gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2013 Salı

Sushi Girl (2012)




Mevzu Exploitation filmleri olunca kandaki adrenalin artıyor. 2012 tarihili Sushi Girl bizleri 70'lerin o ütopik Exploitation dünyasına geri götürüyor...


Devamını okuyun...>>

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Panic in Year Zero ! (1962)




Yarı kurgu olsa da Post-Apokaliptik ve Post-Nükleer senaryolar insan oğlu için gerçeğe en yakın felaket senaryosu olduğu kesinlikle tartışılmaz bir durum.

Soğuk savaşın sen sıcak yıllarında bir çok nükleer saldırı alarmına geçip haftalarca sığınaklar da yaşamış olan amerikan halkı için en iyi hisseden de onlardır.Daha sonra ki yıllar da cernobil ve geçtiğimiz aylar da Japonya da yaşanan depreme bağlı olarak nükleer sızıntı tüm dünyaya bu gerçekliği bir daha tüm çıplaklığı ile gösterdi.

Meşhur oyuncu Ray Milland'ın oynayıp ve yönetiği buz gibi filmde Jaen Hagen,Frankie Avalon ve Mary Mitchel eşlik ediyor.

Ward Moore'nin yazdığı Lut ve Lut'un kızı aldı kitaplardan esinlenerek senaryosu oluşturulan film kesinlikle hollywood yapımlarını tokatlayacak bir B-movie.

Sıradan başlasa da ilk çeyreği atlatıldıktan sonra nefes kesen bir hal alan hikaye kesinlikle oldukça gerçekçi.

Sabahın erken saatlerinde evlerinden ayrılıp L.A dışında kamp yapmak için yola koyulan Baldwin ailesi yolda beklenmedik bir ışık patlamasıyla karşılaşırlar.Sabah ilk saatlerinde olan bu ışık patlaması ve radyo yayının kesilmesi aileyi şoka sokar.Arkalarına bakıp gördükleri devasa nükleer mantarı gördükten sonra gözlerine inanamazlar.




Derhal acil durum duruma geçen aile ilk baş durumun ciddiyetini kavramaya çalışırlarken kendilerini buldukları karmaşa ortamında ilkel insanlar gibi savunmaya başlarlar ve tarih öncesinden kalma bir mağaraya yerleşirler.artık tarih 0.0.0 göstermektedir.



Mercury Monterey marka kullanan aile daha sonra ki yıllarda gelecek olan post-apokaliptik projelere esin kaynağı olmuş ve motorize nın böyle durumlardaki öneminin bir nevi simgesi haline gelmiştir.Tabi benzin yettiği kadar.

Filmde bir diğer dikkat çekici olay ise Ray Milland'ın psikolojik yaklaşımı.İnsan davranışlarından yola çıkarak olayın odak noktasını kıyamet olarak değil de insan olarak belirlemesi benzer bir durum anında eğer hayatta kalırsak ne gibi bir durumda olacağımızı rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Fantastik yaklaşımdan uzak olan tamamen gerçekçi bir yaklaşımla beyaz perde de izleyenlerin kanını donduran Panic İn Year Zero! kesinlikle türünün diğer filmleri gibi görülmeye değer.




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

7 Mayıs 2011 Cumartesi

The Lodger:A Story of the London Fog (1927)


Alfred Hitchock'un ilk filmlerinden The Lodger:A Story of the London Fog sesiz sinemanın en ileri eserlerinden biri.1927 yılında beyaz perde de yerini alan bu karanlık hikaye aynı zamanda en iyi sesiz korku filmlerindendir.

Londra'nın karanlık sokaklarında ki şeytani bir yüz olan karın deşen jack'ten esinlenerek yazılan Lodger adlı romandan uyarlama olan film.Alfred Hitchock'un gerilim ve gizem hakkındaki ilk çalışmasıdır.

Marie Belloc Lowndes tarafından yazılan bu esrarlı hikaye daha sonraki yıllarda da popülerliğini yitirmeyip beyaz perde ki yoluna devam edecektir.

Döneminin büyük oyuncularından olan Ivor Novello'nun kiracı rolünde yer aldığı filmde Alfred Hitchock'un müthiş yönetmenlik kabiliyeti filmi günümüzde dahi heyecan verici halde olmasını sağlamaktadır.

İntikamcı (Avenger) adındaki bir seri katilin londra sokaklarında yaratığı korku ve dehşeti çevredeki insanların dram ve merakları üzerinden anlatarak ilerleyen Hitchock,Dönemi için ileri grafik ve çekim teknikleriyle izleyenleri şaşırtmaktadır.
Film'ın ilk sahnelerinde gözüken çakarlı yazılar ''Bu akşam altın bukleler ve Cinayet'' gibi yazılar oldukça dikkat çekici.Bunun dışında kiraladığı dikkatleri üzerine çeken kiracının oda da volta attığı sahne ve o sahnelerin aktarımı sıra dışı tarzıyla Alfred Hitchock'un kalitesini ortaya koymaktadır.

Filmin en meşhur sahnesi olan linç sahnesi ise sinema tarihine altın harflerle kazınmıştır.Alfred Hitchock'un ilk dönem filmlerinden olan The Lodger:A story of the London fog tüm sinema severlerin izlemesi gereken bir film olduğu kesin kanımdır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

11 Mart 2011 Cuma

Cani arrabbiati aka Rabid Dogs (1974)




Suç filmlerinin zirve yaptığı yıllar olan 70'ler de,Mario Bava da bu furyadan geri kalmayarak Cani Arrabbiati aka Rabid Dogs (1974) ile suç filmlerine bakış açısını tamamiyle değiştirmiştir.

Mario Bava'nın usta yönetmenliği,Alessandro Parenzo'nun muthiş senaryosu ile birleşince sıra dışı bir iş hortlayı vermiş.Baş roller de ise Riccardo Cucciolla,Don Backy,Lea Lander,George Eastman ve Maurice Poli yer alıyor.



Suç ve İstismar Filmleri arasında baş sıraları çeken Rabid Dogs,şaşırtıcı senaryosu ile ön plana çıkıyor.Alışıla gelmiş olan av-avcı ilişkisini tepetakla eden film avlanan avcı yaklaşımı ile beklenmedik bir son yaratıyor.

Özetle bir grup soyguncunun yaptıkları vurgundan sonra yaşadıkları kaçış macerasını anlatmakta.

Daha detaya inersem mevzunun tadı kaçacağını düşündüğümden,filmin konusundan bu kadar bahsedeceğim.



Film genel havası itibariyle Alfred Hitchcock'un en başlıca filmlerinden Rope (1948) çağrıştırdı.Bir nevi yol hikayesi tadında olan film tek mekan (araba) olmasından dolayı böyle bir çağrışım yaptı sanırım.Oyuncuların sergiledikleri karakteristik performans ise kelimeler ile anlatılamayacak seviyede.Liderleri doktorun yanında yer alan blaze ve 32'ın davranışları filmin adına bire bir uyuşuyor.Ayrıca filmdeki nihilist yaklaşımlarda oldukça dikkat çekici.

İleri ki dönemde gelen The Last House on the Left ve tarantino'nun meşhur Resevior Dogs'un da bu filmden esinlenilen bir çok öğe görebilirsiniz.

Toparlamak gerekirse Rabid Dogs,bütün izleyenlere hitap eden ve merak uyandıran bir baş yapıttır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

19 Aralık 2010 Pazar

Hellraiser (1987)



Gösterime girdiği yıldan Daha sonraki tarihlerde de devamları ve kombinasyonları çekilen ve de özellikle kazımacı fanatikleri tarafından hiç ihmal edilmeyen birkaç adet gerilim tandanslı korku filmi var bu kısa listemizin en başında hiç şüphesiz HELLRAISER efsanesi var..


Yayınlandığı yıla göre teknik açıdan çok ileride ve hala bugün bile bir sürü tırt yeni yetme ve ruhsuz yönetmeni tokatlayacak bir yapıya sahip filmin en vurucu kısmı Pinhead rolünde izlediğimiz karakterin gaddarlığı ve bunu ortaya koyma şekli.


Nasıl vücud bulduğu ne tür bir iblis olduğu tamamen senaryo ve karakterin tipinde bir de aksesuarlarında saklı.
Halbuki ses tonundan kurduğu cümlelere, ele geçirdiği ölümlü yaşam formuna ölümü ne tür yöntem ve araçlarla tattırdığı da çok kanlı sahnelere zemin hazırlıyor.


Clive Barker adlı eşsz adamın yönetimindeki 1. filmin kadrosu:

Andrew Robinson ... Larry
Clare Higgins ... Julia
Ashley Laurence ... Kirsty Cotton
Sean Chapman ... Frank
Oliver Smith ... Frank the Monster
Robert Hines ... Steve
Anthony Allen ... 1st Victim
Leon Davis ... 2nd Victim
Michael Cassidy ... 3rd Victim
Frank Baker ... Derelict
Kenneth Nelson ... Bill
Gay Baynes ... Evelyn
Niall Buggy ... Dinner Guest


Filmin konusuna gelirsek,
bir çok tesadüf sonucu aslında yerin altında kalması gereken tuhaf mekanizmalı bir küp sayesinde cehennemden bir geçit peydahlanır islami bir ülkede başlayan lanetli küp ve olmadık işlerin başlangıcıdır bunlar.
İlk filmde, daha sonraki sanırım planlanmış yapıya uygun olarak Pinhead ve işkenceci arkadaşlarını pek göz önünde göremiyoruz ama ortaya çıkıp ızdırap vermenin tadını aldıklarında olan biten şey hayal dünyasının da ötesinde.

Bilinmeyen alemlerden gelen acımasız varlıklara bulaşan Frank ve yakın cevresine olanlar uzun bir metrajla sinemalarda gösterime girdiği vakit oldukça skandal olmuştur belki bugün bile hasbel kader tv de de görmeyenleri hiç şüphesiz yere mıhlayacak hem de bir o kadar Pinhead in hazır cevaplığına muzır esprilerine hayran olacaktır.
İblisi bu ise asıl lideri şeytan nasıl bir baş belasıdır? diye düşünmeden edemiyor insan..

Filmin geçtiği çoğu vurucu sahnenin ortam seçimleri ise aslında oldukça ucuz maliyetli ve düz, sıradan evler boş odalar.
Ama hem yönetmenin hem yapımcı firmanın hem de kamera işlerine bakanların ustalığı, işe hakim olmaları, profesyonel varyasyonları ise ancak dudak ısırtabilir.
O evdeki boş odaların içinde parkeye yayılmış kurtlardan tut fon müziklerine kadar herşey bu ilk filmde ileriki yıllarda fenomen haline gelen ve paşalarımız olan Ozzy den tutun Lemmy e kadar pek çok grubun ve müzik adamının da saygılarını takdirlerini sunduğu film şiddetle tavsiyemizdir.

İşte filmden kimi sahneler ve fragmanı:









Devamını okuyun...>>

19 Ekim 2010 Salı

Alien (1979)

Bilim Kurgu ve Korku filmlerinin birleştiği nokta olan Alien filmiyle baş başayız. Şimdiye kadar anlattığım Alien'lerin aksine çok daha farklı yönleriyle ele alacağız.


Devamını okuyun...>>

13 Nisan 2010 Salı

The Entity (1981)



80 lerden aynen devam ediyoruz.
Bu bilerek kasten özellikle planlanarak olmus bisey mi yoksa öyle mi denk gelmiş bilemiyorum ama 1980 * 90 arası korku filmleri tarihinin en verimli yıllarıymış aynı zamanda.


Zaman ve arşivcilik bizi haklı çıkarıyor ki bu dönemde beyaz perdede adından çok söz edilmiş, bu işlerin meraklısı tiplerin çok kovaladığı ve izlediğinde çıtırdan tırsıp gece uyumadan önce huzursuz olduğu filmlerin tepelerinde bir yerde de THE ENTITY yani memleketimizdeki adı ile KARABASAN yer alır.

Ekseri 3d efektleri ile hatta bazen oyuncu bile kullanmadan 120 dk tüm görsel siber yaratıcılığı izlediğimiz bu dönemde filmin teknik yönlerini, malzemelerini, kimi sahnelerdeki atraksiyonları kıyaslayacaksanız, bundan sonra yazanlar sizi zerre entere etmez zaman ve kilobit israfına karşıyız..


En önce filmin künyesi ile devam edelim:

Yönetmen: Sidney J. Furie

Senarist: Frank De Felitta

Oyuncular:

Barbara Hershey ... Carla Moran
Ron Silver ... Phil Sneiderman
David Labiosa ... Billy
George Coe ... Dr. Weber
Margaret Blye ... Cindy Nash
Jacqueline Brookes ... Dr. Cooley
Richard Brestoff ... Gene Kraft
Michael Alldredge ... George Nash
Raymond Singer ... Joe Mehan
Allan Rich ... Dr. Walcott
Natasha Ryan ... Julie
Melanie Gaffin ... Kim
Alex Rocco ... Jerry Anderson
Sully Boyar ... Mr. Reisz
Tom Stern ... Woody Browne




Zamane popüler ve özellikle genç kesimi etkileyen Paranormal Activity vb gibi pek çok filmin tetikleyicisi olan yapıtın en önemli özelliği içerik yani konusu,

Başrolde gördüğümüz Carla Moran 2 cocuğu ile münzevi bir yaşam süren genelde sakin takılan bir bayandır, Ta ki karabasan kendisine musallat olana kadar..


Meraklıları bilir, karabasan: anladığımız anlamda fiziksel bir temas sağlayamayacağınız ancak musallat olduğu kişi tarafından da elle tutulamayan kulakla duyulamayan gözle görülemeyen enerji formunda bir yaşamdır.
Fakat filmdeki bu yaşam formu, fena tokmakçı çıkar. Kadına olur olmaz hatta cocuklarının da yanında tecavüz etmekte akabinde basıp gitmektedir.
Olay sırf bununla kalsa gene iyi, ortama geldiği vakit hafif bir zelzele yaşanmakta evde kimi eşyalar ortalığa dökülüp saçılmakta ve bu karabasan hic bir sekilde engellenememektedir.


İşe metafizikçi kimi ilim irfan sahibi bilim adamları da dahil olur.
Araştırmacı eleman ve ekibi kadını bir özel laboratuvara alır ve gelen çok da güçlü yaratığın en azından genel şekil şemali ve ölçüleri için bir deneye kalkışsalar da pek tatmin edici sonuçlara ulaşamazlar, bir de karabasanı daha çok çileden çıkarmış da olurlar.

En sonlarda ekranda okuyacağınız üzere,olay gerçek olduğu iddia edilen bir hadiseden yola çıkılarak beyaz perdeye aktarılmış ve tecavüzler kadının ilerlemiş yaşı ve ortam değiştirmelerine rağmen devam ediyormuş, allah sabır versin demek geliyor birtek elden.

İşte filmden kimi sahneler:









Devamını okuyun...>>

24 Şubat 2010 Çarşamba

Angel Heart (1987)




Bizim topraklarda başka bir çalışmasından dolayı pek de hayırla anılmayan ancak bu yamuğu haric bu sinema dünyasına pek çok güzel sinema makarasını hediye etmiş Alan Parker denen şahsın 1987 de yazıp yönettiği ANGELHEART adlı film sanırım XTRMHARIBO sayfalarına yakışacak bir çalışma.


Aynı zamanda beyaz perdenin hiç şüphesiz conti yakışıklısı, tokmakçısı ancak bir o kadar da keşi, serserisi ve kural tanımaz aktörü MICKEY ROURKE un da kariyerinin zirvesidir adı geçen film.
Pek çok aktörü kıskandıracak kadar iyi bir performansı biraz da yönetmenin motivasyonuna borçlu olsa da adam elinden geleni ardına koymamış kendini canlandırdığı HARRY ANGEL karakterine adapte etmesini bilmiş.
Siz buna mephisto dan beri en iyi yeryüzüne inmiş yarım kalan işlerini tamamlayan Şeytan karakterini ROBERT DE NIRO gibi bir aktöre verirseniz, ortaya izlemekten sıkılmadığımız ANGELHEART çıkar ortaya.


Madem kısa şekilde genelinden bahsettik filmin künyesini de yazalım ilgili siteden,

Mickey Rourke ... Harry Angel
Robert De Niro ... Louis Cyphre
Lisa Bonet ... Epiphany Proudfoot
Charlotte Rampling ... Margaret Krusemark
Stocker Fontelieu ... Ethan Krusemark
Brownie McGhee ... Toots Sweet
Michael Higgins ... Dr. Albert Fowler
Elizabeth Whitcraft ... Connie
Eliott Keener ... Det. Sterne
Charles Gordone ... Spider Simpson
Dann Florek ... Herman Winesap
Kathleen Wilhoite ... Nurse
George Buck ... Izzy
Judith Drake ... Izzy's Wife
Gerald Orange ... Pastor John (as Gerald L. Orange)






Efendim kısaca içeriğe gelirsek,

Harry bekar, kafasına buyruk yaşayan ekseri hüzünlü ama bir o kadar da fırlama bir dedektiftir.
Dedektif olmasına rağmen ara bir mahallede kiraladığı küçük ofisinde oldukça sakin bir yaşam sürmektedir, boşanma davaları, kıskanç eşlerin kadın erkeklerini kovalamak gibi fazla da riski olmayan işlerle yolunu bulan birisidir.

Birgün ansızın gelen bir telefondaki iş görüşmesi ile hayatı tamamen değişecek hatta kararacaktır ancak bundan habersiz olduğu için sorumluluk sahibi bir dedektif olarak Louis Cyphre( Robert De Niro ) beyefendinin önce avukatı akabinde bizzat kendisi ile tanışmaya gider.
Oldukça gergin geçen görüşmede mealen, eski yıllarda bir plak çıkararak gizemli şekilde ortalıktan kaybolmuş en son bir hastalık neticesi hastanede komada kaldığı bilinen romantik bir şarkıcının peşine düşecek ve ortalığı velveleye vermeden bilgi getirecektir.


Romantik tek plaklık şarkıcı unutulmuş Johnny hastaneden yaşlı bir adam ve kısmen genc bir bayan tarafından apar topar kaçırılmıştır..
Çeşitli eyaletlerde görüldüğüne dair rivayetler vardır ve dedektif adı geçen şehirlere gider, çok tuhaf insanlarla muhattap olur başına olmadık işler gelmektedir, tuhaf kiliselerde tuhaf ayinlere şahit olur, din istirmacıları halkı tokatlamakta gizemli büyücüler sayesinde cok tavuk horoz kanı akmakta cok pislik adamlarla yüz göz olunmaktadır.. görünüşe göre bu romantik şarkıcı, aşık olup takıldığı kızın ailesinden dolayı voodoo işlerine de bulaşmıştır, dedektif Harry de bilgiye ulaştıkça bikac badire de bu sayede atlatır..





Bu esnada müşteri ve bilgi bekler durumdaki Louis beyefendi dedektifi sıkıştırmakta bazen de imalı cümleler ile elemanın kafasını meşgul etmektedir.
Adam da aynı zamanda küstahlık ile karışık amortiden bir kendine güven bilge havalar ve de gizem vardır, Hanry doğaldır ki tırsmaktadır ..

Velhasılı yeryüzündeki en ateşli sevişme sahnelerinden birinde duvardan boşalırcasına akan kanlar, sürekli aralarda kulağa gelmekle kalmayan tırmalayan kalp atış sesleri, Luyiziyana nın sisli gizemli kalleş ortamlarında ve de ormanlarındaki voodoo ayinleriyle fonda çalan saksafon ağırlıklı fon müzikleri ve de hiç şüphesiz oyuncuların performansı ile unutulmazlar arasında olan bir sinema filmi çıkmış ortaya.

İlk kez izleyecekseniz açılış ile kimi sahnelerin arasına serpiştirilmiş asansör kapıları ve de gölgeleri, sürekli dönerek aslında serinlik hissi vereceği yerde baş döndüren ve kandaki adrenalini arttıran pervaneleri ile son sahneyi de göz önüne alırsanız herşeyin ne kadar zeki ve kurnazca kurgulandığını da anlayacaksınız.
Adamlar çabalamış ve yaratıcılıklarını kullanmış kısacası ..







Devamını okuyun...>>

6 Şubat 2010 Cumartesi

Jaws



1975 ve sonrasındaki yıllar, o tarihlerde bu filmi ve akabinde gelen seriyi izleyen kücük cocukların hayatlarının düzüldüğü, denize girme ve yüzebilme cabalarına sekteye vurulduğu yıllardır aynı zamanda.

Hatta bununla da kalmaz filmin etkilerinin kötülüğü, insanların toplu halde histerik bir ruh haliyle takımlar kurarak en az 12 13 gemi ile açılarak köpek balığı özellikle Büyük Beyaz ( Great White ) cinsinin hunharca avlaması ile işin boyutu neredeyse hayvanların yok olma safhasına değin ulaşmıştır.

En azından bu ilk filmin yönetmeni Steven Spielberg denen şahıs da seneler sonra yaptığı bir röportajda itiraf etmiştir ki yediği bok başarılı ama bir o kadar da sarsıcı alt üst edici olmuştur bu yaşamın sürmesi için..

Neyse, beyaz perdenin efsanelerinden birine odaklanalım,
sene olarak 1975 olduğunu düşünürsek jaws türündeki nadir kvlt filmlerden birisidir bunu itiraf etmek lazım.
Gerek kurgusu gerekse o dönemin zorlayıcı ve devrim niteliğindeki efektleri gerek ise fon müziğinin bir albüm olarak da ustaca icra edilmiş olması, hattı zathında başka filmlerde bir varlık gösterememiş kadroyu unutulmazlar arasına soktu.

Madem bahsettik, yazalım hemen kadroyu:


Roy Scheider ... Chief Martin Brody
Robert Shaw ... Sam Quint
Richard Dreyfuss ... Matt Hooper
Lorraine Gary ... Ellen Brody
Murray Hamilton ... Mayor Larry Vaughn
Carl Gottlieb ... Meadows
Jeffrey Kramer ... Hendricks (as Jeffrey C. Kramer)
Susan Backlinie ... Christine 'Chrissie' Watkins
Jonathan Filley ... Cassidy
Ted Grossman ... Estuary Victim
Chris Rebello ... Michael Brody
Jay Mello ... Sean Brody
Lee Fierro ... Mrs. Kintner
Jeffrey Voorhees ... Alex Kintner
Craig Kingsbury ... Ben Gardner

Hikayesine gelirsek,

Kısacası sakin bir deniz kıyısındaki tatil kasabasında oldukça büyük ve insana saldırmayı görev adletmiş bir köpek balığı belirir.
Önceleri kasaba yönetici ve halkı pek de ciddiye almaz emme şerif durumdan cok rahatsızdır.
İçgüdüleri polislik sorumluluğu ile bu işin daha cook dallanıp budaklanacağını fısıldar ve herkesi harekete geçirmeye başlar.


Önce daha ufak capta gariban bir köpek balığının yakalanması da şerifi rahatlatmaz, icgüdüleri ona fısıldamakta hatta haykırmaktadır, bu haltları yiyen canavarın bu balık olamayacağı hususunda..


Ve netekim haklı da çıkar.. Canavar kindar biraz da zeki hayvanı avlamak için ufak bir ekip kurup gece gündüz arama pahasına balığın peşine düşerler.

Ekipteki esas avcı ve özellikle köpek balığı parçalamakta iddialı racon kişi ile önce sürtüşse de şerif işin ucunda yaşam tehlikesi olduğunu düşünüp alttan alır ve balığı yakalamaya odaklanır. Ama ne var ki balık sıradışı zeka belirtileri bi takım kurnazlıklar gösteren bişey cıkar ve şerifle hiç de adil olmayan bir durumda denizin ortasında yarı yarıya batmış okyanus suyunda tanışırlar ..

İlgili diğer sitelerde yazdığı üzere film okyanusa kıyısı olan bir yerde tam da denizin içinde çekilmiş o dönemin efekt ustaları olabildiğince gerçeğe benzer ama bi o kadar ürkünç kocaman dişleri olan bir köpek balığı dizayn etmek için ciddi mesai saatleri hatta günleri harcamışlar ve ortaya çıkana bakarsak emellerine de kısmen ulaşmışlar, tam bir kocaman 400 kişilik ekip olarak.




Hatırı sayılır bir bütçe ile gerçekleşen film cok ses getirdi sıkı gişe hasılatı ve tv kanallarından da ilgi alaka gördü ki seri halinde tam 17 adet jaws ve türevi film ve dizi çevirilmiş.





Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails