lovecraft etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lovecraft etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2010 Perşembe

El jorobado de la Morgue (1973) aka Hunchback of the Morgue

Her ülkenin dönemsel ve tarihe geçen korku kralları vardır kanımca.Onlar ya çektikleri filmler ile ya da kamera önünde sergiledikleri şeytani performansla bu tahta otururlar.

İşte İspanya da bu tahtın sahibi olan isim de Paul Nancy'dir.

Bu mevzu bahsi geçen tahtında oyunculuk hakkında olduğunu anımsatayım.Paul Nancy aynı,Vicent Prize,Bela Lugosi,Boris Karloff gibi canlandırdığı karakterler ile korku ikonudur.Yönettiği filmler de cabası.


1973 yılında Beyaz perde de gösterime giren El Jorobado de la Morgue aka Hunchback of the Morgue İspanyol korku sinemasının en değerli filmlerinden biridir.Javier Aguirre tarafından yönetilen filmin senaryosunu da yönetmene aittir.Aynı zamanda Paul Nancy ve Alberto İnsua da senaryonun şekillenmesinde görev almışlardır.

Bir çok tarz da filme imza atmış olan yönetmen çektiği kısa filmler ve korku filmleri ile daha çok ses getirmiştir.

Paul Nancy dışında filmde yer alan dönemin arjantinli vamp kadını Rosanna Yanni ve dönemin İspanya ve latin amerika B-movielerinde yer alan Antonio Pica lezzetli oyunculukları ile seyir kalitesini arttırmaktadır.


Filmin senaryosuna şöyle bir göz attığımız da,

Bir morg çalışanı olan kambur Gotho ağır bir yalnızlık çekmektedir.Aynı zaman da toplumum tarafından dışlanması,kasaba da yaşayanlar tarafından alay edilmesi ve bazen de doktorlar tarafından dayak yemesi onu zalim bir karaktere bürümüştür.Paul Nancy'nin canlandırdığı Gotho karakteri kesinlikle oyuncunun hayat verdiği en masum karakter olduğunu hatırlatmakta fayda var.

İnce bir hastalığa yakalanan İlsa adında ki hasta dışında kimse ile muhatap olmayan Gotho İlsa'nın ölümüyle iyice içe kapanır.

İlsa'nın ölümüne kadar Notre-Dame'ın Kamburu havasında ilerleyen film bundan sonra gelecek sahneler ile muhteşem Poe hikayeleri olan Murders in the Rue Morgue ve Black Cat var-i bir havaya bürünür.

Morg'da bir çok cesedi kesip biçen Gotho İlsa'ya bunu yapamaz ve onu yaşadığı zindana götürür.Tek dileği İlsa'ı hayata geri döndürmek olan Gotho bu süre zarfında bir kaç seri cinayet işler ve polisler tarafından aranmaya başlar.

Photobucket

Bu esna da Gotho hastane de ki araştırmacı doktor olan Tauchner'a olaylardan bahsetmesi ile olaylar farklı bir boyuta girer.Zindan da bulunan İlsa'nın cesedi ise fareler tarafından kemirilmeye başlamıştır bile.

Dr.Tauchner'ın projesi ile ölü diriltmektir.Yanlızca yöntem olarak şimdiye kadar gördüğüm en acayip deli doktor yöntemini kullanır.Bütün organları kazana benzer bir deney kavanozundan biriktirip değişik bir formül ile harmanlar böylece yeniden yaşama döndüreceğini düşünmektedir.Böyle bir tarz bana şahsen H.P Lovecraf'ın Charles Daxter Ward Hikayesini fazlası ile hatırlattı.

Photobucket

Olaylar iyice zinadan çıkar ve süre gelir fakat Gotho'nu hayalleri acı bir şekilde suya düşmektedir.

Kurgusu ve oyunculukları ile 10 numara bir yapım olan El jorobado de la Morgue,kanlı sahneleri ile de gorecu adamı fazlası ile tatmin etmektedir.Film de en çok dikkatimi çeken mevzu ise doktorun yaratığı insanım sı canlıdır.1982'ı yapımı Swamp Thing adında ki Wes Craven imzalı film de ki yaratık kuşkusuz bu filmden esinlenilmiştir.

Killjoy'un da oldukça değer verdiği isimlerden olan Paul Nancy,yer aldığı bu film ile death metalci adama ilham veriyor.Son olarak kesinlikle B klasmanında korku filmlerinin müptalasıysanız mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

15 Haziran 2010 Salı

House by the Cemetery aka Quella villa accanto al cimitero (1981)



Işıl ışıl günler yaşıyoruz.Gelen yaz ayı ile artan sıcaklıklar gaddarlık seviyemizi de artırıyor.Bu koşullara uygun en ızdırap dolu filmlerden biri de Lucio Fulci-House by the Cemetery aka Quella villa accanto al cimitero.Klasik perili ev konseptine,Freudien yaklaşımı,ne kadar çeşitli platformlarda kolay çözülen gizemi var dense de H.P Lovecraft hikayelerini aratmayacak gizemiyle gece yarası sinemasının en akıl alan filmlerinden olmuştur.

B-movie ortamlarının şüphesiz en uçuk senaryolarına imza atan Elisa Briganti ile çalışmış olan Fulci daha sonra ki yıllarda gelecek olan Manhattan Baby adlı gene gizem dolu filminde de Elisa Briganti ile çalışacaktır.İşin aslı bu ismi ilk olarak Zombie 2 ile tanımıştık.

Fulci'nin kanlı şiddet öğelerinin katlanarak arttığını daha rahat görmekteyiz.
Giannetto De Rossi üstlendiği özel efektler harikulade.De Rossi tüm Fulci baş yapıtlarında en ekstrem makjay ve efektleri sergiledi.Ve günümüzde hala bu konu da en önde gelen isimler biri.Filmin en can alıcı ve Fulci'nin en vurucu silahlarından biri olan müzikleri de Walter Rizzati üstlenmiş.


Oyuncu kadrosunda italyan b-movie ortamlarının ve Fulci'nin kadrolu oyuncuları sayabileceğimiz oyuncular yer almakta.

Filmin konusuna özetle geldiğimizde;

New York'ta ailesi ile yaşamını sürdüren Dr. Norman Boyle bir araştırma görevi için Boston'a gitmesi gerekmektedir.Dr.Muller olarak Fulci filmin başında kısa süreli olarak yer alıyor.Karısı Lucy ve oğlu Bob ile bir süreliğine güzel zaman geçirebileceği doğayla iç içe bir yere gideceğini hayal eden Dr.Boyle,hem ailevi bağlarını düzeltmeyi hem de problemli eşi ve aklını sıyırmaya meyili olan oğlunun da kendine geleceğini düşünmektedir.

Dr.Boyle ailesinin durumu aslında filmde ki en can alıcı nokta.Burada baskın baba,sorunlu anne ve çocuk tablosu kilit görevi görüyor.

Evden ayrılmadan önceki Bob'un tabloda gördüğü küçük kızla olan gizemli konuşması ayrıca da can alıcı.O tablonun içinde gördükleri kız devamlı olarak filmin içinde Bob'a görünmekte.

Bu aile tablosu ve çocuğun bu tavırları kanımca oldukça Shining işi.

Boston'a vardıklarında da Bob'un acayip davranışları devam etmektedir.Aile bostona girdiğinde Kızıl saçlı küçük kız gene gözükmeye başlar.Vitrin sahnesi oldukça vurucu ve akılıca.

Burada araştıracakları ev ise Dr. Jacob A. Freudstein'ın evidir.


Freudstein'ın evi

Döneminin büyük tıp adamı olan Freudstein,ölümsüzlüğü araştırdığı ve ölüler üzerinde fazla haşır neşir olduğundan dolayı dünya tıp konseyinden uzaklaştırılmıştır.Bunun üzerine Freudstein,Kendi evinin bodrumunda yer alan karanlık laboratuvar ortamında çalışmalarını sürdürmüş ve daha sonrada kayıplara karışmıştır.Kendi dahil bütün ailesinin öldüğü sanılsa da Ev'de ki ondan olan izler ve bitmek evin içindeki sahnelerde bitmek bilmeyen çocuk sesleri ve çığlıklar oldukça gerici.


Dr.Boyle ve ailesi eve yerleşirler ancak işler hiç bekledikleri gibi gitmemektedir.Omendeki tarz da aniden ortaya çıkan bakıcı ve Bob'un hayali kız arkadaşının yanı sıra oldukça şımarık davranışları izlerken seyircinin keyfini bariz bir istismara uğratmakta kanımca.

Dr.Boyle kütüphane de yaptığı araştırmalar sırasında bulduğu kendinden önce aynı görevi üstlenmiş olan doktor'un yaptığı çalışmalar ve nedeni bilinmez bir şekilde ölümü ve eş zamanlı olarak Bayan Boyle'ın ev de temizlik esnasında evin içinde bulduğu Dr.Freudstein mezarı gerilimi ve gizemi oldukça artırmakta.Hatta zemine işlenmiş olan mezar taşının üstünden dökülen kanlar oldukça gaddar.


Diğer bir can alıcı nokta ise filmde ki mahzenin kapısının kırıldığı sahne ve yarasa sahnesidir.Fulci'nin gaddarlığına yakışan bu yaraşa sahnesi aynı zamanda Dario Argento'nun Suspira filmindeki yarasaya bir manada göndermedir.Bu sahnede ki görsel şiddete maruz kalan çocuk ve mahzene kapısının kırıldığı sahnedeki gene ön plan da olan çocuk istismarı filmin bir dönem yasaklı kalmasında kanımca en büyük etken.

Sana gelmemenizi söylemiştim


Filmin final sahnesinde patlak ortaya çıkan Dr.Fruedstein perde kapatımını çocuklara bırakmış.Dr.Fruedstien kostüm ve makjayı akıl almaz.Zamanında Frankenstein'ın canavarının makyajı ne ise o dönem içinde Dr.Fruedstein makyajıda o.


Her Fulci filminde olduğu gibi bu filmde de bir mutlu son göremiyoruz ancak diğer filmlerine göre oldukca kafa bulandırıcı ve gizemli son sahnede gelen ünlü amerikalı yazar Henry James'ın şu sözü filmi başa alıp bir daha ve bir daha izlememize neden olmakta.

Çocuklarmı birer cani yoksa Canilermi birer çocuk hiç bilinemeyecek.

Çok uçuk görsellere ve seneryoya sahip olan bu film death metal'e kanımca en çok esin vermiş filmlerdende biri.Dr.Boyle'ın kütüphanede bulduğu kaset kaydında ki konuşmalar aynı zamanda mortician tarafından intro olarak kullanılmış,Necrophagia'nın Holocaust de la morte kapağını süslemiş ve aklıma gelmeyen bir çok gruba ilham kaynağı olmuştur.Mortician filmlerinin en başlıcalarından olduğu kesin 1995 yılında yayımladıkları House by Cemetery ep'si bunun en güzel örneğidir.

Son olarak mutlaka edinilmesi gereken bir film.Arşivin derinliklerine asla gömülmeyeceğinden emin olabiliriz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.









Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails