Slaher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Slaher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2011 Çarşamba

Cementerio del Terror aka Cemetery of Terror (1985)




Cadılar bayramına günler kalmışken bu konuyu işleyen filmleri es geçmek olmaz.Alışıla gelmiş Carpenter'ın Halloween serisi dışında neyi ele alabilirim diye karalar bağlarken Cementerio del Terror (1985) ariba ariba sesleriyle imdadıma yetişti.

Ülke sinemalarının balyoz,sansür ve maddi olanaksızlar yüzünden yıllar önce cenaze törenleri düzenlenmiş olsa bile coğrafi atlas üzerinden dağ,bayır araştırıyormuş gibi didik didik film sektörlerini incelemek büyük bir zevk.

Cementerio del Terror'de Meksika yapımı 80'lerin göz alıcı Teenage-Slasher furyasına zombi ve gore sosuyla katılmış bir yapım.

İstediği parlamayı bir türlü yapamadan sönen Meksika sineması buna rağmen yüzlerce kült yapımı içinde barındırmaktadır.Korku sinemasında ise gotik türde yer alan bir çok korku filmini içinde barındırır.Cementerio del Terror ise Meksika sinemasının ''iyi'' yapıtlarından biri değil.


Yönetmenliğe aynı yılda iki filme imza atarak başlayan Ruben Galindo Jr.'ın ikinci yönettiği film olan Cementerio del Terror,dönemine damgasını vurmuş Evil Dead (1981),Helloween (1978) ve Children Shouldn’t Play With Dead Things (1973) filmlerinin birbirine eklenmiş halleri gibi.

Bu akıl almaz filmin senaryosunu da tabi ki Ruben Galindo Jr.'a ait.

Filmde yer alan tek kayda değer oyuncu ise Hugo Stiglitz.


Cadılar bayramı zamanı bir grup genç geceyi daha eğlenceli bir hale getirebilmek için mezarlığın içinde bulunan terk edilmiş evde parti düzenlerler.Bir gece önce ise seri cinayetler işleyen Devlon adında ki garip şahıs polis tarafından etkisiz hale getirilir.Olaydan haberdar olan ve Delvon'nun kara büyü ile uğraştığını bilen Doktor Cardan ortalığı ayağa kaldırır ve komiser arkadaşı Ancira'ı zorla ikna ederek morgun yolunu tutarlar.

Filmin başlangıcı Hugo Stiglitz'in de rol aldığı Nightmare City (1980) fazlasıyla andırmakta.

Parti düzenleyecekleri evde garip bir kitap bulan gençler olayı daha eğlenceli hale getirebilmek için morgundan ceset çalmaya karar verirler ve onca ceset arasından şeytani Delvon'nun cesedini kaçırırlar.Tekrar mezarlığın yoluna koyulan çılgın gençler başlarına geleceklerden habersizdir.


Bu esna da ise Komiser Ancira'nın da çocuğunun aralarında bulunduğu bir grup maceraperest ufaklık Cadılar bayramına yakışır bir şekilde ellerinde kabaklardan oyulmuş fenerler ile mezarlığı bir ucundan öteki ucuna geçmeyi planlarken hayatlarında unutamayacakları bir olaya tanık olurlar.

Devlon tekrar canlanıp gençleri katlettikten sonra Zombilerinde mevzuya dahil olması filmi daha da zevkli bir hale sokuyor.


İyi adam rollerinde bir elin parmak sayısı kadar rol almış lan Hugo Stiglitz ise filmin sonunda özüne güzel bir dönüş yapıyor.

Eğlencesi 999 in 1 ateri kasetlerinde ki tadı veren Cementerio del Terror aka Cemetery of Terror (1985) Cadılar bayramına güzel bir ısınma turu olacağından eminim.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

12 Kasım 2010 Cuma

The Prowler (1981)



Katil-Kurban ilişkisinin beyaz perdeye yansıması 1930'lu yıllarda Forerunners adlı furya ile başlamıştır.60'lar ve 70'ler Splatter,Giallo ve Exploitation hakimiyetin de ilerlerken 1974 yıllında gösterime giren Black Christmas ile Slasher furyası başlamış ve Katil-Kurban ilişkisi beyaz perde adına son evrimi geçirmiştir.

1981 yapımı The Prowler da İlk dönem Slasher furyasının en güzel örneklerinden.Kısa kariyerli yönetmenlerden biri olan Joseph Zito tarafından yönetilen filmin Senaryosu Scooby-doo çizgi filminin de senaryolarının yazan Neal Barbera ve Mark Edens üstlenmiş.Yönetmen ve set kadrosu ne kadar korku dünyasına uzak gibi gözükse de kanlı sahnelerin mimarı üstlenen Tom Savini kanımca filmi kotarıyor.


Oyuncu kadrosununda da öyle önemli bir isim yer almamakta.



O dönem için daha oturmamış kalıplara sahip olan Slasher filmleri için bakıldığında sıradışı bir senaryoya sahip olduğunu görmekteyiz.Ayrıca ölümlerin oldukça gaddar methodlarla gerçkeleşmesi de ayrıca benden onlan notunu arttırdı.Ne kadar Slasher filmleri ile aram iyi olmasada da The Prowler sevdiğim Slaher filmler arasına başlar başlamaz girdi.



konuyu özetlersek, Queen Mary zırhlısıyla 2. Dünya Savaşı sonrası ülkelerine dönen Amerikan askerleri için bir kutlama partisi yapılır. Savaşın bitimine birkaç hafta kala sevgilisinden bir mektup alan askerlerden biri ortadan kaybolur. Kutlama başladıktan bir kaç saat sonra ortaya çıkan asker kostümlü biribu kutlamadaki insanları katketmeye başlar. Bu olayın yıllar sonra aynı güne denk gelen bir okul mezuniyeti kasabanın yaşlı ahalisini gerer. Benzer olayların nüksetmesinden korkarlar; ve korktukları başlarına gelir.



88 dakika süren filmde, yönetmen cinayetleri doğru aralıklarla ayarlamış. Filmin bşlamasıyla akan kan filmin sonuna kadar devam etmekte. 2.Dünya Savaşı askeri olan katil göründüğü gibi Sodom'un ünlü askerini fazlasıyla andırmakta. Çekilen cinayet sahnelerinde pek bir yaratıcılık olmamasına rağmen fazlasıyla worship sahneler yer almakta. Ancak filme özgü olan cinayet sahnesiyse katilin havuzda işlediği cinayettir. DVD kapağında da bu sahneyi görüyoruz.

Her slasher filminde olduğu gibi bu filmde de katilin bir takıntısı var.



Slasherın altın çağı (84-89) filmlerini 100 kere cebinden çıkaran The Prowler,İnturder,Driller killer,Silent Night serisi, Slaughter House ve Black Christmas gibi Slasher furyasının Sayılı gorecu adama hitap eden filmlerden. Bu filme benzer son dönem Neo-Slasher furyasından ise en güzel örnek Rob Zombie'nin Halloween'leri.

Sevgilinizle şarap içip, keyif yaparken zevkle izleyeceğiniz ibret verici The Prowler aynı zamanda klasik korku anlayışını 80'lere kadar taşımış bir film.

Kanımca Gorecu tayfa tarafındanda kaçırılmamalı.

Devamını okuyun...>>

14 Eylül 2009 Pazartesi

Backwood Massecre aka Midnight (1982)



Night of the living dead baş yapıtından görüntü yönetmeni olarak tanıdığımız John A.Russo bu kezde Midnight ile karşımıza yönetmen koltuğunda satanik bir aile tablosu ile çıkıyor.

Oyuncu kadrosuna şöyle bir göz atığımda ise hollywood'un sert adamı alakaplı Lawrence Tierney gözüme çarptı.Ünlü kanun kaçağı John Dillinger hayatını canlandırdığı filmle gönüllerde taht kurmuş olan Lawrence bu filmde alkolik üvey baba rolünde.Yakın zamanda ise Tarantino efendinin Reservior Dogs filmde Joe cobat rolü ile karşımıza çıkmıştı.


Backwood Massecre açıkça söylemem gerekirse son zamanlarda izlediğim en güzel ailece yapılan katliam filmi.Basit oyunculuğu ve güzel kurgusu ile gayet kazımacı adama hitap eden bir film.Özellikle ailenin 4 çocuğu yan yana durduklarında tam bir death metal grubu havasındalar.


Senaryoya göz atığımızda...

Alkolik üvey babasının tacizlerinden bıkan Nancy evden kaçar ve otostop ile kaliforniya eyaletindeki kız kardeşinin yanına yola koyulur.Tom ve Hank adındaki iki gencin karavanına atlar işler güzel gitmektedir taki Kaylor yakınlarındaki bir benzinci de mola verene kadar.


Burada bir rahip ve kızı yanlarına sokulup sohbete başlar.Olmadık bir şekilde Kaylor kasabasındaki cinayetlerden bahseden rahip klasik bir o yol giden son kişi geri dönmedi geyiği çevirir ancak kendisinin gittiği yerde kaylor mezarlığıdır ve orada hunharca katledilir.Tabi kızda.

Bu esnada kaylor kasabasına gelen Nancy ve arkadaşları paralarının tükendiğini fark ederler.Karınları kazınmaya başlayan gençler en iyi çözümü marketlen bir şeyler aşırmakta bulurlar fakat ipin ucunu biraz kaçırırlar.6-7 poşet yiyecek çalan gençlerin peşine polis takılır ve onlarda bu kovalamacadan kaçabilmek için yoldan saparlar ve alakasız bir dağ yoluna girerler.


O geceyi dağda kamp kurarlar.Planları yarın sabah yola koyulmaktır.Sabah Nancy şöyle bir doğa yürüyüşüne çıkar.Arkadaşlarının yanına döndüğünde gördükleri onu pek mumlun etmeyeceği kesindir.İki polis arkadaşlarını kelepçelemiş kafalarına silahla katlederken,Nancy de ağaçların arkasından onları keser bu duruma daha fazla katlanamayan kız çığlık ata ata koşmaya başlar ve bizim gaddarlarda peşinden.


Kısa süre içinde tuzağa düşen nancy bir hayvan kafesine hapsedilir.Burada bir kaç gün mahsur kalan kız manyakların en gaddar ayinlerine tanık olur.Nancy böle maceralar içindeyken evinde de ailesi telaş içindedir.Yaptıklarından pişmanlık duyan üvey babası aynı zamanda polistir ve amirinden onayı alıp kızını bulmak için peşine düşer.


Filmin son yirmi dakikasının ilk on beşi muhteşem.Hatta şöyle diye bilirim ki filmdeki ayin sahneleri i drink your blood'ta ki kadar etkileyici.Eğer "Texas Chainsaw Massacre" ve "Friday the 13th","Last House on the Left" seviyorsanız bu filmide arşivinizde onların yanına eklersiniz.

Çok fazla gore sahne olmasa da hatta az kan olsa da güzel bir yapıt.Şu da bariz bir şey ki sırf iyi kazansın diye yönetmen filmin sonunda yan cizmiş olsun yapacak pek bir şey yok.Gene de korku/kazıma işlerine yönelmiş herkes için güzel bir ilham kaynağı.



Haribo puanı:Hail lord of darkness


Lord Magius/Haribo Extreme Culture aittir.

Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails