Sexploitation etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sexploitation etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2016 Çarşamba

Çarpık Modernleşmenin Ehlileştirilmesi, Kinbaku ve Çatalı Terkediş: Dan Oniroku: Nawa-geshô aka. Rope Cosmetology (1978)


  Kapıların açılıp, Batı'nın parlak kırmızı kutulu içeceğinin sofralarda görünmeye başlaması aynı zamanda; "ekonomik mucize" diye tabir edilen yirmi yılın başlamasıydı. 1950'lerden sonraki bu dönem Japon günlük hayatında tüketim malzemelerindeki artış, rock'n'roll, motosiklet, sinema ve boş vakitlerin çoğalmasına delaletti. Bu değişim, beraberinde eski/geleneksel ile yeni/modern olanın çarpışmasını yarattı. Ama bozulan, yıkılan her şey günün sonunda doğal akışa karışacak ya da terbiye edilecekti. Günlük hayatta Amerikan aleyhtarları bunu tamamen gerçekleştiremeseler de, toplum terbiye teşebbüsleri; yükselişteki cinsel istismar sineması ile birlikte bütün fantezi ve sapkınlığıyla beyaz perdeye yansıyacaktı.

Devamını okuyun...>>

14 Nisan 2016 Perşembe

Cinsel Hayatın Özgürlüğüne Kavuşması: Pussy Talk (1975)



   1960’lı yılların ortalarından başlayarak tüm dünyaya yayılan özgürlük hareketiyle birlikte sinemada pornografi de yükselişe geçmiştir. Ataerkil düzene başkaldıran gençler, siyahiler, kadınlar, eşcinseller ya da kısaca ötekiler, seslerini yükselttikçe tüm uluslarda çeşitli sosyo-siyasal hareketlilikler gözlemlenmiştir. 1968 gençlik hareketlerinin dünyanın dört bir yanında farklı etkileri olurken, özellikle Avrupa kıtasında ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni Fransız düşüncesi ile birlikte parçalı düşünce yapısı yaygınlaşmaya başlamış ve öteki, daha gün yüzüne çıkar hale gelmiştir. Bu dönemki en çok ses getiren eylemliliklerden biri de özgür cinsel yaşam istencidir. Kadınları sadece üreme aracı olarak algılayan ahlak koruyucusu kilise ve kadınları alt varlıklar olarak gören devlet erkânları, kadınların hak savunusu karşısında falluslarını koruma isteğine gitmişlerdir. 

Devamını okuyun...>>

18 Mart 2015 Çarşamba

Chikan waisetsu nozoki (1992) aka Under the Carp Banner



Uzak doğu kültürü, özellikle Japon kültürü hem anlatı olarak, hem de gelenek olarak biz batılıların tuhaf ya da garip olarak adlandırdığımız gelenek anlayışlarına sahipler. Sinema filmlerinde de bunların izleri görülür. Yaptıkları canavar filmleri, dövüş filmleri ve geleneksel korku öyküleri dışında istismar ve erotik filmlerle , batılı insan için akıl almaz işler ortaya koymuşlardır.


Devamını okuyun...>>

18 Kasım 2014 Salı

Sweet Kill aka The Arousers (1972)



Tutku sözcüğü duygusal yaşamda düşünce, davranış ve eyleme yansıyan, belirli bir sınır ve ölçü içinde kişiliği geliştiren, olgunlaştıran bir güçtür. Latince de ise hareket, irade ve yargıları aşan güçlü bir coşku anlamına gelir. Peki, bir insan öldürme eylemine yürekten bağlıysa sanırım kan dondurucu bir hale bürünür. Sweet Kill (1972) de bunu konu almaktadır.


Devamını okuyun...>>

6 Nisan 2014 Pazar

Los ritos sexuales del diablo aka Black Candles (1982)



Korku sinemasında büyü,cadı ve satanizm konuları her dönem vazgeçilmeden işlenen ve popülerliğini yitirmeyen ender temalardan biridir.Bu konuları saf olarak ele almak bir yana,1970'li yıllardan sonra çeşitli alt türler içinde işlenen halleri dahada ilgi çekicidir.Özellikle bu konular çıplaklık ve seksle süslemiş ise izleyicinin daha da ilgisini çekmektedir. Black Candles ya da daha bilinen ismiyle The Sexual Rites of the Devil,gerçek bir düşük bütçeli korku/erotik baş yapıtı.


Devamını okuyun...>>

16 Aralık 2012 Pazar

Emanuelle IN America (1977)




Fransız sinemasının 70’li yıllarda yarattığı “Emmanuelle” karakteri ve bu karakter ile çekilen bir çok soft-erotik seri tüm dünya çapında büyük ilgi gördü. Serinin elde ettiği başarı ve popülerlik, sexplotion türünde sıra dışı ve sansasyonel filmler otaya koymuş olan usta yönetmen Joe D’Amato nun gözünden kaçmamış ve bu furyada kendi payına düşeni en iyi şekilde değerlendirmiştir. 



 “Black Emanuelle” olarak ünlenen Endonezya’lı seksi oyuncu Laura Gemser ve D’Amato nun birlikteliği seriyi bambaşka bir boyuta taşımıştır. Yönetmenin orijinal senaryoyu belirli yönlerden referans alması dışında neredeyse isim benzerliği dışında çok fazla bir ortak yan bulmak mümkün değil. Tamamiyle kendine özgü, çarpıcı ve sıra dışı bir kurguyla birbirinden keyifli birçok filme imza atmıştır. “Canibalizm” den tutun da ihtişamlı seks tarikatlarına kadar dönemin en revaçta olan kurguları bir bir bu serinin içerisinde yer almıştır. Laura Gemser’ın büyüleyici görüntüsü ve arzuları tetikleyen cümleleri bu filmleri şüphesiz daha bir izlenir kılmaktadır. 


 Genellikle cinsel özgürlük tutkunu ve özgür aşkın peşinden giden bir kadın karakteri ile karşı karşıyayızdır bu filmlerde. Her ortam ve koşulda bu tutkunun peşinden gitmekle beraber, kadının cinsel obje olarak her fırsatta en ağır biçimde tüketilmesi gerçeğiyle yüz yüze gelmekten de kaçınamaz baş karakterimiz. Ve bu konuda üstlendiği sorumluluk bilinciyle kimi zaman gazeteci kimi zaman araştırmacı ya da bir foto muhabir olarak bu durumları göz önüne sermek için olayların doğrudan içerisinde yer almayı hedefler. Ondan sonrası malum; başlasın macera, sex partileri, uyuşturucu, yamyam kabileler, sapkın zenginler, ihtişamlı malikanelerinde haremler kurmuş baronlar vs.


 Aynı zamanda bu seri bir turizm rehberi havasındadır. Amerika’dan uzak doğuya kadar pek çok ülkede çekimler yapılarak uluslararası bir içerik kazandırılmıştır filmlere. 1972 yapımı Emanuelle In America D’Amato nun serideki ikinci filmidir. Arkasından gelen Emanuella Around The World filmi ile ortak bir kurguya sahip bu filmde, Laura Gemser (Emanuella) her türlü tehlikeye cesurca atılan ve özgüveni son derece yüksek, kadın istismarına dair bütün gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya sermeyi kafasına koymuş bir foto muhabir/serbest gazeteci olarak karşımızdadır. New York’ ta başlayan hikayemiz Emanuella’nın, Eric Van Darren (Lars Bloch) isimli baronun malikanesinde kurduğu harem benzeri, her türlü cinsel arzunun tatminini amaçlayan ve bu anlamda sınırları zorlayan ortama dahil olmasıyla sıkı bir başlangıç yapar.


 Malikaneye seçilen kadınların her birinin ayrı bir burçtan olması ve havuz başındayken üzerlerinde kendi burçlarını simgeleyen amblemlerin yer aldığı tangalarla ortalıkta gezinmeleri türünden bir çok fanteziyle karşılaşmak mümkün bu sahnelerde. Özellikle baronun bir akşam tüm ahaliyi toplayıp çiftlikteki ahıra götürdüğü sahne izleyenleri hayrete düşürecek cinsten. Burada baron, kızlarından birisinin ahırın içindeki bir atın karşısında çırılçıplak bir şekilde ve şehvetli inlemeleriyle hayvanı azdırmasını konuklarına izlettirir. Emanuelle, işine yarayacak görüntüleri kolyesinin içinde yer alan minyatür fotoğraf makinesi ile çektikten sonra burada daha fazla yapacak bir şeyi kalmadığından kaçarak orayı terk eder. Tabi bu arada da ortamdaki her türlü zevkin tadını çıkarmayı da ihmal etmez.


 Kaçarken evde tanıştığı bir adamın arabasına saklanan seksi muhabirimiz, bu şahsın Mount Elba dükü olduğunu öğrenir. Gerçek bir dük olmasını hayretle karşılayan Emanuelle, yeni bir maceraya atılmanın heyecanıyla, adamın davetini memnuniyetle kabul eder. Tam anlamıyla aristokrat bir karakter olan Dük Alfredo Elvize (Gabriele Tinti), misafirini güzel karısına takdim eder ve evliliğin güzellikleri hakkında Emanuelle’ya kısa bir nasihatte bulunarak, en kısa zamanda kendisinin de bunu denemesi gerektiğini söylerler. Fakat evliliğin özgür aşkı öldürmek demek olduğunu dile getiren oyuncumuz, bu konudaki net tavrını ortaya koyar ve evlilik hakkında ki tereddütlerinin boşa olmadığı kısa sürede bir kez daha kanıtlanır. Alfredo ve karısı cinsel tatmin konusunda bir hayli sıkıntı içindedirler. Evliliğin getirmiş olduğu cinsel monotonluk sorununu gayet iyi bilen Emanuelle, bu duruma hiç şaşırmaz ve çiftin bu konudaki sıkıntılarını, olaya direk dahil olarak çözer. Bu anlamda filmdeki Emanuelle karakteri, adeta cinsellik konusunda eğitici/öğretici bir misyona sahiptir.



 Dük ve karısının malikanelerinde vermiş oldukları davette Emanuelle, bu kez de burjuva kesimin arsız ve çılgınca seks partilerine şahit olur. Bu davette öğrendiği,ahlaksız zengin kadınların her türlü fantezilerini icra edebilecekleri bir tatil köyünden haberdar olur ve hemen yola çıkar. Burada parayı bastıranın zevkine göre istediği tarzda erkeği satın alabildiğini gören Emanuelle fırsattan istifade, yapacağı haber için bolca malzeme toplar. Bu sefer de erkeğin cinsel bir obje olarak tüketimine şahit olan seksi yıldız, cinsel istismarda erkeğin de en az kadınlar kadar bu işte kurban olarak seçilebileceğini görür. Pansiyondaki odaları tek tek dolaşıp, kapı aralıklarından resimler çekerken, bir odada gördüğü olay kendisini dehşete düşürür. Burada müşteri olan kadın seçtiği adamla sevişirken videoda son derece şiddet içerikli hardcore seks sahnelerini izleyerek tatmine ulaşmaktadır. Bu duruma bir hayli öfkelenir muhabirimiz. 


 Yaşadığı tüm bu maceralardan sonra, artık mevzunun tam anlamıyla kökenine gitmek ister ve tanıştığı bir senatör ile yaşadıkları, izleyenlere mevzunun derin devlet işi olduğunu düşündürtür insana. Senatör, Emanuelle’nın kendisinden talep ettiği hardcore seks görüntülerini anında izlettirir ona. Ve bu görüntülerde askerlerin, ele geçirdikleri kadın esirlere her türlü işkence yöntemiyle tecavüz ettikleri görülmektedir. Senatör, kendisine gördüklerini çıplak gözle izleyebilme olanağını talep eder ve içkisine koyduğu L.C.D. ile onu muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bu sahnelerde özellikle Vietnam Savaşı döneminde askerler üzerinde yapılan L.C.D. denemelerine güzel bir gönderme vardır.

 Emanuella In America, hem kurgu çeşitliliği hem de dozu her saniye yüksekte olan macera dolu atmosferiyle, seyir zevkimizi doyuma ulaştıran bir yapım. Her daim, sexplotion türünün takipçilerinin baş yapıtlarından biri olmayı sürdürecektir diye düşünüyorum. Kısa bir süre önce hayata gözlerini uman efsanevi Emmanuella serisinin muhteşem oyuncusu Sylvia Kristell’ide saygıyla anmadan geçmek istemiyorum. O güzel bedeninin huzurla uyuması dileğiyle…

Weasel/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

9 Ağustos 2011 Salı

The Flanders and Alcott Report on Sexual Response aka Sex Machine (1971)



Pornografinin altın çağları kesinlikle nudism sonrası sexploitation furyasıdır.Hardcore öncesi geçiş dönemi olarak adlandıra bileceğimiz.Bol bol göte zoomlu bu dönem,Ne softcore ne hardcore oluşuyla tam manasıyla tatmin edicidir.

The Flanders and Alcott Report on Sexual Response aka Sex Machine (1971) Buck Beaver' stags loops and peeps serisinde yer alan sayısız benzer filmden en sıradışı olanlarından biri.


Korku filmi çıkışlı olan yönetmen Eric Jeffrey Haims'ın kısa yönetmenlik kariyerinin
dolu dolu yaşadığının kanıtı bu tarz çektiği diğer 3 filmle ortaya koymaktadır.

Bizzare,S&M ve bilim-kurgu öğelerinin bir arada toplandığı film günümüz pornografi anlayışının dışında daha çok eğlenceye yönelik olmasıda daha izlenebilirliği attırmaktadır.


Modern bir sex labaratuarın da çeşitli araştırmalar yapan Dr.Phyllis Alcott'un yüzyılın icadı olan seks makinasını test etmek için şevhetli kadınlara ihtiyacı vardır.Kısa süre içinde bulduğu bir kaç kobayla makinasında talihsiz testler yaşar.

Orgazmın doruklarını yaşayan kadınlar sırayla hayatlarını kaybetmektedir.

Bu durum doktorun canını fazlasıyla sıkıp daha çok seks yapmasına neden olur.Bunun dışında makinanın en sıra dışı özelliklerinden biri de yaydığı dalgalarla seks yapıyormuş hissi yaratmasıdır.



Kathy Hilton gibi dönemin ''kötü'' kadınlarından birininde yer alması filmi daha da cazip kılmaktadır.

Sadece performans gösterisi dışında bir havası olan sexploitation filmlerinin en gözdelerinden olan sex machine kesinlikle meraklısına hitap eden tarzda bir yapım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

2 Aralık 2010 Perşembe

La Bimba di Satana aka Satan's Baby Doll (1982)



Exorcist'ın açtığı ''possessed'' yolunda günümüze gelene kadar bin bir türlü uyarlaması beyaz perdede yer almış ve hepsi de kendi tarzlarında sinemaya damga vurmuştur.

Hemen hemen her ülkenin ya birebir kopyası ya da kendice uyarlamalarının var olduğunu gördüğümüz film ve uyarlamalarında farklı kalıpların öne çıktığını görmekteyiz.1982 yapımı La Bimba di Satana italyan sinemasının köklü yönetmenlerinden olan Mario Bianchi'nin takma isim kullanmadan çektiği nadir filmlerden biri.İtalyan pornografik ve erotik sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Bianchi,korku temalı çektiği bu erotik filmle başaralı bir çıkarmış.Filmin senaryosunda ise prodüktör/yazar olan Gabriele Crisanti yer almakta.Crisanti'ı unutulmaz Bruial Ground filmde de prodüktör koltuğunda görmekteyiz.


Baş rolde Mariangela Giordano,Aldo Sambrell'ın dışında İsveçli playboy güzeli Marina Hedman tüm film boyunca vücudunu seyrediyoruz.Marina Hedman'ı üne taşıyan asıl film olan Emanuelle in America olduğunu da hatırlatmak gerek.

Film'in mevzusuna gelindiğinde,

Film şatoda yaşayan aile'nin başından geçenleri anlatmakta.İktidarsız ve uyuşturucu müptelası olan Antonio'nun seksi eşi miria'nın ölümünden sonra olanları izlemekteyiz.Kocası tarafından tatmin edilemeyen miria'nın evde kim var kim yoksa ilişkiye girmesi ve ilişkileri satanik majiler ile süslemesi sonucu oluşan lanet ölü ile ortaya çıkar.


Evin küçük kızı Maria'nın şatonun mahseninde düzenlenen cenaze töreninden sonra davranışlarında değişiklik gözlenir.Evin babası olan Antonio'nun eşinide kaybetmesi ile geldiği durum ve eşinin kardeşi olan seksi rahibe Solo'ya askıntı olması ve solo ile eşi Miria'nın ilişkilerini bilmesi onun gözünde Solo'u daha çekici bir hale getirir.Bu arada annesinin şeytani ruhu tarafından ele geçirilen Maria annesinin ruhunu tatmin etmek için evde kim var kim yoksa intikam için yatmaya başlar.Seks sahnelerinin ön plan da olduğu filmde kanımca bütçe yetersiliğinden dolayı belirli vahşet temalı sahnelerden kaçınılmış.


İşin aslına bakıldığı zaman bu tarzdaki filmlerin sultanı olan Malabimba:THE MALICIOUS WHORE'den sonra tarzının en bomba filmi olduğunu rahatlıkla görüyoruz.

Korku sinemasının öz kardeşi olan pornografik sinemanın en güzel birleşimlerinden olan La Bimba di Satana kanımca korku tutkunlarının kaçırmaması gereken filmlerden biri.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>

3 Haziran 2010 Perşembe

La Mansión de los Muertos Vivientes aka Mansion of the Living Dead (1985)



İspanyol B-movie ortamlarının en kral adamlarından biri kuşkusuz Jesus Franco'dur.1985 yılında yönettiği La Mansión de los Muertos Vivientes ile kendi tarzının en oturaklı örneklerinden birini 3 film bir arada ortamlarında yayımlamıştır.

Cinselliği her daim hat safada tutan Jesus Franco,kadın erotizmini en ön plana çıkartan yönetmenlerin başında gelmekte.Tüm filmlerinde sadizm akımını kılavuz olarak belirleyen Franco,İşkence,Tecavüz ve Lezbiyen ilişki sahnelerini hat safa da tutmaktadır.Bunların yanında kadın seks tanrıçasıdır ya da kadınlar seks için vardır mesajını her filminde mutlaka aktarmaktadır.



Mansion of the Living Dead filminde yönetmenliği ve senaryoyu kendi üstlenmiş.Başrolde ise kadrolu oyuncusu ve İspanyol porno sektörünün bir numaralı kadın oyuncularından olan Lina Romay yer alıyor.Şuan 56 yaşındaki Romay,geçtiğimiz günlerde Puala-Puala Adlı gene Franco'ya ait olan bir erotik film de daha rol aldı.


Filmi ele aldığımız da İspanya bir tatil belgesine giden 4 genç kadının başından geçen lanetli olayı anlatmakta.Devasa bir tatil köyünde geçen film konuşmalar eşliğinde ilerliyor.Hemen hemen tüm Jesus Franco Filmlerinde olduğu gibi pek gore sahnesi olmasa da seksüel sapkınlık üzerine oldukça güzel sahneler yer almakta.

Konusuna gelince;İspanya kıyılarında yer alan bir tatil kasabasında süre gelen lanet oranın insanı kaçırmış ve hayalet kasaba oluşmasına neden olmuştur.Kasabayı ele geçiren satanik tarikat,kadınları kaçırıp seks ayinleri düzenlemekte ve terör estirmektedirler.

Bu olaylardan habersiz olan dört genç kadın kasaba yakınlarındaki tatil köyüne yerleşirler.Otelin bomboş olmasından şüphe duysalar da daha sezonun açılmadığını düşünerekten pek umursamazlar.

Sahilde çıplak güneşlenirken bile nereden geldiği belirsiz olan bir balta bile onların neşesini kaçıramaz.Kızlardan biri 2.gün çevre keşfine çıktığında ortadan kaybolur.Tabi ki satanik tarikatın zulmüne uğramıştır.Diğer kızlar ilk baş tereddütte kapılsalar da köy de sikişecek birini bulduğunu düşünerek umursamamışlardır.Bir kaç gün sonra aralarından biri daha ayrılır.

Otel lobisinde Carlos Savonarola adlı genç adamın garip davranışlarından şüphe duymaya başlarlar.Carlos işin aslında satanik tarikatın başıdır.Ve bu tarikat tanrıçasını aramaktadır.Bunu bulmanın yolu ise sayıca 12-13 yeniden dirilmiş bedenin tecavüzünden sonra hayata kalacak kadındır.

Bu tarikat üyelerinin pek bir amortisi yok Armando Osorio'nun Blind Dead serisindeki zombilerin benzeri.

Film bu şekilde süre gelmektedir ve final de Romay ölüler tarafından defalarca tecavüze uğrar ve hayata kalır.Bunu gören ölüler ele geçirdikleri kiliseyi terk ederek ortadan kaybolurlar.


Filmde en vurucu mevzulardan biri kanımca Carlos'un oteldeki odalardan birinde esir tutuğu seks kölesidir.Her daim işkence içinde kadını cezalandırır.Hatta bir kaç gün aç bıraktıktan sonra leziz yemekle onun ödüllendirecekmiş gibi yapıp yemeğe kadının gözü önünde fare ve böcek zehri boşaltması ayrı bi zalimlik örneğidir kanımca çok gore/porngrind işi.



Daha önce Jesus Franco filmi izlemediyseniz bu tanışmak için iyi bir seçim olmaz ancak Jesus Franco severlerin mutlaka izlemesini tavsiye ederim.Son olarak da porngrind ve Sadezim felsefi işleri koşturanlara göre 10 numara bir yapıt olduğunu belirtmekte fayda var.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

12 Şubat 2010 Cuma

Porn of the Dead (2006)



U.S.A ortamlarından günümüz de sinema adına en taktir ettiğim adamların başında gelir Rob Rotten.Korku ve porno sektörleri bir birine göbekten bağlı farklı iki kardeş olmuşlardır.İlk sancılı dönemlerin de yasak üstüne yasak yerken,günümüz de bu tarz cinsellik ve zevk içeren görsellik artık ucuz t.v dizilerine bile düştüğü için hoş karşılanmaktadır.


Rob Rotten,aktörlük ve yönetmenlik kariyerin de bu sektörün son zamanlarına adını yazmış sayılı pornoculardan.2005 yılında ''Fuck the System'' adlı filmi ile ses getirmiştir.Tabi ki Punx Productions tan çıkan film Rotten önünü açmıştır.


2006 yılın da ilk Porn/Horror filmine imza attan Rob Rotten başlangıç için oldukça başarılı bir iş çıkarmıştır.Zombiler ile işe koyulan dayı,bir çok death/grind işlerini koşturan adamın fantezilerine görsel gaddarlıkla tercüman olmuştur.

Filmin oldukça basit bir konusu var.Olay şu:Zombiler her zaman ki gibi dünya yı islata etmeye başlıyorlar ancak bu sefer ki biraz farklı.Ağır skorlu durumlar var.

Rotten dayının kendisinin de yer aldığı film de muhteşem hatunlar yer alıyor ilk aklıma gelen lord of ass serisinden bildiğimiz Hillary Scott abla.Hatta Hillary abla ya film de haç ile mastürbasyon yaptırması beni benden almıştır.



Gorecu adamın çok tutulacağı kesin olan bu yapıta,Rotten dayı kan ve gaddar sahnelerde hiç bir olanaktan kaçınmamış.Gel gelelim zombiler klasik zombie bölesi gayet güzel olmuş.Sakın efendim bunlar nasıl zombi demeyin sonuç olarak porno film.


Film de ki bir diğer öğe ise biz kazımacılar için.Deicide,Exmortem,Decapitated,Blood Red Throne,Gorerotted,Impaled gibi şu an ismi hatırlamadığım bir kaç gaddar grup tan daha oluşan fon müzikleri gayet sağlam olmuş.


Sonuç olarak son zamanlar da çekilen gore/komedi saçmalıklarındansa bu tarz görsel açıdan tatmin edici bir film mi izlemek daha akla yatkın geliyor bana.






Haribo puanı:Dead,Fuck up and ready to fuck.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

15 Aralık 2009 Salı

Sex and the Singel Vampire (1970)


Korku filmlerinin kardeşidir porno.Porno filmleri satış rekorları kırar oradan kazanılan paralar ile korku filmi çekilir.70ler sonrası maddi sıkıntıya giren bir çok yönetmen bu yola baş vurmuştur.Yani bir nevi evin çalışan fedakar ama onurlu en küçük çocuğudur.

Aynı zamanda küçük yaşta dayıların arasına girdiği için azı bozuk,ahlaksız ve şımarıktır.Bu yüzdende bir takım tayfa yüzünden hep kötü ilan edilmiştir.İşte bu filmlerden biri de türünün ilk örneklerinden olan Sex and Singel Vampire.


Sexploitation adı altında geçen bu filmler genelde düşük bütçeli olmasına rağmen kaliteli çekimleri olur ancak gel gelelim.Bu film gerçekten çok ucuz bir o kadar da kötü.Kötü dediğime bakmayın tırt değil asla da olamaz.İzlerken müthiş zevk alacağınızdan eminim.Film o kadar ucuz ki en fazla 50 dolara mal olmuştur.


Filmin konusunda çokta bir şey yok olay belli 3 erkek 5 kız bir eve geliyorlar eski yıkık dökük.Ev elemanlardan birinin amcasının.O elemanında amcası vampir bak sen bu işe.Dayıda fırsat bu fırsat bu çocukları bir güzel sopalıyor ilk baş ardından da kızlarla ORGY ortamları.MİSSSSSS.Ancak bu Vampir dayının çok kötü bir huyu var oldukça absürd espri anlayışına sahip.Olsun gene de o emekli amca esprilerinden dolayı ben kendisini taktir ediyorum.


Porno arşivi koşturan arkadaşları kesicek cinsten değil ancak Grindhouse,B-movie,vb işlere bakanların edinmesi şart.Orjinal hali 55 dakika ancak dvd olarak 28 dakikalık kısa bir versiyonu var.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

28 Şubat 2009 Cumartesi

Necromania(1971)


Ed Wood un parasızlıktan çektiği porno filmlerin kanımca en klası olan Necromania:A tale of weird love(1971),hardcore içerikli filmlerin en köklülerindendir.Bir takım dangoz,paragöz tayfa ne kadar Ed Wood'u dünyanın en kötü yönetmeni ilan etselerde biz haribocular için yeri ayrıdır.

Necromania ozaman ağır sansür şartları uygulanan dünyada pislik ve leşliğin en saf halidir demek yanlış olmaz.Bir dönemin softcore filmlerinin ardından böle herşeyin açıkça ortaya serilmesi,grup sex,anal sex ve fetişist konuların önde tutulması,8mm filmlerden çıkıp uzun metrajlara dökülmüş ve sinema salonlarında gösterme girmeye başlaması ozamanki muafazekar tipler tarafında tepki çeksede günümüzün porno filmlerine baktığımızda gayet hafif kalıyor.

Ancak gel gelelim ben hala necromania gibisini görmedim.21.yy'da black metalın pornosunun dahi varolması bir yana yeni türüyen zombi pornolarında dahi necromaniadaki taputa skor sahnesini ne gördüm ne rastladım.Oldukça satanik tabuta undead bir cadı ile skor.Buna eş değer birşey göte haç sokmak olur kanımca.


Filmin senaryosuda çok basit ancak güzel.İktidarsızlık çeken bir kocanın karısı ile birlikte meşhur bir cadının evinde konaklayıp problemi yenmeye calışmalarıdır.53 dakika süren kayıtta 5-6 dakika normal işler yer alıyor.Onun dışında hep bir skor işleri var.En son sahnede ise adam iktidarsızlığını yenmek için tabuta olan yüce cadı ile sevişiyor.Ne kadınlar öle güzel ne de çekimler muhteşem ama bir baba yiğitte çıkıp bu ayarda bişey çekmedi.Buna eş değer bir sahne Cemerety Man adlı muhteşem italyan filminde var.Orda ise mezarın üstünde skor işi oluyor.


Haribo severlere gelince.Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.Özellikle çift olan haribocuların uzun gecelerine renk katıcağından eminim.



Haribo puanı:Yuva...Benim yuvam yok.Avlanan,hakir görülen bir hayvan gibi yaşıyorum''Bela Lugosi''

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails