erotik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erotik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mart 2015 Çarşamba
Chikan waisetsu nozoki (1992) aka Under the Carp Banner
Uzak doğu kültürü, özellikle Japon kültürü hem anlatı olarak, hem de gelenek olarak biz batılıların tuhaf ya da garip olarak adlandırdığımız gelenek anlayışlarına sahipler. Sinema filmlerinde de bunların izleri görülür. Yaptıkları canavar filmleri, dövüş filmleri ve geleneksel korku öyküleri dışında istismar ve erotik filmlerle , batılı insan için akıl almaz işler ortaya koymuşlardır.
Devamını okuyun...>>
6 Nisan 2014 Pazar
Los ritos sexuales del diablo aka Black Candles (1982)
Korku sinemasında büyü,cadı ve satanizm konuları her dönem vazgeçilmeden işlenen ve popülerliğini yitirmeyen ender temalardan biridir.Bu konuları saf olarak ele almak bir yana,1970'li yıllardan sonra çeşitli alt türler içinde işlenen halleri dahada ilgi çekicidir.Özellikle bu konular çıplaklık ve seksle süslemiş ise izleyicinin daha da ilgisini çekmektedir. Black Candles ya da daha bilinen ismiyle The Sexual Rites of the Devil,gerçek bir düşük bütçeli korku/erotik baş yapıtı.
Devamını okuyun...>>
16 Aralık 2012 Pazar
Emanuelle IN America (1977)
Fransız sinemasının 70’li yıllarda yarattığı “Emmanuelle” karakteri ve bu karakter ile çekilen bir çok soft-erotik seri tüm dünya çapında büyük ilgi gördü. Serinin elde ettiği başarı ve popülerlik, sexplotion türünde sıra dışı ve sansasyonel filmler otaya koymuş olan usta yönetmen Joe D’Amato nun gözünden kaçmamış ve bu furyada kendi payına düşeni en iyi şekilde değerlendirmiştir.
Aynı zamanda bu seri bir turizm rehberi havasındadır. Amerika’dan uzak doğuya kadar pek çok ülkede çekimler yapılarak uluslararası bir içerik kazandırılmıştır filmlere. 1972 yapımı Emanuelle In America D’Amato nun serideki ikinci filmidir. Arkasından gelen Emanuella Around The World filmi ile ortak bir kurguya sahip bu filmde, Laura Gemser (Emanuella) her türlü tehlikeye cesurca atılan ve özgüveni son derece yüksek, kadın istismarına dair bütün gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya sermeyi kafasına koymuş bir foto muhabir/serbest gazeteci olarak karşımızdadır. New York’ ta başlayan hikayemiz Emanuella’nın, Eric Van Darren (Lars Bloch) isimli baronun malikanesinde kurduğu harem benzeri, her türlü cinsel arzunun tatminini amaçlayan ve bu anlamda sınırları zorlayan ortama dahil olmasıyla sıkı bir başlangıç yapar.
Malikaneye seçilen kadınların her birinin ayrı bir burçtan olması ve havuz başındayken üzerlerinde kendi burçlarını simgeleyen amblemlerin yer aldığı tangalarla ortalıkta gezinmeleri türünden bir çok fanteziyle karşılaşmak mümkün bu sahnelerde. Özellikle baronun bir akşam tüm ahaliyi toplayıp çiftlikteki ahıra götürdüğü sahne izleyenleri hayrete düşürecek cinsten. Burada baron, kızlarından birisinin ahırın içindeki bir atın karşısında çırılçıplak bir şekilde ve şehvetli inlemeleriyle hayvanı azdırmasını konuklarına izlettirir. Emanuelle, işine yarayacak görüntüleri kolyesinin içinde yer alan minyatür fotoğraf makinesi ile çektikten sonra burada daha fazla yapacak bir şeyi kalmadığından kaçarak orayı terk eder. Tabi bu arada da ortamdaki her türlü zevkin tadını çıkarmayı da ihmal etmez.
Kaçarken evde tanıştığı bir adamın arabasına saklanan seksi muhabirimiz, bu şahsın Mount Elba dükü olduğunu öğrenir. Gerçek bir dük olmasını hayretle karşılayan Emanuelle, yeni bir maceraya atılmanın heyecanıyla, adamın davetini memnuniyetle kabul eder. Tam anlamıyla aristokrat bir karakter olan Dük Alfredo Elvize (Gabriele Tinti), misafirini güzel karısına takdim eder ve evliliğin güzellikleri hakkında Emanuelle’ya kısa bir nasihatte bulunarak, en kısa zamanda kendisinin de bunu denemesi gerektiğini söylerler. Fakat evliliğin özgür aşkı öldürmek demek olduğunu dile getiren oyuncumuz, bu konudaki net tavrını ortaya koyar ve evlilik hakkında ki tereddütlerinin boşa olmadığı kısa sürede bir kez daha kanıtlanır. Alfredo ve karısı cinsel tatmin konusunda bir hayli sıkıntı içindedirler. Evliliğin getirmiş olduğu cinsel monotonluk sorununu gayet iyi bilen Emanuelle, bu duruma hiç şaşırmaz ve çiftin bu konudaki sıkıntılarını, olaya direk dahil olarak çözer. Bu anlamda filmdeki Emanuelle karakteri, adeta cinsellik konusunda eğitici/öğretici bir misyona sahiptir.
Dük ve karısının malikanelerinde vermiş oldukları davette Emanuelle, bu kez de burjuva kesimin arsız ve çılgınca seks partilerine şahit olur. Bu davette öğrendiği,ahlaksız zengin kadınların her türlü fantezilerini icra edebilecekleri bir tatil köyünden haberdar olur ve hemen yola çıkar. Burada parayı bastıranın zevkine göre istediği tarzda erkeği satın alabildiğini gören Emanuelle fırsattan istifade, yapacağı haber için bolca malzeme toplar. Bu sefer de erkeğin cinsel bir obje olarak tüketimine şahit olan seksi yıldız, cinsel istismarda erkeğin de en az kadınlar kadar bu işte kurban olarak seçilebileceğini görür. Pansiyondaki odaları tek tek dolaşıp, kapı aralıklarından resimler çekerken, bir odada gördüğü olay kendisini dehşete düşürür. Burada müşteri olan kadın seçtiği adamla sevişirken videoda son derece şiddet içerikli hardcore seks sahnelerini izleyerek tatmine ulaşmaktadır. Bu duruma bir hayli öfkelenir muhabirimiz.
Emanuella In America, hem kurgu çeşitliliği hem de dozu her saniye yüksekte olan macera dolu atmosferiyle, seyir zevkimizi doyuma ulaştıran bir yapım. Her daim, sexplotion türünün takipçilerinin baş yapıtlarından biri olmayı sürdürecektir diye düşünüyorum. Kısa bir süre önce hayata gözlerini uman efsanevi Emmanuella serisinin muhteşem oyuncusu Sylvia Kristell’ide saygıyla anmadan geçmek istemiyorum. O güzel bedeninin huzurla uyuması dileğiyle…
Weasel/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
12 Ocak 2011 Çarşamba
Necronomicon - Geträumte Sünden aka Succubus (1968)

Erotik sinemaya sürrealist ve sadist yaklaşımlarıyla farklı bir bakış açısı getirmiş olan Jesus Franco'nun En meşhur filmlerinden biridir Necronomicon aka Succubus.
Zamanın film furyasına uygun bir olmasına rağmen düşünce yapısı olarak ilerici bir filmle karşımıza çıkıyor Jesus Franco.
İspanyanın en önemli korku yönetmelerinden olan Franco'nun ilk dönemine ait olan Succubus'un senaryosu ise gene İspanyol korku sinemasının meşhur prodüktörlerinden olan Pier A.Caminnecci tarafından yazılmıştır.
Gayet başarılı bir kurgu ve senaryoya sahip olan film tümüyle ele alındığında gayet Mario Bava esintileri sergilediğini görebiliriz.İspanyol-Alman ortak yapımı olan film ise Lisbon'da çekilmiş.

Baş rolde yer alan B-movie kraliçelerinden Janine Reynaud dışında Conan the Barbarian da rahip rolünde karşımıza çıkacak olan Jack Taylor ve Adrian Hoven yer alıyor.
Gerçeklik ile rüya arasında gidip gelen film de Muhteşem bir dansçı rolündeki Lorna Green'ın(Janine Reynaud) Menajeri ve aynı zamanda sevgilisi olan William (Jack Taylor) filmde bir nev-i şeytan karakterinde canlandırılmıştır.
Nasıl kafalarda olduğu anlaşılmayan ancak yüksek dozda lcd'yle saykodelik ortamlarda takılan bu ikili filmin çeşitli bölümlerinde farklı karakterlere bürünmektedirler.Şiddet düşkünlüğü olan Lorna ise kulüpler de yaptığı S&M gösterileri hayallerinde de gerçekleştirir.
Onu aynı gün İsveçte ya da Almanya da görenler ve hatta birlikte olduğunu idda edenler bile olur.Halisilasyonlarının sonunda birlikte olduğu kadın ve erkekleri de hunharca katletmesi de ayrı bir vakadır.

Temelde kadının cinselliğe bakış açısını ve cinsellikteki yerini sürrealist yaklaşımla ele almaktadır.Lorna karakterinin içindeki sadizme dayalı dişilik iç güdüleri karadul var-i simgelendirilmiştir.
Kanımca filmin başındaki S&M canlı performansının dışında ki filmde ki en vurucu sahne,Amiral Kapp'la olan buluşmalarıdır.Amirale oynadıkları garip soru cevap oyunu oldukça sivri ve şeytani gülümsemeler ile doludur.
Kapp:Din ?
Lorna:GOMORA
Jesus Franco'nun daha sonra ki yıllar da yöneteceği filmlerin temelini oluşturacak olan Necronomicon,Alternatif bir şeyler arayanlara dahi itap edebilecek bir film.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
erotik,
Film analizleri,
Janine Reynaud,
Jesus Franco,
Korku Filmleri,
Lsd,
Surreal
11 Ocak 2011 Salı
Nude per l'assassino (1975)
Edwige Fenech harikası polisiye bir iş var karşımızda... İtalya'dan, Andrea Bianchi yönetmenliğini ve yazarlığını yapmış 1975 çıkışlı, temponun durağanlığını kıran birçok olayı içinde barındıran bir yapım "Nude per l'assassino" aka Strip Nude for Your Killer ile.
Edwige Fenech filmlere olabildiğine endam, güzellik, izlemeye doyumsuzluk kattığı kesinliği biliriz. Her bir filmde en azından bir uzva endekslenilir, kendisi gayet rahat açılımlı bir oyuncudur. Kanımca zamanının Claudia Cardinale, Brigitte Bardot ile beraber ek seksi hatunlarından biridir. Aksiyon olmadığı sıralar tempoyu yükseltme rolü bu filmde olduğu gibi ona bırakılır. Genç hanım hünerlerini bir güzel kullanır.
Neyse Edwige Fenech biyografisine dönmeden, kadrodaki diğer meşhurlara gelirsek, Nino Castelnuovo (Carlo) ve Femi Benussi'(Lucia)i görüyoruz. Yani Edwige Fenech (Magda) ablamız yalnız değil, ilaveten yardımcı sarışınımız Erna Schürer (Doris) da yer alıyor.
Konuya gelirsek;
Kürtaj yapılan genç kadın model ölür, ve doktoruyla başlayan zincirleme cinayetler görülür. Sıradaki kurbanlar kadının çalıştığı modellik ajansına bağlıdır. Adı Albatross olan bu ajans anlaşması zor, kıskanç biseksüel Gisella tarafından işletilir.
Başlarda Carlo'dan şüphelendiydim, zira kendisi polise bilgi vermeyi red ettiği için, bunu başlarına daha çok bela alabileceğini düşündüğünden olduğunu daha sonra açıklıyor, kendisi playboy fotoğrafçısıdır. Genç, güzel, alımlı bayanlarla tanışıp ajansa götürme ayaklarıyla yakınlaşma peşindedir, örnek: Lucia. Daha sonra Carlo, Magda'nın sevgilisi olacaktır, Magda da ajansdaki diğer bir fotoğrafçıdır, favori ablamız Edwige Fenech yani.
Katil kişisi motorsiklet takımı giyer ve kaskını hiç çıkartmaz, kurbanlarını hep zayıf, sıkıştıkları andan enselerinden yaklaşarak sırtlarından bıçaklayarak indirir. Merak ettim kadın kurbanlarına başka işler de yapacak mı yoksa rutin saplama mı diye, amcamız alışılagelmişi tercih ediyor hep.
Kurbanlar ortaya çıktıkça detektif ajansa gelip ajansdaki kişilerle olayı görüp görmedikleri, ne gibi bağı oldukları bu kişilerle, sorguya çekiliyor. Fakat net bir sonuç elde edilemiyor. Olay dizgisi bu şekil ilerliyor, tempo uzun süre düşük kalmıyor, devamlı bir iniş çıkış anları yansıtılmış filmde. Ve böylelikle tekrar tekrar izlenebilirlik haliyle yüksekseliyor.
Filmin ortalarında komik bir ana da yer verilmiş, bu da sürpriz kalsın. Bir nevi suçluluk duygusu yansıtılmış, kısa da olsa renk katmış.
Lucia'dan hiç bahsetmedik oysa Magda'dan sonra gelen 2. en alımlı dişimiz filmdeki. Carlo ile tanıştıktan sonra, Carlo hanfendiyi ajansa fotoğraflarını çekip kendisini model adayı yapacağından bahseder ve iknasında başarılı olur. Hoteldeki karşılaşmaları ise havuz başında toplanan birkaç baltadan biri olarak kendisi havuzu dört dönen hatundan etkilenir ve Lucia yürürken daha, arkadan fotoğraflarını çekmeye başlar. Bu girşimcilik otel odasına çıktığında çok şey sağlayacaktır.

Filmin sonunda hiç ummadığınız bir kişinin olduğunu görürüz o kaskın arkasında. Ve son iki sevgili arasında mutlu bir yatak beraberliğiyle son bulur.
Filmde şiddet, rakipleriinde olduğu kadar ön planda değildir, ama kesinlikle izlemesi gayet eğlenceli bir film olduğunu söyleyebilirim. Çekimleri gayet iyi yapılmış, ve kurgusu çok iyi olmasa da polisiye film seviyorsanız ve aynı zamanda erotizm BOLCANA içersin isterseniz Strip Nude for your Killer ile yanlış yapamayacağınızı söyleyebilirim gayet emin biçimde.
sizleri Avrupanın uzman kompozitörü Berto Pisano'nun bestelediği durumlara çok mu çok uygun 70'lerin cazı ve filmden ateşli bir sahneyle bırakıyorum;
Devamını okuyun...>>
8 Aralık 2010 Çarşamba
The Vampire Lovers (1970)

Vampir filmlerinin baş karakteri olan Kontların yerlerini Kontesslere bıraktığı Karnstein üçlemesinin başlangıç filmi olan The Vampire Lovers bence en iyi vampir filmleri listemde yer alan nadide filmlerden biri.
Hammer yapımcılığa ait olan bu vampir filmi türdaşlarına göre kat kat şehvetli bir film.Baş nedeni de kanımca kötülüğü saçan kadınlar olduğu ötürü.
Scary of Dracula(1970) filminin de yönetmeni olan Roy Ward Baker tarafından yönetilen filmde baş rol de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Ingrid Pitt,Kate O'Mara ve tabi ki de Peter Cushing yer alıyor.Kadrolu Hammer yapım oyuncuları olan bu şahıslar aynı zaman da yapım firmasını da sırtladıklarını görüyoruz.
Firmanın 1958'de beyaz perdeye sürdüğü Dracula(1958) filminden 1970'e kadar onlarca vampir filmini benzer oyuncu kadroları ile prodüksiyonunu yaptığını hatırlayarak ele aldığımızda The Vampire Lovers diğerleri arasında öne sıyrılan bir film.

Vampir filmleri arasında en sıra dışı senaryoya sahip olan film hiç kuşkusuz Tobe Hopper'ın Lifeforce(1985)'u ancak The Vampire Lovers'da hikayenin işlenişiyle kesinlikle 10 numara.Sonuç olarak herkes vampir filmlerinde az çok kurguyu kestirebilir fakat The Vampire Lovers'ın farklılaştırılmış kurgusu seyir zevkini arttırıyor.Bu işin arkasında ise ünlü ingiliz senarist Tudor Gates yer almakta.
Ingrid Pitt kesinlikle doğru oyuncu seçimi.Hammer kadınları arasında belki bu rolu daha rahat kotarabilecek oyuncular yer almasına rağmen hikayenin Orta Avrupa da geçtiğini göz önünde bulundurduğumuzda Pitt'ın Polonya asılı olması mevzunun atmosferini kuvvetlendirmiş.Filmi izlerken tabi ki gözümüz Pitt'ten başka bir şey görmemekte.Pitt,hem seksiliği hem de oyuculuğu ile izleyiciyi kendine hayran bırakıyor.

O güne kadar sert karakterli vampirlerin yer aldığını düşündüğümüzde(Bela Lugosi,Christopher Lee,Max Schreck,Paul Naschy...) dişi bir vampiri izlemek daha bir ayrı olmuş.Kanımca günümüz de fazla kadınsı vampir karakterlerinin oluşturulmasının nedeni de bu.Her ne kadar bu iş tutulsa da benim hiç haz etmediğim bir mevzu.
Filmin mevzusuna geldiğimizde;
Baron Hartog'un söz de kökünü kazıdığı sanılan Vampir ailesin yıllar sonra Steiermark'da yıllarsa sonra yeniden ortaya çıkar.Genaral von Spielsdorf'un kızana musallat olan güzel Marcilla,genç kızın damarlarını kuruttuktan sonra gizemli bir şekilde ortadan kaybolur.Kısa süre sonra yakınlardaki başka bir soylu ailede sözde misafir olarak giden Marcilla,şevketli katliamlarına burada da devam eder.

Kısaca Lezbiyen Vampir temalı bu film Daugther of Dracula(1936)'dan The Vampire Lovers(1970)'e kadar çekilen en güzel lezbiyen temalı vampir filmidir.Bu kurgunun oluşumunda en büyük pay ise irlandalı yazar Sheridan Le Fanu'nun kitabı olan Carmilla olduğunu da es geçmek olmaz.
Devam filmleri ve 1970 sonrası yol verdiği diğer lezbiyen temalı vampir filmleri arasında yeri oldukça ayrı olan The Vampire Lovers'ı ilham kaynağı olarak tüm death metalcilere öneriyorum.
Not:Ingrid Pitt'ın canladırığı vampir karakteri asiliğinden dolayı devamlı olarak köylüleri hor görmesi bana hiç yabancı gelmedi:D.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
2 Aralık 2010 Perşembe
La Bimba di Satana aka Satan's Baby Doll (1982)

Exorcist'ın açtığı ''possessed'' yolunda günümüze gelene kadar bin bir türlü uyarlaması beyaz perdede yer almış ve hepsi de kendi tarzlarında sinemaya damga vurmuştur.
Hemen hemen her ülkenin ya birebir kopyası ya da kendice uyarlamalarının var olduğunu gördüğümüz film ve uyarlamalarında farklı kalıpların öne çıktığını görmekteyiz.1982 yapımı La Bimba di Satana italyan sinemasının köklü yönetmenlerinden olan Mario Bianchi'nin takma isim kullanmadan çektiği nadir filmlerden biri.İtalyan pornografik ve erotik sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Bianchi,korku temalı çektiği bu erotik filmle başaralı bir çıkarmış.Filmin senaryosunda ise prodüktör/yazar olan Gabriele Crisanti yer almakta.Crisanti'ı unutulmaz Bruial Ground filmde de prodüktör koltuğunda görmekteyiz.

Baş rolde Mariangela Giordano,Aldo Sambrell'ın dışında İsveçli playboy güzeli Marina Hedman tüm film boyunca vücudunu seyrediyoruz.Marina Hedman'ı üne taşıyan asıl film olan Emanuelle in America olduğunu da hatırlatmak gerek.
Film'in mevzusuna gelindiğinde,
Film şatoda yaşayan aile'nin başından geçenleri anlatmakta.İktidarsız ve uyuşturucu müptelası olan Antonio'nun seksi eşi miria'nın ölümünden sonra olanları izlemekteyiz.Kocası tarafından tatmin edilemeyen miria'nın evde kim var kim yoksa ilişkiye girmesi ve ilişkileri satanik majiler ile süslemesi sonucu oluşan lanet ölü ile ortaya çıkar.

Evin küçük kızı Maria'nın şatonun mahseninde düzenlenen cenaze töreninden sonra davranışlarında değişiklik gözlenir.Evin babası olan Antonio'nun eşinide kaybetmesi ile geldiği durum ve eşinin kardeşi olan seksi rahibe Solo'ya askıntı olması ve solo ile eşi Miria'nın ilişkilerini bilmesi onun gözünde Solo'u daha çekici bir hale getirir.Bu arada annesinin şeytani ruhu tarafından ele geçirilen Maria annesinin ruhunu tatmin etmek için evde kim var kim yoksa intikam için yatmaya başlar.Seks sahnelerinin ön plan da olduğu filmde kanımca bütçe yetersiliğinden dolayı belirli vahşet temalı sahnelerden kaçınılmış.

İşin aslına bakıldığı zaman bu tarzdaki filmlerin sultanı olan Malabimba:THE MALICIOUS WHORE'den sonra tarzının en bomba filmi olduğunu rahatlıkla görüyoruz.
Korku sinemasının öz kardeşi olan pornografik sinemanın en güzel birleşimlerinden olan La Bimba di Satana kanımca korku tutkunlarının kaçırmaması gereken filmlerden biri.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
12 Şubat 2009 Perşembe
Killer nun(1978)

Ortaçağ avrupasında kadınların pek bir seçeneği yoktu:Ya evinin kadını ya fahişe yada rahibe olmaktaydılar.Ozamanlar da rahibelerin bir çoğu gene şeytanın elçiliğini yapıyordu.Aradan yüzyıllar geçsede hala değişen birşey yok.Şeytan herzaman inanların arasında cirit atmayı çok seviyor.
1978 yapımı italyan yönetmen Giulio Berruti tarafından yönetilen ''Killer nun'' yanlış hatırlamıyorsam gene o yıllara denk gelen bir tarihte yaşanmış bir olayı konu almaktadır.Filmi özel kılan bir diğer yanı ise o zamanın en güzel kadınlarından Anita Ekberg baş rolde yer alması.Bayan Anita 1950 isveç güzeli seçilmiş ve bir zamanların seks sembolu haline gelmiştir. Şuan 77 yaşında ve hala oyunculuk yapmaya devam etmekte ancak o günlerden çok uzatta.

Dini istismar ve yozlaşmaya yönelik olan bu film satanik death metal,porn/grind koşturanlar için gerçekten görsel bir ziyafet.Senaryoya şöyle bir göz attığımızda dinlerin yasakladığı herşeyi bir din elçi tarafından işlendiğini görmekteyiz.Kilisede başlıyan film şeytani bir org üstüne okunan ilahi ile süre geliyor.Bu ilahi herhalde şeytandan bahsediyor.Omen deki ost kadar olmasada bu da fena değil.
Olayın ardından bir kaç gün sonra,hastaneye genç yakışılı bir doktor gelir ve bizim katil hemşire çocuğa tav olur.Ancak eleman olgun,azgın ve piskopat rahibe yerine,temiz kız rolünde takilan rahibe mathieu göz koymaktadır.Rahibe mathieu rolundeki paola morra ise 1978 italyan playboyunun şubat ayı kapak kızıdır.Düşünün artık rahibe rolundeki oyuncuları=).Gertrude fırtınalı bir akşam kabuslar görür ancak gördükleri gerçektir.Hastanenin bahçesinde tekerlekli sandalyeye mahkum bir hastaya bir güzel muamele çeker,sikişir ve ardından yaşlı adamın azına pamuk tıkayarak öldürür.Artık hastaların bu deli karıya tahamülü kalmamıştır.Ortaçağda olsa kesin cadı diye yakarlardı.Gene bir akşam yemeği esnasında isyan ederler.Rahibe isyanı başlatan yaşlı kadını boş bir odada sıkıştırır.Zavalı kadının yüzüne enjektör ineleri saplıyarak ve neşterle façalar atark eziyet eder.İşkençelere dayanamayan yaşlı kadın baygınlık geçirir.Bunun üstüne piskopat rahibe kadını çöp egitme odasına atar...
Bu şekilde devam eden film en sonunda katil rahibenin kilisenin akıl hastanesi olarak kullanılan zindanlarına kapatılması ile son bulur.
İzlerken gayet zevk alacağınız ''Killer Nun'' şimdiye kadar izlediğim en güzel dinsel istismar filmlerinden kafaya oynamayı fazlası ile hak ediyor.Haribo puanı:(Marduk/fuck me jesus) Kilisenin bütün bağış paralarını çalıp bu filmdekilere para yetiği kadar haribo alıp dağıtmak lazım.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Anita Ekberg,
erotik,
Film analizleri,
Giallo,
Giulio Berruti,
Killer nun,
Lesbianism,
nunsploitation,
Paola morra,
Suor Omicidi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








