Sex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2016 Perşembe

Cinsel Hayatın Özgürlüğüne Kavuşması: Pussy Talk (1975)



   1960’lı yılların ortalarından başlayarak tüm dünyaya yayılan özgürlük hareketiyle birlikte sinemada pornografi de yükselişe geçmiştir. Ataerkil düzene başkaldıran gençler, siyahiler, kadınlar, eşcinseller ya da kısaca ötekiler, seslerini yükselttikçe tüm uluslarda çeşitli sosyo-siyasal hareketlilikler gözlemlenmiştir. 1968 gençlik hareketlerinin dünyanın dört bir yanında farklı etkileri olurken, özellikle Avrupa kıtasında ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni Fransız düşüncesi ile birlikte parçalı düşünce yapısı yaygınlaşmaya başlamış ve öteki, daha gün yüzüne çıkar hale gelmiştir. Bu dönemki en çok ses getiren eylemliliklerden biri de özgür cinsel yaşam istencidir. Kadınları sadece üreme aracı olarak algılayan ahlak koruyucusu kilise ve kadınları alt varlıklar olarak gören devlet erkânları, kadınların hak savunusu karşısında falluslarını koruma isteğine gitmişlerdir. 

Devamını okuyun...>>

3 Eylül 2015 Perşembe

Los violadores aka Mad Foxes (1981)




Kanunsuz motorcu filmleri hiç kuşkusuz Exploitation sinemasının başlangıcında yer alan önemli bir alt tür.Bu alt türü çekici kılan en büyük etken ise motosikletin insan algısına verdiği özgürlük, bağımsızlık ve kural tanımazlık duygusuydu. Motosikletler bir nevi modern atlardı.


Devamını okuyun...>>

18 Mart 2015 Çarşamba

Chikan waisetsu nozoki (1992) aka Under the Carp Banner



Uzak doğu kültürü, özellikle Japon kültürü hem anlatı olarak, hem de gelenek olarak biz batılıların tuhaf ya da garip olarak adlandırdığımız gelenek anlayışlarına sahipler. Sinema filmlerinde de bunların izleri görülür. Yaptıkları canavar filmleri, dövüş filmleri ve geleneksel korku öyküleri dışında istismar ve erotik filmlerle , batılı insan için akıl almaz işler ortaya koymuşlardır.


Devamını okuyun...>>

6 Nisan 2014 Pazar

Los ritos sexuales del diablo aka Black Candles (1982)



Korku sinemasında büyü,cadı ve satanizm konuları her dönem vazgeçilmeden işlenen ve popülerliğini yitirmeyen ender temalardan biridir.Bu konuları saf olarak ele almak bir yana,1970'li yıllardan sonra çeşitli alt türler içinde işlenen halleri dahada ilgi çekicidir.Özellikle bu konular çıplaklık ve seksle süslemiş ise izleyicinin daha da ilgisini çekmektedir. Black Candles ya da daha bilinen ismiyle The Sexual Rites of the Devil,gerçek bir düşük bütçeli korku/erotik baş yapıtı.


Devamını okuyun...>>

24 Aralık 2012 Pazartesi

La Papesse aka A Woman Possessed (1975)




70’li yıllar ve dönemin en çok merak uyandıran, skandal niteliğindeki mevzusu “Satanizm”. Ayinleriyle, söylemleriyle, tarikatlarıyla ve insanların kalplerinde dehşete yol açan eylemleriyle toplum üzerinde adeta şiddetli bir şok etkisi yaratmıştır bir dönem.


Devamını okuyun...>>

16 Aralık 2012 Pazar

Emanuelle IN America (1977)




Fransız sinemasının 70’li yıllarda yarattığı “Emmanuelle” karakteri ve bu karakter ile çekilen bir çok soft-erotik seri tüm dünya çapında büyük ilgi gördü. Serinin elde ettiği başarı ve popülerlik, sexplotion türünde sıra dışı ve sansasyonel filmler otaya koymuş olan usta yönetmen Joe D’Amato nun gözünden kaçmamış ve bu furyada kendi payına düşeni en iyi şekilde değerlendirmiştir. 



 “Black Emanuelle” olarak ünlenen Endonezya’lı seksi oyuncu Laura Gemser ve D’Amato nun birlikteliği seriyi bambaşka bir boyuta taşımıştır. Yönetmenin orijinal senaryoyu belirli yönlerden referans alması dışında neredeyse isim benzerliği dışında çok fazla bir ortak yan bulmak mümkün değil. Tamamiyle kendine özgü, çarpıcı ve sıra dışı bir kurguyla birbirinden keyifli birçok filme imza atmıştır. “Canibalizm” den tutun da ihtişamlı seks tarikatlarına kadar dönemin en revaçta olan kurguları bir bir bu serinin içerisinde yer almıştır. Laura Gemser’ın büyüleyici görüntüsü ve arzuları tetikleyen cümleleri bu filmleri şüphesiz daha bir izlenir kılmaktadır. 


 Genellikle cinsel özgürlük tutkunu ve özgür aşkın peşinden giden bir kadın karakteri ile karşı karşıyayızdır bu filmlerde. Her ortam ve koşulda bu tutkunun peşinden gitmekle beraber, kadının cinsel obje olarak her fırsatta en ağır biçimde tüketilmesi gerçeğiyle yüz yüze gelmekten de kaçınamaz baş karakterimiz. Ve bu konuda üstlendiği sorumluluk bilinciyle kimi zaman gazeteci kimi zaman araştırmacı ya da bir foto muhabir olarak bu durumları göz önüne sermek için olayların doğrudan içerisinde yer almayı hedefler. Ondan sonrası malum; başlasın macera, sex partileri, uyuşturucu, yamyam kabileler, sapkın zenginler, ihtişamlı malikanelerinde haremler kurmuş baronlar vs.


 Aynı zamanda bu seri bir turizm rehberi havasındadır. Amerika’dan uzak doğuya kadar pek çok ülkede çekimler yapılarak uluslararası bir içerik kazandırılmıştır filmlere. 1972 yapımı Emanuelle In America D’Amato nun serideki ikinci filmidir. Arkasından gelen Emanuella Around The World filmi ile ortak bir kurguya sahip bu filmde, Laura Gemser (Emanuella) her türlü tehlikeye cesurca atılan ve özgüveni son derece yüksek, kadın istismarına dair bütün gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya sermeyi kafasına koymuş bir foto muhabir/serbest gazeteci olarak karşımızdadır. New York’ ta başlayan hikayemiz Emanuella’nın, Eric Van Darren (Lars Bloch) isimli baronun malikanesinde kurduğu harem benzeri, her türlü cinsel arzunun tatminini amaçlayan ve bu anlamda sınırları zorlayan ortama dahil olmasıyla sıkı bir başlangıç yapar.


 Malikaneye seçilen kadınların her birinin ayrı bir burçtan olması ve havuz başındayken üzerlerinde kendi burçlarını simgeleyen amblemlerin yer aldığı tangalarla ortalıkta gezinmeleri türünden bir çok fanteziyle karşılaşmak mümkün bu sahnelerde. Özellikle baronun bir akşam tüm ahaliyi toplayıp çiftlikteki ahıra götürdüğü sahne izleyenleri hayrete düşürecek cinsten. Burada baron, kızlarından birisinin ahırın içindeki bir atın karşısında çırılçıplak bir şekilde ve şehvetli inlemeleriyle hayvanı azdırmasını konuklarına izlettirir. Emanuelle, işine yarayacak görüntüleri kolyesinin içinde yer alan minyatür fotoğraf makinesi ile çektikten sonra burada daha fazla yapacak bir şeyi kalmadığından kaçarak orayı terk eder. Tabi bu arada da ortamdaki her türlü zevkin tadını çıkarmayı da ihmal etmez.


 Kaçarken evde tanıştığı bir adamın arabasına saklanan seksi muhabirimiz, bu şahsın Mount Elba dükü olduğunu öğrenir. Gerçek bir dük olmasını hayretle karşılayan Emanuelle, yeni bir maceraya atılmanın heyecanıyla, adamın davetini memnuniyetle kabul eder. Tam anlamıyla aristokrat bir karakter olan Dük Alfredo Elvize (Gabriele Tinti), misafirini güzel karısına takdim eder ve evliliğin güzellikleri hakkında Emanuelle’ya kısa bir nasihatte bulunarak, en kısa zamanda kendisinin de bunu denemesi gerektiğini söylerler. Fakat evliliğin özgür aşkı öldürmek demek olduğunu dile getiren oyuncumuz, bu konudaki net tavrını ortaya koyar ve evlilik hakkında ki tereddütlerinin boşa olmadığı kısa sürede bir kez daha kanıtlanır. Alfredo ve karısı cinsel tatmin konusunda bir hayli sıkıntı içindedirler. Evliliğin getirmiş olduğu cinsel monotonluk sorununu gayet iyi bilen Emanuelle, bu duruma hiç şaşırmaz ve çiftin bu konudaki sıkıntılarını, olaya direk dahil olarak çözer. Bu anlamda filmdeki Emanuelle karakteri, adeta cinsellik konusunda eğitici/öğretici bir misyona sahiptir.



 Dük ve karısının malikanelerinde vermiş oldukları davette Emanuelle, bu kez de burjuva kesimin arsız ve çılgınca seks partilerine şahit olur. Bu davette öğrendiği,ahlaksız zengin kadınların her türlü fantezilerini icra edebilecekleri bir tatil köyünden haberdar olur ve hemen yola çıkar. Burada parayı bastıranın zevkine göre istediği tarzda erkeği satın alabildiğini gören Emanuelle fırsattan istifade, yapacağı haber için bolca malzeme toplar. Bu sefer de erkeğin cinsel bir obje olarak tüketimine şahit olan seksi yıldız, cinsel istismarda erkeğin de en az kadınlar kadar bu işte kurban olarak seçilebileceğini görür. Pansiyondaki odaları tek tek dolaşıp, kapı aralıklarından resimler çekerken, bir odada gördüğü olay kendisini dehşete düşürür. Burada müşteri olan kadın seçtiği adamla sevişirken videoda son derece şiddet içerikli hardcore seks sahnelerini izleyerek tatmine ulaşmaktadır. Bu duruma bir hayli öfkelenir muhabirimiz. 


 Yaşadığı tüm bu maceralardan sonra, artık mevzunun tam anlamıyla kökenine gitmek ister ve tanıştığı bir senatör ile yaşadıkları, izleyenlere mevzunun derin devlet işi olduğunu düşündürtür insana. Senatör, Emanuelle’nın kendisinden talep ettiği hardcore seks görüntülerini anında izlettirir ona. Ve bu görüntülerde askerlerin, ele geçirdikleri kadın esirlere her türlü işkence yöntemiyle tecavüz ettikleri görülmektedir. Senatör, kendisine gördüklerini çıplak gözle izleyebilme olanağını talep eder ve içkisine koyduğu L.C.D. ile onu muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bu sahnelerde özellikle Vietnam Savaşı döneminde askerler üzerinde yapılan L.C.D. denemelerine güzel bir gönderme vardır.

 Emanuella In America, hem kurgu çeşitliliği hem de dozu her saniye yüksekte olan macera dolu atmosferiyle, seyir zevkimizi doyuma ulaştıran bir yapım. Her daim, sexplotion türünün takipçilerinin baş yapıtlarından biri olmayı sürdürecektir diye düşünüyorum. Kısa bir süre önce hayata gözlerini uman efsanevi Emmanuella serisinin muhteşem oyuncusu Sylvia Kristell’ide saygıyla anmadan geçmek istemiyorum. O güzel bedeninin huzurla uyuması dileğiyle…

Weasel/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

14 Aralık 2012 Cuma

La llamada del vampiro aka Curse of the Vampyr (1972)





İspanyol korku sineması Avrupa korku filmlerinin tüm karakteristik özelliklerini taşımakta.Belirli isimlerin dışında diğerleri İtalyan,İngiliz ve Fransız yapımlarının en belirgin özelliklerini kendi yapımlarında bir araya getirmişler.

La llamada del vampiro (1972)yukarıda bahsettiğim tarzda bir yapım.Gerilim,suç ve korku tarzında bir çok filme imza atan José María Elorrieta yönetmen koltuğunda oturmakta.



Aynı zamanda yapımın senaryosu da yönetmene ait. Elottieta ismi bir çok B-movie ve korku filmi izleyicisine yabancı gelmemektedir. Jose Maria'nın oğlu ve torunu da bu sektör de çeşitli işler yapmışlardır.

Filmin en belirgin özelliği ise; o dönem ki İspanyol korku filmlerinde ne kadar yan rol de yer alan seksi kadın varsa bu filmde bir araya geldiklerini görüyoruz.Bu acıdan film bana biraz olsun Hammer yapımın unutulmazlarından The Vampire Lover (1970),Twin of Evil (1971) ve Lust for a Vampire (1972) andırmakta.O dönemler de ki bütün vampir filmlerinin en başlıca özelliği ise kadın vampirlerin çekicilikleriyle ön plana çıkmaları.Bunun en büyük avantajıysa defalarca kez işlenen vampir temasının daha cazip bir hale getirmesini sağlamak.Aynı şekilde Jesus Franco'nun baş yapıtlarından biri olan Vampyros Lesbos (1971)'da bu türün en bilindik örneklerinden biri.

Konu olarak Klasik gotik korku ögeleriyle süslü olan filmin asıl mevzusu dönemine uygun olarak çıplaklık .Saykodelik Rock gruplarının ve dünya da ki uyuşturucu kullanımının tavan yaptığı tarihler olduğunu ele alırsak bu tarz yapımlar seyrine doyumu olmayan filmlerdir.

Film bütünüyle olması gereken gibi ilerliyor gayet usturuplu hatta bazı sahneleri bu kadar düşük bir bütçeli bir yapım için oldukça kaliteli.Bütün mevzu filmin giriş ve kapanış sahnesinde.Ne yazık ki son 10 dakikasını 2'şer 3'er dakikalar olarak filmin içine serpiştirilmiş olsaydı kademeli bir meraka neden olabilirdi ancak, bir anda sonlanması Avrupa korku sinemasında alışık olduğumuz bir durum.


Son olarak ise tam bir usturuplu pornografik kanalın gündüz kuşağında yayınlayacağı cinsten bir yapım olan La llamada del vampiro aka Curse of the Vampyr (1972),kadın vampirlerin şatafatlı zamanlarında yer almış olan tam meraklısına hitap eden bir yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

11 Mayıs 2011 Çarşamba

House of the Mortal Sin (1976)




Sadizm ve günahkarlığın en kanlı görüntülerini sergileyen başlıca isimlerden biridir Pete Walker.İngiliz  düşük bütçeli film yönetmenlerinin başını çeken Walker,maliyeti azaltmak için çok ince ayrıntıları bile gözden kaçırmıyor.Hatta bunun en belirgin hali ise gündüz çekimlerinin dahi karanlık olması.


House of Whipchord (1974) 'un ardından 1976 yılında House of the Mortal Sin filmiyle gene kan donduruyor.


Bir çok korku filminde senaryosunu yazan David McGillarvy ile senaryoyu paylaşmışlar.Başta kötü adam karakteri olan Xavier Meldrum'ı Peter Cushing oynamayı kabul etmiş.Daha sonra senaryoyu okunduğunda öfkeyle karşılayıp,rolü geri çevirmiş.Kanımca şaşırtıcı bir durum değil.Cushing'ın genel olarak aldığı rollere baktığımız da bu filmde oynaması kariyerini farklı boyuta sürüklemesi içten bile değil.

Buna rağmen Walker'ın son filmi olan House of the Long Shadows (1983) diğer korku kralları ile yer almakta.

Durum böyle olunca Cushing'ın yerine birçok hollywood filminde de yer alan Anthony Sharp yer alıyor.




Kurbanlar kadrosunda ise Susan Penhaligon,,Stephanie Beacham ve Norman Eshley boy göstermekte.

Sıra dışı senaryo ve kurguya sahip olan House of  Mortal Sin,House of Whipchord'dan daha gaddar olduğu kesin.Sahneler aktıkça da heyecan ve gerilim oranı bir o kadar artıyor.

Yedi günahtan biri olan Şehvete karşı şeytani bir kibirle savaş açan rahip Meldrum kurbanları olarak genç insanları seçmekte.Evlilik dışı ilişki yaşayan kadınları cinsel ilişkiye zorlayan ve tehdit kasetleri kaydeden Meldrum ,insanların en güvendiği tanrının evindeki kötülüğün efendisi gibi bir tavır sergilemekte.Meldrum karakterindeki yaklaşım anlayışı ise farklı bir Ed Gein bakış açısı.Tıpkı diğer Ed Gein uyarlamalarında olduğu gibi insanların güvendiği ve kurbanlarını sapkınlıkları yüzünden kendince cezalandıran bir tavır sergilemekte.



Filmde ise bize kurban olarak seçtiği Jenny Welch'ın başına gelenler izletiyor.Kısaca söylemek gerekirse Genç Kadının hayatını sikiyor.Birlikte yaşadığı sevgili Terry'ın evden ayrılmasıyla alt-üst olan Jenny birileriyle acısını paylaşmak ister ancak çevresindekilerden bu karşılığı alamayınca şuursuzca kilisenin yolunu tutar.Başta yeni rahip olmuş eski bir arkadaşı olan Benard Cutler'ı görmek için gittiği kilisede farkında olmadan günah çıkarma kabininde yerini alır ve savunmasızca Meldrum'un tuzağına düşmüştür.Rahip ile aralarında geçen tartışmadan ablasına bahsetse de ablası ona inanmaz.

Ablasının yaklaşımı ise şudur:Bir rahip öyle bir iş yapmaz.

İnsanların en güvendiği yerlerden biri olan din kurumlarının içi durumunu ve din adamlarının yasaklar karşısında ki çaresizliğini en ekstrem şekilde göz önüne seren House of the Mortal Sin'de ki tek kötü olan nokta ise çekimlerin fazla karanlık olması.Filmi izlerken ekran ayarlarıyla bir süre mücadele etmek sorunu çözüyor.


Filmdeki vaftiz topu ile işlenen cinayet ve tespih ile boğma sahnesi görülmeye değer.Öte yandan tabi ki de filmin odak noktasında olan Jenny Welch ise dünya gözüyle cehennem azabı çekmekte.

Son olarak filmi izlemek için yönetmenin adının yeterli olması bir yana filmin tarzındaki bir çok filme karşın farklı senaryosuyla kesinlikle izlenmeli.

Not:Peter Walker Black Metal,Black/Death,Satanic Death Metal gibi bir çok tarza vakti zamanında çektiği filmlerle hizmet etmiş.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.






Devamını okuyun...>>

28 Şubat 2011 Pazartesi

BDSM: Annmo Night


Annmo Night şahsının ekstrem femdom sanatına tanık olun...





















Devamını okuyun...>>

21 Ağustos 2010 Cumartesi

The Last House on Dead End Street (1977)



The last House adı altındaki bütün filmler fazlası ile ses getirdi kanımca.Hatta tekrar yapımları bile ilk çekilenleri kadar sükse yaratı.Bu Last House başlıklı filmler arasında benim en tutulduğum kuşkusuz Necrophagia filmi olan The Last House on Dead End Street.


1977 yapımı olan 78 dakikalık şiddet resitalini Roger Watkins yönetiyor.Aynı zamanda filmde baş rolde yer alan Watkins bir nevi kendini canlandırmış.Kısa ancak görkemli yönetmenlik kariyerinde çektiği Korku filmleri yerine porno filmler ile şöhreti yakalamıştır.

Her Name Was Lisa(1980) Samantha Fox'un da unutulmaz filmlerinden biridir.1983 yılında yönettiği Corruption adlı film de Kelly Nicholas XRCO ödüllerine en iyi kadın oyuncu performansına aday gösterilmiştir.XRCO porno sektörünün oscarı diye biliriz.


Özetle konusuna geldiğimizde

Bir süre uyuşturucu tedavisi görmüş olan Terry Hawkins uzun senelerdir film setlerinde görev yapmaktadır.Kendi filmini yapmak isteyen Hawkins daha fazla prodüktör ve yönetmen havasına katlanamaz hale gelir ve aklında kimsenin çekmeye cesaret edemediği tarz da bir film vardır.

8 mm snuff film dışında bir şeyler yapmak isteyen Hawkins ünlü olmak isteyen 2 kız ve yakın bir arkadaşını toplar.Senaryo ve kurgu belllidir.Yapımcı,geçmişte yanında çalıştığı yönetmeni ve karısını öldürmektir.


Ağır işkence sahneleri olmasa da gayet gaddar sahneler yer almakta.Kullanılan organlar gerçek organlardır.Bu neden dolayı uzun süre yasaklı kalmış ve hala Kanada Ontorio bölgesinde yasaklıdır.

İlk çekildiğinde 175 dakika olan film 78 dakika sansürsüz olarak yayımlanmıştır.Meksika mafyası tarafından prodüksiyonunu üstlenilen şiddet resitali yönetmenin 1 yıl hapis yatmasına da neden olmuştur.


Yönetmenin karısının vücuduna ter haç basma ve ameliyat sahnesi kanımca en gaddar sahneleri.Film de en çok tutulduğum mevzu ise cinayet sırasında taktıkları maskeler.Hawkins'ın taktiği Goya'nın çizdiği Kronos maskesi oldukça görkemli.

Film içinde yapım dünyasına da küçük eleştiriler yer almakta.

Şiddet filmleri içinde baktığımız zaman oldukça iyi bir yere sahip olan The Last House on the Dead End Street,En korkutucu korku filmi diyemem ancak saf kan şiddete sahip olan tatlı filmlerdendir.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

1 Temmuz 2010 Perşembe

Gorotica (1993)



USA korku filmleri ortamlarında belirli paşaların harici pek haz vermeyen bir sahneye sahip kanımca ancak öyle düşük bütçeli ortamları var ki onlar insanı mest ediyor.

Bu düşük maliyetli filmlerden biri de GOROTİCA.1993 yapımı sapkınlık abidesi film Hugh Gallagher tarafından yazılmış ve yönetilmiş.Memphis,Tennessee ortamlarında çekilen film.Tahminimce en fazla 10 dolara mal olmuştur.

1 saat süren film kısaca nekromantik serisinin açtığı ölü seviçilik yolundan ilerleyen sapkın bir yapıt.Eğer hastalıklı bir beyne sahipseniz özellikle ayrı bir tatmin alabilirsiniz.Her türlü sapkınlığa yol verilmiş filmde.

Korkutucu bir yanı pek yok çünkü film içinde yaşananlar normal toplum hayatı gibi yansıtılmış ancak tam GORECU ADAM işi olduğu kesin.Belirli bir çıtası ve beklentisi olanlar hiç izlemesinler sıkılırlar.

Filmin konusuna baktığımızda kısaca şöyle:

Neil ile Max adında iki punk çocuk soygun işine girişir.Polisler peşlerindedir ve Max çaldıkları büyük mücevheri yutar ve kısa süre içinde ölür.Neil ise Carrie adındaki klas sürtük ile mezarlık ortamlarında tanışır ve onun evine giderler.Carrie aynı zamanda ölü sevicidir.Olaylar bundan sonra zıvanadan çıkar.


Filmin ilk dakikalarında öyle bir sahne vardır ki işte beni çıldırtan budur.Carrie,yatakta ölü fotoğrafları ve videoları olan bir kayıt seyreder ve bu esnada zevke gelip odada ki kurukafalardan biri ile mastürbasyon yapmaya başlar.

Gore ve sikiş sokuşun bir arada olduğu birşeyler arıyorsanız kesinlikle doğru adres ancak diğer türlü uzak durmanız tavsiye edilir.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

3 Haziran 2010 Perşembe

La Mansión de los Muertos Vivientes aka Mansion of the Living Dead (1985)



İspanyol B-movie ortamlarının en kral adamlarından biri kuşkusuz Jesus Franco'dur.1985 yılında yönettiği La Mansión de los Muertos Vivientes ile kendi tarzının en oturaklı örneklerinden birini 3 film bir arada ortamlarında yayımlamıştır.

Cinselliği her daim hat safada tutan Jesus Franco,kadın erotizmini en ön plana çıkartan yönetmenlerin başında gelmekte.Tüm filmlerinde sadizm akımını kılavuz olarak belirleyen Franco,İşkence,Tecavüz ve Lezbiyen ilişki sahnelerini hat safa da tutmaktadır.Bunların yanında kadın seks tanrıçasıdır ya da kadınlar seks için vardır mesajını her filminde mutlaka aktarmaktadır.



Mansion of the Living Dead filminde yönetmenliği ve senaryoyu kendi üstlenmiş.Başrolde ise kadrolu oyuncusu ve İspanyol porno sektörünün bir numaralı kadın oyuncularından olan Lina Romay yer alıyor.Şuan 56 yaşındaki Romay,geçtiğimiz günlerde Puala-Puala Adlı gene Franco'ya ait olan bir erotik film de daha rol aldı.


Filmi ele aldığımız da İspanya bir tatil belgesine giden 4 genç kadının başından geçen lanetli olayı anlatmakta.Devasa bir tatil köyünde geçen film konuşmalar eşliğinde ilerliyor.Hemen hemen tüm Jesus Franco Filmlerinde olduğu gibi pek gore sahnesi olmasa da seksüel sapkınlık üzerine oldukça güzel sahneler yer almakta.

Konusuna gelince;İspanya kıyılarında yer alan bir tatil kasabasında süre gelen lanet oranın insanı kaçırmış ve hayalet kasaba oluşmasına neden olmuştur.Kasabayı ele geçiren satanik tarikat,kadınları kaçırıp seks ayinleri düzenlemekte ve terör estirmektedirler.

Bu olaylardan habersiz olan dört genç kadın kasaba yakınlarındaki tatil köyüne yerleşirler.Otelin bomboş olmasından şüphe duysalar da daha sezonun açılmadığını düşünerekten pek umursamazlar.

Sahilde çıplak güneşlenirken bile nereden geldiği belirsiz olan bir balta bile onların neşesini kaçıramaz.Kızlardan biri 2.gün çevre keşfine çıktığında ortadan kaybolur.Tabi ki satanik tarikatın zulmüne uğramıştır.Diğer kızlar ilk baş tereddütte kapılsalar da köy de sikişecek birini bulduğunu düşünerek umursamamışlardır.Bir kaç gün sonra aralarından biri daha ayrılır.

Otel lobisinde Carlos Savonarola adlı genç adamın garip davranışlarından şüphe duymaya başlarlar.Carlos işin aslında satanik tarikatın başıdır.Ve bu tarikat tanrıçasını aramaktadır.Bunu bulmanın yolu ise sayıca 12-13 yeniden dirilmiş bedenin tecavüzünden sonra hayata kalacak kadındır.

Bu tarikat üyelerinin pek bir amortisi yok Armando Osorio'nun Blind Dead serisindeki zombilerin benzeri.

Film bu şekilde süre gelmektedir ve final de Romay ölüler tarafından defalarca tecavüze uğrar ve hayata kalır.Bunu gören ölüler ele geçirdikleri kiliseyi terk ederek ortadan kaybolurlar.


Filmde en vurucu mevzulardan biri kanımca Carlos'un oteldeki odalardan birinde esir tutuğu seks kölesidir.Her daim işkence içinde kadını cezalandırır.Hatta bir kaç gün aç bıraktıktan sonra leziz yemekle onun ödüllendirecekmiş gibi yapıp yemeğe kadının gözü önünde fare ve böcek zehri boşaltması ayrı bi zalimlik örneğidir kanımca çok gore/porngrind işi.



Daha önce Jesus Franco filmi izlemediyseniz bu tanışmak için iyi bir seçim olmaz ancak Jesus Franco severlerin mutlaka izlemesini tavsiye ederim.Son olarak da porngrind ve Sadezim felsefi işleri koşturanlara göre 10 numara bir yapıt olduğunu belirtmekte fayda var.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

10 Mart 2010 Çarşamba

İntikam Kadını(1979) ''Turkish I spit on your GRAVE



Türk sinemasın da sayısız uyarlama ya da aslından esinlenilen filmler yapılmıştır.Şeytan,Dünyayı kurtaran adam,Rambo uyarlamaları gibi ancak İntikam kadını eşi benzeri olmayan bir film.

Zamanında I spit on your grave adlı muhteşem istismar filminin olay yaratmasının ardından uyarlanan filmin tek bir ortak yanı var.O da kadına tecavüz edilmesi.Yeşilçam yönetmenlerinden Naki Yurter tarafından çekilen film;aynı zaman da film de rol alan Recep filiz senaryosu yazımını üstlenmiştir.

Dönemin en tehlikeli kadın ve erkek oyuncusu olan Zerrin Doğan ve Kazım Kartal baş rolu paylaşmaktalar.Zerrin Doğan tahminimce en çok tecavüze uğrayan kadın,Kazım Kartal ise:En KÖTÜ ADAMDIR.

Türk sinemasında yıllarca süre gelen ve hala örnekleri gözüken tecavüzcülük olayları sanırım 50'li yılların sonuna doğru yer almaya başlamıştır.En bomba tecavüz malzemesi olan kadınların başını çeker Zerrin Doğan.

Konuyu tamamen yeniden ele alınmış.Aslında şehirli kadına,köylü çocuklar tecavüz etmekteydi;Ancak burada işler değişmiş.

Araba plakasından çakozladığıma göre izmir yakınlarında ki bir köye yolu düşen 4 kötü adam sığınacak bir yer aralar.Karşılarına çıkan ilk yer Zerrin Doğanın yaşlı babası ile yaşadığı küçük evdir.Kazım Kartıl'ın daha bahçeye girmeden gözüne kestirmiştir.Ertesi sabah samanlıkta o işlere bakar.Ardından arkadaşları da işe dahil olur.Sıra ile Zerrin Doğanı düzdükten sonra babayı da arada öldürüp çeker giderler.

Hem para hem de skor vurgunun yapan bu azılı kötü adamlar şehre döndüklerin de şekilleri yoluna koşmuş olurlar.Araların dan üçü emlak işene girerken,baş kötü Kazım Kartal otel sahibi olmuştur.İntikam ateşi ile yanıp tutuşan Zerrin Doğan şehre iner ve tama miyle kasayı yeniler.

Artık çekici,güzel ve seksi bir şehir kadınıdır.

Dişiliğini kullanarak dört adamı da öldürür ve kanuna teslim olur.

Samanlıkta başlayan mevzu gene samanlıkta son bulur.


Film de en dikkat çekici yön türk filmlerinin geneline göre tatmin edici açık sahne olması 1 saatlik filmde epeyi uzun skor görüntüleri yer almakta.Özellikle Kazım Kartal dayı götüreceğini götürüyor.

Bu unutulmaya yüz tutmuş film belki aslından farklı kategoriye koyarsak kesinlikle muhteşem bir yapıt.

İşin aslı film de yer alan mevzu erkek egemen toplumumuzun cinselliğe bakış açısını, kadının cinsellikte sadece bir seks figürü olarak algılandığının sinemaya bir yansımasıdır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

7 Ocak 2010 Perşembe

Shivers aka They Came From Within (1975)




Sinemanın en rahatsız isimlerinden biridir David Cronenberg.Farklı bakış açısı ve uçuk kurguları ile izleyeni hayrete düşürür.

Kurgusunun temelinde yatan bilimsel olaylar sanırım üniversite yıllarının ilk dönemlerinde fen bilimleri okumasından kaynaklanıyor.Daha sonra geçtiği edebiyat bölümü taaa en küçüklüğünden beri ilgisi olan edebi yönünü çok güçlü bir hale getirdiği yaptığı filmlerde net bir şekilde ortaya çıkartıyor.

1975 yılında çektiği ilk sinema filmi olan Shivers aka They Came From Within ile adını tüm dünya'ya duyurmuş ve önünü açmıştır.



Yönetmenliğini ve senaryosunu kendi üstlendiği bu sıra dışı zombi filminde Korku sinemasında zamanın en güzel iki kadını aynı filmde oynatarak zombici adama ayrı bir seyir keyfi eklemiştir.

Bu güzeller ise:Barbara Steele ve İ drink your Blood'tan tanıdığımız dilsiz kız rolun de ki zamanın erotik ve korku sinemasın da çok gideri olan Lynn Lowry.

Filmin konusu özetle şu şekilde gelişmekte:

Montreal yakınlarında kurulan yaşam kalitesini yükseltecek olan koloni tarzında ki bir sitede yaşayan deli bir bilim adamının insanlar üzerinde ki yaptığı acayip çalışmalar konu alınmakta.Bu Bilim adamının yaratığı parazit sayesinde insanlar seksüel zombiler haline geliyorlar ve işler kontrol den çıkıyor.

Uçuk konusu ve Cronenber paşanın kendi yaklaşımı ile muhteşem bir hal almış.İnsanı şaşkınlığa uğratıyor.

En vurucu olayı da kesinlikle bu parazitin her yaştan insanda etkili olması ve filmde görsel olarak yer alan yaşları 10 ile 12 arasında ki küçük kızların cinsel sapkınlıklara alet olması gaddarlık katmış.Tabi zamanında bu sahneler kesilmiş;ancak şuan uncut versiyonları bulunmakta.Hele ki Barbara Steele'ın sevişme sahnesi de ayrı bir güzel.

Şimdiye kadar izlediğim en sıra dışı zombi yaklaşımlarından biri kesinlikle.Goregirnd ve Porngirnd işlerine yol veriyor.Death Metalci adama fazlası ile ilham kaynağı olabilecek bir yapıt.




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails