30 Haziran 2011 Perşembe
En Gaddar 25 Kadın Katliamı
Korku sinemasında katledilen insanlar arasında bir ayırım yapacak olursak kesin bir şekilde kadın karakterlerin erkek karakterlerden fazla olduğu görülecektir. Feminist yaklaşımlarla pek işi olmayan hatta üzerlerine giderek kimi zaman bu kitlelerin tepkisini de çeken korku sinemasında gaddarca katledilmek hususunda kadın karakterler her zaman zirveye oynamıştır. İşte bu liste sinema tarihinin en zalimce katledilen kadın karakterlerine odaklanacak. Listeyi eşit şekilde 12′şer katliam inceleyerek oluşturduğumuz www.korkusitesi.com dan sevgili Devilboy’a teşekkür ediyorum. (Bir adette bonusumuz var) Buyrun başlayalım..
Jason X (2001)
Anti kahramanımız Jason 2455 yılında buzulların içerisine sıkışıp kalmış bir fosil olarak bulunuyor ve araştırması yapılmak üzere bir uzay gemisine getiriliyor. Hokey maskeli bu çirkin fosilin araştırmasını yapacak olan bilim kadınının bilmediği şey ise Jason’ın şartlar ne olursa olsun yaşama azminin hiç dinmediği! Laboratuar sedyesinde kendine gelen Jason’ın sarışın ablamızın güzel suratını tezgahta bulunan sıvı hidrojen dolu tekneye batırıp batırıp çıkarması ve donan suratı tezgaha vurmak suretiyle parçalarına ayırması sadece 10 saniye sürüyor!
A Nightmare On Elm Street: The Dream Child (1989)
Annesinin yaptığı yoğun baskılara dayanamayan genç kız manken olmaya karar verir ve sıfır beden olma uğruna sıkı bir diyete girer. Rüya katliamcısı Freddy’nin arayıp da bulamadığı mevzuda işte tam olarak budur. Kurbanını zayıf noktasından yakalamak! Büyük bir yemek masasının etrafında toplanan kalabalığın gözleri önünde tabakta ki iğrenç yemeği lokma lokma kızın boğazına sokan Freddy, bu sahnede yiyerek çatlamak deyimine de yeni bir soluk getiriyor. Tabii ki bunların hepsi bir rüya öyle değil mi?
Suspiria (1977)
Dario Argento klasiği Suspiria’nın aynı zamanda en can alıcı sahnesine tekabül eden bu sekans bir kadına uygulanabilecek en gaddarca şiddet gösterilerinden biri. Sinema tarihine de kazınan bu sahne de ekrandaki güzel hatuna birden çok ve arka arkaya uygulanan şiddet insanın tüylerini gerçekten diken diken ediyor. Cam parçaları, boyuna geçirilen bir ilmek, oluk oluk akan kan ve sert zemine çakılan ikinci bir dehşet.
House of Wax (2005)
Bir çok insan eminim ki bu sahnede yüreklere su serpen bir ferahlık ve rahatlama hissetmiştir! fakat sahnenin uygulanış biçimi gerçekten çok gaddarca. Mumya evi katilinin gaddarlığının yanında hünerini de sergilediği sahnede Paris Hilton gözünden giren ve kafatasını parçalayan bir mızrakla önce dizleri üzerinde çakılı duruyor sonrasın da kafatasına saplanan delici aletten aşağı doğru kaya kaya yere kapaklanıyor.
Halloween 2 (1981)
Kadın karakterlerin en büyük belalılarından biri kuşkusuz Michael Myers. Seri cinayet işine 6 yaşındayken giren gaddar katliamcının en iyi işlerinden biri ise hastanenin bodrum katında bulunan küçük sıcak su havuzunda gerçekleştirdiği katliam. Ambulans şoförüyle sevişmek maksadıyla bodruma gelen iri göğüslü güzel ablamız Michael Myers’ın acımasız tavrına maruz kalıyor. Sıcak su derecesini maksimum düzeye çıkaran Myers kadının kafasını kaynayan suya batırıp batırıp çıkartarak yavaş yavaş ilerleyen bir işkence yöntemi uyguluyor. Böylece güzel hemşire hem yavaş yavaş boğulmuş hem de derisi güzel suratından parça parça dökülerek tanınmaz bir hal almış oluyor.
Sleepaway Camp 2: Unhappy Campers (1988)
Bir kadın bir kadına bu hunharlığı yapar mı demeyin katliam işini sadece erkeklerden beklemeyin! Sleepaway Kampında meydana gelen bu cinayet Angela’ya ait. Angela’nın CV’sin de birkaç gaddar sahne bulunsa da (örneğin 3. filmde boynuna kadar toprağa gömülmüş teyzenin kafasının üzerinden çim biçme makinesiyle geçmesi gibi) en etkileyicisi bu olsa gerek. Ağzı geniş bir tuvalet logarında insan pisliği içerisinde boğulmak gibi iğrenç ve gaddar bir sahne tasavvur eder misiniz?
Jason Goes To Hell: The Final Friday (1993)
Genç çiftlerin amansız düşmanı Jason kamp uğraklı gelinen mekanda çadır kurup mercimeği fırına veren ateşli gençlere musallat oluyor. Sevişmenin en hararetli noktasında aniden dışarıda beliren Jason pozisyon olarak üstte bulunan genç kızı sırtından pala ile delip yukarı doğru kesmek suretiyle izleyiciye acımasız bir gaddarlık gösterisi sunuyor.
Naked Blood: Megyaku (1996)
Deneysel bir ilaç verilerek katledilen kurbanımız aslen bir katil tarafından katledilmiyor. Ancak ölüm biçimi kanına karışan bu ilaç sonrasında gerçekten çok korkunç. Kanına verilen ilaç sonrasında bilincini yitirerek önce elini kaynar suya sokan karakterimiz daha sonra parmaklarını ısırıp yemek ardından göğüs ucunu kesip yemek ve en sonunda çatalla gözünü çıkarıp yemek suretiyle korkunç bir şekilde can veriyor ve izleyiciyi adeta şok ediyor.
Witchery (1988)
Pek fazla bilinmeyen ancak sinema tarihinin en sadist sahnelerinden birine sahip olan bir film Witchery (La Casa 4). Mevzu bahis sahnede kurban yaşlı kadının dudakları iğne iplikle dikilmek suretiyle öncelikle bağırmasını önleniyor. Daha sonra şöminenin içerisine baş aşağı asılan kadın hiç bir şeyden haberi olmayan ev ahalisi tarafından şömine ateşi yakılmak suretiyle yavaş yavaş kavruluyor.
The Texas Chainsaw Massacre (1974)
Gaddarlık konusunda çok az karakterin eline su dökebileceği bir manyak olan Leatherface özellikle elektrikli testeresiyle bir çok katliam uygulamasına rağmen en etkilisi bu olsa gerek.Kurbanını yakalayarak bir et kancasına sırtından asan Bubba Sawyer kızı bu şekilde saatlerce bıraktıktan sonra bir et dondurucusuna koyarak işkenceyi tamamlıyor!
The Hitcher (1986)
Amaçsız ve fakat acımasız seri katil John Ryder’ın yollarda terör estirdiği muhteşem film ‘The Hitcher”ın en gaddar sahnesinde yol boyunca süren kovalamaca bir tırın arkasında son buluyor! O zamanlar henüz toy zamanlarında olan Jennifer Jason Leigh’in can verdiği Nash karakterini iki araç arasına bağlayan Rider hafif bir işkenceden sonra aracı hareket ettirerek kızı beş parçaya bölüyor!
Friday the 13th 7: The New Blood (1988)
Biliyor musunuz bilmiyorum fakat düğünlerde çalan bir trakya yöresi şarkısı vardır. Al kızını koy çuvala salla salla vur duvara diye devam eder. İşte Jason bu şarkının bir uygulayıcısı olan canlı bir örnek! Ormanlık alanda uyku tulumunda yatmakta olan masum kurbanını kavrayan Jason bir ağaç kütüğüne defalarca vurmak suretiyle genç kızın bütün kemiklerini kırıyor ve gaddarlık konusunda eline kimsenin su dökemeyeceğini kanıtlıyor.
Wrong Turn 2: Dead End (2007)
Wrong Turn’ün devam filmi Wrong Turn 2: Dead End’in açılış sekansında meydana gelen cinayet biraz abartı fakat yine de irrite edici. Sarışın güzel kızı balta vasıtasıyla ortadan iki eşit parçaya bölen mutant bu hamlesiyle kızın iç organlarının asfalta saçılmasına yol açıyor.
Blood Feast (1963)
Hershell Gordon Lewis’ın patlama yaptığı film olan Blood Feast, Fuad Ramses’in yüce tanrıçası İsthar’ı tekrar diriltmek için kurban verdiği kadınları konu alıyor. Filmin tamamında altı kadın acımasızca katledilmekte, gözler, beyinler, diller ve diğer tüm organlar İsthar’ı yeniden diriltmek için toplanmakta.
Cannibal Holocaust (1980)
Bence insanlık dersi niteliğinde ki ağır şiddet ve gaddarlığın gözler önüne serildiği Cannibal Holocaust da, Ruggero Deodato modern ve ilkel insanın arasında ki kavram farklarını gözler önüne seriyor. Filmin ilk sahnelerinde akmaya başlayan kan son anına kadar durmaksızın devam ederken bu listede yer almasını sağlayan sahneler ise kısaca şunlar: İlkel adamın araştırmacı gruptan bir kızın vajinasına taş sokarak defalarca darbeledikten sonra çamurla sıvaması. Yasak ilişkiden istenmeyen bir çocuk doğuran kabile kadınlarından birinin hunharca doğum ve kurban edilme sahnesi. Araştırmacı grup tarafından kazıklara oturulan kabile kadınları ve tecavüzler. İlkelikle modernlik arasında ki ince çizgi de gidip gelen Cannibal Holocaust şiddetin en saf hali.
City of the Living Dead (1980)
Fulci’nin bir diğer unutulmazlarından City of the Living Dead. Cehennemin kapılarının açılması sonuçu şeytani lanetin kasıp kavurduğu Dublin City’de olup biteni konu almaktadır. Cehennemin yedi kapısından sonuncusunu aynı enoch’ta yazdığı gibi kendini kurban ederek açan rahip Thomas böylece şeytanın yer yüzünde ki yansıması haline gelir. Liste de yer almasını sağlayan sahne ise aynı zaman da gore tarihinde ki en can alıcı sahnelerden biri olan possessed ettiği kadına tüm iç organlarını kusturarak öldürdüğü sahnedir.
Profundo Rosso (1975)
Dario Argento’nun filmlerinin ana temasını kadına şiddet oluşturur. İşte ustanın en unutulmaz filmlerinden biri olan Profundo Rosso/Deep Red’de ki bir kadın kurbanın yüzünün sıcak suya daldırıldığı ve yüzünün her defasında nasıl haşlandığının kameraya gösterildiği sahne akıllardan çıkacak gibi değil.
Don’t Go in the House (1980)
İşin aslı Ed Gein uyarlamalarının hepsinin bu listede gözü kapalı yer alabilecek olmasına rağmen, bence bu uyarlamalardan en farklısı Don’t Go in the House. Film, kavurduğu kadınlarla yanık kokusunu burnumuza getiriyor. 1996′da Tarantino efendinin film festivalinde de gösterime giren Don’t Go in the House, 80′de gördüğünden çok daha fazla ilgi görmüş. Evine yaptığı özel oda da masum kadınları vahşice kurban eden Donny, Ed Gein uyarlamaları arasında kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film.
Freaks (1932)
Tod Browning ne çektiyse olay olmuş vakti zamanında. Döneminin ötesinde bir yönetmen olan Browing’ın Freaks filminde anlattığı sirk ucubeleri ve sefil hayatlarını gaddarlıkla ele alırken, sirkin güzellik ucubesi olan Cleopatra’ya saldırdıkları sahne sahsürlenerek kısalsa da olay gerçekten ürkütücü. İsa’nın son yemeğini andıran bir yemekten sonra gaddarca harcanan kadın belki de sinema tarihinde ki kadına şiddet mevzusunun en başarılı örneklerinden biri.
Gore Gore Girls (1972)
Herschell Gordon Lewis kadar filmlerinde kadın katleden sayılı adam vardır. Hele ki işi sayı bazına vurursak vakti zamanında feminsit kitleler tarafından cani ve kadın düşmanı olarak adlandırılmasıda cabası. 1972 yapımı Gore Gore Girls ise bu kadın cinayetlerini mizahi bir dilde ele alan en kanlı ve vahşet dolu filmlerden biri. Bu filmde çok fazla kadın kanı aksada benim en çok dikkatimi çeken et dövücüsüyle parçalanan göt ve meme ucunun kesildiği sahne..
Last House on the Left (1972)
The Last House.. serisinin en meşhuru olan on the Left (1972) Wes Craven dayının grindhouse bünyesine armağan ettiği muhteşem bir yapıt. Ağır istismar, şiddet ve aile bağlarının yanı sıra toplumdaki ayrılıkları en saf haliyle ele alıyor. Kurg (idollerimdendir) ve tayfasının masum hipi kızları öldürdükten sonra kızın ailesine musalat olmaları ve ailenin çivi çiviyi söker yaklaşımıyla şiddete karşılık şiddet göstermesi de filmin bir diğer güzel yanı.
New York Ripper (1982)
Lewis’den sonra gore konusunda ikinci bir isim varsa o da Lucio Fulci’dir. Gizem dolu slasher filmi New York Ripper, kadın katliamı dendiğinde ilk aklıma gelen filmlerden biri. Katilin çıkardığı ördek sesleri ve hunharca tarzı unutulmazlar arasına girmesi için yeterli. Bolca karın deştiği, boğaz parçaladığı sahne dışında vajina bıçaklaması da filme ayrı gaddarlık katmıştır. Zihnimin derinliklerinden silinmeyen sahnelerden biride arabalı vapurda işlediği cinayet.Burada deşmekle kalmayıp meme uclarını keserek mevzuya renk katıyor.Şişeyle vajinasını değiştiği kurbanının dışında.Olgun kadınla birlikte olduğu sahne de gerçekten çok iyi.
Peeping Tom (1960)
Röntgenci bir gencin hayatından dem vuran Peeping Tom (1960), 60′ların en iyi korku filmlerinden biri. Yer altı ortamlarında eli kamera tutan genç adamın çocukluğunda babasının zoruyla edindiği gözetleme tutkusu bir süreden sonra sadistçe bir saplantıya dönüşmüştür. Filme aldığı kadınları çekim esnasında öldüren genç adamın adeta snuff çalışmalar yapması bir yana, kendi içinde verdiği çelişkiler de filme ayrı bir hava katmakta.
Zombie 2 (1979)
Lucio Fulci’nin en meşhur filmlerinden biri olan Zombie 2 aynı zamanda en gaddar kadın katliamının yapılığı sahnelerden birine sahip. Her şeyiyle muhteşem olan Zombie 2, Dr. David Menard’ın karısının katledildiği sahne ile dünya gore tarihinin kanlı sayfalarına kazanmıştır. Olga Karlatos’un gözünün oyulduğu sahne kanımca kadınlara beyaz perde de uygulanan en sıra dışı şiddet sahnelerinden biri.
Psycho (1960)
Muhtemelen sinema tarihinin en önemli kadın katliamının yapıldığı Alfred Hitchcock imzalı Psycho her yönüyle hafızalara kazınmıştır. Fakat tabii ki en önemli sahne Janet Leigh’in hayat verdiği Marion Crane karakterinin Bates Motel’in izbe odalarından birinin banyosunda hunharca defalarca bıçaklanarak katledildiği sahnedir.
Haribo puanı:13/13
Yazının karakterine uygun bir bonus müziğini de beğeninize sunuyoruz…
Korkusitesi ve Extreme Haribo Culture için yazan Yasin ‘Devilboy’ Karakaya & Lord Magius
Lord Magius:xtrm4haribo@gmail.com
Devilboy:hecamehome@hotmail.com
Devamını okuyun...>>
27 Haziran 2011 Pazartesi
Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 101 Korku Filmi
Ölmeden önce görülmesi denen diye başlık atılmış ancak bu liste de yer alan 101 korku filmini izleyip ölürseniz,kanımca eksik gidersiniz fakat altta yer alan ve bazılarının analiz linkleri de verilmiş olan bu listede ki filmler karanlıklar diyarına açılan bir rehber niteliğini taşımakta.
Steven Jay Schneider'ın hazırladığı liste en fazla 13 üzerinden 4 alır.
The Abominable Dr. Phibes (1971)
An American Werewolf in London (1981)
Audition (1999)
The Bad Seed (1956)
The Beyond (1981)
The Birds (1963)
The Black Cat (1934)
Black Sunday (1960)
Blacula (1972)
The Blair Witch Project (1999)
Bram Stoker's Dracula (1992)
Bride of Frankenstein (1935)
The Brood (1979)
The Cabinet of Dr Caligari (1920)
Candyman (1992)
Cannibal Holocaust (1980)
Carnival of Souls (1962)
Carrie (1976)
Cat People (1942)
Cemetery Man (1994)
A Chinese Ghost Story (1987)
The Curse of Frankenstein (1957)
Daughters of Darkness (1971)
Dawn of the Dead (1978)
Dead of Night (1974)
Deep Red (1975)
Der Golem (1920)
The Descent (2005)
The Devil Rides Out (1968)
The Devil's Backbone (2001)
Les Diaboliques (1955)
Dr. Jekyll and Mr. Hyde (1931)
Don't Look Now (1973)
Dracula (1931)
Dracula (1958)
Dressed to Kill (1980)
Eraserhead (1977)
Evil Dead II (1987)
The Exorcist (1973)
Eyes Without a Face (1960)
The Fly (1986)
Frankenstein (1931)
Freaks (1932)
Friday the 13th (1980)
The Grudge (2002)
Halloween (1978)
The Haunting (1963)
Häxan (1922)
Hellraiser (1987)
Henry: Portrait of a Serial Killer (1986)
The Hills Have Eyes (1977)
Hour of the Wolf (1968)
The Howling (1981)
The Hunger (1983)
I Walked with a Zombie (1943)
The Innocents (1961)
Island of Lost Souls (1932)
Jacob's Ladder (1990)
Jaws (1975)
King Kong (1933)
The Last House on the Left (1972)
M (1931)
Man Bites Dog (1992)
The Masque of the Red Death (1964)
Night of the Living Dead (1968)
A Nightmare on Elm Street (1984)
Nosferatu (1922)
Nosferatu the Vampyre (1979)
The Old Dark House (1932)
The Omen (1976)
Onibaba (1964)
The Orphanage (2007)
The Others (2001)
Peeping Tom (1960)
Phantasm (1979)
The Phantom of the Opera (1925)
Poltergeist (1982)
Psycho (1960)
Re-Animator (1985)
Repulsion (1965)
Ring (1998)
Rosemary's Baby (1968)
Saw (2004)
Scream (1996)
The Shining (1980)
The Silence of the Lambs (1991)
The Sixth Sense (1999)
Suspiria (1977)
Switchblade Romance (2003)
A Tale of Two Sisters (2003)
The Texas Chain Saw Massacre (1974)
The Tingler (1959)
28 Days Later... (2002)
Valerie and Her Week of Wonders (1970)
Vampyr (1932)
The Vanishing (1988)
Viy (1967)
What Ever Happened to Baby Jane? (1962)
White Zombie (1932)
The Wicker Man (1973)
The Wolf Man (1941)
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Film analizleri,
Haribo's Compilations
24 Haziran 2011 Cuma
17 Haziran 2011 Cuma
16 Haziran 2011 Perşembe
15 Haziran 2011 Çarşamba
Pornoizm
Yasakların bol olduğu bir ülkede yaşamak herkese kısmet değildir, bilirim. O yüzden hiç yadırgamıyorum şimdi de “porno”nun yasaklanmasını. İster sanat olarak bakın olaya, isterseniz de kelime anlamıyla bakın. Sonuç pek değişmiyor. Ülke insanlarının zihin yapısı değişmedikçe kelimenin içini doldurmak bir hayli zor görünüyor. Sahi “porno” kelime anlamı olarak neyi ifade etmektedir?
Porno, ahlaki değerlerle ters düşen eylemler olabildiği gibi, üremek ya da salt zevk için sevişmenin kayıt altına alınmasıdır aynı zamanda. Peki pornoyu kaydetmek ya da sadece seyretmek normal midir? Bu tartışılır. Ama iki cinsten insanın birleşmesini izlemek yeni bir şey değildir. Hatta Spartacus adlı dizide bile asil bir soylunun isteği üzerine iki kölenin birleşme sahneleri çekilmiştir. Tabii bu birleşmeyi olaya şahit olan gözler de doya doya seyretmiştir.
İçinde aksiyonun gırla döndüğü holivud filmlerinin hemen hepsinde kalontor adamların pornoya olan yaklaşımlarına hep bir dokundurma olur. Ya özel bir parti verilmiştir ya da bir otel odasında iki bin dolarlık takım elbisesini hararetle çıkarırken içeriye sadece iki kız girmiştir vs. Bu da herkesin bildiği; ama pek dillendirmediği konulardan biridir zaten. Bu pornoculuk olayı şu an halka yasaklanmaktadır; ancak halkın kafasında yer etmesi “halktan olmayanlar”ın yüzündendir.
Daha birkaç ay öncesinde Şahin K.’nın yeni filmi “Günah Keçisi” nin tanıtım filmi bütün sosyal medya sitelerinde vardı. Hatta Şahin K.’nın daha önceki yapımları internette izlenme rekorları kırdı. Şahin K. memlekette ne kadar talk show varsa neredeyse hepsine katıldı. Ne oldu? Halkın ahlakı mı bozuldu? Yoksa herkes gülüp geçti mi? Hepimiz gülüp geçtik. Doğruya doğru.
Canımızın yandığı yerlerden biri de, çok değerli kabul ettiğim yönetmen Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filmine yöneltilen haksız eleştirilerdi elbette. Sibel Kekilli’nin ailesinin gündeme gelmesi ve tehditlerin havada uçuşması bir yana, bütün tartışmalar filmin “porno” film olduğu yönünde tıkandı. Bugün bile görüşü dar olup, filmi izleyenemeyen (!) insanların gözünde “Duvara Karşı” pornodan başka bir şey değildir.
Ama işin öyle bir tarafı vardır ki, işte hepimizin durduğu andır bu. 05 Haziran’da çıkan yazısında Onur Caymaz’ın da bahsettiği gibi çocuk pornosu! Sağlıklı ve normal akıllı her insanın kanını donduracak kadar insanı yerine mıhlayan iki kelimedir. Basit, tümevarımcı, bir isim ve bir sıfat. Etkisi tartışılmaz: Çocuk Pornosu!
İnsanoğlu - maalesef – pornonun değişik yöntemlerini, eğilimleri sonucu keşfetmiştir. Hayvan pornosu, ceset pornosu ve çocuk pornosu! Bilindiği gibi psikoloji terminolojisinde bunları adı sırasıyla: Zoofili, nekrofili ve pedofilidir. Yani bir çeşit hastalık!
Pornonun yasaklanmasını isterken bunları da göz önünde bulunduralım. Hangi tür pornoya karşı önlem alalım? Bu hastalıkların yaygınlaşmaması ve kişiyi özendirmemesi için ne yapalım? Ki bu konular ülkemizde gündeme pek gelmez, pek fazla insan da bu tarz konularda vakit kaybetmez. Okuyanlar bilir, değerli yazarımız Şebnem İşigüzel son romanı “Kirpiklerimin Gölgesi”nde pedofiliye yer veriyordu. Konuyu iyi işlemişti. Orada vahşeti okuyup da bu olaylara duyarsız kalan insan tanımam.
Tuna Bahar tarafından yazılmıştır.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
ahlak,
Köşe yazıları,
Mezarlık Ahalisi,
Porn,
toplum,
Tuna Bahar
14 Haziran 2011 Salı
Morbid Angel @ 013 Tilburg Netherlands (2011-06-12 )
01. Immortal Rites
02. Fall From Grace
03. Rapture
04. Pain Divine
05. Maze of Torment
06. Sworn to the Black
07. Existo Vulgoré
08. Nevermore
09. I Am Morbid
10. Angel of Disease
11. Lord of All Fevers and Plague
12. Chapel of Ghouls
13. Dawn of the Angry
14. Where the Slime Live
15. Blood on My Hands
16. Bil Ur-Sag
17. God of Emptiness
18. World of Shit (The Promised Land)
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
2011,
David Vincet,
I am Morbid,
Maze of Torment,
Morbid Angel,
Worship
13 Haziran 2011 Pazartesi
Morbid Angel-Illud Divinum Insanus (2011)
Herkesin en çok beklediği albüm Illud Divinum Insanus geçtğimiz günler de yayımladı ve 8 sene aradan sonra genel yenli albüm %70 gibi bir çoğunluğun beklentisinin altında kalması bir yana,bazı dili uzun,kanı bozuk tiplere de gün doğmuş olduğu da site ve form ortamlarındaki yorumlardan gözlenebilmektedir.
Her şey bir yana R.I.P Morbid Angel yazan tiplere I am Morbid demekten başka bir şey bulamıyorum.
Albüm sakatlığı öncesi sakatlanan Pete Sandoval'ın yerine Tim Yeung gelmesiyle başlayan süreçten albümün artık tamamen yayıldığı şu güne kadar saçma tepkilerin ardı ardına kesilmemesi açıkça beni rahatsız etmekte.Yeni gitarist Thor Anders Myhren ise Azagthoth gibi bir cehennem zebani ile çalmaktan hoşnut gözükmekte.Pete'nin bir nevi dublörlüğünü üstlenmiş olan Yeung ise görevini başarıyla yerine getirmiş.Dünya turnesinin açılış konserlerinde sergilediği performans ve albüm kaydında Pete'nin yazdığı davulların üstünden fazla fazla kalkmış durumda.
Beni en çok rahatsız eden bir diğer mevzu ise David Vicent'ın uzun süreden beri bazılarının alışamadığı imajı.Adamın ta en leş dönemlerinde bile bakımlı olduğu gözden kaçmayan bir şey.İster kabul edin ister etmeyin bu adamı böyle kabul etmek zorundayız.
Kayıtta Eric Rutan imzası var gene.Adamın yaptığı kayıtları seviyorum.
Season of Mist label'ın dan yayımlanan albümde 11 parça yer almakta.
1.Omni Potens
2.Too Extreme!
3.Existo Vulgoré
4.Blades for Baal
5.I Am Morbid
6.10 More Dead
7.Destructos Vs. the Earth / Attack
8.Nevermore
9.Beauty Meets Beast
10.Radikult
11.Profundis - Mea Culpa
İntro olan parça Omni Potens çok saçma da gelse Monotheism denen tek tanrılı dinlerin tüm güçlere yakarış Omni Potens mevzusundan bahsetmek.Evet çok sıkıcı geliyor.Aynı dinler de ki dualar gibi.Kanımca David Vincent burada bu mevzuya değinmiş.
Too Extreme !,albümün belki de hayal kırıklığı yaratan parçası bir çok dinleyici için.Hatta bu parçadan sonra direk dinlemeyi sonlandıran dinleyiciler bile olmuş.Evet Morbid Angel isminden beklenmedik bir parça ancak bu gözüken ve duyulan değişim daha sadece bu albüme has bir husus.Bundan sonra tekrarlanacağını sanmıyorum ancak gene de devamı gelirse de canları sağ olsun.
Existo Vulgore ile alışık olduğumuz Morbid Angel geri dönüyor.Blades for Baal da devam niteliğinde.
Benimi en çok rahatsız eden mevzu David hakkında bitmiş gitmiş,bu saatten sonra Morbid Angel öldü diyenler.Onun dışında albümden bile mutluyum.8 sene sonra Morbid Angel albüm çıkarmış hiç iyi mi kötü mü,öyle mi böyle mi diye.Kimse kusura bakmasın.
I am Morbid,Tam bir konser parçası.Konserler de çok gaddar çaldıkları kesin.Açılış turnesinde bu parça fena çoşturdu.Evet basit bir parça Morbid Angel için.Hele ki sözleri daha da basit.Ancak hisli bir parça olduğu kesin.
10 more Dead,Nevermore,Beauty meets Beast bunlar gerçekten muhteşem parçalar.Nevermore'u uzun süredir konser performanslarından biliyorduk.10 more Dead ve Beauty meets Beast çok karanlık parçalar olmasa bile yıllardır bildiğimiz Morbid.
Radikult,çok eğlenceli bir parça.Endüstriyel ağırlık bir parça ama gayet iyi.Tam David'ın karısının grubu Genitorturers işleri gibi.
Ne olursa olsun ben albümden memnumun bu albüm eğer 8 parçadan olmuş olsaydı eminim ki çoğunluk şuan ortalığı ayağa kaldırırdı.Önemli olan bardağın dolu kısmını görmekte.2 sene içinde kanımca tekrar bir Morbid Angel albümü yüzümüze şeytanın kırbacı gibi patlayacak ve bok atanlara büyük bir zevkle sıçtıkları boku yedirtecektir.
Haribo Puanı:I am MORBİD
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
10 Haziran 2011 Cuma
Zombilere Bakış-1
Korku sinemasının dışlanmış çocukları zombiler.Sahne hasılatlarına bakıldığı zaman zombi sevenlerin sayısı bir avuç insandan ibaret değil.Bunun mutlaka çeşitli nedenleri olması bir yana zombiler ile insanlar arasında ki bağ zombilerin önceki hayatlarında yaşayan varlıklar olmasından daha öte.
Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.
Bu farklı konuma gelmelerine de en büyük pay George Romero'a aittir.Romero'dan önce zombiler köledir ve işin aslıda budur.Afrika da ki zombicilikten yıllar sonra köle tacirleri tarafından özellikle kolonicilere satılan Afrikalıların mısır,pamuk,şeker kamışı gibi tarımsal alanlarda çalıştırılmaları ve taşıdıkları köle damgasını adlandırır.Aynı zamanda sanayi devriminin ilk yıllarında İngiltere de ki sanayi işçileri de aynı sıfatla çağrılmışlardır.
Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.
2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.
Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.
1968 ve Zombiler
Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.
Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.
Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.
Zombi gerçek özgürdür....
Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....
Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....
Zombi bağımsızdır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Temeli voodoo ve kara büyüye dayanan zombiler günümüz dünyasında çok farklı bir yere gelmişlerdir.
Korku sinemasınında ki ilk zombiler de bu şekilde boy göstermektedir.White Zombie (1932) ve I walked with a Zombie (1943) adlı yapımlarda bu kölelik ve zombi ilişkisi sergilenmektedir.Daha sonra 2.dünya savaşının ardından zombiler sadece siyah köle takımını değil bir çok farklı toplumdan dışlanmış ya da topluma kötü olarak ilan edilenlere de zombi sıfatı yakıştırılmaya başlanmıştır.
2.Dünya savaşında bunun bir örneği de Nazi ordusunda yer alan askerler için söylenmiştir.Amerikan ordusu askerlerine Nazilerin yaşan ölü olduklarını hakkında hikayeler uydurarak,askerler üzerine korku salmışlardır.Belkide bu kokuyla yüzleşme isteği düşmanı daha ciddiye alma durumuna yol açmış ve zafere ulaşmalarında bir nevi dürtü olmuştur.
Değişen dünya da zombiler alt kültüre kaymakla birlikte Hollywood'un parıltılı sahnesinden de kovulmuştur.B sınıfı filmlerin ise vazgeçilmez ögelerinden biri halini almıştır.
1968 ve Zombiler
Romero'nun Night of the living dead filmiyle birlikte zombiler artık devrimci semboller taşımaya başlamış ve sadece faşistler tarafından kelle avı başlamıştır.Tarihte örnekleri K.K.K dönemi A.B.D andırmaktadır.Hayata kalma savaşı verenler ise aşırı duygusal tasvirlerin içine sokulmuştur.
Night of the living dead ile birlikte zombilere isyankar ve devrimci bir rol verilmiştir.Hunharca etrafa saldırıp,İnsanları yiyen sadece beyinlerinden vurulduğunda ölen ve karmaşaya neden olan zombiler modern zombi anlayışının başını çekmektedir.İleri ki filmlerinde de bunu sürdüren Romero diğer korku filmlerinde de bu tarz yaklaşımlarıyla göze batmaktadır.
Film çekildiği yıllarda ki dünyanın durumu kanımca zombilerin kölelikten çıkmasında en büyük etken olduğunu düşünüyorum.Zombi filmlerinin derinliklerinde yatan bu gerçeklik her ne kadar arka plan da kalsa da kanımca bu kaos ve anarşi durumunun yanı sıra insanın tam bağımsızlığını (ölü olsa dahi)simgelediğinden dolayı insan oğlu diğer tüm yaratıklardan daha çok kendine yakın ve korkutucu bulmaktadır.
Zombi gerçek özgürdür....
Zombi herhangi bir sistemin içine dahil edilemez....
Zombi doğanın gereğine göre hareket eder....
Zombi bağımsızdır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
2 Haziran 2011 Perşembe
Anal Blasphemy - Sexual Desecration of Islam Faith
Warriors of the Great Devil
Sadistic, malice-willed
Islam assholes
Blind in faith
Absence from lust
Sexual impotence
Demonic infernal sperm
Spewing to rape and desecrate
She-demons and malebeasts
degrading muslim fucks to lower than dogs
Ridiculed and raped
Bitches of Lord Satan now. CUNTS!!!!
Pray now to your weak Allah
as the eve of anal impalements
And renounce your cunt faith
While crawling in your own shit
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Anal Blasphemy,
Black Metal,
Sexual Desecration of Islam Faith,
Worship
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























































