Zombies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zombies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2016 Cumartesi

Heavy Metal’in Korku Sinemasıyla Buluşması: Deathgasm (2015)

   


   Yaşadığımız çağın insanlara en büyük hediyesi korku filmleri ve Heavy Metal. Gündelik hayat içinde maruz kaldığım diğer müzik türlerini duydukça İyi ki METAL dinliyorum diye haykırdığım çok oldu. Eğer olmadık bir yerde iyi ki metalciyim diye bağıran birini işitiyorsanız bilin ki o benim.

Devamını okuyun...>>

6 Şubat 2016 Cumartesi

Blind Dead Serisi ya da Kendi Gerçekliğinden Soyutlanmış Bir Toplumun Hesaplaşması






  Blind Dead serisi kuşkusuz seri korku filmleri arasında bütünlük açısından en etkili yapımların başında gelmektedir. Orta çağın göreceli karanlığını, modernitenin yozlaşmış aydınlığı önünde gözler önüne seren kör ölüler, Amando de Ossorio imzasıyla 1972-1975 yılları arasında Night of the Living Dead‘ın ardından patlayan İspanyol zombi filmlerinin dünya çapında dikkat çekmesine neden olmuştur. 


Devamını okuyun...>>

4 Kasım 2014 Salı

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)



White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.



Devamını okuyun...>>

14 Ekim 2014 Salı

Les Raisins de la Mort akaThe Grapes of Death (1978)





The Grapes of Death,Jean Rollin'in ilk zombi denemesi olması dışında furyanın yükselişe geçtiği yıllara denk düşen bir yapım.Filmin çıkış noktası ise oldukça ilginç.Filmin prodüktörü Claude Guedj filme yatırım yaparken başta Jean Rollin'e doğal kıyamet temalı bir film önerisiyle geliyor ancak bütçe yetersizliğinden dolayı Jean Rollin bir zombi filmi çekmeyi telif ediyor,bunun üzerine de ölüler ansiklopedisinin (Russell, Jamie.Book of Dead: The Complete History of Zombie Cinema) bir sayfasında yer alıyorlar.


Devamını okuyun...>>

2 Eylül 2011 Cuma

Zombiler ve Şiddet


Şiddet insanoğlunun en başlı dışa vurumlarından biri kanımca ve hatta ağlamakla gülmenin ardından gelen 3 tepki.Korkarak,öfkelenerek ve çaresiz kalarak baş vurduğumuz şiddet eylemi iş görsele döndüğünde insanların en çok tepki alan görsellerin başında olmasıda insanlığın ayrı bir çelişkisidir.

Zombi filmlerindeki şiddet Hegel ve Sartre'nin belirtiği arzu çatışmasıdan daha çok Nietzche'nın Nihilist yaşamda şiddet felsefesinin tam ortasında yer almaktadır.

Night of the living Dead'ın ardından modern zombie anlayışı tüm dünyaya korku salmaya başlamasıyla birlikte gerçek yüzleri olan şiddetti en saf haliyle göstermeye başlamıştır.
Romero'nun iki milat filminin ardından (Night of the living dead-Dawn of the dead) 1968 ile 1978 arasında ki dönem ve sonrasındaki Avrupa sineması ve Amerikan B-movielerinde boy gösteren zombi filmleri kanımca zombilerin altın çağıydı.

Bu altın çağı tetikleyen faktörler arasında en büyük etkenlerden biride hiç kuşkusuz Marvel çizgi romancılığın Zombie adlı korku yapımı ve Creepy,Errie serileri 70'ler de ki bir çok zombi filmine ilham kaynağı olduğu gözle görülür bir gerçek.

Armando de Ossorio'nun Blind dead (1971-1975) serisinde tarihin derinliklerinden gelen lanetli tapınak şövalyeleriyle dehşet saçarken,Children Shouldn't play dead things ile Bob Clark şeytanın tüm güçleriyle ölüleri ayaklandırırken,Christoper Lee'nin baş rolde yer aldığı Horror Express adlı ispanyol yapımında ise tibetin derinliklerinden donmuş olarak bulunan dünyanın ilk günlerine ait bir varlığın bedeninde yer alan uzay dışı bir cismin insanları köleleştirek zombilere çevirmesi olay yaratmış,1977 Shocking Waves de ise nazi zombi askerleri Floridanın sahillerinde yeniden hayat bulmaktadır.



Altın Çağ

Dawn of the Dead (1978) İtalya'da Zombie adıyla yayımlası aslında bu muhteşem dönemin başlamasının nedeni.Argento ve Romero'nun ikincisini çekmeyi planlarken Lucio Fulci'nin elini çabuk tutup 1979 yılında Zombie 2 adıyla sinemalarda gösterime giren kanımca da gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi olan bu yapım,bir çok ülkede ağır makas yiyerek yayımlanırken bir çok taklit yapımı ve devam filmleri de kısa süre de geldi.Dünyayı ayağa kaldıran bu film,Dawn of the Dead'in devamı gibi algılansa da bence tam Night of the living Dead ile Dawn of the Dead'ın ortasında ki kayıp hikaye gibi.

Hatta denemenizi tavsiye ederim ilk önce Zombie 2 'yı,ardından da Dawn of the Dead'ı izlemek daha keyif verici.Hiç kuşkusuz Zombie 2'nın bu kadar başarılı olmasında ki en etkili neden su takılmamış bir vahşet gösterisini içinde barındırması dışında Gianetto de Rossi'nin imzasını taşıyan zombi figürlerinin gaddarlığı.

Zombie 2'le başlayan gore zombi furyası italyan sinemasında çabucak dallanıp budaklanmıştır.Ruhsuz bedenlerin geçit törenine karşı insanoğlunun hayatta kalma savaşından kesitler sunan bu yapımlar,insanlığın sonunu getirecek tam olarak nedeni belli olmayan dini öğeler ve bilimsel öğeleri çaresiz bırakan lime lime bedenlerin güç gösterisini tüm saflığı ile ele alırken,insan oğlunun modern yaşam düzeninde ki ego tatminine bağlı şiddet arzusunu en olan haliyle ortaya sürmektedir.Nihilistik yaklaşımın dışında ikonoklastik bakış açısı da zombi filmlerinde çokça gözükmektedir.Beyaz perdeye bu yansımaların temelinde ise modern çağ insanın sistem içinde ki sıkışıklığının kurtuluşu olarak algılanması garipsenemez.



Çeşitli kural ve kanunlara göre yaşamımızı sürdürmek zorunda kaldımızdan dolayı genetik geçmişimiz de bulunan yaşam mücadelesine en kolaydan dönüş şekli gibi gözükmektedir.Öldürmek,yağmalamak,güvenli yerde barınmak-saklanmak,en temel ihtiyaçlar dışındakileri yok saymak ve savunma iç güdüsüyle çekiciliğini artırmaktadır.

Umberto Lenzi Nightmare City (1980) Nükleer kaza sonucu zombileri yataklandırıken,İtaşyanın Ed Wood'u Bruno Mattei ise gene aynı tarihte Hell of the Living dead ile insan aklının sınırlarını zorluyan bir kaos şölenini gözler önüne sererken,Andrea Bianchi Burial Ground'la izleyiciye çürümüş cesetler ile korku saçıyor.



En belirgin olarak ele aldığım film isimleri dışında gene Lucio Fulci'e ait olan The Beyond (1981),City of the Living Dead(1980) ve 1988 yılında ki Zombi 3 tartışmasız türünün en iyi filmleri arasında yer almakta.Fransa da Jean Rollin Zombie Lake (1981) ile nazi zombilerini canlandırırken İspanya ayağında Jesus Franco Oasis of Zombies (1983) benzer bir konuyla karşımıza çıkıyor.

Furyanın ilgisini kaybetmesi bir yana rakamların büyüdüğü Sinema sektöründen 90ların ilk yarısından sonra bu tarz yapımların sonunun gelmesi yeri geldiğinde göz yaşı dökülecek kadar üzü olmaktadır.

Eski kıtada yaklaşım böyleyken yeni kıtada ise;işler Romero'nun tekelinden çok uzağa gitmemiştir.
Kiyamet yaklaşımının dışında etkiliyici senaryolarıyla Dead and Buried (1981) yer almakta.

Daha çok komedi/teenage olarak ele alınan gore oranı yüksek olsa da bir kaçı dışında pek başarılı oldukları söylenemez.Buna keza 80'ler de pek dikkat te almayan Amerikan sineması 2000'lerin başlarından itibaren günümüze kadar 100'lerce kendilerince çeşitli mutasyon evreleri yaşattıkları zombi filmlerinde yeni bir çığır açtıklarını düşünmektedirler.

Son olarak sistemin en küçük oyununa dahi gelmeyen çarkları cürümüş bedenleriyle yok eden zombiler,sıkıçı ve bunaltıcı düzende insan oğlunun en öz duygularını kabartarak bir anlığına bile olsa yaşadığı hayata göz atmasına parçaladığı bağırsaklarla neden olur.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

10 Haziran 2011 Cuma

Zombilere Bakış-1

Korku sinemasının dışlanmış çocukları zombiler.Sahne hasılatlarına bakıldığı zaman zombi sevenlerin sayısı bir avuç insandan ibaret değil.Bunun mutlaka çeşitli nedenleri olması bir yana zombiler ile insanlar arasında ki bağ zombilerin önceki hayatlarında yaşayan varlıklar olmasından daha öte.



Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.

Bu farklı konuma gelmelerine de en büyük pay George Romero'a aittir.Romero'dan önce zombiler köledir ve işin aslıda budur.Afrika da ki zombicilikten yıllar sonra köle tacirleri tarafından özellikle kolonicilere satılan Afrikalıların mısır,pamuk,şeker kamışı gibi tarımsal alanlarda çalıştırılmaları ve taşıdıkları köle damgasını adlandırır.Aynı zamanda sanayi devriminin ilk yıllarında İngiltere de ki sanayi işçileri de aynı sıfatla çağrılmışlardır.


Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.


2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.




Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.

1968 ve Zombiler




Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.


Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.


Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.

Zombi gerçek özgürdür....


Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....


Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....


Zombi bağımsızdır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

2 Şubat 2011 Çarşamba

Zombie 2 aka Zombie Flesh Eaters (1979)




White Zombie(1932)'den bu yana gelmiş geçmiş en iyi zombi filmi hangisi diye sorarsanız hiç düşünmeden söyleyeceğim tek bir film vardır.

ZOMBIE 2

Dawn of the Dead(1978) hemen ardından beyaz perdeye girip olay yaratan ve sinema dünyasını karıştıran Zombie 2(1979) korku sinemasının en önemli filmlerindendir.


Lucio Fulci'nin Godfather of Gore lakabını kazanmasında en büyük etkiye sahip olan Zombie 2 aynı zamanda zombi filmlerinin geleceğini değiştiren yapıttır.Ne kadar Dawn of the Dead günümüz zombicilik anlayışının temeli olsa da Zombie 2'nin olaya kattığı görsellik,şiddet,istismar ve çıplaklık öğeleri sayesinde kat edilen mesafe artmıştır.

Bir zombi filmine göre bu kadar üst düzey olmasının nedeni hiç kuşkusuz Fulci dışında yapım ekibinin de 10 numara iş çıkarması en büyük etken.Üst Düzey işten kastım ise makyaj,müzikler ve senaryo.Bu üç bölümde de Fulci'nin çalıştığı isimler
gerçekten sıra dışı.


Senaryosu Elisa Briganti'e ait olan filmin,makjayları Maurizio Trani,Özel efektleri ise Gino De Rossi,Roberto Pace ve Giovanni Corridori'e ait.Filmin Muhteşem müziklerine geldiğimiz de ise İtalyanın en büyük bestekarlarından biri olan Fabio Fizzi imzasını taşıyan tema müziği zombi marşı olarak adlandırılmaktadır.

Oyuncu kadrosuna baktığımız da ise sülalece oyuncu olan Tisa Farrow yer alıyor.Güzel oyuncuya eşlik edenler ise B-movielerin bıçkın adamlarından Ian McCulloch ve Richard Johnson.Bunun dışında Olga Karlato,Auretta Gay ve Al Cliver gibi kadrolu b-movie oyuncuları da boy göstermekte.

Filmin senaryosu başta her ne kadar Dawn of the Dead için yazılmış olsa da Lucio Fulci gibi bir ustanın eline düşmesi kader çarkının en büyük çilvesi olsa gerek.
Ne kadar Dawn of the dead'ın bir kopyasını çektiği sölensede ne bir esinlenme ne de bir benzerlilk söz konusudur.Korku sinemasında zombileri arka plana atılmasına neden olan film I walked with a zombie(1943)'ten esinlenerek yola çıkılmıştır.

Fransanın yetiştirdiği en önemli yönetmenleden biri olan Jacques Tourneur'a ait olan film Fulcinin de röportajlarında belirtiği gibi Zombie 2'nın ana ilham kaynağıdır.


Konusuna geldiğimizde;Karayip adaların da yer alan Matul adında ki ada da ortaya çıkan şeytani salgın anemi ve katalepsi benzeri özellikler göstermektedir;Ancak tüm yaşam fonksiyonları durduktan belirli bir süre içinde ölülerin dirilmesi ve insanlara saldırması korku yaratmaktadır.

Bu soruna bir çare bulmak için araştırmalara girişen Dr.Bowles,yakın arkadaşı olan Dr.David Menard'dan yardım ister.Araştırmalara birlikte devam eden ikili bir sonuca varamazlar.

Dr.Bowles'ın da zombilerden birine dönüşmeden önceki son isteği kızına konu hakkında yazdığı mektubun iletilmesidir.

Bir yata koyulan ölü bedeni,mürettebat ile birlikte New York yolunu tutar.

New york sularına girişte yaratığı kargaşanın ardından mevzular başlar....

Filmin başlangıç kurgusu gayet iyi insanı havaya sokuyor.

İlk zombinin gözüktüğü sahnede ileriki dakikalarda nasıl bir film beklediği az çok belli oluyor.Gene Hemen filmin başların da gazete editörü olarak karşımıza çıkan Fulci'i kamera önünde görmekte güzel.

Makjay ve özel efektler gayet iyi o tarihte sinema salonunda görenlere ne oluyor dedirtmiştir.O tarihe kadar alışıla gelmiş zombilerin hepsinden daha gaddar bir görüntüye sahip.

Bu kadar özenilerek yapılmış bir zombi neredeyse hala yok.George Romero'nun temiz yüzlü zombilerinin yanında gerçekten mezardan çıkma bir görüntüsü var.Gözünde yuvasındaki kurtçuklardan tutun çürümüş ciltlerine kadar gaddar bir görüntüsü var.

Dr.Menard ve güzel karısı Susan Menard arasındaki diyaloglar ve sürtüşmeler gayet güzel betimlenmiş.Doktorun çaresizliği ve köylülerin voodoo sölentilerine bilimsel yaklaşım ile karşı koyma çaluşması ve yaşadığı sıkıntıyı gayet iyi göz önüne serilmiş.Filmi izlerken En çok Dr.Menard'lı sahneler keyif verici.



Filmdeki ultra gore sahne ise Susan Menard'ın ölüm sahnesi.Gelmiş geçmiş en gore sahneler arasında da yer alan ölüm sahnesi zombilerin en acımasız infazlarından biri.Her dırdırcı ve mendaburluk yapan hatuna böyle zombiler yollamak lazım.Kanımca
bir de buna yakın gaddarlık bir infaz sahnesi de Day of the Dead'e yer almakta.

Filmin efsaneleşmiş bir diğer sahnesi ise köpek balığı ile Zombinin kapışmasıdır.
Bu sahnelerin çekiminde ünlü köpek balığı eğitmeni ve aynı zamanda ölüm dalışları ile nam salmış olan Ramon Bravo yer alıyor.Zombie Rölünde kaplan köpek balığı ile inanılmaz bir gösteri gerçekleştriyor.Bu sahnede 2 adet köpek balığı kullanılmış biri gerçek biri de sahte olan ikisini birbirinden ayırt etmek zor.



Her Fulci filminde olduğu gibi bu filminde final sahnesi muhteşem.Ada'dan kurtulan Anna ve Peter West New York'a doğru yol almaya başlasalar da radyo'dan yapılan aci durum yayını ile şok olurlar.Filmin son sahnesi ise meşhur Bruklin köprüsünde ilerleyen zombiler ve kaos.Kesinlikle bir gün televizyonu açtığımda görmek istediğim sahnedir.


Son olarak zombi filmlerinin şahı olan Zombie 2 devamı niteliğini taşıyan Zombie Flesh Eater 2 aka Zombie 3 ve bir diğer fulci zombisi olan Beyond ile birlikte kesinlikle Death metalci adamın gerçek zombi filmleridir.

Haribo Puanı:The Boat can leave now.Tell the Crew.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

26 Ocak 2011 Çarşamba

Daha lezzetli olabilirdi



Fast food yemekleri biz insanları obez yerine zombilere dönüştürseydi daha eğlenceli ve lezziz olabilirdi.




Devamını okuyun...>>

16 Ocak 2011 Pazar

I Eat Your Skin (1964)



Asıl ismi Zombie Bloodbath olan I Eat Your Skin tam bir Z sınıfı, arabalı sinema filmi. Film 1964 yılında önce Zombies ismiyle filme alınmış fakat dağıtımcı bulamayınca 7 sene boyunca stüdyo raflarında tozlanmış.

Tam unutulacağı sırada yapımcı Jerry Gross'un I Drink Your Blood adlı tuhaf klasikle beraber "iki film birden" kuşağında oynatılacak bir film arayışı sonucunda tekrar gündeme getirilmiş. Filmin adı diğeriyle uyumlu olsun diye I Eat Your Skin olarak yeniden düzenlenmiş. Zaten filmin Something Weird Video tarafından yayınlanan DVD'si de bu iki filmden oluşan bir "double-bill" halinde satışa sunulmuş. Filmin isminin böylesine iddialı ve filmle alakasız olmasının sebebi bu. Zaten filmde yine 68 yılı öncesi "zihin kontrolü"ne maruz kalmış köleleri görüyoruz.



Del Tenney'nin yazdığı, yapımcılığını yaptığı ve yönettiği filmde yine basmakalıp karakterlerle karşılaşıyoruz. Filmin çoğunda bağrı açık gezen, maço bir ana karakter, tuhaf maskeli bir kötü adam -ki amacı yine dünyayı ele geçirmek- ve zayıf, korunmaya muhtaç, sarışın bir kadın. Doktor Biladeau adındaki bir bilim adamı, Karayip'lerdeki bulunan Voodoo Adası'nda egzotik malzemelerle "dünyanın en ölümcül hastalığı"na bir çare aramaktadır. Yılan zehirinden oluşturduğu serum ile yerliler üzerinde yaptığı deneylerde korkunç bir sonuç elde eder: Yılan zehiri adada yaşayan yerlileri koca gözlü zombilere dönüştürmektedir. Bu olay kötü adamların ilgisini çeker. Maskeli kötü adam liderindeki kötüler ekibi, yerlileri zombiye çevirip kendisine bir ordu kurarak dünyayı ele geçirmek istemektedir. Adaya yeni romanını yazmak üzere gelen macera romanı yazarı Tom Harris'in yolu doktorun kızı olan Jeannie ile kesişir ve birbirlerine aşık olurlar. Daha sonra bir takım aksiyonlar neticesinde Tom, olayları araştırmaya başlar.



I Eat Your Skin, zombi filmlerinin eşiği olan Night of the Living Dead'den birkaç sene önce çekilmesine rağmen birkaç sene sonra gösterime girdiği için klasik zombi filmlerine bir bakış gibi nitelendirilebilir. Romero'nun filmiyle metamorfoza uğrayan zombi alt türü artık yeni haliyle ürün vermeye başlamışken ortaya çıkan bu film hem inandırıcılıktan uzak, hem de başarısız bir film olduğundan dolayı izlendi ve unutulup gitti. Filmin sonundaki maket olduğu gayet net bir şekilde anlaşılan ada filmin genelinde kullanılan "idare eder" denilebilecek makyaj ve efektlerin üzerine tüy dikiyor. Yine de "kötü film"lerin sevenleri tarafından bir cevher olduğuna inandığım I Eat Your Skin bütün klişeleri ve dandikliğine rağmen (hatta bu şekilde olduğu için) izlemeye değer, eğlenceli bir film.

Devam filmi niteliğin de ki I Drink Your Blood (tıklayınız)

Gönderen:Mister Mert/zombifilm.blogspot.com aittir.



Devamını okuyun...>>

20 Ekim 2010 Çarşamba

Night of the Living Dead (1968)



Meşhurrrr Tarih değiştiren,Korku sinemasının üvey evladı durumunda olan zombilerin tavan yaptığı yapıt.

Night of the Living Dead.

Modern zombi anlayışının başlangıcı olan film,günümüzde ki tüm zombi filmlerinin paşası olarak nitelendirilse de 1964 yılında çekilen Garden of the Dead kanımca Night of the living Dead'ı mevzu olarak tokatlayacak şekildeyken filmin büyük kısmının yanmasıyla Night of the Livinf Dead'nın önü açılmıştır.

Şu an ulaşabileceğiniz boyutu 30 dakika olan Garden of the Dead'ın pek bir amortisi kalmamıştır.

İlk zombi filmlerinde zombiler köle olarak yer almakta iken 1954 yılında Richard Matheson'nun yazdığı I am the Legend adlı kitabında etkisi ile yaşayan ölü anlayışı Romero'nun kine yaklaşmış.Romero ise sadece kendi bakış açısı ve ekibinin yardımı ile yorumlamak kalmıştır.


Bence film her ne kadar zombiler için milat olarak görülse de korku sinemasının ve edebiyatının aldığı yolda şans Romero'a vurmuş diye biliriz.

George A.Romero'nun yönetmenlik koltuğun da gördüğümüz film'in kamera arkasında ve önünde yer alan kadro hemen hemen aynı Karl Hardman ve Russell Streiner yapımcı olarak yer alırken aynı zaman da Hardman Harry Cooper karakterini canlandırmakta.




Streiner ise,film de en sevdiğim tipleme olan Jonny, ki ne yazık ki filmin başında ölür ve ileride zombi olarak karşımıza yeniden çıkar.Senaryo da ise John A.Russo kurgulamada baş rolde yer alıyor.Russo daha sonra Santa claw ve Midnight gibi klas b-movielerinde senaryolarında görücez.

114 bin dolar a mal ettikleri film'in den ilerleyen yıllarda 50 milyon dollara yakın bir hasılat elde etmişlerdir.

96 dakika süren filmin özeti ve üzerinde durulması gereken noktaları ise şu şekilde.

They are Comin to cath you Barbara !!!!!

Kardeş olan Barbra (Judith O'Dea) ve Johnny (Russell Streiner), babalarının mezarına çiçekli bir haç bırakmak için Pensilvanya kırsalındaki bir mezarlığa giderler. Burada Johnny, mezarlıklardan korkan kardeşiyle;Seni almaya geliyorlar Barbra! diyerek alay eder.


Birden, solgun yüzlü bir adam (S. William Hinzman) Barbra'yı yakalar. Onu kurtarmak için adamla mücadele eden Johnny yere düşer ve kafasını bir mezar taşına çarparak ölür. Johnny'nin arabasına sığınan Barbra, anahtarı olmadığı için arabayı çalıştıramaz ve yokuş aşağı hareket ettirdiği arabayla bir ağaca çarpar. Arabayı terk edip yakındaki bir çiftlik evine koşar.

Bu sırada mezarlıkta kendisine saldıran adama benzer başka kişilerin de etrafta olduğunu fark eder. İçeri girip evi dolaşmaya başladığında, üst katta korkunç biçimde parçalanmış bir cesede rastlar.

Buralara kadar caresiz kadın barbara'ı dakikalarca izletiyor bize.Ve filmin en can sıkıcı sahnelerinden biri ki bu tarz mıymıntı uyuz karılar Romero'nun tüm filmlerinde var hiç vazgeçmiyor.

Evden kaçmaya çalışan Barbra, kamyoneti ile eve gelmiş olan Ben'e (Duane Jones) rastlar. Ben, etraftaki saldırganlara bir levyeyle saldırır. Birini öldürdükten sonra vücudunu ateşe vererek diğerlerini kaçırmayı başarır. Tekrar eve girdiklerinde Barbra katatonik biçimde otururken Ben kapılara ve pencerelere tahtalar çakar.

Bir sandalyeyi dışarı çıkarıp ateşe vererek zombileri uzak tutmaya çalışır. Evde radyo ile tüfek bulur. İkili bu sırada, Harry ve Helen Cooper (Karl Hardman ve Marilyn Eastman) çifti ile kızları Karen'in (Kyra Schon) ve genç bir çift olan Tom (Keith Wayne) ile Judy'nin (Judith Ridley) kilerde saklanmakta olduğunu bilmemektedir. Zombilerden biri daha önce Karen'ı ısırmıştır ve küçük kız bu sebeple hastalanmıştır. Bu grubun Ben ve Barbra ile karşılaşmasının ardından, Harry hep beraber kilere dönüp kapının önüne barikat kurmayı önerir. Ben ise, bu durumda kendilerini tuzağa düşürmüş olacaklarını savunur. Sonuçta evin içinde kalmayı tercih ederler.


Radyodaki haberlerde, ülkenin doğu kıyısı boyunca bir toplu katliam dalgasının yayılmakta olduğu bildirilir. Ben'in daha sonra üst katta bulduğu televizyonda ise acil durum yayını yapılmakta ve yaratıkların, kurbanlarını yedikleri anlatılmaktadır. Daha sonraki bir yayında, cinayetlerin yakın zamanda ölüp hayata geri dönen kişilerce işlendiği söylenir. Uzmanlar, bilim adamları ve ordu yetkilileri bu hayata geri dönüşün sebebini açıklayamamaktadır ancak bir bilim adamı bu durumun, Dünya'nın atmosferinde patlayan bir Venüs sondasının yaydığı radyasyondan kaynaklandığını öne sürer. Son haberlerde, yaratıkların başından vurulmasıyla durdurulabildiği ve şeriflere bağlı silahlı birliklerin düzeni sağlamak için kırsal alanda devriye gezdikleri açıklanır.

Ben, içerideki tüm erkeklerin görev alacağı bir plan ile kamyonete ulaşıp evden kaçmayı tasarlar. Kamyonetin yakıtı bitmiş olduğundan, Harry üst kattan molotov kokteylleri fırlatırken Ben ile Tom dışarıdaki bir benzin pompasına gider. Tom için endişelenen Judy de onların peşine takılır. Pompaya ulaştıklarında Ben, zombileri uzakta tutmak için kamyonetin yanına bir meşale bırakır, ancak Tom meşalenin üzerine yanlışlıkla benzin dökünce araç alev alır.


Tom, hasarın büyümesini önlemek için kamyoneti pompalardan uzak bir yere sürer, ancak aracı terk edecekleri sırada Judy'nin sıkıştığını içeride fark eder. Onu kurtarmak için geri döndüğünde araç patlar ve her ikisi de ölür. Ben koşarak eve döndüğünde Harry'nin kapıyı kilitlemiş olduğunu görür. Kapıyı kırarak içeri girer ve Harry'ye saldırır.


Dışarıda bazı yaşayan ölüler, kamyonete tırmanıp Tom ve Judy'nin kömürleşmiş cesetlerini yemeye başlar. Diğerleri ise kapıları ve pencereleri kırarak eve girmeye çalışır. Ben zombileri dışarıda tutmayı başarır ancak bu esnada tüfeğini düşürür. Harry silahı kapıp Ben'e doğrultur, ancak Ben silahı geri alır ve Harry'yi vurur. Kilere yuvarlanan Harry ölür. Kısa süre sonra Helen, kızı Karen'ın yaşayan ölü hâline geldiğini ve babasının cesedini yemeye başladığını fark eder.

Karen bir malayı annesine defalarca saplayarak kadını ölürdükten sonra tekrar yukarı çıkar. Bu sırada yaşayan ölüler eve girmeyi başarır ve Barbra, kardeşi Johnny'nin de aralarında olduğunu görür. Barbra'yı alt eden zombiler kadını alıp götürür. Barbra'nın hayatta kalıp kalmadığı bilinmez. Ben, Harry'nin en başta önerdiği şeyi yaparak kendini kilere kilitler. Tekrar canlanmış olan Harry ve Helen Cooper'ı vurduktan sonra, zombilerin gitmesi umuduyla sabaha dek bekler.


Sabah, kalan birkaç zombiyi vurarak ilerleyen bir devriye grubu eve yaklaşır. Dışarıdaki arbedeyi duyan Ben kilerden çıkıp oturma odasında geri döner ve etrafın güvenli olup olmadığını anlamak için camdan dışarıya bakar. Silahlı adamlardan biri, zombi sandığı Ben'i vurarak öldürür. Filmin kapanış yazıları akmaya başlarken Ben'in cesedi evin dışına taşınır ve diğer zombilerin cesetleriyle birlikte ateşe verilir.

Filmin bütün mevzusu budur.

Romero film için de çok basit oyunlara girişmiş kanımca ve izleyici oldukça rahatsız etmekte en azından beni.Çünkü ben film de fazlası ile abartılmış bir sembolistlik yer almakta.

Soğuk savaş dönemi etkisi,Veitnam başlangıçı,ırkçılık ve rednecklere aşırı bir yüklenme yer almakta.

Hele ki ırkçılık ve rednecklere olan yüklenme yuh artık o kadar da değil dedirticek seviye de.Ben karakterine nerdeyse malcom x ayarı bir görev üstlenmiş ama ne yaziki onun kıro diye nitelendirdiği redneckler gelip öldürüyorlar kahramanı.

Tüh Tüh.

Hele ki film içinde Harry Copper ile Ben arasında geçen patron-köle dialogları da ayrı bir mevzu.

Filmi 3-4 kere izledikten sonra insanı şüpheye düşürmeye başlıyor zaten Zombi filmi mi yoksa değil mi diye.Çünkü kimse dışarda ki ölülere zombie demiyor.Yaşam mücadelesi verenler onlar,garip yaratıklar derken,Radyo'dan yapılan yayım da ise katil manyaklar ve yamyamlar olarak yer alıyor.Bunun dışında bir kaç kere izledikten sonra yaşanyan ölülerin mevzuları dışında ki olaylar daha çok göze çarptığı için daha çok sosyal mesaj ve politik içerikli bir film halini alıryor.

Aslında filmin çekildiği tarih açısından bunların yer alması gayet normal ama herşeyin yeri ayrı.


Romero'nun demeçleri ile filmin gidişatı çatışıyor kanımca çünkü film sanki ben bi film çekiyim böle mevzular mesajlar veriyim dermişcesine giderken aralarından biri çıkıp abi bunu yaşayan ölülerle sembolize edelim bak deli olur demişcesine bir hal almış.

Ayrıca film ile alakalı abartılan mevzulardan biri de şiddet içerdiğidir.Film şiddet falan içermiyor bana kalırsa.Temel de yaşam mücadelesi gerisi hikaye.

Beyaz Perde de insanlar bu tarihe kadar 1932'de Freaks,1960'da Psycho,1963'de Blood feast,1964''de Two Thousand Maniacs... gibi filmlerın olduğunu hatırlayıp Night of the living dead'ı öyle ele almak gerekir.

Tamam şunu sonuna kadar kabul ediyorum.Başlangıç adına Romero'a zombiciliğin bir şeyler borçlu olduğu kesindir ancak durumu objektif ele aldığımız da bence Romero'nun tiksinç tarzı fazla abartılmış ve gereksizdir.

Kanımca Night of the living Dead,kuzen,yiğen ve çoluk çocuk tayfası ile izlemesi daha eğlenceli olabilecek ne yazik ki bir şekil de klasikleşmiş bir film olduğunu da asla göz ardı edemeyiz.

Haribo Puanı:Stop it !!!!!

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2010 Pazar

Resident Evil - Afterlife (2010)


Macera kaldığı yerden devam ediyor. Üstün yeteneklere sahip Alice tam gaz zombi biçmeye devam ediyor.


Devamını okuyun...>>

3 Haziran 2010 Perşembe

La Mansión de los Muertos Vivientes aka Mansion of the Living Dead (1985)



İspanyol B-movie ortamlarının en kral adamlarından biri kuşkusuz Jesus Franco'dur.1985 yılında yönettiği La Mansión de los Muertos Vivientes ile kendi tarzının en oturaklı örneklerinden birini 3 film bir arada ortamlarında yayımlamıştır.

Cinselliği her daim hat safada tutan Jesus Franco,kadın erotizmini en ön plana çıkartan yönetmenlerin başında gelmekte.Tüm filmlerinde sadizm akımını kılavuz olarak belirleyen Franco,İşkence,Tecavüz ve Lezbiyen ilişki sahnelerini hat safa da tutmaktadır.Bunların yanında kadın seks tanrıçasıdır ya da kadınlar seks için vardır mesajını her filminde mutlaka aktarmaktadır.



Mansion of the Living Dead filminde yönetmenliği ve senaryoyu kendi üstlenmiş.Başrolde ise kadrolu oyuncusu ve İspanyol porno sektörünün bir numaralı kadın oyuncularından olan Lina Romay yer alıyor.Şuan 56 yaşındaki Romay,geçtiğimiz günlerde Puala-Puala Adlı gene Franco'ya ait olan bir erotik film de daha rol aldı.


Filmi ele aldığımız da İspanya bir tatil belgesine giden 4 genç kadının başından geçen lanetli olayı anlatmakta.Devasa bir tatil köyünde geçen film konuşmalar eşliğinde ilerliyor.Hemen hemen tüm Jesus Franco Filmlerinde olduğu gibi pek gore sahnesi olmasa da seksüel sapkınlık üzerine oldukça güzel sahneler yer almakta.

Konusuna gelince;İspanya kıyılarında yer alan bir tatil kasabasında süre gelen lanet oranın insanı kaçırmış ve hayalet kasaba oluşmasına neden olmuştur.Kasabayı ele geçiren satanik tarikat,kadınları kaçırıp seks ayinleri düzenlemekte ve terör estirmektedirler.

Bu olaylardan habersiz olan dört genç kadın kasaba yakınlarındaki tatil köyüne yerleşirler.Otelin bomboş olmasından şüphe duysalar da daha sezonun açılmadığını düşünerekten pek umursamazlar.

Sahilde çıplak güneşlenirken bile nereden geldiği belirsiz olan bir balta bile onların neşesini kaçıramaz.Kızlardan biri 2.gün çevre keşfine çıktığında ortadan kaybolur.Tabi ki satanik tarikatın zulmüne uğramıştır.Diğer kızlar ilk baş tereddütte kapılsalar da köy de sikişecek birini bulduğunu düşünerek umursamamışlardır.Bir kaç gün sonra aralarından biri daha ayrılır.

Otel lobisinde Carlos Savonarola adlı genç adamın garip davranışlarından şüphe duymaya başlarlar.Carlos işin aslında satanik tarikatın başıdır.Ve bu tarikat tanrıçasını aramaktadır.Bunu bulmanın yolu ise sayıca 12-13 yeniden dirilmiş bedenin tecavüzünden sonra hayata kalacak kadındır.

Bu tarikat üyelerinin pek bir amortisi yok Armando Osorio'nun Blind Dead serisindeki zombilerin benzeri.

Film bu şekilde süre gelmektedir ve final de Romay ölüler tarafından defalarca tecavüze uğrar ve hayata kalır.Bunu gören ölüler ele geçirdikleri kiliseyi terk ederek ortadan kaybolurlar.


Filmde en vurucu mevzulardan biri kanımca Carlos'un oteldeki odalardan birinde esir tutuğu seks kölesidir.Her daim işkence içinde kadını cezalandırır.Hatta bir kaç gün aç bıraktıktan sonra leziz yemekle onun ödüllendirecekmiş gibi yapıp yemeğe kadının gözü önünde fare ve böcek zehri boşaltması ayrı bi zalimlik örneğidir kanımca çok gore/porngrind işi.



Daha önce Jesus Franco filmi izlemediyseniz bu tanışmak için iyi bir seçim olmaz ancak Jesus Franco severlerin mutlaka izlemesini tavsiye ederim.Son olarak da porngrind ve Sadezim felsefi işleri koşturanlara göre 10 numara bir yapıt olduğunu belirtmekte fayda var.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

30 Mayıs 2010 Pazar

Zombie Flesh Eaters 2 aka Zombie 3 (1988)



Virüs yolu ile yayılan zombilerin en sağlam örneklerinden biri de Lucio Fulci'nın yönettiği Zombie Flesh Eaters 2 dir.

Fulci'nin diğer zombie filmlerinden bir nebze olsun düşük olsa da,kendi kulvarının en baş filmlerinden biri olduğu kesin.Zombie 2,City of the Living Dead ve The Beyond ile ortalığı kasıp kavuran Fulci Zombie Flesh Eaters 2 ile gene ortalığı sallamıştır.

1980 başında zombie flix furyasının en gaddar filmlerinden olan Hell of Living Dead aka Virus'un senaryosunu üstlenen Claudio Fragasso ilk başta filmi kendi yönetmek istemiş ancak film Fulci'nin kanlı ellerine emanet edilmiştir.


O dönemin Almanyası'nda oldukça ses getiren film bir süre yasakladıktan sonra hemen hemen 20 dakikası kesilerek yayımlanmıştır.Filipinler'de çekilen film oldukça düşük bütçeye mal edilmiş kanımca.

Özetle konusuna gelince;

Filipinler'de ordu adına bilimsel çalışma yapan bir grup bilim adamının bulduğu çok gizli bir virüs başka bir yere sevk edilecekken terörist bir grup tarafından ele geçirilmek istenir.Grup başarılı olamaz ve kimsenin beklemediği bir felaketi ortaya çıkartır.Grubun lideri kutunun içindeki formülü kırar ve vücuduna bulaştırır.Diğer bir kaç teröristte bulaşan virüs artık kontrolden çıkmıştır.Ele başı hariç diğer elemanlar öldürülmüştür.Ve cesetler yakılır.


Cesetlerin yakıldığını öğrenen Bilim adamları ordu mensupları ile münakaşaya girer.Ordu mensupları ile Bilim adamlarının arasında geçen sahneler çok fazla Day of the dead andırıyor.

Bu olaylar yaşanırken elebaşının değişimi ve yerleştiği oteldeki gore dönüşüm sahnesi muhteşem.Bütün bunlarının yanında şehire inmiş olan bir grup asker turist kızlar ile fingirdeşmektedir.Tabi daha sonra kahraman olacaklardır ama o 3 askerin şekil-şemal-i göz önüne aldığımızda değil kahraman köpek emanet edilmez.


Olayları kulesinden izleyen radyo DJ son sürat yayına devam etmekte gelişmeleri bildirmektedir.Bütün ada salgından etkilenmektedir.Ordu olaya el koyma adına gaz maskeli özel timi saha araştırmasına ve yok etme adına görevlendirmiş.

Emir oldukça açıktır.

Hareket eden her cismi vurun.

Ordu bir yandan mücadele ederken diğer yandan ise turist grubun yanında bulunan 3 asker hayata kalmak için aynı mücadeleyi göstermektedir.Film baştan sona koşturmaca ile süre gelir.

Ve filmin sonunda Radyo Dj olan eleman anons yapar.

Her şey bitmiştir.Günlerden SIFIR.Yeni insanlık dünya'ya hakim olacaktır.

Bu film sahnesi insanı oldukça gaza getiriyor kanımca.




Film Dawn of the Dead ve Day of the Dead esinlenmesi demek yanlış olmaz ancak bu tamamen senaryo adına dile getiriyorum.Zombi makyajları gene ve Fulci'nin gore tarzı gene hat safa.Ayrıca filmin en can alıcı sahnesi Cesetler yakıldıktan sonra havaya karışan virüs kuşlara etki ederek insanlara saldırması da oldukça Alfred Hitchcock-Birds worship olmuş.Müziklerinin de oldukça iyi olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Bunların dışında Gore adına en gaddar sahne kanımca doğum esnasında olan bir kadının karnını yarıp çıkan zombi bebek.Ayrıcada Zombie filmleri tarihinin en gaddar sonlarından birisi bu filmde yer almakta.

Son olarak diğer Fulci filmlerindeki ağır atmosfer olmasa da,bol koşturmacılı ve eğlenceli bir zombi filmi izlemek istiyorsanız kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Lord Magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Nightmare City (1980)




Zombi filmlerinin en pırıltılı günlerini yaşadığı yıllardır 80'ler.Dawn of the Dead ve Zombie 2'nin yaratığı patlama tüm sinema dünyasını kasıp kavurmaktadır.İtalyan yönetmen Umberto Lenzi'nin aynı yılda çektiği ikinci film olan Nightmare City'de bu furyanın içinde yer alan filmlerden biridir.

Yönetmen gene 1980 tarihinde çektiği Eaten alive(Mangiati vivi!) ile yamyamcılık işlerine bakmış ve 1981 de ise Cannibal Holocaust devamı niteliğin de ki Cannibal Ferox'a imzasını atmıştır.

Umberto Lenzi aynı zamanda yamyam furyasının da ilk filmlerini çeken yönetmenlerden biri 1972 yılında The man from the deep river ile ileri de çekeceği bu tür de ki filmlerin temelini atmıştır.

Bu muhteşem zombi yapıtının senaryosunu ise Antonio Cesare Corti,Luis María Delgado ve Piero Regnoli üstlenmiştir.

Nightmare City aynı zaman şu günler de oldukça popüler bir yere sahip olan İnfected diye adlandırılan virüs ile zombiye dönüşme mevzularının ilk örneklerinden.Tabi 1970 çıkışlı I Drink Your Blood ve 1974 yapımı Garden of the Dead tarzın ilk örneklerinden.


Filmin senaryosuna gelince öle çok can alıcı olmasa da zombici adamın dişine göre bir iş.

Dean Miller adında ki spiker hava limanına gelecek olan uçak ta ki bilim adamları ile röportaj yapmak için gider ancak işler de bir sorun vardır.İniş sırasında pilot cevap vermez.Uçak güçlükle piste iniş yapar.Hava sahası çalışanları kaçırıldığını göz önüne alarak alarm durumuna geçerler.Bir sura sonra uçaktan bir grup zombi iner.

Olay üzerine karışlıklar doğar ordu gidişata çözüm üretmeye çalışsa da zombiler her yeri istila etmektedir.


92 dakika boyunca Umberto Lenzi bizlere hiç durmaksızın bir şölen izletmekte adeta.Makyajlar pek ileri olamasa da kan gövdeyi götürüyor.Kendine has bir zombi makyajı yapmış.Kanımca eski zombi filmlerin de en hoşuma giden olaylardan biri de bu.Her yönetmenin zombisi kendine has.



Akşam yemeğinden sonra Nightmare City ile gecenin kanlı ya da cadoloz saatlerine güzel bir ısınma turu yapabilirsiniz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.






Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails