20 Mart 2009 Cuma

Pestilence-Resurrection Macabre


Resmi kayıtlara göre 1993'ten,bana göre ise 1991 ''Testimony of ancients'' ile sesizliğe boğulmuş;Pestilence 16 sene sonra adına yakışır bir geri dönüş yaptı.Cannibal Corpse ve Funeral Mist şokunu atlamadan eşşek öldüren rüzgarlarının soğu ile gelen ''Resurrection Macabre'' beni benden aldı.

İlk dönemlerinde Thrash,ardından Death ve son olarak o Spheres albümü ile jazz fusion/progresif tarzda işler yapan grup yıllar sonra nasıl dm yapılır gizli başlığının altında''Resurrection Macabre''albümünü yayınladılar.Bizlere 3 seçenek sunmuşlar kanaatimce,ya Autopsy'nin yolunda en ilkel işlere bakarsın,ya böle neo-teknik gamlar armoniler havada uçuşan ne olduğu belirsiz bir işler peşinde koşarsın ya da varsa öle güzel çalcak davulcun Morbid Angel var-i bir hava belirlersin.

Albüm çıkmadan önce etrafta konuşulan muhhabetlere şahit oldum.Bir takım tipler köpeklerin duaları kabul olsaydı gökten kemik yağardı misali kesinnn 2.Spheres olucak öleyken böle şöyleken böle gibisinden atıp tutuyorlardı.Patrick Mameli dünyanın birtane daha o tarz Pestilence albümü kaldıramıycağını gayet iyi biliyor ki 16 sene sonra öle bir kayıt çıkarmak ya da öle bir işin peşinden gitmek intahardan başka birşey olmaz.

Aldığımız bilgilere göre danimarkada Hansen studyolarında kaydedilen albümün,yapımcılığını da Jacob Hansen üstlenmiş.Gayet modern bir kayıt olmuş.Çok sakin ama bir okadarda fevri kazımışlar.Pestilence her zaman bassları ön planlanda olan bir gruptur;Ancak bu albümde dahada bir güzel güzel olmuş.Stajerliğini archenemy,old man's child gibi gruplarda yapmış olan Peter Wildoer davulun başına geçmiş.Çokta iyi bir iş çıkarmış.Toparlamak gerekirse Testimony of ancients intro ve outroları at,kazıma ekle bu albümü elde ederiz.

Grupun kadrosu:

Patrick Mameli-Vokal,Gitar
Patrick Uterwijk-Gitar
Tony Choy-Bas

Peter Wildoer-Davul



Albüm kapağına baktığımızda o acayip çember,küre sonunda hedefine ulaşmış gelmiş mezardan kralları uyandırmış.Çokta iyi yapmış.Dışı bu,içinde ise;11 yeni parça, amortiden 3 tane önceki albümlerden yeniden çalınmış halleri olmak üzere toplamda 14 parça yer alıyor.

1.Devouring Frenzy
2.Horror Detox

3.Fiend

4.Hate Suicide

5.Synthetic Grotesque
6.Neuro Dissonance
7.Dehydrated II

8.Resurrection Macabre

9.Hangman
10.Y2H

11.In Sickness and Death

Bonus:
12.Chemo Therapy (Pestilence-Malleus Maleficarum)
13.Out of the Body (Pestilence-Consuming Impulse)

14.Lost Souls (Pestilence-Testimony of the Ancients)


Devouring Frenzy,haykıra haykıra girişi insanı çok tutuyor.Horror detox,keyfe göre çok güzel skor parçası olur ancak o havayı yakalamak şart.Fiend,Hate Suicide ve Synthic Grotesque bariz ''Testimony of ancients'' parçası gideri çok var.

Neuro Dissonance ile böle buram buram Morbid Angel havaları esmeye başlıyor.Ne alaka diye bilirsiniz;Ancak tam Morbid Angel usulu işler.Albümün 2.kısmı olarak değerlendirirsek Neuro Dissonance'ten itibaren bariz bir etkileşim söz
konusu.Davulun skor havaları esmesinde oldukça etkisi var.Demek ki Peter Wildoer öle stajer takıldığı dönemlerde isveçlerde çok güzel cicileri tokmaklamış.

Dehrydated II ilki ''Consuming İmpulse'' ta yer alıyor aynı ayarda yanlız kazımazı çok bide tabi vokal farkı bariz hani zaman zaman Martin Van Drunen aramıyor değil insan.Albümün adını taşıyan parça Resurrection Macabre ile birlikte iyicene bariz bir hale alıyor bu Morbid Angel var-i kazıma.Başta dediğim gibi resmen yol göstermişler.Hangman albümde en çok hoşuma giden parçalardan biri.Davulları çok güzel.Genel olarak bakarsak devamlı bir kaç riffi tekrarlıyor.Ani aksağa geçişleride çok nizami oturmuşlar.


İşte Albümdeki favori parçam ''Y2H''.Muhteşem dur kalkları var.Pestilence adına çok yakışır bir parça.Kanımca konserlerde altını üstüne getirir.In the Sickness and Death güzel bir kapanış parçası.Bu tarz parçalar sona kaldımı insan tekrar başa dönüyor.Tony Choy basları bu modern kayıtla iyice öne çıkmış.İlk defa dinliyiceklere tavsiyem ekolayzırdan bassları biraz yükseltip dinlesinler.

Bonus parçalara fazla değinmek istemiyorum;Çünkü pek hoşuma gitmedi.Orjinal halleri daha güzel.Eski günleri anmak istemişler ama pek olmamış.Yıllar sonra tekrar yeni bir pestilence kaydı dinlemek biz Extreme Haribocuları çok mutlu etti.Böle güzel bir davulcu edinmeleride iyi olmuş.Bir daha bir jazz-fusion vakası yaşamamız daha da güzel.İlk defa Pestilence'la tanışacaklar ilk baş ilk 3 albümü edinip dinlesinler ardından yeni albümü dinlemeleri daha doğru olur.



Haribo puanı:En tazesinden hollanda usülü haribo.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

18 Mart 2009 Çarşamba

Çılgın ve asabi Slayer fanı

Fazla söze gerek yok ..


Devamını okuyun...>>

17 Mart 2009 Salı

İspanyanın 3.Büyüğü,Francisco de Goya


İspanyol ressamlarının ''triumvira'' yani 3 büyüğü olarak adlandırlanlardan biride Francisco de Goya dır.Francisco José de Goya y Lucientes (d. 30 Mart 1746 - ö. 16 Nisan 1828) İspanyol bir ressam ve matbaacıydı.

Goya, portre tasarımları ile ünlüydü, ve yaptığı tasarımlarla bir çok yeniliklere sanat dünyasını yönlendirdi. Modern sanatın ilk adımı olarak görülmektedir.



İlgili linkler:
Galeri
Biografi





Devamını okuyun...>>

Espanto Surge de la Tumba, El Aka Horror Rises From The Tomb (1973)


Amando de Ossorio ve Jesus Franco ardından kim gelir diye sorarsanız tabiki de Carlos Aured..İspanyol korku sinemasının belkide en taklitçi ismi olsada Espanto Surge de la Tumba,El ile tarihin karanlık ve kanlı sayfalarında yerini almıştır.

İlk çektiği filmlere baktığımızda hollywood ucubelerinin ucuz örneklerini ortaya koysada.Espanto Surge de la Tumba,El ile kendini aştığını sölememiz yanlış olmaz.1973 yapımı filmde aradağınız herşeyi bulmanız mümkün.Işık oyunları,bol sis,karanlık,bolca çıplak kadın,Glen Beton'a ikizi olcak kadar benzeyen bir kara büyücü,kesik kafalar,bolca kan,sakatat dükkanını aratmıycak kadar iç organ,possessed'lenmiş köleler ve tabikide zombiler.


Neyse gelelim filmin konusuna.17.yüzyılın sapkın ve karanlık bask bölgesinde başlıyor hikayemiz.Bask bölgesinin fransa sınırları içinde bulunan Şeytani bir kara büyücü ve onun yardımcısı olan genç güzel cadı idam ediliyor.Ardından film günümüze dönüyor.Bir ressamın evinde toplanan bir grup entel çift;Madam narina adında bir falcıdan bahsediyorlar.Kısa süren tartışma ardından hep beraber falcı karıyı ziyarete gidiyorlar.


Geleceği ve geçmişi görme yeteneğine sahip olan aynı zamanda telekinetik güçleri ile maddeleri hareket ettirebilen cadı karı;Bu tayfaya karanlık güçlerden bahseder ve kadının arkasında bir anda kesik bir baş belirir.Bu kısa süreli seyanstan sonra evine dönen ressam,falcı kadının seyansında beriler keleyi hayal ederek tablosunu tamamlar.Ancak olan dışı olaylar gerçekleşmektedir.Falcıdan aldıkları bilgiler dorultusunda,Alaric de Marnac'ın gizemini araştırmaya karar verirler.


Burada klasik köylüler tarafından uyarılma muhhabetleri yaşanır.O köye gidiyorsunuz amaaa o köy lanetli gitmeyin...Gitcekseniz bile bize bir miktar para verin nuhahahahah...Gastone adında bir adamın evine yerleşirler ve Gastone de benziri uyarıları yapar ve bu lanetin geçmişini anlatır.Köylü tayfa nekadar korksada gastone ve 2-3 arkadaşı Marnac ın hazinesini bulmaya kararlıdır.


Bir gece evin yakınlarındaki karanlık zindanlarda Gastone ve arkadaşları hazineyi bulurlar;Ancak Gastone possessed olur ve yanındaki tipleri hazineyi paylaşmamak için Marnacın gayipten gelen komutları ile katleder.Sandığın içinden ne altınlar ya da değerli eşyalar çıkar.Sadece fıldır fıldır gözleri ile etrafı kesen Marnacın kelesi vardır.Marnac,kendisini ve güzel yardımcısını hayata döndüre bilmek için 2 kişinin kadledilmesi gerekir ve bir de genç bir kadın kalbine ihtiyaç duymaktadır.

Gastone elinde orakla eve gider.Evdeki seksi kızlardan birinin kalbini söker.Diğerinide possessed yapıp kaçırır.Burdaki ayin sahnesi oldukça güzel.3.yüz yıldan beri kafasız yaşayan büyücü ve güzel yardımcısı geri dönmüşlerdir....Büyü ile mezardaki ölüleri canlandırılar.Burdaki zombiler gayet gorecu tipler.Çok hoşuma gitti açıkca.


Çok sayıda film çekmemesine rağmen böle iyi bir korku filmi çektiği için Carlos Aured minnetarız.
Kısaca Amerikan başlığı ile Horror Riseses From The Tomb gorecu adamın her bir arzsunu karşılıyan bir film.Tatmin olmuyorsanız kendini götü parmaklıyan teknikcisinizdir.




Haribo puanı:Sin of sodommm

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>

15 Mart 2009 Pazar

Charles Bukowski : KADINLAR



Amerikalı alkolik şair ve edebiyatcı CHARLES BUKOWSKI paşanın her ay bir kitabını tanıtmak ve bugüne kadar henüz keşfetmemiş okuyucuları yönlendirmek icin tıkırdatıyoruz klavyeyi.

Bu ay elbette yazarın ölümsüz eseri KADINLAR ile işe koyuluyoruz.




"Ayrılıkları düşündüm, ne kadar zor olduklarını, ama bir kadından ayrılmadan başka bir kadınla ilişkiye giremiyordun. Kadınları gerçekten tanımak, içlerine nüfuz etmek için onların tadına bakmak gerekiyordu. Erkeği kafamda tasarlayabiliyordum, çünkü ben de erkektim; ama kadınları yeterince tanımadığım için onlar hakkında yazamıyordum. Bu yüzden onları elimden geldiğince araştırıyor, içlerinde insani şeyler keşfediyordum. Yazma faslı unutulmalıydı. Yaşanan tamamlanmadan hakkında yazmak yazıyı yaşananın gölgesinde bırakmak demektir. Yazmak işin tortusuydu sadece. Bir erkeğin kendini hissedebileceği kadar sahici hissetmesi için bir kadın tanıması gerekmiyordu, ama birkaç tane tanımanın da zararı yoktu. Böylece ilişki bittiğinde kendini gerçekten yalnız ve delirmek üzere hissetmenin ne olduğunu öğreniyor,sonun geldiğinde neyle yüzleşeceğine dair fikir sahibi oluyordum."


".. Lydia Vance'i ilk kez nerede gördüğümden emin değilim. 6 yıl kadar önceydi, postanedeki memuriyetimden istifa etmiş, yazar olmaya çalışıyordum. Korkudan ödüm bokuma karışıyor, her zamankinden daha fazla içiyordum. İlk romanımı yazmaya çalışıyordum. Yazarken her gece bir şişe viski ve altılık bira paketleri tüketiyordum. Ucuz puro tüttürüyor, yazıyor, içiyor, ortalık aydınlanıncaya kadar radyoda klasik müzik dinliyordum.

Gecede on sayfa gibi bir hedef saptamıştım ama ancak ertesi gün bilebiliyordum kaç sayfa yazdığımı. Sabah kalkar, kusar, sonra kaç sayfa yazdığıma bakmak için salona girip kanepenin üzerindeki sayfaları sayardım. On sayfadan fazla olurdu mutlaka. Bazen, 17, 18, 23, 25 sayfa. Tabii ki işin temizlenmesi, hatta bir kısmının çöpe atılması gerekiyordu. Yirmi bir gecemi aldı o ilk romanı yazmak.

Yaşadığım avludaki binaların sahipleri hemen arkamdaki dairedeydiler ve aklımı kaçırmış olduğumu düşünüyorlardı. Her sabah uyandığımda ön balkonda büyük bir kesekağıdı bulurdum. İçeriği genellikle değişirdi, ama daha çok domates, turp, portakal, yeşil soğan, çorba konservesi ve kırmızı soğan olurdu kesekağıdında. Her iki gecede bir onlarla bira içerdim. İhtiyar sızar, yaşlı karısı ile elele tutuşup arada sırada öpüşürdük. Kapıdan çıkarken sıkı yumulurdum mutlaka. Yüzü kırış kırıştı, ama bu onun suçu değildi. Katolik'ti, Pazar sabahları pembe şapkasını başına geçirip kiliseye giderken pek hoş görünürdü.

Lydia Vance'i ilk şiir dinletimi verdiğim gece tanımıştım galiba. Kenmore Bulvarı'nda bir kitapevinde, The Drawbridge. Ödüm bokuma karışıyordu yine. Üstün, ama ödü bokuna karışmış hissediyordum kendimi. İçeri girdiğimde sadece ayakta duracak yer vardı. Zenci bir hatunla yaşayan kitapevinin işletmecisi Peter'ın önünde bir yığın banknot duruyordu. "Her dinleti böyle dolsa bir Hindistan yolculuğu daha yapabilirim!" dedi bana. İçeri girdim, alkışlamaya başladılar. İlk şiir dinletimdi, bekaretimi kaybetmek üzereydim.

Yarım saat okuyup ara verdim. Henüz ayıktım, karanlığın içinden bakan gözleri fark edebiliyordum. Birkaç kişi yanıma gelip benimle konuştu. Sonra bir boşluk anında Lydia Vance rampa etti. Masalardan birine oturmuş bira içiyordum. Ellerini masanın kenarına koydu, eğildi ve bana baktı. Uzun, kestane rengi saçları vardı, çok uzun. Burnu dikkat çekiciydi, gözlerinden biri diğerine tam uymuyordu. Ama hayat saçıyordu -biliyordunuz orada olduğunu. Aramızda bir elektriklenme olduğunu hissedebiliyordum. Bu elektrik dalgalarının bazıları kafa karıştırıcı ve nahoştu, ama oradaydılar. O bana baktı, ben de ona. Yakası saçaklı süet bir kovboy ceketi vardı Lydia Vance'in üzerinde. "Püsküllerini parçalamak isterdim," dedim ona, "ordan başlayabiliriz!"

Lydia gitti. İşe yaramamıştı. Hiçbir zaman bilemedim kadınlara ne diyeceğimi. Ama kıçı güzeldi. Benden uzaklaşan o harikulade kıçı seyrettim.

Dinletinin ikinci bölümünü tamamladım ve kaldırımda yanlarından geçtiğim kadınları nasıl unutursam, Lydia Vance'i de öyle unuttum. Paramı aldım, birkaç peçeteyle birkaç kağıt parçası imzaladım, sonra çıktım ve eve gazladım.

Her gece ilk romanımın üzerinde çalışıyordum. 18:18'den önce asla başlamazdım yazmaya. Annex Terminal'i Postanesi'nde çalıştığım günlerde mesaimin başlama saatiydi 18:18. Saat 18:00'di geldiklerinde: Peter ve Lydia Vance. Kapıyı açtım. "Bak Henry, ne getirdim sana!" dedi Peter.

Lydia sehpanın üzerine çıktı. Daha önce üstünde gördüklerimden bile dar bir kot giymişti. Uzun, kestane rengi saçlarını bir yandan öbür yana savurdu. Deliydi; mucizevi. İlk olarak onunla gerçekten sevişme ihtimalini düşündüm. Şiir okumaya başladı. Kendi şiirleri. Berbattılar. Peter onu durdurmaya çalıştı.

"Hayır! Hayır! Kafiyeli şiir okunmaz Chinaski'nin evinde!"

"Bırak, okusun, Peter!"

Kalçalarını seyretmek istiyordum. Sehpanın üzerinde uzun adımlarla bir ileri bir geri gidip geliyordu. Sonra dans etmeye başladı. Kollarını salladı. Şiirleri çok kötüydü, vücudu ve deliliği değil.

Sehpadan yere sıçradı Lydia.

"Beğendin mi, Henry?"

"Neyi?"

"Şiirleri."

"Beğendiğimi söyleyemem."

Lydia elinde şiir sayfalarıyla öylece duruyordu. Peter onu tuttu. "Düzüşelim!" dedi ona.

"Hadi, düzüşelim!"

Lydia onu itti.

"Pekala," dedi Peter. "Öyleyse ben gidiyorum!"

"Gidersen git. Benim arabam var," dedi Lydia. "Eve dönebilirim."

Peter kapıya gitti. Durup döndü. "Pekala, Chinaski! Sana ne getirdiğimi unutma!"

Kapıyı çarptı ve gitti. Lydia kanepeye oturdu, kapıya yakın. Bir metre uzağına oturdum. Baktım ona. Harikulade görünüyordu. Korkuyordum. Uzanıp saçına dokundum. Sihirdi saçları. Çektim elimi. "Hepsi senin saçın mı gerçekten?" diye sordum. Biliyordum onun olduğunu. "Evet," dedi, "hepsi benim." Elimi çenesinin altına yerleştirip son derece becereksiz bir biçimde yüzünü kendime doğru çevirmeye çalıştım. Kendimden emin değildim bu durumlarda. Hafifçe öptüm.

Ayağa fırladı Lydia.

"Gitmem gerek.

Çocuk bakıcısına para ödüyorum."

"Dur," dedim, "kal. Ben öderim. Biraz daha kal."

"Hayır, kalamam," dedi. "Gitmeliyim."

Kapıya doğru yürüdü. Peşinden gittim. Sonra kapıyı açtı. Sonra döndü. Tuttuğum gibi kendime çektim. Yüzünü kaldırıp minicik bir öpücük verdi bana. Sonra geri çekilip şiir sayfalarını tutuşturdu elime. Kapı kapandı. Elimde sayfalarla kanepeye oturup arabasını çalıştırışını dinledim.

Şiirler teksir edilip zımbalanmışlardı, başlığı da HERRR'di. Birkaçına göz gezdirdim. İlginçtiler, mizah ve cinsellik dolu, ama kötü yazılmışlardı. Lydia ve üç kızkardeşine aittiler -bir arada şen şakrak ve seksi.

Sayfaları fırlatıp viski şişesini açtım. Hava kararmıştı. Radyoda daha çok Mozart, Brahms ve Bee çalıyordu... "

“..Aldıklarımın ücretini öderken ,kısa kırmızı etegi ve naylon corabı ile su kancık Tessie ‘yi düsündüm.Bahse girerim en az bir düzine iyi herifin canına okumustur bu karı, hiç düsünmeden.Bence onun sorunu ” düsünmemekti” Sevmezdi düsünmeyi.
Buda cok iyiydi cünkü düsünmenin ne yasası nede kuralı vardı.
Ama 50’sine geldiginde düsünmeye baslayacaktı! O zaman basında örtüsü pudralı yüzü ile mutsuz halde üstü peynir patates cipsi domuz pirzolası kırmızı sogan ve litrelik Jim Bean dolu el arabasıyla bir süpermarkette millete carpa carpa kasaya dogru kendisine yol acmaya calısan bir huysuz kokana oldugu zaman düsünmeye baslayacaktı!…”

Kanepenin arkasından yürüyüp yanına gittim ve cenesinden tutup kafasını yukarı kaldırdım.
Dudaklarından öptüm büyük bir kafası vardı.Gözlerinin altında pembe makyaj lekeleri vardı.Bayat kayısı suyu gibi kokuyordu.

Ince gümüs zincirler takmıstı kulagına, uclarında minik toplar vardı.Öpüsürken bluzuna uzandım bir gögsünü buldum,avucladım oksamaya basladım.Sütyensizdi..Sonra dogrulup elimi gögsünden cektim karsı kanepeye oturdum.

Tessie
” senin gibi cirkin yaslı bir orospu cocugu icin takımların oldukca iri” dedi

bende
” debra dönünceye kadar ayaküstü is bitirmeye ne dersin?” dedim.

”Sanırım ölcüyü kacırıyorsun!”dedi…

Uzun takma kirpikleri ile bana baktı rujlu iri dudakları vardı.Aniden beni yakaladı dudaklarıma yapıstı.Cok heyecanlıydı sanki tecavüz ediliyormusum gibi geldi.Kamısım kalktı. O beni öperken elim asagılara kaydı…

”haydi..”dedim öpüsürken onu Debra’nın yatak odasına cektim yatagın üstüne ittim ayakkabı ve pantolonumu cıkardım.Uzun kırmızı etegini kalcalarının üstüne kadar sıyırdım.Dısardaki bir stereodan senfonik müzik geliyordu.Tessie’nin gözleri kapalıydı inlemeye basladı…..”



Devamını okuyun...>>

Gruesome Stuff Relish-Horror Rises From The Tomb


Millet ispanyanın futboluna,eğlenceli festivallerine ve doğal güzelliklerine vurulmakta iken biz tabiki kazımasına vuruluyoruz.Muhteşem korku filmlerinide unutmamak lazım.Bu güzel avrupa ülkesinden G.S.R(Gruesome Stuff Relish) 2008 yılında RazorBack etiketi ile yayınladığı ''Horror Rises From The Tomb'' marsmelov kadar tatlı bir işe imza atmışlar.

2000 yılında kurulan G.S.R 2.albümü olan ''Horror Rises From The Tomb'' İspanyol korku sinemasının en güzel örneklerini bizlere sunuyor.Albümün adıda Espanto surge de la tumba, El filmden geliyor.Carlos Aured yönetiği filme ilerliyen günlerde bakıcaz.

Oldukca Impetigo worship bir albüm;Hatta Stevo Dobbins nam-ı değer ''Uncle Creppy'' gelmiş bir parçada elemenalara eşlik etmiş.İspanyol grupların köklü death metal gruplarından destek aldığı ve hep en eskiyi ya da extreme kovaladıkları göz ardı edilemez.

Gelelim G.S.R daki ucubelere.Bu arkadaşlar daha önce Repugnance adında bir grupta hep birlikte kazımışlar.Repugnance taki kadro kalkmış G.S.R kazımaya devam etmiş.Anlaşılan sadece isim değiştirmişler kanımca.

Santiago Argento-Gitar,Bass,Vokal
Paolo Deodato-Davul
Noel Kemper-Gitar,Bass,Vokal
Sergio-Live Gitar



Albümün yapısı çok akışkan çelik kadar sert diyemem;Ancak balcık gibide insana yapışır.Bana ilk dinlediğimde ''The Blob'' filminin tadını verdi.Zaten Grind Scene '91 adlı parçalarında açıkca şunu demişler:''Carcass and Impetigo were my best teachers''.19 parçanın yer aldığı 31 dakikalık zombiler ile doğa yürüşü etkinliğindeki parkurlar:

1.Triumph of The Dead
2.Psychoslasher
3.Horror Rises From The Tomb
4.Fullmoon Ritual
5.Violenza Carnale
6.I Know What You Did Last Summer...(In Thailand)
7.The Symbol of Tupanamba
8.Love Goddess of The Cannibals
9.Z Is For Zombie
10.The Dead Will Walk The Earth
11.Hordes of Death
12.Blow Their Heads
13.Feast of the Cannibal
14.Virus
15.Bloodshed In Weert
16.Ultra Zombie Mayhem
17.Grind Scene '91
18.Somewhere At An Altar III
19.Nudo e Selvaggio


Fullmoon Ritual albümdeki favori parçam gerçekten çok klas.Böle devam ederlerse yürür giderler.Vokalınde vık vık olmaması ayrı güzel olan bişey.Bol spa spalı,cın cın cın dön baba dönelim kazımaya gidelim demişler başkada bişey dememişler.I Know What You Did Last Summer...(In Thailand) adlı 20 sn bişey ama sanırım Emanuelle gönderme yapmışlar kanımca.Sıralama ayrı bir hoşuma gitti diyebilirim.Slasherlar ile başlamışlar ardından kara büyü işleri,dolunaylar ve yamyamlar zirve zombiler ama kapanışıda Nudo e Selvaggio yani cannibal ferox 2 ile yapmışlar.The Dead Will Walk The Earth sisler arasından gelen zombilerin önünde liderlik eden Uncle creepy görüyoruz.Çok güzel okumuş.Neden böle boş yatıyor tartışır,paşaların işlerine karışılmaz o ayrı;Ancak gönül ister hala dinlemek.Ultra Zombie Mayhem bir diğer gore parça.

Extreme Haribo okuruna gideri olan bir albüm.Çeşitli yerlerde gözüme çarptı mortician worship gibisinden laflar ben bi alaka kuramadım.Machetazo ile olan dostluklarıda G.S.R için ayrı bir artı.
İspanyanın bu kurukafa en eski grindları koşturan tayfasına bu yolda birazda kendinden bişeyler katıcaklarını hesap edersek;Yolları açık gözüküyor.




Grubun resmi sitesi:G.S.R

Haribo puanı:O que é a morte?

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>

12 Mart 2009 Perşembe

LuftBallon Bass



Haribo nun zihin açtığı bir defa daha kanıtlandı.Bu ekonomik krizde belkide yüzyılın buluşu.


-Bass gitar mı çalmak istiyorsunuz?

-Ancak pahalı gitarlar ve ekipmana alıcak paranızmı yok?

-Dert etmeyin!!!! Extreme Haribo laboratuarında geliştiren teknikler ile karşınzda BALON BASS



Devamını okuyun...>>

The Return of the Living Dead(1985)


Night of the living Dead(1968) yola çıkılarak yapılan;The Return of the Living Dead(1985)izlediğim en eğlenceli zombi filmlerinden biridir.Kuşkusuz filmin yönetmeni Dan O'Bannon'de çekim aşamasında oldukça eğlendiği kesin;Zaten zombi alemnin en komiği olan Tarmanda en bi asıl başrolde yer alıyor.

Konu olarak Night of the living dead yayınlanmasından 14 ya da 15 yıl geçmiş ve filmde anlatılan olaylar meyerse gerçekmiş.1964 yılında bir hastane morguna sızan gizli bir kimyasal madde ölüleri canladırmış.Romero paşa bundan yola çıkarak filmi çekmiş.Ancak Night of the living dead ın bir farklı başlangıçı daha var;Onada ileride deyinirz.Return of the Living Dead senaryosu burdan devam ediyor.Bu Hastanede yakalan zombiler Dexter adındaki firmaya yolanması gerekirken;Yanlışlıkla Undead medikal adılı firmaya yolanıyor.Ne tessadüf.Özel varillerin içinde saklanan zombiler firmanın bodrum katında bulunuyor.


Herşey olağan ilerlerken freddy adındaki elemanın işe girmesi ile dönüş dahada kolaylaşıyor.Müdürü frank ile birlikte bodrum katına indiklerinde sağlamlıklarını ölçmek için atılan bir tekme varildeki zehirli gazı havaya salıyor ve böylece macera başlıyor.İlerliyen zaman içinde filmin gidişatını bir nevi belirlicek olan freedynin arkadaş grubu,80 usa gençliğini gayet iyi temsil ediyorlar.Şimdiki hallerine baktımızda,O zamanın tipleri gayet klas takılıyorlarmış.Onların filme dahil olması ise freddy işten almak için erken 2 saat erken geliyorlar ve bekler mekan yakınlarındaki mezarlıkta takılmaları ile olaya dahil oluyorlar.Hatta Linnea Quigley,filmdeki adıyla Trash ın mezar üstündeki striptiz sahnesi muhteşem bişey.Aklıma Ed Wood-Orgy of the dead filmi gelmedi değil hani.Tabi Bunlar böle şak,şak takılırlarken.



Freddy ve cok sevgili müdürü hem gazdan zehirlenip zombileşmeye başlamışlar hemde elerindeki Zombi ile mücadeleye koyulmuşlardır.Tek çareleri patronları Brut efendiyi aramaktır.Zombinin kafasını keserler ve görürlerki çare etmiyor.Bu sonuş karşısında zombinin bütün uzuvlarını kesip poşetlere doldurup,mezarlıktaki morga götürüler.Mezarcı Erniede kafalayıp zombi parçalarını yakarlar.Küller mezarlığa duman yordamı ile saçılır ve Mezarlıkta nekadar ölü varsa ayaklanır.


Filmdeki zombiler nerdeyse ölümsüz çok güçlü olmasalarda;Koşuyorlar,konuşuyorlar ve taktik-strateji uyguluyorlar.Hikayemiz zombiler ile savaşla devam ediyor ve çaresizce son buluyor.Ordu ne kadar olaya el koymaya çalışsa da attıkları nuke filmin sonunu getiriyor; ancak ölülerin dirilmesini engellemiyor ve film devamı edecek... dercesine bitiyor.

Gore öğelerin yer almadığı,Korkutuculuğun düşük olmasına rağmen oldukça eğlenceli.Benki zombilerle makara yapılmasına karşı olsamda eğlenmediğimi sölersem yalan olur.



Haribo puanı:Tarmanın yüzü hürmetine mevlüt şekeri külahlarınca rengarenk fasulye haribo.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>

9 Mart 2009 Pazartesi

Sıradan bir gün


Her zaman ki gibi uykum yok.Güneşin ağarmasını bekliycem.Bu gece sokaklar normalden daha ısız.Bir kaç korku filmi ve atıştırmalık yiyecekler zaman geçirmek için iyi bir seçenek.Her zaman oluğu gibi yarında yapıkçak pek bir işim yok.Benim için gece ya da gündüz olması fark etmiyor.

Sabahı çıkartıcak kadar sigaram olması gayet güzel.Dışarıda hafif bir sis var ve cehennem bekçisi kılıklı köpekler gene cirit atmakta.Her gece kapımın önünde kazımaya eşlik etmekten bıkmıyorlar.Şu muhteşem filmlerin yanında birazda alkolum olsaydı;Kesinlikle daha keyifli bir gece geçiricektim.Asıl en büyük korkum güneş batıdan doğuduğu gün uyukluyor olamam böyle bir eğlenceyi asla kaçırmak istemem tabi ömrüm yeterse...


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>

8 Mart 2009 Pazar

Bira , bu kapağın altında


Guinness adlı biranın reklamı da ağar klasmış.
buyrun buradan izleyin..








Devamını okuyun...>>

5 Mart 2009 Perşembe

Excoriate-On Pestilent Winds



Geçen günlerde elime geçen alman Excoriate ilk albümleri olan ''On Pestilent Winds'' ile 1985 öncesi extreme metal soundyla güç gösterisi yapmışlar.2006 yılında kaydedilen albüm anca yayınlanmış.Zalim,çiğ,ilkel ve güçlü havaları ile tam extreme haribo severlerin kulaklarını okşıycak bir kayıt.

Sepulchral Voice Records etiketi ile yayınlan albümde 7 parça yer alıyor.Bunlardan biride Sepultura-Mayhem coverı.Böle bir işi nasıl yapmışlar pek anlıyamadım.Tahminimce polonyalıların kurdukları pazarların birinden çok ucuza tama en eski davul setlerinden kapatmışlar.Birde üstüne gene aynı pazardan amfilerini almışlar gitmişler eve,dayamışlar hamam ekosu dayamışlar amfi önleride mikrofonları kaydetmiş.Büyük ihtimal böle bişey olmuştur yada zaman-mekan makinası yaptılar.Küt gittler 80'lere orda gizlice kaydedip geri geldiler.Aklıma başka bişey gelmiyor.

Bu bavyara çocukları yaptıkları işe Sodom,Possessed ve Sepultura nın ilk zamanlarını tadını taşıyor.Sodom-Witching Metal ve Victim of the Death demolarındaki o hamam ekosu bire bir var.Albümün kapağıda hoş sarı bi fon üstüne kara kalem çizilmiş.Elinde orakla azrail şehirleri yakıp yıkıyor.Küçüken Tom Angelripperdan çok korkmuşlar belli.

Albümdeki günahkar kadro ise şöle:
Stefan Eberlein-Vokal
Patrick Tauch-Gitar
Sebastian Engelhardt-Davul
Steve Kuhr-Bas


35 dakika süren kayıt adeta bir puzzle gibi bir birine bağlı.Ben en çok Bestial Slaugther a tutuldum.Ancak tekrar tekrar dinledikce hepsini Birbirine uyumu daha net işitim.Bol spa spalı çoz tos splashlı adeta altın ayıcık kıvamında bir iş.

Parçaların sıralaması;

1.Voice Of Damnation
2.On Pestilent Winds
3.From Morbid Ruins
4.Mayhem(Sepultura Cover)
5.Poisoned By Darkness
6.Bestial Slaughter
7.Demons Rush

Voice of Damnation intosunun hemen ardından gelen On pestilent Winds hakaten rüzğar gibi.Başında böle uzun bi en eski spa spa girişlerden var.Ardından Gelen atakla Ne bina bırakmışlar ne ağaç hemsini söküp atıyolar.

From morbid ruins karanlık bir parça fazla atmosferik olduğu sölenilemez ama oldukça karanlık olduğu kesin.Sepultura-Mayhem de bire bire çalmışlarda vokal zor anlaşılıyor.Çok acılı okuyor.Obituary var-i ancak net değil.

Poisned by darkness ve Bestial slaugther kesin rifli ağır başlangıçlı ardından yüksek nabızlı güzel parçalar Ülkelerin Thrash soundu ile en eski death metalın iyi bir bileşimini yakamışlar.Demons Rush 10 dakikalık uzun ancak öle çekilmez bir iş değil.Birde vokalın dediklerini anlıya bilsek daha hoş olur.

2009 da hala böle antik işlerin çıktığını görmek çok hoşumuza giden bir şey umarım devam ettirler.


Grubun resmi sitesi:Excoriate

Haribo puanı:13 paket altın ayıcık.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir
Devamını okuyun...>>

4 Mart 2009 Çarşamba

Kenan abi ve İstanbul'un Fethi



Kenan abimizden İstanbul'un Fethi olayları, tarihin tozlu raflarından XTRMHARIBO okuyucularına armağandır.



" .. Sene , 1914 Sokullu Mehmet paşa,Orhan gazi, Osman gazi ...
şarap içiyorum ... Eminönü köprüsünde..
Rahatım o sıralar, Gözlerim Çok Cavcavtlı Çok Tehlikeliyim!!
Gözlerime Bakacak
Bir Delikanlı bulamıyorum !!! ... "





genel istek üzerine anlayamayan okuyucular için metnin tamamını ( veya ona çok benzerini) yazmak boynumuzun borcudur:

“sene 1914.
sokullu mehmet paşa, osman gazi, orhan gazi, şarap içiyorum…
eminönü köprüsünde…
rahatım o seneler… gözlerim cavcaklı, çok tehlikeliyim… gözlerime bakacak bir delikanlı bulamıyorum…
bir baktım fatih sultan mehmet...
ne var fatih? dedim. kenan abi, kenan abi...
buyur fatih dedim. düşman dedi, bizim bu akşam dedi anamızı sikecek dedi.
tamam fatih dedim... ben dedim burdayım… bak şarap içiyorum, ben buradayım dedim…
siz zaten o senelerde dünyada yoktunuz canımm kardeşimm
ben vardım.
fatih dedim ben hallederim bu işi...
kenan abi dedi fazla içme!
git dedim lan kendine bi şarap al da benim kafamı arıza etme fatih dedim.
para yok dedi bende kenan abi..
o zaman zaten Türk parası yoktu akçe vardı.
attım fatihe üç tane.. çek git lan dedim kendine bir şarap al gel benim yanıma otur dedim… fatih koştura koştura bi şarap aldı geldi oturdu yanıma…
cafcaklı ya, çakal…
ben zaten zavallı kardeşim ben çok severdim fatih’i o senelerde…
bi sürü top hazırlamış kendine..
…… etcez … etcez…
fatih dedim kafana takma bu düşmanın anasını sikmek benim boynumun borcu olsun bu akşam…
senin kenan abin varken dedim… korkma dedim
bi baktım ben dedi gidiyom dedi kenan abi..
nereye gidiyon fatih dedim… beni bırakmadan gitme dedim…
ben dedi savaşmaya gidiyom…
ee git dedim o zaman allah belanı versin git dedim…
bi baktım çatara putara silah sesleri, mermi sesleri, top sesleri
yanıma bi geldi üç tane asker…
kenan komutanım, kenan komutanım...
buyur asker dedim..
fatih öldü dedi…
ne dedim fatih öldü mü?!
öldü dedi komutanım dedi…
olamaz, olamazzz, olaaamazzzz, kesinlikle olamaz dedim…
fatih’in topları dedim.
fatih’ten kalan yarım şarabı da ben bi içtim mi…
bi geçtim topların başına...
alahuekber, allahuekber…
fatih’in topları, fatih’in topları…
yer misin, yemez misin düşman…
bi baktım aradan bi saat geçti veya geçmedi, beş tane asker…
komutanım dedi…
kenan komutanım dedi...
buyur asker dedim… düşmanın anasını siktin dedi…
istanbul’u feth ettin dedi bu akşam sen…
bana bak dedim asker karşımda iştimaya topla dedim…
askerler dedim…
bu saatten sonra istanbul’u feth eden kişi dedim…
fatih sultan mehmet’tir.
benim ismim dedim yok...
var mıyım dedim ben, yokum…
emredersin komutanım…
emrettiğin gibi olsun dedim…
bu saatten sonra istanbul’u feth eden fatih sultan mehmet oldu…
ben yokum dedim…
ben dedim hala ayakta yaşıyorum…
ama fatih öldü, o öldü, bu öldü…
ben yaşıyorum…
istanbul’u feth eden benim…
istanbul’u feth eden fatih sultan mehmet değildir…
ben feth ettim ben istanbul’u…”


Devamını okuyun...>>

3 Mart 2009 Salı

End:Day



BBC belgesellerinden en dikkat çekici olanı END:DAY,Dünyamızın olası 5 ayrı senaryo ile nasıl sona kavuşucağını anlatmakta.

Film baş rolunde olan adam hergün aynı sabaha uyanıryor ve 5 farkı felaketle karşılaşıyor.Tsunamiler,Metorlar,Ölümcül virusler....Google videoya full olarak upload edilmiş.Ayrıca satın almak istiyenler için sölüyorum ülkemizde vcd formatında var ancak dvd formatı cıktımı bilmiyorum.İyi seyirler.



Devamını okuyun...>>

28 Şubat 2009 Cumartesi

Necromania(1971)


Ed Wood un parasızlıktan çektiği porno filmlerin kanımca en klası olan Necromania:A tale of weird love(1971),hardcore içerikli filmlerin en köklülerindendir.Bir takım dangoz,paragöz tayfa ne kadar Ed Wood'u dünyanın en kötü yönetmeni ilan etselerde biz haribocular için yeri ayrıdır.

Necromania ozaman ağır sansür şartları uygulanan dünyada pislik ve leşliğin en saf halidir demek yanlış olmaz.Bir dönemin softcore filmlerinin ardından böle herşeyin açıkça ortaya serilmesi,grup sex,anal sex ve fetişist konuların önde tutulması,8mm filmlerden çıkıp uzun metrajlara dökülmüş ve sinema salonlarında gösterme girmeye başlaması ozamanki muafazekar tipler tarafında tepki çeksede günümüzün porno filmlerine baktığımızda gayet hafif kalıyor.

Ancak gel gelelim ben hala necromania gibisini görmedim.21.yy'da black metalın pornosunun dahi varolması bir yana yeni türüyen zombi pornolarında dahi necromaniadaki taputa skor sahnesini ne gördüm ne rastladım.Oldukça satanik tabuta undead bir cadı ile skor.Buna eş değer birşey göte haç sokmak olur kanımca.


Filmin senaryosuda çok basit ancak güzel.İktidarsızlık çeken bir kocanın karısı ile birlikte meşhur bir cadının evinde konaklayıp problemi yenmeye calışmalarıdır.53 dakika süren kayıtta 5-6 dakika normal işler yer alıyor.Onun dışında hep bir skor işleri var.En son sahnede ise adam iktidarsızlığını yenmek için tabuta olan yüce cadı ile sevişiyor.Ne kadınlar öle güzel ne de çekimler muhteşem ama bir baba yiğitte çıkıp bu ayarda bişey çekmedi.Buna eş değer bir sahne Cemerety Man adlı muhteşem italyan filminde var.Orda ise mezarın üstünde skor işi oluyor.


Haribo severlere gelince.Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.Özellikle çift olan haribocuların uzun gecelerine renk katıcağından eminim.



Haribo puanı:Yuva...Benim yuvam yok.Avlanan,hakir görülen bir hayvan gibi yaşıyorum''Bela Lugosi''

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>

26 Şubat 2009 Perşembe

Abscess / Bonesaw -Split


Gam ve armonicilerin baş düşmanı Reifertın bir diğer grubu olan Abscess ile Autopsyci gençlere destek vermeye devam ediyor.Geride bıraktığımız yılda yayınlanan split,zamanında nasıl Machetazo ya destek verdiyse aynı şekilde bu çocuklarada kol kanat germiş.

Abscess bu kayıta daha punk vari bir iş çıkarmış gayette güzel olmuş.Black flag coverıda cabası tabi.Toplam altı parçanın yer aldığı split te dört tane yeni Abscess parçası ve iki Bonesaw parçası yer alıyor.Çizim kapaklarda her zaman çok varım.Bu kapakta gayet güzel birazda bana en eski Voivod kapaklarını andırdı.Abscessın tempolu,kahpe karı tokatlıyan,ilkel soundu en huysuz kefaşeyi bile köşeye sıkıştırmaya yeter.En çok dikkatımı çeken ise Motörhead var-i girişleri oldu.En hoşuma giden parça ise kuşkusuz Skulldozer.Nervous Breakdownda gayet güzel çalmışlar.Born to be doomed ve Seeing demons klasik Abscess parçları.Kısaca reifert yine yapmış yapıcağını.

İskoç çocuklar Bonesaw ise sübyanlıklarında çok korkmuşlarki reifert tan böle bir işe kalkışmışlar.Severed Survial havaları esen 2 parça yapmışlar.Necrosexual tam sisli gecelerimizi şenlendiricek bir parça.Tam saksocu karı parçası başta tempolu,ortalarda durul,sonrada patlat.Ardından gelen Weakening Grip to bir nevi devamı gibi bu çocukların albümünü merakla bekliyorum.İki parçada gayet güzel normal şartlarda olsa İki parçaya göre ne bok olduklarını söleyemem derdim ancak Reifert onaylamış bize pek bişey demek düşmez.

Kadrolar ve Parça sıralaması:
Abscess
Chris Reifer - Vokal/Davul
Clint Bower - Vokal/Gitar
Danny Coralles - Gitar
Joe Allen - Bass

1.Seeing Demons
2.Skulldozer
3.Nervous Breakdown(Black flag cover)
4.Born to be Doomed

Bonesaw
Sid-Gitar
Paul-Gitar
Andy-Vokal
Calum-Davul
Bazz-Bass

5.Necrosexual
6.Weakening Grip

Haribo puanı:Şeker komasına sokacak kadar haribo.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails