Exploitation movies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Exploitation movies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2016 Çarşamba

Çarpık Modernleşmenin Ehlileştirilmesi, Kinbaku ve Çatalı Terkediş: Dan Oniroku: Nawa-geshô aka. Rope Cosmetology (1978)


  Kapıların açılıp, Batı'nın parlak kırmızı kutulu içeceğinin sofralarda görünmeye başlaması aynı zamanda; "ekonomik mucize" diye tabir edilen yirmi yılın başlamasıydı. 1950'lerden sonraki bu dönem Japon günlük hayatında tüketim malzemelerindeki artış, rock'n'roll, motosiklet, sinema ve boş vakitlerin çoğalmasına delaletti. Bu değişim, beraberinde eski/geleneksel ile yeni/modern olanın çarpışmasını yarattı. Ama bozulan, yıkılan her şey günün sonunda doğal akışa karışacak ya da terbiye edilecekti. Günlük hayatta Amerikan aleyhtarları bunu tamamen gerçekleştiremeseler de, toplum terbiye teşebbüsleri; yükselişteki cinsel istismar sineması ile birlikte bütün fantezi ve sapkınlığıyla beyaz perdeye yansıyacaktı.

Devamını okuyun...>>

3 Eylül 2015 Perşembe

Los violadores aka Mad Foxes (1981)




Kanunsuz motorcu filmleri hiç kuşkusuz Exploitation sinemasının başlangıcında yer alan önemli bir alt tür.Bu alt türü çekici kılan en büyük etken ise motosikletin insan algısına verdiği özgürlük, bağımsızlık ve kural tanımazlık duygusuydu. Motosikletler bir nevi modern atlardı.


Devamını okuyun...>>

10 Nisan 2015 Cuma

Gun Woman (2014)




Uzak doğu sineması 1970'ler de inanılmaz İntikam kadını filmleri üretmişti. Gun Woman (2014)'de o dönem ki furyadan kopup günümüze gelmiş bir film. Baştan söylemek gerekirse bu film tamamıyla Exploitation tarzı filmleri sevenlerin hoşuna gidecek bir yapım.


Devamını okuyun...>>

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Criminal Woman:Killing Melody (1973)



Criminal Woman:Killing Melody filmi Japon Pinky vahşet filmlerinden biri.Japon şiddet filmlerinin bir numaralı firması Toei yapımcılığa ait olan film,türünün tüm özelliklerini içinde barındırıyor.


Devamını okuyun...>>

19 Şubat 2013 Salı

Sushi Girl (2012)




Mevzu Exploitation filmleri olunca kandaki adrenalin artıyor. 2012 tarihili Sushi Girl bizleri 70'lerin o ütopik Exploitation dünyasına geri götürüyor...


Devamını okuyun...>>

23 Kasım 2011 Çarşamba

Firecracker aka Nude Fist (1981)



80'li yıllarda Filipinler de çekilmiş akıl dışı bir çok gerilim,korku,dövüş ve macera filmi insan aklının sınırlarını zorlayacak derecede.Sınırsız mermiler,yenilmez düşmanlar,zombi karateciler,antik zamanlardan gelen insan avcıları...

Bu filmlerin konuları,oyuncuları ya da yönetmenleri değişse bile ortak noktaları her zaman aynı.

Yaşanacak yer FİLİPİNLER !!!

1981 yapımı bir dövüş filmi olan Firecracker aka Nude Fist,Filipinli meşhur Blaxploitation yönetmeni Cirio H. Santiago tarafından yönetilmiş.Yönetmenin en iyi filmi diyebileceğim bir yapım olmasa da yönetmenin filmografisi arasında göze çarpan bir film.


Filmin baş rollerinde ise Jillian Kesner, Darby Hinton ve Rey Malonzo yer almakta.Filmin asıl kahramanı ise seksi oyuncu Jillian Kesner.Dövüş sahnelerinde tatmin edici bir iş çıkaran güzel oyuncu,güzelliğini öne çıkardığı sahnelerle de izleyenlere dört dörtlük bir seyir zevki sunmakta.

Kimliği belirsiz kişiler tarafından kız kardeşi kaçırılan Susanne Carter,Filipinlerin yolunu tutar.Gelir gelmez uyuşturucu karteli tarafından tehdit olarak algılanan Susanne Carter,Filmin başlarında ki İç çamaşırlarıyla sergilediği dövüş performansıyla filmin adına yakışır bir iş çıkartıyor.

Carter'ın beşinci seviye bir kara kuşat olduğundan habersiz olan kötü adamlar yedikleri dayakla baltayı taşa vuruyorlar.


Kız kardeşini bir an önce bulmak için vakit kaybetmeyen Susanne'a girdiği bir barda tekrardan dövüş kabiliyetlerini sergiler ancak bu sefer yanında filmin iyi adamları barmen ve Bruce Lee klonu garson çocukta vardır.

Susanne'nın kardeşini tanıyan barmen,Susanne'a en önemli ip ucunu veririr.

Filipin exploitation sinemasından büyük bir yeri olan Ken Metcalfe filmde çok yer almasa kilit isim görevini görüyor.Yasa dışı dövüş ve uyuşturucu karteli olan Erik'ın bu işinde yer aldığını aldığını öğrenen Susanne onların arasına sızarak kız kardeşini kurtarmaya karar verir.


Bu konuda ona en büyük yardım ise bükülmez bileği ve göz alıcı güzelliğinden gelmektedir.


Filmin genel aksiyon sahneleri dışında filmin en önemli iki sahnesi,Jillian Kesner'ın çıplak dövüştüğü sahne ve Darby Hinton'la olan sevişme sahnesi.


Kadın kahramanların ön planda yer aldığı bir dönemin en eğlenceli yapımlarından biri olan Firecracker aka Nude Fist,exploitation meraklılarını tatmin edeceği kesin.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

30 Eylül 2011 Cuma

Th Nail Gun Massacre (1985)


1974 yılında The Texas Chainsaw Massacre ile tüm Teksas eyaleti sarsılmışken tam onbir sene sonra bir katliam daha yaşanmaya başlar.Bu sefer ise cinayet aleti çivi silahıdır.1985 yapımı slaher filmi olan The Nail Gun Massacre türünün diğer filmlerine oranla daha geri planda kalmış bir yapım.


Bill Leslie ve Terry Lofton tarafından yönetilen filmin senaryosu da Terry Lofton'a ait.Filmin baş rollerinde ise Rocky Patterson, Ron Queen ve Beau Leland yer almakta.Film de yer alan oyuncuların bir çoğunun ilk ve tek deneyimi olmuş.

Yönetmenler adına da aynı şey geçerli bu filmin ardından başka bir film projesine girişmemişler.





Peki film kötü mü?

Hayır.

Bir grup inşaat işçisi genç bir kadına tecavüz ederler ve bir kaç ay sonra askeri kıyafet giyen,motor kaskı takan ve elektronik sesler çıkartan psikopat bir seri katil ortaya çıkar.İlk işlediği bir kaç cinayet genç kadına tecavüz eden gruptan insandır.Ancak bu ilerleyenler zamanlar da önüne çıkan herkesi avlamaya başlar.Av silahı ise çivi tabancası dır.

Film başlar başlamaz daha ilk saniyelerinde tecavüz gerçekleşir ve ardından gelen bir kaç dakika sonra çivici ortaya çıkar ve cinayetler ardı ardına gelir.

Kasabanın şerifi ve doktoru olaya el atsa da hiç bir ip ucu ya da görgü tanığı bulamazlar.Her daim katilden bir adım geride olmalarına rağmen katilin cenaze arabası benzeri olan arabasını teşhis edebilmişlerdir.





Kurbanlarını hemen hemen her yerinden çivileyerek öldüren Çivici aklınıza gelebilecek her yerde insanların karşına çıkıp canlarını almaktadır.


Filmin ilerleyişine bakıldığında hiç bir şey için neden gösterilmemektedir.İnşaat işçilerinin neden kıza tecavüz ettiği ya da Çivicinin kurbanlarını neye göre öldürdüğünü ancak filmin sonlarına doğru anlamaktayız.




Tek eksik yön olan kurgu dışında The Nail Gun Massacre (1985) tarihi ve tarzı adına gaddar bir yapım.Seks sahnelerinin de açıkça sergilendiği film,seks üzerine yoğunlaşarak ilerleyen bir film olsaymış eğer muhteşem bir sexplotation/korku yapımı bizi bekliyor olurmuş.

Öyle ya da böyle Slasher filmlerini seven tüm korku izleyicilerinin beğeneceği The Nail Gun Massacre kaçırılmaması gereken bir film.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.







Devamını okuyun...>>

12 Mart 2011 Cumartesi

Black Belt Jones (1974)



Özgürlükler ülkesi A.B.D'nın daha da özgürleştiği yıllar olan 70'ler de A.B.D bağımsız sinemasının altın çağın da türeyen Blaxploitation filmleri zencilerin baş roller de yer aldıkları eğlenceli,macera dolu yapımlardır.Ele alacağımız 1974 yapımı olan The Black Belt Jones her ne kadar gelmiş geçmiş en kötü 50 film listesinde yer alsa da bence gayet iyi bir Dövüş filmidir.

Birileri tutup böyle bir filmi en kötü filmler listesine atmış olsalar da Amerikan sinemasının en iyi dövüş filmlerine imzasını atmış olan Robert Clouse bu çılgın yapım içinde kamera arkasına geçmiştir.



Enter the Dragon(1973),Game of death(1978),The Ultimate Warrior(1975) gibi yapımlara imza atan Robert Clouse,Black Belt Jones ile de dövüş filmleri literatürüne muhteşem bir film daha eklemiştir.

Blaxploitation filmlerinin bir diğer önemli özelliği ise tabi ki müzikleridir.Bu filmin müzikleri ise meşhur funk gitaristi Dennis Coffey.Tarafından bestelenmiştir.Dennis Coffey'ı Enter the Dragon'un müziklerinden de tanımaktayız.



Black Belt Jones rolünde ise Enter the Dragon'dan tanıdığımız Jim Kelly yer alıyor.Shorin-ryu karate ve Okinawe-te karate eğitimi dışında bir dönem amerikan futbolu ve basketbol da oynamıştır.Enter the Dragon'da ki yardımcı oyunculuğu dışında Blaxploitation furyasının ekmeğini yemiş emektarlardır.

Jim Kelly dışında Gloria Hendry,Scatman Crothers,Eric Laneuville gibi bir çok Exploitation filmde rol almış oyuncu yer almaktadır.



Black Belt Jones'un eski bir dostu olan Pop Byrd'ın çalıştırdığı karate salonuna musallat olan mafya ile olan mücadelelerini anlatmaktadır.Pop Byrd'den haraç isteyen adamlar salonu basıp genç karatecileri bir güzel sopa atarlar.Durum böyle olunca kahramanımız ortaya çıkar ve işe el atar.

Bu durumdan rahatsız olan Pinky eski dostu şimdiki düşmanı Pop Byrd'ı kaza sonucu vurmasıyla işler ciddiye biner.Bunun üzerine olayı derinlemesine araştıran Black Belt Jones mevzunun arkasında İtalyan mafyasının olduğunu öğrenir.Pinky ve adamlarıyla daha çetin bir mücadeleye giren Black Belt ve arkadaşları fantastik tarzlarıyla suçluları saf dışı bırakırlar....



Genel olarak film gayet eğlenceli ilerlemektedir.Bol Kung-fu eşliğin de komedi ve macera uyum içinde bir seyir izlemekte.Bu tarzıyla gerçekten eğlenceli bir film halini alıyor.Dövüş filmlerini severlerin mutlaka izlemesi tavsiye ettiğim Back Belt Jones (1974) kesinlikle bir Blaxploitation klasiğidir.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

11 Mart 2011 Cuma

Cani arrabbiati aka Rabid Dogs (1974)




Suç filmlerinin zirve yaptığı yıllar olan 70'ler de,Mario Bava da bu furyadan geri kalmayarak Cani Arrabbiati aka Rabid Dogs (1974) ile suç filmlerine bakış açısını tamamiyle değiştirmiştir.

Mario Bava'nın usta yönetmenliği,Alessandro Parenzo'nun muthiş senaryosu ile birleşince sıra dışı bir iş hortlayı vermiş.Baş roller de ise Riccardo Cucciolla,Don Backy,Lea Lander,George Eastman ve Maurice Poli yer alıyor.



Suç ve İstismar Filmleri arasında baş sıraları çeken Rabid Dogs,şaşırtıcı senaryosu ile ön plana çıkıyor.Alışıla gelmiş olan av-avcı ilişkisini tepetakla eden film avlanan avcı yaklaşımı ile beklenmedik bir son yaratıyor.

Özetle bir grup soyguncunun yaptıkları vurgundan sonra yaşadıkları kaçış macerasını anlatmakta.

Daha detaya inersem mevzunun tadı kaçacağını düşündüğümden,filmin konusundan bu kadar bahsedeceğim.



Film genel havası itibariyle Alfred Hitchcock'un en başlıca filmlerinden Rope (1948) çağrıştırdı.Bir nevi yol hikayesi tadında olan film tek mekan (araba) olmasından dolayı böyle bir çağrışım yaptı sanırım.Oyuncuların sergiledikleri karakteristik performans ise kelimeler ile anlatılamayacak seviyede.Liderleri doktorun yanında yer alan blaze ve 32'ın davranışları filmin adına bire bir uyuşuyor.Ayrıca filmdeki nihilist yaklaşımlarda oldukça dikkat çekici.

İleri ki dönemde gelen The Last House on the Left ve tarantino'nun meşhur Resevior Dogs'un da bu filmden esinlenilen bir çok öğe görebilirsiniz.

Toparlamak gerekirse Rabid Dogs,bütün izleyenlere hitap eden ve merak uyandıran bir baş yapıttır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

20 Aralık 2010 Pazartesi

Cannibal Holocaust (1980)





Yamyamcılık insanlığın en köklerinde yer alan mevzulardan biri,aynı zamanda korku filmlerinin de en çok rağbet görenlerindendir.Sinema macerasına alt başlıklar ile başlamıştır yamyamcılık mevzusu ve Ana muhabbet olması uzun yıllar almıştır.

İstismar sinemasının yükselişe geçmesiyle ortaya çıkan saf-kan yamyam filmleri ilk olarak 70'li yılların başlarında beyaz perde de yer aldı.80'ler ile görkemli yıllarını yaşan yamyam filmlerinin en gözdesi olan Cannibal Holocaust (1980) ünlü italyan yönetmen Ruggero Deodato'a da kötü şöhreti getirecek film oldu.Yönetmenin 77'de çektiği The Last Cannibal World aka Ultimo mondo cannibale adlı filmden sonra Cannibal Holocaust ile zirve yapmıştır.

Bir diğer italyan yönetmen olan Umberto Lenzi ile çaktırmadan paslaşarak film çektikleri de tesadüften öte değil kanımca çünkü Man from the last river (1972),ardından gelen ,The Last Cannibal World (1977),Cannibal Holocaust,Cannibal Ferox(1981) ve Cut and Run (1985)ortaklaşa yapılan bir seriyi andırmaktadır.


Senaryosu Gianfranco Clerici'e ait olan film,Senaristi de ihya etmiştir.Bir çok B-kalite filmin senaryosuna imza atan senaristin en dikkat çeken diğer senaryoları ise The New York Ripper (1982) ve Murderock (1984).


Film hiç kuşkusuz B-movie ortamlarından çıkan en çok ses getirmiş ve sinemanın büyükleri diye tabir edebileceğim paralı çocukları fazlası ile rahatsız etmiştir.İlk gösterimi Milano'da gerçekleştirilen film daha gösterim esnasında yasaklanmış.Filme el koyulmuştur.Gösterime girdiği ülkelerde ise 10 günde 2 milyon dolar hasılat ile tüm filme emeği geçenlerin hayalini bile edemeyeceğinin fazlası ile vermiş.Ve daha sonra da hemen hemen dünyanın her yerinde yasaklanmıştır.Bu esna da Ruggero Deodato müstehcenlik suçundan yargılanmış ve filmin bir snuff film olduğu ortaya atılmıştır.

Film aynı zamanda İtalyan B-movie'nın gelecek yıllardaki filmlerde rol alacak hemen hemen bütün oyuncularını içermektedir.


Film konu olarak önceki örneklerine göre yaşam mücadelesini anlatmaz.Belgesel yapmak için Yeşil Cehennem olarak adlandırılan Amazon ormanına yaptıkları yolculuğun ardından 2 ay geçmesine rağmen bir haber alınamamasından söz edilerek başlar.Gizemli bir şekilde ortadan kaybolan gençlerin mevzusu t.v kanaları için oldukça iyi reyting sağlamaktadır.New York üniversitesinde Profesör olan Horald Monroe Amazona gençlerin izini sürmeye gönülü olur.Antropolok olan Horald Monreo,Brezilya-Peru sınırında yer alan Rio Ocoro ya yolculuk yapar ve amazonun derinliklerine rehberi olan filmdeki baş adamım Chaca ile devam edecektir.Görecekleri hakkında pek bir fikri olmayan Monreo adeta insanlığın ilk haline yolculuk etmektedir.Bir süre sonra şahit olacakları olay filmin sadece başlangıcıdır.


ZİNACI CEZASI

Filmdeki bu sahne en sevdiğim sahnelerden biri.Modern insana fazla vahşice gelen bu mevzu ilkel insanın adaletine dair en güzel örnek.Eşlerini aldatan kadınlar üzerinde yaptıkları bu cezalandırma seremonisi taktire şayan.Yontulmuş bir taşla kadının rahmi parçalandıktan sonra balçık kütlesine yerleştirilen sivri bambu dalları vajina ağzına sıvanıyor.Ardından kadın ölüme terk ediliyor.Kesinlikle kadın-erkek eşitliği böyle olmalıdır.Bu sahneler esnasında fonda çalan müzik ise sahnenin kan donduruculuğunu yükseltiyor.

Riz Ortolani'e ait olan müzikler İtalyan korku filmleri müzikleri arasında her türlü toplama,en iyiler vb. girebilecek seviyede.


Bu olaylardan sonra gençlerin izlerine adım adım yaklaşan Monreo,yamyam kabileleri ile barışçıl bir şekilde irtibata geçer.Beyaz adamdan ağzı yanmış olan ilkel kabilelerin yaşadıklarını ise rehberi Chaca sayesinde rahatlıkla çözer ve olanlar karşısında ne yapacağını bilemez.Gençlerin katliam yaptıklarını ve bu katliam sonucunda ilkelce hayatlarının son bulduğunu öğrenir ve film makaralarıyla Yeşil Cehennemden ayrılır.

Vahşi olan kim?

New York'ta televizyon kanalına geri dönen Monreo,gördüklerinden ve yaşadıklarından bahseder ve gençlerin kayıtlarını montaja verir.Görüntüler insanlık namına hoş olmamaktadır ancak Televizyon yöneticileri bu görüntülerden muhteşem bir gelir elde edeceklerini ve 1.numara olacaklarını düşünmektedir.

Montajın ardından gördükleri görüntüler karşısında neye uğradıklarını şaşırmışlardır.

Filmde gerçekleşen hayvan katliamları gerçek olmakla birlikte yapılan çeşitli işkence ve cinayet sahneleri de haddinden fazla gerçekçidir.

İnsanlık adına bir ders niteliğinde olan Cannibal Holocaust,kaçınılmaz gerçekliği en bariz şekilde göz önüne sermektedir.


Death Metal adına da en başlıca filmlerin ilk 5'ınde yer alan Cannibal Holocaust başlıca,İmpetigo ve Necrophagia gibi... Bir çok Death metal devine de ilham olmuştur.

İnsan doğa ananın oğludur ve buna aykırı yaşayamaz kavramından ortaya modern toplum öz eleştirsini başarı ile vurgulayan ve şiddetin insanlığın temelerinde var olan en baş duygulardan biri olduğunu bizlere en net şekilde göstermektedir.Modern algı insanlığın bu yönünü bastırsada,insanlık çaresizliğe ve çıkmaza girdiğinde alevlenerek ortaya çıktığı ortadadır.

Yaşadığımız toplumu korku kültürü ile bir daha gözden geçirmemizi sağlayan Cannibal Holocaust,Arşivinizde yer alması gereken en önemli eserdir.

Haribo Puanı:İlkel olan kim ?

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.







Devamını okuyun...>>

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Nightmare City (1980)




Zombi filmlerinin en pırıltılı günlerini yaşadığı yıllardır 80'ler.Dawn of the Dead ve Zombie 2'nin yaratığı patlama tüm sinema dünyasını kasıp kavurmaktadır.İtalyan yönetmen Umberto Lenzi'nin aynı yılda çektiği ikinci film olan Nightmare City'de bu furyanın içinde yer alan filmlerden biridir.

Yönetmen gene 1980 tarihinde çektiği Eaten alive(Mangiati vivi!) ile yamyamcılık işlerine bakmış ve 1981 de ise Cannibal Holocaust devamı niteliğin de ki Cannibal Ferox'a imzasını atmıştır.

Umberto Lenzi aynı zamanda yamyam furyasının da ilk filmlerini çeken yönetmenlerden biri 1972 yılında The man from the deep river ile ileri de çekeceği bu tür de ki filmlerin temelini atmıştır.

Bu muhteşem zombi yapıtının senaryosunu ise Antonio Cesare Corti,Luis María Delgado ve Piero Regnoli üstlenmiştir.

Nightmare City aynı zaman şu günler de oldukça popüler bir yere sahip olan İnfected diye adlandırılan virüs ile zombiye dönüşme mevzularının ilk örneklerinden.Tabi 1970 çıkışlı I Drink Your Blood ve 1974 yapımı Garden of the Dead tarzın ilk örneklerinden.


Filmin senaryosuna gelince öle çok can alıcı olmasa da zombici adamın dişine göre bir iş.

Dean Miller adında ki spiker hava limanına gelecek olan uçak ta ki bilim adamları ile röportaj yapmak için gider ancak işler de bir sorun vardır.İniş sırasında pilot cevap vermez.Uçak güçlükle piste iniş yapar.Hava sahası çalışanları kaçırıldığını göz önüne alarak alarm durumuna geçerler.Bir sura sonra uçaktan bir grup zombi iner.

Olay üzerine karışlıklar doğar ordu gidişata çözüm üretmeye çalışsa da zombiler her yeri istila etmektedir.


92 dakika boyunca Umberto Lenzi bizlere hiç durmaksızın bir şölen izletmekte adeta.Makyajlar pek ileri olamasa da kan gövdeyi götürüyor.Kendine has bir zombi makyajı yapmış.Kanımca eski zombi filmlerin de en hoşuma giden olaylardan biri de bu.Her yönetmenin zombisi kendine has.



Akşam yemeğinden sonra Nightmare City ile gecenin kanlı ya da cadoloz saatlerine güzel bir ısınma turu yapabilirsiniz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.






Devamını okuyun...>>

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Game of Death



"Uzakdoğu dövüş sanatları" beyaz perdede bugün bile kendine tırışka da olsa bi yer bulabiliyor ise kuşkusuz bunda üstad BRUCE LEE'nin katkısı vardır.
Bu işlerin nasıl yürüyeceğine dair ketenperelerin cirit attığı, hangi yönetmenin ve de menşeinin dizginleri ele almaya karar verdiği ve insanları sıkıştırdığı bir zamanda onlara karşı kendine has kural kaideleri ile bile bir efsanedir nazarımızda kendileri.
Amerikan sinemasına gider yapabilen akabinde de dize getiren pek cok sayıda aktör yok maalesef..

Ne yazıkki kısa ömrü bize fazla da miras bırakmadı ama kalanlarla yetinen haribocular blogun bu kısmında GAME OF DEATH i yani ölüm oyunu nu kurcalamakta fayda gördü.

Robert Clouse adlı ağabeyin filmin künyesi:

Bruce Lee ... Billy Lo
Colleen Camp ... Ann Morris
Dean Jagger ... Dr. Land
Gig Young ... Jim Marshall
Tai Chung Kim ... Billy Lo
Biao Yuen ... Billy Lo (as Bill Yuen)
Robert Wall ... Carl Miller
Kareem Abdul-Jabbar ... Hakim
Mel Novak ... Stick
Hugh O'Brian ... Steiner
James Tien ... Charlie Wang
Dan Inosanto ... Pasqual (as Danny Inosanto)
Chuck Norris ... Colt (archive footage)

Konusu cok cezbetmez izleyiciyi, ama kısaca bahsetmek gerekirse;
mafya BRUCE LEE abimize bir iş kitler, ama Bruce ahlaklı cocuktur, kabul etmez. Ama işin icine tehdit ve adam kaçırma girince mecburen kabul eder, acayip bir buda mekanına girer.
Görev icabı en üst kata cıkması gerekir ancak her katta kendisini kötü ve gaddar birer süpriz beklemektedir. İşte herşey bu andan sonra başlar ..

Bundan sonrası tamamen izleyici yorumudur, herkese göre de değişebilir.
Bence, kendisi beyaz perdede sanattan ziyade kendi geliştirdiği ya da icat ettiği karma dövüş sanatlarından derlediği stili gösterir, her kattaki dövüşcü ile değişik şekillerde kapışır ve alayının kafasını kırar duvardan duvara sallar.

Tabii belki de göze en güzel ve en değişik bi o kadar da orantısız gelen, son kapışma yani elbette Kareem Abdul-Jabbar ile olan hadise..
Neredeyse 2 katı boyundaki adamı tepelemesini izlemek zaten bu yazıları yazdırıyor bize.

Bu işleri kovalayanların en cok zihnini işgal eden ayrıntılardan birisi ise Lee nin üstünde olan dar sarı tulumu ve de siyah cizgileri elbette.
Vakti zamanında bu bile cok cazip gelmiş sinema izleyicisine. Hatta karizma yönetmen Tarantino, KILL BILL serisinde Uma hanıma cok benzer bişey giydirerek bir nevi Lee ye olan saygılarını göstermesini de bilmiş. Seni hic unutmayacağız Lee abi :)




Filmin tamamlanması da güç olmuş aynı dönemde bir başka filme de el atan ancak hakkın rahmetine kavuşan Lee nin ardından yapılabilecek tek şey, dvdler ile avunmak.



Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails