Nostaljagia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nostaljagia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2011 Pazartesi
13 Şubat 2011 Pazar
Fantasy Island(Hayal Adası)
1977 - 1985 arasında memleketimizde yayınlanmış tüm zamanların en fantastik kuntastik en mantıksız buna rağmen gerek manzarası gerek basitleştirilmiş her bölüme özgü değişik kurgusu hem de mutlu biten sonları ile TRT nin tek tabanca takıldığı dönemlerinde gösterilmiş enteresan bir dizidir FANTASY ISLAND nam ı diğer Hayal Adası.
Dizide emeği geçen ekip:
Yönetmen: Gene Levitt
Demirbaş oyuncular:
Ricardo Montalban ... Mr. RoarkeHervé Villechaize
Hervé Villechaize ... Tattoo
heriflerinden ibaret buna karşılık her bölümde hem mekanlardaki çalışanlar hem konuk gelen o bölümün kahramanları sürekli değiştiği için ilgili sitede de kadroya fazla yer verilmemiş.
Genel manasıyla dizide hadise aynen şöyledir:
Ekseri holding ya da tröst sahibi veya mirasyedi insanlar veya aileler hayallerini gerçekleştirmek ve belli heyecanları yaşamak isteyen maceraseverler bu hayal adasına gelmektedir.
Önceden başvurularında belirttiği ortam atmosfer ve ekip toparlandığında kişi adaya gelmekte kah bir ortaçağ şovalyesi kah gemici veya astronot bazen kovboy bazen hovarda kumarbaz kimliklere bürünen parayı bastırırım istediğimi yaparım tribindeki adamlar mekana yerleşir yerleşmez kendisi için yazılmış bir senaryo ve sıfırdan yaratılmış mekanlarda düşlerini yaşamaktadır.
Bununla beraber fix olan sahneler de var, dizide bölüm başında daha henüz isimler yazılır tayfadan bahsedilirken adaya deniz ucağı iner cüce latin piçi Tatü " uçak geliyor uçak geliyor " nidaları kule çanlarını calması ve akabinde pıdı pıdı koşup adadaki ekibe haber verirdi mesela.
Ve istisnasız her bölümde bi sike merhem olcakmış gibi bu tribi yapardı bu götü yere yakın fırlama, hem otelin hem de adanın işletmecisi durumundaki çakal Villechaize konukları kısa ama çok centilmence karşılardı durumu izah edip tipleri hayallerinin ortasına iterdi.
Bikaç bölümde vahşi batı işlerine bakılmış ve ekseri bölümler düello ile bitmişti, kanımca en zevkli bölümler gene bunlardı aynı zamanda bilim kurgu zımbırtıların işlendiği bölümler de teknik açıdan o yıllara göre oldukça tehditkar bir o kadar da sinema sektörünün gelişimi için delil teşkil etmekteydi.
Adanın tropikal bir cennet tasfirine neredeyse birebir uyması, dizide manzara namına ne var ise hepsinin muhteşem kareler içermesi havanın hep güzel olması bir kez bile tropikal fırtınanın çıkmaması vb tesadüflere kafa yormaz ve o fonda çalan mutluluk zerkedici müziğe tutulmazsanız bikaç bira ve tabii ki haribo ile gider var bu tip işlerin ;-)
Aksi takdirde onlarca dile çevrilip neredeyse azıcık medeniyetin bile olduğu memleketlerde dahi böyle çok izlenmesi herhalde ki manasız olurdu ..
Hey gidi deyip size bikaç sahne ve enstanteneler vererek bu işkenceye son veriyoruz:
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
dizi,
Fantasy island,
Hervé Villechaize,
Nostaljagia,
Ricardo Montalban
7 Şubat 2011 Pazartesi
16 Ocak 2011 Pazar
Laff a Lympics

Tv kanallarında en çok izlenen çizgi filmlerin çoğu Hanna-Barbara tarafından çizilmiştir.Çocuklara hitap ettiği kadar eğlencesi yetişkine de hitap eder.1957 yıllından bu yana çizgi filmlerini dünya'nın dört bir yanındaki çocuklara sunan Hanna-Barbara,hem eğitici hem de eğlendirici konseptini tüm çizgi filmlerinde ön planda tutmuştur.

1977 yılında televizyon ekranında gösterilmeye başlayan Laff a Lympics'ın ülkemiz de gösterimi özel kanalı yılların ilk dönemlerine denk gelmektedir.24 bölüm süre gelen bu çizgi filmin hatırladığım kadarı ile tüm bölümleri ülkemizde de yayımlandı.
3 takımın bulunduğu çizgi filmde dünyanın dört bir yanında en acayip yarışların yapıldığı olimpiyatları bizlere izlettiler.

Bu 3 takım tabi ki de Hanna Barbara'nın en popüler kahramanlarından oluşmaktaydı.
Ayı yogiler(Yogi Yahooeys)
Turunçu renkleri ile Kaptan Ayı yogiler ve arkadaşları
Ayı Yogi (takım kaptanı)
Bobo
Cindy
Akıllı Bıdık (Huckleberry Hound)
Pixie ve Dixie (fareler)
Mr. Jinks
Hokey Wolf
Yakky Doodle (yavru ördek)
Wally Gator (timsah)
Şahsen pek sevmediğim bir takımdı.Ayı yoginin türlü türlü arkadaşları zaferden zafere koşarlardı.24 yarışın 7'sinden galibiyet iyi ayrılan Yogilerin en başarılı geçirdikleri etap ise kesinlikle Büyük kanyon'dan İrlanda'ya uzanan o çılgın yarıştı.
İlk ayakta katır yarışından sonra ip üzerinde kanyon'nun bir tarafından diğer tarafına yolculuk ve ardından irlanda ayağında irlandanın simgelerinden olan elf cinlerinden yakalamaca ve son oyun ise golf turnuvasıdır.
Scooby Dooby
mavi renkleri ile kaptanları Scooby Doo ve arkadaşları.
Scooby Doo
Shaggy
Scooby-Dum
Dynomutt
Blue Falcon
Kaptan Mağara adamı
Brenda
Dee Dee
Taffy
Speed Buggy
Tinker
Babu
Hong Kong Phooey
Bu çizgi filmin ana karakterleri Scooby-Doo ve tayfasıdır.Toplamda 14 kez galibiyet kazarak Laaf-a lympics en başarılı takım unvanı elde etmişlerdir.En farklı galibiyetleri ise Kuzey kutbu ile Tahiti arasında olan yarış dışında Fransa'dan Avustralya'a süren bir diğer nefes kesici yarıştı.
Çizgi filmin has adamlarından olsa gerek pek planda tutulmamaların karşım kadrolarındaki Kaptan mağara adamı,Hong Kong Phooey ve tabi ki Scooby-doo dan dolayı gönlümüze yakın geliyordu.

Son olarak ise takımın kralı olan Gerçek kötüler yeşil renkli formaları ve kaptanları değerli ile kanımca Çizgi filmin en has takımıydı.
Değerli (Mumbly)
Dread Baron
Dalton Kardeşler
Dinky
Dirty
Dastardly
Mr. Mrs. ve junior Creepley
Magic Rabbit
Daisy Mayhem
Ahtapot Orful
Sooey (domuz)
Yarışma boyunca sadece 2 galibiyet alabilen gerçek kötüler,beceriksiz olduklarından değil hile hurdaya baş vurdukları için her kötü sonuçlar almışlardır.Aldıkları 2 galibiyetin biri New york'tan İstanbul'a uzanan ayaktır ki bu en eğlenceli bölümlerden biridir.Diğer galibiyet ise Fas'tan Vaşginton'a uzanan yarıştır.
Bin bir türlü ali cengiz oyunu ile rakiplerini alt etmeye çalışırken yarışı unutur gerçek kötüler bu da kötü olduklarından olsa gerek.
Gevezelıkleriyle gerçek spikerleri aratmayan Mildew ve Snagglepuss'da çizgi filme ayrı bir tat katarlar.

Yayımlandığı dönem cumartesi gündüzleri yayımlanan çizgi film ülkemizde ise hafta içleri okuldan saatinden sonra haftasonları ise sabahın köründe yayımlanmaktaydı.
ÜberGoreWitch'ın de vakti zamanında severek izlediği Laff-a Lympic bizim yaş grubumuzun unutulmazlarındandır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia
19 Aralık 2010 Pazar
Duke Nukem: Nuclear Winter (1997)
Tarih 1997. Bir sene öncesi, 1996 yılı oyun dünyası açısından vurucu geçen bir yıldı...
3D Realms 1996 yılında Duke Nukem 3D’yi çıkarttı, serinin önceki oyunlarına tamamen farklı bir boyut kazandıran çok başarılı bir oyun olarak karşımıza çıktı. Id Software, ekstrem oyun serisini; “Quake”i başlatmış oldu. Gene aynı sene Duke Nukem 3D’nin izinde giderek 3D Realms/Monolith Productions bir sene sonra efsanevi korku oyunu Blood’ı piyasaya sürmüştü.
Bu 3 oyunun da tek bir amacı vardı önüne çıkanı parçala, tabi bu fikrin babası John Carmack, 93 yılında Id Software’in eşi benzeri görülmemiş “Doom”u ile gerçekleştirmişti. 3 boyutlu (gerçek 3 boyut olmasa da) Bitmap grafikleriyle ve çok kişili oyun desteği ile bir ilki gerçekleştirmiş ve öncü olmuştu. John Carmack kendi yaptığı grafik motoruna “id Tech 1” ya da daha bilinir adıyla Doom engine adını vermişti, ve bu daha sonra oyunlarda kullanıldı. Burada aşağı ya da yukarıya baktığınızda doğru açılarla 3 boyut göremiyorsunuz, bu yüzden bu 2,5 olarak kabul gördü. Aynı motorun benzer eşi Build engine adıyla Ken Silverman tarafından 3D Realms’e yapıldı, yani Duke Nukem 3D’nin motoru..
Fakat burada yatan bir gerçek var, o da Doom’un geleneğini birkaç seviye üste taşıyarak sürdürmek. Hem eğlence faktörü açısından hem görsel açıdan oldukça başarılı bir oyun çıkmıştı bile ! Benim şahsen en çok bilgisayar başında geçirmemin başlıca sebeplerinden biridir kesinlikle.
Asıl konumuz olan add-on a gelirsek “Nuclear Winter” Duke Nukem 3D’nin üzerine kurulan bir ekleme pakedidir, birçok farklı yaratıklar, ayrıca orj oyunda bolca gördüğümüz yan gelip yatarak bize çiftelilerle saldıran “bebop” vari domuzcuklar bizleri yalnız bırakmamış düşmanlardan.
Hikayemiz ise Duke Nukem 3D’de Los Angeles’a saldıran uzaylılar bu kez Noel Dayı Santa Claus’u kaçırarak beynini yıkamışlar; işleri daha da berbat etmek istediklerinden kendilerine “Feminist Elven Militia” adı veren yeni bir düşman gücünden yararlanıyorlar bu kez. Duke Nukem’in kuzey kutbuna gidip Santa Claus’u ve diğer işgalciler ile planları durdurması lazım. Yolculuğu boyunca kahramanımız birçok tanıdık yerin yanında yeni yerler de görecektir. Biz de bu hilkat garibelerinin haklarından gelmek için mücadele vereceğiz.
Bölümlere gelirsek 7 bölümden oluşan bir paket var elimizde. Son bölüm düşmanı da tahmin edebileceğiniz üzere Santa Claus Dayı. Çoğu bölümler karda geçiyor açık havalar dahilinde elbet, fakat bunun yanı sıra orijinal oyunda bulunduğumuz Red Light District ve Hollywood Holocaust gibi yerler de mevcut. Yeni mekanlar; “Headquarters of Santa Claus”, “A Large Town Village” ve “Toy Factory” gibi yerler bekliyor bizi.
Oyunda yönettiğimiz kahramanı ben hep Arnold Schwarzenegger sanmışımdır, gerek saç kesimiyle gerek gösterişli vücut yapısıyla, gerekse asabi tavrı ve aynı zamanda esprileriyle 2. başka bir isim gelemezdi akıllara. Oyunda eğlence faktörünü bir hayli tavan yaptıran mevzular bahis. Mesela götü donan sokak başında dilenen teyzem, onu vurdun mu animasyonu oldukça tatminkar bir splatter çıkıyor gözlerinize, kulaklarınıza layık.
“Nuclear Winter” pakedi fanlardan çoğunlukla olumsuz yönde eleştri aldı. Sebep olarak daha önceki 2 map’in kullanılmasını, yapımcıların tembelliklerine vurdular. Bölüm tasarımları da takdir edilmedi; biraz çıplak ve monoton gözüktüğü için, özellikle de Duke Caribbean: Life's a Beach ve Duke it out in D.C. paketlerine nazaran sönük kaldığı bir gerçekti maalesef. Nuclear Winter” yeni silah ya da yeni kullanılabilecek madde sunmadığından, eskileri harmanlayarak birazcık zorlama şekilde Nükleer kış atmosferini kullanarak birazcık göz boyama olarak nitelendi.
Duke Nukem 3D’ye gelmiş en iyi paket olmayabilir, ama gene de soğuk kış günlerinde Duke Nukem’ye doyamamışsanız ya da farklı bir tema beklentiniz varsa farklılık açısından iyi gelebilir.
"I like a good cigar...and a bad woman..."
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia,
time to play the GAME
9 Eylül 2010 Perşembe
Return to Eden(1993)
Trt hükümranlığında insanların tek bir tv kanalına mahkum olduğu zamanların en skandal en acımasız mini dizilerinden birisidir RETURMN TO EDEN ülkemizde bilinen adıyla Cennete dönüş.
Avustralya malı bu yapımda pek fazla bir bütcenin söz konusu olduğunu zannetmiyorum gene tırt bir yazarın aynı isimdeki kitabından senaryolaştırılmış bir dizi olduğu muhakkak.
Ama tarihi itibarıyla su içinde veya üzerinde çekimlerin henüz yapılmaya başlandığını da düşünürsek o döneme göre hiç şüphesiz güzel kareler ve akıcı bir lezzet barındırıyordu.
Öncelikle ilgili siteden kadroyu yazalım:
Yönetmenler: Karen Arthur / Kevin James Dobson
Oyuncular:
Rebecca Gilling ... Stephanie Harper / Tara Welles
James Reyne ... Greg Marsden
Wendy Hughes ... Jilly Stewart
James Smilie ... Dr. Dan Marshall (as James Smillie)
Olivia Hamnett ... Joanna Randall
Patricia Kennedy ... Kathy Basklain
Peter Gwynne ... Bill McMaster
Bill Kerr ... Dave Welles
Chris Haywood ... Jason Peebles
John Lee ... Philip Stewart (as Johnny Lee)
Jayson Duncan ... Dennis Harper
Nicole Pyner ... Sarah Harper
Ken Goodlet ... Sandy Dell
Harry Jervis ... Sergeant Tim Gully
Cedric Myers ... Max Harper
Kısaca konusuna gelince,
Stephanie Harper vasat tipli ama erkeği olan Greg herifine de ölümüne aşık gözü başkasını görmeyen tüm gününü ve maddi varlığını bu elemana amade eden bir ev kadınır.
Bulundukları coğrafya itibarı ile sık tropikal ormanlar ve de bataklık, nehir gibi yerlerinde de timsahları barındıran bir yerdir, sık sık safarilere veya gezmelere cıkar geyik muhabeti yaparlar.
Başarısızlığın dibine vurmuş yazar Greg bunca sıkıntıya deymeyeceğini hatunu suç üstüne kalmayacak şekilde temizleyebilirse tüm paraların da tek varisi olacağını düşünür hem bu sayede özgürce istediği yaşamı da sürebilecektir.
Gene bir salla bataklık gezisindeyken hatunu acımasızca nehre iteler ve oradan uzaklaşır.. Az sonra suyun yüzünde tırtıklı kalın derisi ve devasa dişlerle donatılmış ağzı ile timsahlar gözükür ve karıyı suyun dibine çeker.
Ancak Allahın bir hikmeti ki bir süre sonra hatunu 200 300 mt ilerde kıyıya vurmuş şekilde bir eleman baygın halde bulur.
Bazı kocakarı ilaçları ile karıyı ayağa diker ve şehre yollar.
Kıyıda köşede daha da başka paraları olan kirliçıkı hatun klas bir esnetik uzmanla sıfırdan yaratılmak üzere anlaşır.
Karı bir dizi ameliyat sonrası cok klas cok sexi bir görünüme ulaşır.
Sadece yüz göz burun değişmekle de kalmaz kasayı da toplatır, kalca göğüslere neşterle müdahele ederek bir anda podyumlara çıkabilecek seviyede model olur.
Allem kallem eder, elemana ulaşır ve kendine aşık eder
Tasmasını eline alır olmadık yerlerde laflar koyarak bir ilişki yaşamaya başlar.
Arada sırada lafın göbeğinde eski günlerden sorular sorarak elemanın fikirlerini ve planlarını da öğrenme fırsatı blur.
Sonlara doğru tahmin edileceği üzere intikam alır ve dizi nihayete erer.
Ebay vs sitelerde dvdlerde bulabileceğiniz ama izlemezseniz de cok bişey kaybetmeyeceğiniz bir yapımdır, duyurulur.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Hart to Hart
Tek ve rakipsiz olmanın sefasını uzunca yıllar süren devlet televizyonu TRT nin 1980 lerdeki göz bebeklerinden birisidir "Hart to Hart" veya buralardaki ismi ile "Tehlike Çemberi".
Üstü açık spor otomobillerle, pırpır ucaklarla adam kovalamalar, biraz şans biraz da kurnazlıkla olayları çözüp kötü adamları kanunun eline teslim etmeler, pek çok kişinin hayatını son anda saniyelik atılımlarla kotarmalar hatta ve hatta abd nin geleceğini bile kurtarmalarla bezeli sıfır mantık dönemine göre biraz komik bir yapım idi.
Kadrosu:
Yapımcı: Sidney Sheldon
Oyuncular:
*Robert Wagner ... Jonathan Hart
*Stefanie Powers ... Jennifer Hart
*Lionel Stander ... Max
Kanımca 2 veya 3 sezon oynamış oyuncu ve ekibine bikaç kere ödül adaylığı getirmiş ama ödülün kendisini asla getirmemiş bir yapım olması açısından da manalıdır.
Paranın mına koymuş Ceo kılıklı Hart Industries holdingin sahibi Jonathan ve çaçaron eşi gazeteci jennifer çiftinin sırf zevk veya macera olsun diye dedektifliğe soyunmaları ile start alır.
İşe bir süre sonra neredeyse aileden birisi haline gelmiş uşak Max de karışır ve her bölümde maceradan maceraya koşarlardı.
Uluslararası casusluk şebekelerini çökertmek ne kadar kolaymış, yanılgısına kapılan bir jenerasyon var ise sebebi hiç şüphesiz bu dizidir.
Aynen gene Mavi Ay ekolünde olduğu gibi bu çiftte kimi zaman tartışıp cilveleşse bile gerzekce bir nedenden barışır öpüşür koklaşır birbirlerine sevgi sözcükleri mırıldanırlardı.
Olayları da öyle çok fazla atraksiyonla, vurdu kırdıyla tekme tokat girişmelerle değil bilakis adamı tuzağa düşürmek, zarf atıp öttürüp sesini kaydetmek vs gibi ucuz numaralarla çözmeleri ayrı bir muamma.
O esnada bombalar patlamış uçak düşmüş roketler tepelerinden geçmiş, umurlarında değildi sanırım diziyi biraz da itici kılan buydu.
Fakat insanoğlu akıllanmamış olacakki nuh nebiden kalma bu tip dizilerin akabinde de benzerlerini hatta ve hatta bin kat beterlerini de yapmış olmaları öyle inanıyorum ki medyanın tam bir katliamıdır.
Diziden kimi kareler ve sahneler:





Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia
5 Ağustos 2010 Perşembe
Kayıp Kızlar
Yeşilçam denen alemin resmen can cekiştiği çakma porno çekmedikleri takdirde tüm set ekiplerinin aç bilac gezdiği yılların akabinde 1984 yılının bombalarından birisidir bu sinema filmi.
Biraz da vicdan azabına girmiş adamı oynayan tipler biaraya geldiklerinde ite kaka zorla yapmacık yapmacık " toplumsal mesaj " sahneleri çekerler, başınıza bunlar gelebilir evladınıza sahip çıkmassanız kötü yola düşer tandanslı senaryoları fabrikasyon olarak sinema salonlarına yollarlardı.
Ancak bu KAYIP KIZLAR efsanesi tamamıyla bambaşka bir hayal gücünü beyaz perdeye taşıyor.
Filmin künyesi:
#Sene: 1984
#Yönetmen: Orhan Elmas
#Senaryo: Erdoğan Tünaş
#Yapımcı: Türker İnanoğlu
Oyuncular,
*Tarık Akan
*Nuri Alço
*Ahu Tuğba
*Coşkun Göğen
*Eray Erbal
*Çiğdem Tunç
Uploaded with ImageShack.us
Temel itibarıyla bu film de millete kötü yola düşme mesajı vermekle beraber konsept çok farklı ..
Bambaşka bir ortam, saçmalığın dibine vurmuş diyaloglar uçuşuyor ortalıkda ancak bu sadece komik olarak algılana bilir.
Kadroyu da gördünüz kimin başına ne gelecek kim ne yapacak seyretmeden belli.
Ama işin gizemi de burada, yani kurgusunda.
İstanbul' un hızlı ve acımasız eğlence dolu gibi gözüken ancak tuzaklarla dolu gece alemlerine düşen bir adet zengin evladı bayan bir adet alaman gurbetci aileden gelme bayan birkaç tane de köy kasabalardan gelme kızlar tepetakla düşmüşlerdir.
Uyuşturucu ve fuhuşla dolu leş ortamlarda her türlü entrika dönmekte kızlar bazır güzür taciz ve tecavüze uğramaktadır ayrıca efsane oyuncu Nuri Alço mafya işlerini tüm hızla yürütmektedir.
Adamda beyaz kadın ticaretinden beyaz ölüm tacirliğine gaddarlıktan kurnazlığa rüşvetten tehdite her yol var vardır, işleri tıkırındadır.
İstediği kadınları elde etmek için ickisine hap atıp uyutup tecavüz eden ve de bunu kamerayla kayıt altına alan şeytanın karşısına emniyet amiri karakteriyle Tarık Akan çıkar..
Gözüpek memur çok dürüsttür asla rüşvet yememekte teklif edeni oracıkta tekmelemektedir.
Kararlı ekibi ile gece alemlerine baskınlar yapar nice kötü yola düşmüş fuhuş bataklığına kapılmış kol gibi sarma sigaralarla zehirlenen gençleri gördükçe adeta kamçılanmaktadır görev aşkıyla yanıp tutuşuyor gibi hissediyordur..
Mafya babası Reşat aganın son bıldırcını karakterindeki dişi Tuğba ise fabrikatör ve sorumsuz ailenin biricik kızıdır para boktur ama zeka veya hayat bilgisi sıfırdır düşmüştür Reşatın kucağına kah mafyacıdan kah parasını bastırandan dipçiklenmektedir gene kendisi gibi ailesine isyan etmiş Modern Talking fanatiği karakteri canlandıran Tunç gibi evden eve yataktan yatağa sekmektedir.
Komiser velhasılı Ahu ile konuşur, ikna eder, bi geceyi beraber geçirdiklerinde kızı camın önünde imana gelmiş sabah ezanını dinler halde bulur.
Ancak görev de önemlidir, var gücüyle eroin ticaretiyle kafayı bozmuş Reşat ın karşısına cıkar catışmalarda ise cok kan akar.
Her ne kadar millet filmle veya ekibindekilerle makara yapsa da ben beyaz perdenin memleketimizdeki gelişimi açısından egzantrik disko sahneleriyle 80 ler pop müziklerinden ibaret soundtrackleri ile ve genel manasıyla bakarsak kurgusu ile bu yapıtı çok önemli buluyorum. Bu ülkenin nerelerden nereye geldiğini görmemiz açısından manalı olabilir :p
Filmden kimi sahneler
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
çiğdem tunç,
çoşkun göğen,
eray erbal,
Film analizleri,
kayıp kızlar,
Nostaljagia,
nuri alço,
orhan elmas,
tarık akan,
Yeşilçam
15 Temmuz 2010 Perşembe
Logan's Run (1976)
70 ortalarında tv dünyasının en sarsıcı işlerinden birisi de yurdumuzda tek kanal tek tabanca dönemlerinde Trt de de yayınlanmış Logan ın Kaçışı dır hiç kuşkusuz.
1976 da, sinema filmi formatında gösterime giren 1 sene sonra 14 bölümlük dizi olarak yayınlanan bu yapıtta, 23. yy daki olası bir yaşam sisteminden bahsederek fantastik bir dünyayı evlere getirdi bu filmin ekibi.
30 yaşında taş gibi olsanız bile değişik veya egzantrik bir ayinle öleceğiniz bir yaşamı anlatmak her yiğidin harcı değil elbette.
Dizi de ekip :
Gregory Harrison ... Logan
Heather Menzies ... Jessica
Donald Moffat ... Rem
Randy Powell ... Francis
1976 da gösterime girmiş sinema formatındaki kadro ise:
Michael York ... Logan
Richard Jordan ... Francis
Jenny Agutter ... Jessica
Roscoe Lee Browne ... Box
Farrah Fawcett ... Holly (as Farrah Fawcett-Majors)
Michael Anderson Jr. ... Doc
Peter Ustinov ... Old Man
Randolph Roberts ... 2nd Sanctuary Man
Lara Lindsay ... The Woman Runner
Gary Morgan ... Billy
Bunun haricinde her 2 çalışmada da göze batan ayrıntılar var.
Herşeyden evvel Logan herifinin güneş enerjisi ile çalışan geceleri de dımzdızlak yolun ortasında kalan otomobili.
Tuhaf kasası, parlak boyası, arka kısımdaki bagaj üstü kanatlar vs klas ve o senelere göre güzel bir dizayndı açıkçası. Veya tüm silah gövdesinin tam da ortasına gelen kabzası ile tuhaf tabancası, tuluma benzer tek tip kıyafetler vs vs herşey o dönem insanlarını şaşırtmaya biraz da gözünü boyamaya yönelik. Emme bilim kurgunun karakteristiği de biraz da budur ..
Genel konusuna gelince,
23. yy içinde yani 2200 lü yıllarda geçiyor tüm hadiseler.
Logan ise bu tuhaf kuralları olan buna rağmen 30 a kadar insanlara cennetvari bir yaşam sunan organizma içinde görevli bir elemandır, yani Sandman dir.
Yegane görevi ise 30 a gelmiş ancak ölüme hazır olmayan hele de bu rituel eşliğinde acısız gerçekleşecek olaydan kaçanları enselemektir.
Çalışmak veya herhangi bir emek sarfetmeden yaşam süren insanlar elbette ceyrek asırlık yaşamla yetinmek istememektedirler türlü işler cevirmektedirler sırf bu yüzden hemde :p
Yanındaki partneri olcak yavruyla bu işlere dalmış giderken lavuk bir gün
kendinin de 30 a merdiven dayadığını çakozlar ve kaçmaya başlar..
Sistemi ve kendisini enselemeye geleceklerin şekil şemallerini ve de taktiklerini bildiği için Logan kaçaar, ekipler kovalar, bu sürer gider.
Sistemin tepesindekiler bu işi önce gizli bitirmeye kalksalar da uzun yaşam için her kurnazlığı yapan Logan herifinin namı da yürür o alemlerde velhasılı fantastik kuntastik bir dizi izlemiş olursunuz.
Son dönemde bir amerikan kanalı bunu yeniden çekti diye duydum ama öyle korkunç kritikler okudum ki seyretmeye cesaret edemedim ama oldschool dizi veya filmi bulursanız ve de bilim kurgu türünün köklerine göz atmak isterseniz o fırsatı direk değerlendirin.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia
4 Temmuz 2010 Pazar
Nostalji: Miami Vice

TRT o tek ve yek kanallı olduğu dönemlerde hiç şüphesiz bugün oynayanlara nazaran cok daha fantastik cok daha uçuk olan diziler de vardı bunlardan birisi de MIAMI VICE.
Fantazma bu dizinin neresinde diyenlere, tamamında deriz.
Normalde adı dedektif olan ancak abd başkanından daha taşaklı takılan, kafasına göre gezip tozup en iyi Miami lokantalarında barlarında en klas cicilerle sürten, sayısız pahallı ve spor arabayı hurdaya ceviren pek de polis yoktur gerçek dünyada.
Hele de dedektiflerden birisinin bir teknede yaşamasını ise hic hesaba katmıyoruz.

Dizinin esas künyesi ise
Don Johnson - Sonny
Philip Michael Thomas - Rico
heriflerinden ibaret.
Don, bu filmde kariyerinin zirvesini tek hamlede yaşamış ancak daha sonra asla oralara yetişememiş bir aktör olarak tarihe geçmedi sadece aynı zamanda kendisi o dönemin tikky tabir edilen tiplerine rol modelliği de yapmıştır.
O spor blazer ceket altına fanilya ya da tisört giymeler, corapsız makosen ayakkabılarla takılmalar vs dönemin klas işleridir kimilerine göre.

Bu kafadarlar sınırsız yetkileri ile elbette öyle ufak işleri kovalamazlar,her zaman büyük mücevher kaçakcılarını tonla kokain kacıran Kolombiya raconlarını, siyasi seri katilleri enselerler ancak coğu zaman üst başları kirlenmez cok da tantana cıkarmaz sorunu halleder basar giderler ve asla savcıdan hakimden arama emrine gerek duymazlar hak mak okumazlar basar tekmeyi oturturlar.

Vukuat alanına intikal ederken pek siren filan calmazlar son gaz yollarda asfalttan kıvılcımlar çıkarmak veya son sürat denizi yara yara giden teknelerle olay yerine gelmeyi tercih ederler. Bir allahın kulu da cıkıp birader siktin attın porşş arabamı demez Miami belediyesi mağduru direk memnun eder..

Hey gidi diyoruz olsa da izlesek..
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia
6 Haziran 2010 Pazar
Daktari
Trt ekranlarında gösterildiği vakit ekseri cocukları dolayısı ile seçeneksiz kalmış diğer aile bireylerini de ekrana kitleyen dizilerden birisidir Daktari.
1966 70 arası Abd de akabinde de birsürü ülkede gösterilmiş dizi hayvan sevgisini en fantastik en farklı ortamdan yani Afrika ormanlaır ortamlarından aşılayor, hayvanların doğal yaşamını ve de hayatta kalmasını sağlamak için kah hayatlarını tehlikeye atan kah fedakarlıkların daniskasını yapan bir aile ve kendilerine ayırdıkları hayvanlar ise başroldeydiler.
Filmin temel künyesi:
Marshall Thompson ... Dr. Marsh Tracy
Cheryl Miller ... Paula Tracy
Hari Rhodes ... Mike Makula
Hedley Mattingly ... District Officer Hedley
Yale Summers ... Jack Dane
Bunlara ek olarak şaşı bakan ve gören aslan Clarence ve de fırlama bir o kadar da zeki şebek Judy de dizinin kadrosundan sayılıyor.
Aşağı yukarı her bölümde bir maceranın anlatıldığı dizide genel olarak safari amaçlı gelerek zaten sayısı çok azalmış yırtıcıları avlayanlarla mücadele bu avlarda yaralanmış hayvana bakım tedavi şefkat sevgi ve gösterilen fedakarlıklar işlendi.
Tabii macera dizilerinde olduğu gibi çok da vurdu kırdı olmazdı kimi şaklaban tiplerin hataları bazen de hayvanların olaya müdahil olması ile her bölümde kötülük ve şeytan kaybeden melekvari veterinerler ve de iyilik kazanan olmuştur.
En çok olmadık yerde bir yerden fırlayarak tukaka kötü adamlara muzırlık yapan şebek cudinin atraksiyonları eğlenceli sayılabilir.
Gümbür gümbür folk balina ve köpek balığı katleden düzenli olarak yiyecek amaçlı eşek at sıpa katır kesen mezbahalar dolusu sığırı her gün dilim dilim doğrayan envayi çeşit kedi köpeği canlıyken vitrinde gösterip müşterisine 10 dakka sonra kuşbaşı etler halinde kedi köpeği sunan dünyaya pek de faydası olmamış demek ki bu dizilerin bugün düşününce bunu bir kez daha anlıyoruz ..
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Nostaljagia
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)