Tanrılar tarafından sınanan genç Ilias'ın tanrıların armağan ettiği büyülü bir yayla barbarlar diyarından geçen kendini ispatlama çabası Mace adındaki savaşçı bir barbarla,Ocron adındaki kötülüğün kraliçesine açtıkları savaş kaderlerini çizerler.

Şehvetli Ocron yaratık askerleriyle çevrede yaşayan insanlara zulüm ederek kendini tanrıça ilan ettirmiştir.Onun için kurban veren ilkel insanları bu illeten tabi ki Ilias ve Mace kurtaracaktır.Gelen tehlikenin farkında olan Ocron,kendisi gibi kafası metal bir maskeyle kaplı olan Fado'dan yardım ister ancak Fado'nun güçü Ilias ve Mace'e engel olamaz.

Bir çok fantastik film ve hikaye'e nazaran daha çok şiddet içermesi ve altında insanlık namına bir mesaj olmaması açıkça beğenimi arttırdı.Fulci bu filminde de zombilere yer vermesi gayet güzel.Bunun dışında Kötü Kraliçe Ocron'un yılanlar ile yaptığı seksi ritualler ise göz alıcı.


Türünün popüler örneklerinin yanında sönük kalsa da Fulci'den dolayı daha farklı bir tatta sahip olması izlenebilirliğini arttırmıış.Ortanda ki kalkmaz bilmek sis ve alaca karanlıkta atmosferik bir fantezi dünyasına geçiş sağlıyor.

Filmin en meşhur sahnesi ise.Ocron'un yaratık askerleri tarafından bacaklarından çekiştirilerek ortadan iki yarılan kadının yer aldığı sahne.Fulci'e yakışır bir iş.

Fulci filmleri arasında gölgede kalan Conquest 80'lerin barbar furyasından payını alan güzel bir film.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

22 Şubat 2011 Salı

Gençlerin Katledildiği En Zevkli Fİlmler



Amerikan korku sineması için Teenage mevzuları altın madeni değerindedir.

Vietnam döneminde oluşan çiçek çocuklar ve bunları takip eden özür genç nesil Amerika ve dünyada farklı akımlara ve anlayışlara yol açmaya başlamıştı.

80'lere gelindiğinde eski gücüne kavuşan kilise gençleri bir nev-i dizginlemek ve aileleri uyarmak adına bir çok Teenage Slaher filmine el altından para çıkarmıştır.

Bu filmler genelde izleyiciye"Aşifteye bak yatarsan onla bunla böyle ölürsün işte" tarzında söylemlere yol açar.

Cüceliğinden dolayı kanımca ucube olan Şubat ayının ilk günlerinden beri Barbarella ile izlediğimiz bir çok Slasher filminin ardından kafamda şöyle bir liste oluştu.

-Gençlerin katledildiği En Zevkli Fİlmler-

The Texas Chainsaw Massacre
Bay of Blood
Rob Zombie Hallloween
Black Christmas
Return of the Living Dead
The Burning
Sodomy Ghost
Slaugther house
Hell's Ground
Midnight aka Backwood Massacre
Suspira
The Mutilator
Three Meat on a Hook

Oluşturduğum listede önceliğim sadece genç nesilin katledilmesi oldu.


The Texas Chainsaw Massacre (1974)

Hiç kuşkusuz korku sinemasının en gaddar isimlerinden biri olan Leather Face karakterinin türlü zalimlikler ile işlediği cinayetlerin sergilendiği Texas Chain Saw Massacre,korku sineması adına milat olan filmlerden biridir.Tob hopper dayının B-movie klasmanında yer alan bu müthiş yapımı gençlerin katledildiği en güzel filmlerden biri.


Bay of Blood (1971)

Mario Bava'nın Unutulmaz filmlerinden,Bay of Blood.Meşhur Teenage Slaher Filmi olan Friday the 13th göl mevzusunun ve gençlerin kamp/parti tarzında eğlenceler esnasında kurban gitmelerine esin kaynağı olan filmdir.


Ana mevzusu direk Teenage olmasa da yapılan katliamların çoğunluğu gençlere yönelik olması ve cinayet zinciri arından şaşırtıcı sonu ile 70'li yılların unutulmaz kanlı filmlerindendir.

Rob Zombie Halloween (2007)

John Carpenter'ın meşhur filmi Halloween gençlerin din kurallarına uygun bir şekilde ahlak çerçevesinde öldürüldüğü Halloween filminin o iş öle olmaz böyle olur dercesine en gaddar ve satanikce ele alan Rob Zombie Halloween açıkca gençlerin katledildiği filmler arasında en hakikatlilerinden biri.

Micheal Myer fanlarının bir kısmı tarafından hiç beğenilmesede, kanımca aslının softcoreluğuna oranla oldukça hardgore oluşu ve John carpenter versiyonunda iyi aile içinden doğan şeytani katil muhhabbetini elinin tersi ile itip Crowbar ortamından çıkma çocugun katile dönüşmesi daha akla yatkın oluşu ve işlediği cinayetleri hunharca yapması kesinlikle John Carpenter versiyonunu geçmesine neden oldu.

Black Christmas (1974)

Yılbaşı filmlerinden biri olan Black Christmas,kız yurdunda geçen kanlı hikayeyi anlatmaktadır.Gene Teenage mevzulu filmler arasında en aklıbaşında sinir harbi yaşamadan izleyebileceğiniz filmlerden biridir.Amerikan Grindhouse Sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Bob Clark tarafından yönetilen Black Christmas listenin parıldıyan isimlerinden.



Return of the living dead (1985)

Night of the living dead filmine saygıların sunulduğu oldukca eğlenceli bir film olan Return of the living dead gençlerin canına kıyıldığı başka bir filmdir.Linnea Quigley'ın mezarlıkta yaptığı unutulmaz şov'un yanı sıra zombi Ernie'yle listede bulunmaya hak kazanmıştır.

The Burning (1981)

13 th the friday'ın gölgesinde kamış olan The Burning, kanımca gaddarlığı ve saf slasher mevzularının ön planda bulunmasından dolayı listeye adını yazdırdı.


13th the friday seri olarak güzel olmasına karşın bire birde Burning'ın kalitesi ortaya çıkıyor.Göl kenarında kamp yapan gençlerin katledildiği filmdeki katil ise gerçek mana da bir intikamcı.


Sodomy Ghost (1988)

Lucio Fulci'e ait olan bu değişik yapım.Bir grup gencin terkedilmiş bir evde başından geçenlerden söz etmekte.Fulci'nin son dönemine ait olan bu düşük bütceli yapım bir çokların pek tatmin etmese de Fulci severlerin arşivinde yer alan filmlerden biridir.Vakti zamanın da naziler tarafından sapkın seks eğlencelerinin düzenlendiği evde possessed olarak olayları yeniden yaşanyan bir grup genç hunharca can vermelerini ele alan film listenin demibaşlarındandır.

Slaugther House (1987)

Amerikan korku sinemasından çıkma en önemli karakterlerden birini içinde barındırır Slaugther house.Buddy adındaki domuz çocuk kesinlikle slasher furyasında kenarda kalmış isimlerden biridir.


Kanımca bir Leather Face kadar önemli ve değerli olan Buddy,yaşlı lester bacon'un tek oğludur ve gerçekten çiftliklerini her türlü kötülükten korumak için her şeyi yaparlar.Özellikle finali ile ayakta alkışı hak eden Slaughter House,mutlaka izlenmesi gereken bir yapım.

Hell's ground (2007)

Yakın dönem filmlerinden biri olan Hell's Ground,Pakistan sinemasının kesnlikle göz bebeğidir.Gayet başarılı bir film olan Hell's Ground sadece batılının çocuğu değil doğulununkinin peşine de böyle bir katiller düşer,salgınlar gelir tarzında bir yaklaşıma sahip.Bir çok korku yapımına worshipte bulunan filmin seyir zevki çok yüksek.

Midnight aka Backwood Massacre (1982)

Ahlaksız bir film izlemek istiyorsanız kesinlikle göz atmalısınız.B-movie'nin önemli isimlerinden biri olan John A.Russo tarafından yönetilen film,üvey babası tarafından taciz'e uğrayan genç kızın evden kaçması sonucu başına gelenleri anlatmakta.Ed gein vari yaklaşımı ve şeytani tarikat mevzularnın yanı sıra aile içi mevzularına da el atan film görülmeye değer.

Suspira (1977)

Dario Argento'nun meşhur filmi Suspira'da liste başı sıralamada yer alan isimlerden biri.Bale okulunda geçen bu gizemli ve şeytani film, kesinlikle gençlerin katledildiği en iyi yapımlardan biri.Müzikleri ve mevzusu 13 üzerinden 13.


The Mutilator (1985)

Teen age Slasher filmlerinde görüp görebileceğiniz en aklı başında gençler bu filmde yer almasına rağmen katil rolünde ki piskopat babanın zalimliğine boyun eğmek zorunda kalıyorlar.1985 yapımı olan Mutilator,Buring gibi bir diğer gölge de kalmış Teenage Slasherlardan biri.


Three meet on a hook (1972)

Listenin son filmi olan Three meet on a hook,death metalci adamın filmidir.Mortician,Necrophagia ve Ravenous gibi bir çok filme ilham kaynağı olmuştur.Tam bir ikinci sınıf film olan Three meet on a hook, çekim tarzı ile Gordon Lewis filmlerini andırmaktadır.Genç kızların bolca katledildiği film farklı bir Ed Gein vakası yaklaşımıdır.



Sizler için seçtiğim Gençlerin Katledildiği En Zevkli Fİlmler adındaki listeyi beğeniceğinizi umuyorum.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

2 Şubat 2011 Çarşamba

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)




White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.

ZOMBIE 2

Dawn of the Dead(1978) hemen ardından beyaz perdeye girip olay yaratan ve sinema dünyasını karıştıran Zombie 2(1979) korku sinemasının en önemli filmlerindendir.


Lucio Fulci'nin Godfather of Gore lakabını kazanmasında en büyük etkiye sahip olan Zombie 2 aynı zamanda zombi filmlerinin geleceğini değiştiren yapıttır.Ne kadar Dawn of the Dead günümüz zombicilik anlayışının temeli olsa da Zombie 2'nin olaya kattığı görsellik,şiddet,istismar ve çıplaklık öğeleri sayesinde kat edilen mesafe artmıştır.

Bir zombi filmine göre bu kadar üst düzey olmasının nedeni hiç kuşkusuz Fulci dışında yapım ekibinin de 10 numara iş çıkarması en büyük etken.Üst Düzey işten kastım ise makyaj,müzikler ve senaryo.Bu üç bölümde de Fulci'nin çalıştığı isimler
gerçekten sıra dışı.


Senaryosu Elisa Briganti'e ait olan filmin,makjayları Maurizio Trani,Özel efektleri ise Gino De Rossi,Roberto Pace ve Giovanni Corridori'e ait.Filmin Muhteşem müziklerine geldiğimiz de ise İtalyanın en büyük bestekarlarından biri olan Fabio Fizzi imzasını taşıyan tema müziği zombi marşı olarak adlandırılmaktadır.

Oyuncu kadrosuna baktığımız da ise sülalece oyuncu olan Tisa Farrow yer alıyor.Güzel oyuncuya eşlik edenler ise B-movielerin bıçkın adamlarından Ian McCulloch ve Richard Johnson.Bunun dışında Olga Karlato,Auretta Gay ve Al Cliver gibi kadrolu b-movie oyuncuları da boy göstermekte.

Filmin senaryosu başta her ne kadar Dawn of the Dead için yazılmış olsa da Lucio Fulci gibi bir ustanın eline düşmesi kader çarkının en büyük çilvesi olsa gerek.
Ne kadar Dawn of the dead'ın bir kopyasını çektiği sölensede ne bir esinlenme ne de bir benzerlilk söz konusudur.Korku sinemasında zombileri arka plana atılmasına neden olan film I walked with a zombie(1943)'ten esinlenerek yola çıkılmıştır.

Fransanın yetiştirdiği en önemli yönetmenleden biri olan Jacques Tourneur'a ait olan film Fulcinin de röportajlarında belirtiği gibi Zombie 2'nın ana ilham kaynağıdır.


Konusuna geldiğimizde;Karayip adaların da yer alan Matul adında ki ada da ortaya çıkan şeytani salgın anemi ve katalepsi benzeri özellikler göstermektedir;Ancak tüm yaşam fonksiyonları durduktan belirli bir süre içinde ölülerin dirilmesi ve insanlara saldırması korku yaratmaktadır.

Bu soruna bir çare bulmak için araştırmalara girişen Dr.Bowles,yakın arkadaşı olan Dr.David Menard'dan yardım ister.Araştırmalara birlikte devam eden ikili bir sonuca varamazlar.

Dr.Bowles'ın da zombilerden birine dönüşmeden önceki son isteği kızına konu hakkında yazdığı mektubun iletilmesidir.

Bir yata koyulan ölü bedeni,mürettebat ile birlikte New York yolunu tutar.

New york sularına girişte yaratığı kargaşanın ardından mevzular başlar....

Filmin başlangıç kurgusu gayet iyi insanı havaya sokuyor.

İlk zombinin gözüktüğü sahnede ileriki dakikalarda nasıl bir film beklediği az çok belli oluyor.Gene Hemen filmin başların da gazete editörü olarak karşımıza çıkan Fulci'i kamera önünde görmekte güzel.

Makjay ve özel efektler gayet iyi o tarihte sinema salonunda görenlere ne oluyor dedirtmiştir.O tarihe kadar alışıla gelmiş zombilerin hepsinden daha gaddar bir görüntüye sahip.

Bu kadar özenilerek yapılmış bir zombi neredeyse hala yok.George Romero'nun temiz yüzlü zombilerinin yanında gerçekten mezardan çıkma bir görüntüsü var.Gözünde yuvasındaki kurtçuklardan tutun çürümüş ciltlerine kadar gaddar bir görüntüsü var.

Dr.Menard ve güzel karısı Susan Menard arasındaki diyaloglar ve sürtüşmeler gayet güzel betimlenmiş.Doktorun çaresizliği ve köylülerin voodoo sölentilerine bilimsel yaklaşım ile karşı koyma çaluşması ve yaşadığı sıkıntıyı gayet iyi göz önüne serilmiş.Filmi izlerken En çok Dr.Menard'lı sahneler keyif verici.



Filmdeki ultra gore sahne ise Susan Menard'ın ölüm sahnesi.Gelmiş geçmiş en gore sahneler arasında da yer alan ölüm sahnesi zombilerin en acımasız infazlarından biri.Her dırdırcı ve mendaburluk yapan hatuna böyle zombiler yollamak lazım.Kanımca
bir de buna yakın gaddarlık bir infaz sahnesi de Day of the Dead'e yer almakta.

Filmin efsaneleşmiş bir diğer sahnesi ise köpek balığı ile Zombinin kapışmasıdır.
Bu sahnelerin çekiminde ünlü köpek balığı eğitmeni ve aynı zamanda ölüm dalışları ile nam salmış olan Ramon Bravo yer alıyor.Zombie Rölünde kaplan köpek balığı ile inanılmaz bir gösteri gerçekleştriyor.Bu sahnede 2 adet köpek balığı kullanılmış biri gerçek biri de sahte olan ikisini birbirinden ayırt etmek zor.



Her Fulci filminde olduğu gibi bu filminde final sahnesi muhteşem.Ada'dan kurtulan Anna ve Peter West New York'a doğru yol almaya başlasalar da radyo'dan yapılan aci durum yayını ile şok olurlar.Filmin son sahnesi ise meşhur Bruklin köprüsünde ilerleyen zombiler ve kaos.Kesinlikle bir gün televizyonu açtığımda görmek istediğim sahnedir.


Son olarak zombi filmlerinin şahı olan Zombie 2 devamı niteliğini taşıyan Zombie Flesh Eater 2 aka Zombie 3 ve bir diğer fulci zombisi olan Beyond ile birlikte kesinlikle Death metalci adamın gerçek zombi filmleridir.

Haribo Puanı:The Boat can leave now.Tell the Crew.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

20 Aralık 2010 Pazartesi

Cannibal Holocaust (1980)





Yamyamcılık insanlığın en köklerinde yer alan mevzulardan biri,aynı zamanda korku filmlerinin de en çok rağbet görenlerindendir.Sinema macerasına alt başlıklar ile başlamıştır yamyamcılık mevzusu ve Ana muhabbet olması uzun yıllar almıştır.

İstismar sinemasının yükselişe geçmesiyle ortaya çıkan saf-kan yamyam filmleri ilk olarak 70'li yılların başlarında beyaz perde de yer aldı.80'ler ile görkemli yıllarını yaşan yamyam filmlerinin en gözdesi olan Cannibal Holocaust (1980) ünlü italyan yönetmen Ruggero Deodato'a da kötü şöhreti getirecek film oldu.Yönetmenin 77'de çektiği The Last Cannibal World aka Ultimo mondo cannibale adlı filmden sonra Cannibal Holocaust ile zirve yapmıştır.

Bir diğer italyan yönetmen olan Umberto Lenzi ile çaktırmadan paslaşarak film çektikleri de tesadüften öte değil kanımca çünkü Man from the last river (1972),ardından gelen ,The Last Cannibal World (1977),Cannibal Holocaust,Cannibal Ferox(1981) ve Cut and Run (1985)ortaklaşa yapılan bir seriyi andırmaktadır.


Senaryosu Gianfranco Clerici'e ait olan film,Senaristi de ihya etmiştir.Bir çok B-kalite filmin senaryosuna imza atan senaristin en dikkat çeken diğer senaryoları ise The New York Ripper (1982) ve Murderock (1984).


Film hiç kuşkusuz B-movie ortamlarından çıkan en çok ses getirmiş ve sinemanın büyükleri diye tabir edebileceğim paralı çocukları fazlası ile rahatsız etmiştir.İlk gösterimi Milano'da gerçekleştirilen film daha gösterim esnasında yasaklanmış.Filme el koyulmuştur.Gösterime girdiği ülkelerde ise 10 günde 2 milyon dolar hasılat ile tüm filme emeği geçenlerin hayalini bile edemeyeceğinin fazlası ile vermiş.Ve daha sonra da hemen hemen dünyanın her yerinde yasaklanmıştır.Bu esna da Ruggero Deodato müstehcenlik suçundan yargılanmış ve filmin bir snuff film olduğu ortaya atılmıştır.

Film aynı zamanda İtalyan B-movie'nın gelecek yıllardaki filmlerde rol alacak hemen hemen bütün oyuncularını içermektedir.


Film konu olarak önceki örneklerine göre yaşam mücadelesini anlatmaz.Belgesel yapmak için Yeşil Cehennem olarak adlandırılan Amazon ormanına yaptıkları yolculuğun ardından 2 ay geçmesine rağmen bir haber alınamamasından söz edilerek başlar.Gizemli bir şekilde ortadan kaybolan gençlerin mevzusu t.v kanaları için oldukça iyi reyting sağlamaktadır.New York üniversitesinde Profesör olan Horald Monroe Amazona gençlerin izini sürmeye gönülü olur.Antropolok olan Horald Monreo,Brezilya-Peru sınırında yer alan Rio Ocoro ya yolculuk yapar ve amazonun derinliklerine rehberi olan filmdeki baş adamım Chaca ile devam edecektir.Görecekleri hakkında pek bir fikri olmayan Monreo adeta insanlığın ilk haline yolculuk etmektedir.Bir süre sonra şahit olacakları olay filmin sadece başlangıcıdır.


ZİNACI CEZASI

Filmdeki bu sahne en sevdiğim sahnelerden biri.Modern insana fazla vahşice gelen bu mevzu ilkel insanın adaletine dair en güzel örnek.Eşlerini aldatan kadınlar üzerinde yaptıkları bu cezalandırma seremonisi taktire şayan.Yontulmuş bir taşla kadının rahmi parçalandıktan sonra balçık kütlesine yerleştirilen sivri bambu dalları vajina ağzına sıvanıyor.Ardından kadın ölüme terk ediliyor.Kesinlikle kadın-erkek eşitliği böyle olmalıdır.Bu sahneler esnasında fonda çalan müzik ise sahnenin kan donduruculuğunu yükseltiyor.

Riz Ortolani'e ait olan müzikler İtalyan korku filmleri müzikleri arasında her türlü toplama,en iyiler vb. girebilecek seviyede.


Bu olaylardan sonra gençlerin izlerine adım adım yaklaşan Monreo,yamyam kabileleri ile barışçıl bir şekilde irtibata geçer.Beyaz adamdan ağzı yanmış olan ilkel kabilelerin yaşadıklarını ise rehberi Chaca sayesinde rahatlıkla çözer ve olanlar karşısında ne yapacağını bilemez.Gençlerin katliam yaptıklarını ve bu katliam sonucunda ilkelce hayatlarının son bulduğunu öğrenir ve film makaralarıyla Yeşil Cehennemden ayrılır.

Vahşi olan kim?

New York'ta televizyon kanalına geri dönen Monreo,gördüklerinden ve yaşadıklarından bahseder ve gençlerin kayıtlarını montaja verir.Görüntüler insanlık namına hoş olmamaktadır ancak Televizyon yöneticileri bu görüntülerden muhteşem bir gelir elde edeceklerini ve 1.numara olacaklarını düşünmektedir.

Montajın ardından gördükleri görüntüler karşısında neye uğradıklarını şaşırmışlardır.

Filmde gerçekleşen hayvan katliamları gerçek olmakla birlikte yapılan çeşitli işkence ve cinayet sahneleri de haddinden fazla gerçekçidir.

İnsanlık adına bir ders niteliğinde olan Cannibal Holocaust,kaçınılmaz gerçekliği en bariz şekilde göz önüne sermektedir.


Death Metal adına da en başlıca filmlerin ilk 5'ınde yer alan Cannibal Holocaust başlıca,İmpetigo ve Necrophagia gibi... Bir çok Death metal devine de ilham olmuştur.

İnsan doğa ananın oğludur ve buna aykırı yaşayamaz kavramından ortaya modern toplum öz eleştirsini başarı ile vurgulayan ve şiddetin insanlığın temelerinde var olan en baş duygulardan biri olduğunu bizlere en net şekilde göstermektedir.Modern algı insanlığın bu yönünü bastırsada,insanlık çaresizliğe ve çıkmaza girdiğinde alevlenerek ortaya çıktığı ortadadır.

Yaşadığımız toplumu korku kültürü ile bir daha gözden geçirmemizi sağlayan Cannibal Holocaust,Arşivinizde yer alması gereken en önemli eserdir.

Haribo Puanı:İlkel olan kim ?

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.







Devamını okuyun...>>

12 Kasım 2010 Cuma

The Prowler (1981)



Katil-Kurban ilişkisinin beyaz perdeye yansıması 1930'lu yıllarda Forerunners adlı furya ile başlamıştır.60'lar ve 70'ler Splatter,Giallo ve Exploitation hakimiyetin de ilerlerken 1974 yıllında gösterime giren Black Christmas ile Slasher furyası başlamış ve Katil-Kurban ilişkisi beyaz perde adına son evrimi geçirmiştir.

1981 yapımı The Prowler da İlk dönem Slasher furyasının en güzel örneklerinden.Kısa kariyerli yönetmenlerden biri olan Joseph Zito tarafından yönetilen filmin Senaryosu Scooby-doo çizgi filminin de senaryolarının yazan Neal Barbera ve Mark Edens üstlenmiş.Yönetmen ve set kadrosu ne kadar korku dünyasına uzak gibi gözükse de kanlı sahnelerin mimarı üstlenen Tom Savini kanımca filmi kotarıyor.


Oyuncu kadrosununda da öyle önemli bir isim yer almamakta.



O dönem için daha oturmamış kalıplara sahip olan Slasher filmleri için bakıldığında sıradışı bir senaryoya sahip olduğunu görmekteyiz.Ayrıca ölümlerin oldukça gaddar methodlarla gerçkeleşmesi de ayrıca benden onlan notunu arttırdı.Ne kadar Slasher filmleri ile aram iyi olmasada da The Prowler sevdiğim Slaher filmler arasına başlar başlamaz girdi.



konuyu özetlersek, Queen Mary zırhlısıyla 2. Dünya Savaşı sonrası ülkelerine dönen Amerikan askerleri için bir kutlama partisi yapılır. Savaşın bitimine birkaç hafta kala sevgilisinden bir mektup alan askerlerden biri ortadan kaybolur. Kutlama başladıktan bir kaç saat sonra ortaya çıkan asker kostümlü biribu kutlamadaki insanları katketmeye başlar. Bu olayın yıllar sonra aynı güne denk gelen bir okul mezuniyeti kasabanın yaşlı ahalisini gerer. Benzer olayların nüksetmesinden korkarlar; ve korktukları başlarına gelir.



88 dakika süren filmde, yönetmen cinayetleri doğru aralıklarla ayarlamış. Filmin bşlamasıyla akan kan filmin sonuna kadar devam etmekte. 2.Dünya Savaşı askeri olan katil göründüğü gibi Sodom'un ünlü askerini fazlasıyla andırmakta. Çekilen cinayet sahnelerinde pek bir yaratıcılık olmamasına rağmen fazlasıyla worship sahneler yer almakta. Ancak filme özgü olan cinayet sahnesiyse katilin havuzda işlediği cinayettir. DVD kapağında da bu sahneyi görüyoruz.

Her slasher filminde olduğu gibi bu filmde de katilin bir takıntısı var.



Slasherın altın çağı (84-89) filmlerini 100 kere cebinden çıkaran The Prowler,İnturder,Driller killer,Silent Night serisi, Slaughter House ve Black Christmas gibi Slasher furyasının Sayılı gorecu adama hitap eden filmlerden. Bu filme benzer son dönem Neo-Slasher furyasından ise en güzel örnek Rob Zombie'nin Halloween'leri.

Sevgilinizle şarap içip, keyif yaparken zevkle izleyeceğiniz ibret verici The Prowler aynı zamanda klasik korku anlayışını 80'lere kadar taşımış bir film.

Kanımca Gorecu tayfa tarafındanda kaçırılmamalı.

Devamını okuyun...>>

19 Ekim 2010 Salı

Alien (1979)

Bilim Kurgu ve Korku filmlerinin birleştiği nokta olan Alien filmiyle baş başayız. Şimdiye kadar anlattığım Alien'lerin aksine çok daha farklı yönleriyle ele alacağız.


Devamını okuyun...>>

12 Ekim 2010 Salı

Quando Alice ruppe lo specchio aka Touch of Death (1988)






Lucio Fulci ne çektiyse dönemin de en güzelini çekmiş.Amerika da kara mizah içerikli korku filmlerinin patladığı tarihler de çektiği Quando Alice ruppe lo specchio aka Touch of Death ile farkını gene ortaya koşmuş.

Baş rölde Brett Halsey'ın yer aldığı film de bir çok kadın oyuncu yer almakta.İtalyan filmlerinden alışkın olduğumuz güzel kadınları bu filmde göremiyoruz.Onların yerine bir çok ucube kadın yer almakta.

Fulci'nin tüm korku filmlerinde olduğu gibi bu filmde de gaddarlıktan hiç taviz vermemiş.Hatta en safkan Gore filmi demek yanlış olmaz.Senaryo ve yönetmenliği kendi üstlendiği gibi ekipte kızı olan Camilla Fulci'e de yer verdiğini görüyoruz.

Seri katil mevzularının işlendiği film New York Ripper ya da Murder Rock gibi değil Cat in Brain'ın temelerinin atıldığı Fulci'nin son dönem filmlerinden.Ne olursa olsun gayet zevkli bir seyir sunmakta.

86 dakika süren film özetle zengin kadın avcısı kumarbaz Lester Person'u anlatmakta.

Zengin karısı öldükten ve serveti bittikten sonra çaresiz kalan Person yalnızlığı ve umutsuzluğu ile başbaşa kalır.Kurtuluşu bu yalnız günlerinde oluşan 2.kişiliğine kulak vererek bulur.Elit ve kibar görünüm adamın için de gaddar ve acımasız bir katil yatmaktadır.



Film'in başlangıcı da Person'un muhteşem ziyafeti ile bizi karşılamakta.Dün gece öldürdüğü kadını büyük bir iştahla yediğini görmekteyiz.Kurbanlarının gazetedeki yanlız kalpler adlı köşeden bulan Person,özellikle orta yaşlı,dul ve zengin kadınları tercih etmekte.

Kurban aradığı sahne de o dönemin bu tarz işler için ne kadar uygun olduğu kaçınılmaz bir şekil de gözüme battı.Yaşadığımız yüzyılda sanallaşan arkadaşlık ilişkileri için de böyle bir seri katliam gerçekleştirmek biraz zor.

Fulci'nin bizlere izlettiği ikinci kurbanını adım kadar eminim ki Nattefrost bile sikmez.Gazete ilanından bulduğu söz de şehvetli kadınla yüz yüze geldiğin de sakalı ve bıyıklı olması leşçil Person dayıyı bile tiksindirmesine rağmen tüm sapkınlığını ortaya koymasına engel olmadı.Kadının ölüm sahnesi muhteşem oğlu muhteşem.Bu sahnede Fulci gene yaratıcığını konuşturmuş.


Bu tarz kadınlardan topladığı paraları poker ve ganyanda tüketen katil.

En sonun da kendi ile baş başa kalır tabi bu arada yerel basında haberler yayılmaya başlamaktadır.Bulunan cesetler ve parmak izleri ile köşeye sıkışmaya başlar.

Ona bunları başkasının zoru ile yaptığını ya da onun birlikte olduğu kadınları,onu takip eden başka biri tarafından öldürüldüğünü kurgulamaya başlasa da cinayetleri işleyenin kendisi olduğunu gayet iyi bilmektedir.

Filmde ki en bomba mevzu ise Person'un gölgesinin olmayışıdır.

Bu caresizlik dönemin'de eline düşen bir kadını öldürmeye niyetlenmişken kadın tarafından küfeye getirtir ve ölür.


Fulci'nin tüm filmlerin de gördüğümüz gibi bu da kendine has bir hava da ilerlemektedir.Ne kadar diğer Fulci filmlerine göre düşük olsa da yönetmenin yaratıcılığı bambaşka bir hale getirmiştir.

Gorecu adamın kesinlikle izlemesi gerektiğini düşündüğüm filmi izlememiş olan tüm Lucio Fulci fanlarına da ısrarla öneririm.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

5 Ekim 2010 Salı

Predators (2010)


Güdüsel, gaddar avcılarımız en piskopat halleriyle insan avcılığına geri döndü. Bu seferki avcılarımız öle berbat yaratıklar ki insanların işi çok daha zor.

Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2010 Pazar

Resident Evil - Afterlife (2010)


Macera kaldığı yerden devam ediyor. Üstün yeteneklere sahip Alice tam gaz zombi biçmeye devam ediyor.


Devamını okuyun...>>

21 Ağustos 2010 Cumartesi

The Last House on Dead End Street (1977)



The last House adı altındaki bütün filmler fazlası ile ses getirdi kanımca.Hatta tekrar yapımları bile ilk çekilenleri kadar sükse yaratı.Bu Last House başlıklı filmler arasında benim en tutulduğum kuşkusuz Necrophagia filmi olan The Last House on Dead End Street.


1977 yapımı olan 78 dakikalık şiddet resitalini Roger Watkins yönetiyor.Aynı zamanda filmde baş rolde yer alan Watkins bir nevi kendini canlandırmış.Kısa ancak görkemli yönetmenlik kariyerinde çektiği Korku filmleri yerine porno filmler ile şöhreti yakalamıştır.

Her Name Was Lisa(1980) Samantha Fox'un da unutulmaz filmlerinden biridir.1983 yılında yönettiği Corruption adlı film de Kelly Nicholas XRCO ödüllerine en iyi kadın oyuncu performansına aday gösterilmiştir.XRCO porno sektörünün oscarı diye biliriz.


Özetle konusuna geldiğimizde

Bir süre uyuşturucu tedavisi görmüş olan Terry Hawkins uzun senelerdir film setlerinde görev yapmaktadır.Kendi filmini yapmak isteyen Hawkins daha fazla prodüktör ve yönetmen havasına katlanamaz hale gelir ve aklında kimsenin çekmeye cesaret edemediği tarz da bir film vardır.

8 mm snuff film dışında bir şeyler yapmak isteyen Hawkins ünlü olmak isteyen 2 kız ve yakın bir arkadaşını toplar.Senaryo ve kurgu belllidir.Yapımcı,geçmişte yanında çalıştığı yönetmeni ve karısını öldürmektir.


Ağır işkence sahneleri olmasa da gayet gaddar sahneler yer almakta.Kullanılan organlar gerçek organlardır.Bu neden dolayı uzun süre yasaklı kalmış ve hala Kanada Ontorio bölgesinde yasaklıdır.

İlk çekildiğinde 175 dakika olan film 78 dakika sansürsüz olarak yayımlanmıştır.Meksika mafyası tarafından prodüksiyonunu üstlenilen şiddet resitali yönetmenin 1 yıl hapis yatmasına da neden olmuştur.


Yönetmenin karısının vücuduna ter haç basma ve ameliyat sahnesi kanımca en gaddar sahneleri.Film de en çok tutulduğum mevzu ise cinayet sırasında taktıkları maskeler.Hawkins'ın taktiği Goya'nın çizdiği Kronos maskesi oldukça görkemli.

Film içinde yapım dünyasına da küçük eleştiriler yer almakta.

Şiddet filmleri içinde baktığımız zaman oldukça iyi bir yere sahip olan The Last House on the Dead End Street,En korkutucu korku filmi diyemem ancak saf kan şiddete sahip olan tatlı filmlerdendir.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails