21 Ocak 2011 Cuma

Wolf Man (1941)



İkinci dünya savaşında müttefik ülkelerin çaresizce savunma yapmaktan ileri gidemediği günleri birinde A.B.D'de gösterime girmiştir,Kurt adam.O dönem beyaz perdeyi sarsarken,Hitler'ın kurt adamları ise avrupayı ele geçirmiş ve Sovyet Rusyasına diş göstermeye başlamıştı.Gerçek kurtları bir an olsun unutmaları için insanlara yem olarak Kurt adam adı altında Lon Chanhey Jr önlerine sunulmuştu.

1941 yılında ilk olarak Los Angels'ta vizyona giren film oldukça ilgi görmüştü.
Universal yapımlarının son tekil canavar filmiydi,Kurt adam.İlk kurt adam filmi Werewolf of London(1935) pek başarılı olmayınca.Dönemin önemli yönetmenlerinden olan George Waggner Kurt adamı tekrar beyaz perdeye yansıtmıştır.

En dikkat çekici olaylardan biri de Normandiya çıkartmasının başarı ile sonuçlanmasının ardından başlar.Nazilere karşı alının her galibiyet.Beyaz Perde'ye de benzer ölçüde yansımıştır.Universal tarafından yayımlanacak olan filmler daha Korku/komedi ya da Kahramanlık hikayeleri barındıran savaş filmleri haline gelecek ve karanlık ve vahşet dolu korku sineması geri plana atılacaktır.



İnsanlığın ilk günlerinden beri özel bir hayvan olmuştur Kurt,özellikle eski Türk destanlarında bahsedilen İtbarak bunların en belirginlerindendir.

Modern Kurt adam anlayışının tam manası ile oturmasında bir numaramı rolü üstlenen Wolf Man(1941) Lon Chaney ve Bela Lugosi'nin korku resitali verdikleri filmlerin başında gelir.Bu süper ikiliye ise;Gene dönemin oyuncularından olan Evelyn Ankers, Claude Rains ve Ralph Bellamy eşlik etmektedir.

Kısaca senaryosuna göz attığımızda:

Yıllar sonra A.B.D'den memleketi Galler'e geri dönen Larry Talbot(Lon Chaney) uzun yıllar sonra doğduğu topraklara geri döndüğü için hayet mutludur.Abisinin ölümü üzerine tüm miras ve itibar ona kalmıştır.İlk günlerini normal geçiren Larry Talbot,babasının çalışma odasında ki teleskobun bakımını yaparken antika eşyalar satan bir dükkanın üst katındaki daire'de yaşan bir genç bayan'nın gözüne takılması ile yola koyulur.Aynı zamanda antika dükkanını işleten Gwen Conliffe,Larry Talbot'a pek yüz vermemektedir.Bir şekilde güzel Gwen'ı ikna eden Larry,dükkanda bulduğu kurt kafası bastonunu ve garip hikaye'yi dinledikten sonra akşam saat 8'de buluşmak üzere dükkandan ayrılır.

Baston ve dinlediği garip hikaye şöyledir:

Kurtboğan çiçekleri açtığında ve dolunay parıldadığında,kalbi temiz ve geçeleri dua eden biri bile kurda dönüşebilir.


Bu hikaye'ye aldış etmeyen Larry bastonu satın alır ve akşam 8'de dükkanın önünde Gwen ile Çingene kampına yaşlı falcı Bela'ı(Tabi ki Bela Lugosi)ziyaret etmek için yola koyulurlar.Onlara Jenny ardındaki Gwen'ın arkadaşı da eşlik eder.

Dolunay parıldar....

Fal baktırmak için gittikleri kampta beklenmedik bir olay başlarına gelir.Bela adındaki falcı bir kurt'a dönüşür.Elindeki gümüş bastonla kurt'a saldıran Larry kurt tarafından ısırılır ancak kurt'u etkisiz hale getirmesine rağmen Jenny'ı kurtaramaz.

Kurt tarafından ısırıldığına kalıbını basan Larry'e halk deli gözü ile bakmaya başlar hatta sokaklarda onun kana susamış bir katil olduğu dahi konuşulmaktadır.
Bunların nedeni ise olay yerinde yaşlı Bela'nın cesedinin bulunmasıdır.

Efsane tabi ki de yerini bulur.Kurt adam tarafından ısırılan Kurt adamlığı devralmıştır demektir....


İnsanın vahşi bir hayvana dönüşme sendromunu ve özellikle kurt adam olayını tabir etmek için kullanılan Lycanthopy'nin işlendiği filmde as olan mevzu insan içindeki diğer karakteridir.Bilinç altına gönderme yapılan filmde aynı Dr.Jykll and Dr.Hyde(1931) de işlendiğine benzer bir şekilde işlenmiştir.

Filmde ilk kurt adam Bela Lugosi olarak karşımıza çıkmasına rağmen yüzünü göremeyiz.Lon Chaney'ın kurt adam olduğu sahneler ise aynı Frankstein'ın canavarında olduğu gibi dönemin makjay teknikleri zorlanarak yapılmıştır.17 adım da yapılan makjay'a tırt diyecek adamın anını karışlarım.

İlk senaryo kurgulandığında Boris Karllof'un düşünüldüğü Kurt adam karakterine Lon Chaney'ın rol verilmesi kesinlikle akılıca olmuş.


Muharebe dönemi korku sineması'nın en güzel örneklerinden biri olan Wolf Man(1941),50'lı yılların soğuk savaş dönemi filmlerine ışık tutan cinste bir yapım.

O dönem de korku filmlerinin neden çekildiğini idrak edemeyenler için algılanması basit olduğundan dolayı mutlaka tavsiye ettiğim Wolf Man(1941),Klasik korkunun 5'lisi olarak anabileceğimiz Dracula,Frankenstien'ın canavarı,Frankenstien'gelini,
Mumya ve Kurt adam olarak sıralanmaktır.

Bu Canavarlar arasında insan içi catışmayı en başarılı şekilde dışa döken Wolf Man korku filmleriyle haşır neşir olan herkesin arşivinde bulunmalıdır.

Not:Bu filmi yazmama neden olan gökyüzünde ki dolunay'a,o dolunay'ı görüp kurtmuşcasına uluyan küçük çocuklara ve BARBARELLA'a teşekkür ederim.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

Offal Interview





Splatterfest from Brazil.Our new interview with Offal.

Firstly hi to everyone! Thanks for accepting our interview request.

1.You did a cleaner recorded album in the name of old skull death metal compared to the new congeneric comers from us or europe. How were the reactions off the album?

André: Wohhh, people are really enjoying the newest full-length album! We’re starting to get the reviews about it and it’s being great! New stuff is a bit different from the previous one and most people comment about it as an evolution or something else but others keep enjoying the early stuff too, so… at all we’re very satisfied that how the things are going!

2.Where did the recording take place and how long did it take ? Did you had any difficulties during record session ?

Tersis: The recording process take place on AvantGarde Studio (Curitiba/PR - Brazil) from March to November/2009. I think time was something that has brought some difficulties to us: at that time, everyone was so busy with personal and professional life... as you can see in our website, after we recorded the drums, it took some months ‘till we could record the strings. As always, drums requires hours of laborious adjustments (cleaning up, equalizing, snapping beats with metronome). We recorded 10 videos of the whole recording process. You can watch them all on “The Slasher (Ob)sessions” in our web site (http://www.offalgore.com/the-slasher-obsessions/) or in our YouTube channel (http://www.youtube.com/offalgore).

3.I found the lyrics and cover art quite successful and even more lp inlay photo made me pleased (VHS tapes and pop corns). What at most do you give value on your horror movie influenced songs ? Whom belongs the cover art ?

Tersis: Thank you for the comment... that’s the life of a beer addicted splatstick gore movie lover, hehe. We created this scenario in our minds a long time ago and it fits perfectly with the album context. I think we’re always trying to get this old atmosphere, from Death Metal roots and somehow to connect these concepts with the horror aesthetics. The composition process is actually an immersion process where our minds are focused in the concept to be represented.

4.I think lyrics on one of the song on your album has written by Elektrokutioner. How did you contact with him ?

André: First time I get in touch with him was almost two years ago when I purchase some stuff of his several bands but who recommended him to do that lyrics for us was our friend Billy Nocera of RAZORBACK RECORDS/SCAREMAKER. When I asked him about who could help us with some great horror lyrics he said to get in touch with Wayne, so I did. I told him about what we want and he did two awesome lyrics for us for Feast for the Dead and Onslaught of Dismemberment songs. We hope to work with him again for some future releases, sure! Try to check all his bands but especially TOMBSTONES with the wizard of gore Stevo do Caixão, ARGHHH!

5.Not so long time ago, you released a split with Decrepitaph, which is a band of many bands of Elektrokutioner. I haven’t yet listen to it. As for sound is it close to your second album ?

André: Sure, the tracks on this release as our split 7”ep with ANATOMIA are from the same studio sessions of Macabre Rampages And Splatter Savages, more creepy, horrific and disturbing Old-skull Death Metal from the grave, check it! Orders: www.grindblockrecords.com

6.Will there ever be any gig or a tour plan in near future?

Tersis: We have some gigs planned on the next months. These gigs will take place in our hometown and some other cities at some nearly states. We are looking forward to play more “live” gigs this year especially at some places where we haven’t played before!

7.Trial of the Undead clip is indeed greatly done. I think if it ever participates in a festival, it could get a good degree.

Tersis: Thank you. The work-team had only a week to organize and to produce all the stuff needed for the video clip recordings. It was very intense, since the beginning. The video clip was higly inspired on a huge amount of zombie’s flix, especially on Fulci’s cult one Zombie, where the lyrics got the main inspiration. We got a very special response about our 1st official video-clip, when it was published we would like to do 500 views or few more in a year and after only nine months we did more than 3.300 views since it was published, great! We made a special hot-site about the whole Trial of the Undead video production with all the details, pictures and general info: http://www.trialoftheundead.com


8.The Medleys you did are quite well done, I especially loved the Autopsy one. Hail Autopsy Hail Chris Reifert. How did this idea get a life ?

André: On our early rehearsals we used to play several covers for several bands including IRON MAIDEN, DEATH, DESTRUCTION, SODOM, MERCYFUL FATE, SARCÓFAGO, NAPALM DEATH and of course AUTOPSY! That time we have played three or four AUTOPSY’s full songs, so the original band founder Daniel Azevedo (nowadays on IMPERIOUS MALEVOLENCE and AXECUTER) had the idea to do a medley featuring just a part of the whole AUTOPSY’s trax we played, so… the result couldn’t be better and it was the best way to homage our greatest influence ever! This medley is a constant name on our live set list, moshers got insane when we play it! HAIL MASTERS!

9.There are many instrumental songs taking place on your last album. But there is a special one form e Deep Red - The Blood Is Running Cold. Quite a nice idea. How did this happen to come out ?

André: Well, I’m always trying to get the sound tracks of some cult horror flix I’ve enjoyed, it’s not easy to find at all but… when I got to listen that Deep Red’s sound track I think that would be great to do a Death Metal version of some track of that mighty Goblin’s soundtrack, so… I said to Tersis about this plan, he enjoyed the idea and so we choose the track! He did the whole work on it, making the version for the original one and we got really surprised with the final result, awesome! Many people comment about it and ask us if we’ll do another soundtrack song but we still didn’t know what will be, we’ll choose it only when we start to work on some new stuff for a possible 3rd full-length CD, 2012 or later!

10.On early days of the band, I see improvements and changes in a good way. Can you tell us about those early days a bit ?

André: We started just as a project between some good friends, we hadn’t any big plans or pretensions that time: we just did some songs (most are on our 1st full-length CD) and we spent most time playing covers! So, when we got the chance to record that trax, we’ve asked for ourselves, why not? So we did and… only after almost a year we started to send it to some friends and on this way we got the invite of our great friend Renzo to put it out thru his label The Hole Productions! He was just starting the label that time and our 1st s/t CD was his 001 release, just great!

11.From which bands do you take inspiration ?

Andre: Wohhh, I really couldn’t answer to it, tons of bands could be considered an inspiration for us but AUTOPSY and IMPETIGO are the greatest ones for sure!

12.Recent bands you actually are interested of ?

Andre: Well, I’m currently listening a lot to Hooded Menace, Undergang, Grave Ritual, Burial Invocation, Stench of Decay, Vacant Coffin, Decrepitaph, Krypts, Skeletal Spectre, Revolting, Scaremaker, Coffins, Acid Witch, Grave Desecrator, Catacumba…

Tersis: About these so called Brutal Death Metal nowadays, I like it but I don’t really love it. I’m more into bands that take that old Death Metal spirit. I also like many other metal genres, like Black, Thrash and NWOBHM.


13.Lets move into horror movies, whats your favourite ones in genre ?

André: Wohhh man, really too many names to mention!

14.In Brasil horror sector is already great. Especially some zombie flicks that recorded recently and the awesome classics of José Mojica Marins. Coffin Joe is one of the major horror character in world wide in my opinion. What do you think ?

André: Ohhh yeah, Coffin Joe (Zé do Caixão) is a live legend and we’re proud that he comes from Brazil. We absolutely loved all that he did and some classic productions as A MEIA NOITE LEVAREI SUA ALMA, ESTA NOITE ENCARNAREI NO TEU CADÁVER, O ESTRANHO MUNDO DE ZÉ DO CAIXÃO, O DESPERTAR DA BESTA – RITUAL DOS SÁDICOS and tons of more are really cult ones worldwide! Check it: http://www2.uol.com.br/zedocaixao/index.htm. We have some real plans to homage him on some of our future releases, sure! Also try to know about other demented Brazilian cult directors as Ivan Cardoso, Petter Baiestorf, Rodrigo Aragão, Fernando Rick and Gurcius Gewdner!

15.Lucio Fulci is extraordinary and unique in the name of gore in worldwide scene, at the same time I think it’s the same about Death Metal too. What’s the best to name for about Fulci ?

Andre: Genious!

16.What’s your favourite horror movie directors?

André: Too many to mention!
Fast as fuck section:

Andre:

Horror: Flix
Death Metal: An endless passion!
Gore: Grind!
Zombies: Brainsss!
Brazil: 3rd world!
Amazon: I don’t care!
Cannibalism: Everybody needs to eat!
Sadism: Fun
Haribo: ???
Offal: Butchered organs, entrails, viscera, giblets...

Tersis: Tough question

Horror: Real
Death Metal: Macabre
Gore: Violence
Zombies: Coming soon, from a graveyard near you...
Brazil: Landscapes
Amazon: Bio-diversity
Cannibalism: Extreme
Sadism: Available soon by CREAMPIE!
Haribo: Jelly Brains
Offal: Flesh ripping Death Metal!

17.Lastly thanks again for the interview. Is there anything you wanted to say to your fans ?

André: Thankxxx a lot for your support and for the great intie! Try to get ONLY original stuff and fuck-off all wimp MP3 downloaders everywhere!
Tersis: Thank you very much for supporting us. If you wan’t more information about Offal, just access our official website http://www.offalgore.com/ or our MySpace http://www.myspace.com/offalgore. Stay tuned on these channels, because we’re always updating with news and information about the band. The Blood is Running Cold...

Belongs to Extreme Haribo Culture

Devamını okuyun...>>

19 Ocak 2011 Çarşamba

Hobo With A Shotgun (2011) Trailer





Tarantino'a uyup fake trailer ile başlarını iş açıp fragmanı uzun metrajlı filme çevirmke zorunda kalan yönetmenlerden biri de Josan Eisener oldu.Hobo with a Shotgun oldukça eğlenceli bir filme benzerken umarım bize Machete(2010) da ki hayal kırıklığını yaşatmaz.

imdb

Devamını okuyun...>>

Tutti i Colori del Buio aka All the Colors of the Dark (1972)



İtalyan sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Sergio Martino'nun erken dönem yapıtlarından Tutti i Colori del Buio aka All the Colors of the Dark Giallo'lar arasında en sıra dışı olanlardan biridir.

1972 yapımı olan film korku sinemasının zirve yıllarında yayımlanmıştır.

Senaryosu Santiago Moncada tarafından üstlenilen film,klasik filmlerin baş olguları ile gelecek yıllar da ki özellikle gizem ve gerilim tarzına yol veren öğeleri birleştirmiştir.Özellikle ileriki 5-6 yılın filmlerinde göreceğimiz çekim tarzları ve kurgularını filmde barındırıyor.



Baş rolünde Avrupa sinemasının en seksi kadınlarından olan Edwige Fenech yer alıyor.Korku,Western ve Seks filmlerinde yer alan seksi oyuncu yakın dönem de Hostel II 'de sanat profesörü rolünü canlandırmıştı.Sergio Martino tarafından da ilerleyen tarihlerde bir çok filmde rol verilecek olan güzel yıldır korku sinemasının unutulmaz isimlerinden.

Güzel oyuncuya eşlik edenler ise gene Avrupa korku sinemasının en önemli isimlerinden olan George Hilton,Ivan Rassimov ve Nieves Navarro.

Döneminin en Popüler korku filmlerinden olan Rosemary's baby ve Repulsion etkisinde olduğu kaçınılmaz olan film Mario Bava filmleri ustalığında Psikolojik/Saykodelik bir Giallo olduğunu görüyoruz.

Sürrealist yaklaşım içeren film gerçeklik ve hayal arasında gidip gelmektedir.

Garip bir başlangıca sahip olan film izleyicinin de merakını uyandırıyor.
Başlangıçtaki görüntüleri ana rüyaymış ya tepkisini verdikten sonra iştahla filmi izlemeye başlıyoruz.



Jane'nın kendini deli yerine koyması ve etrafından nasıl karşılanacağını bilmeyip kendini içine kapaması iç derinliği ile baş başa kalmasına neden olur.

Yaşadığı talihsiz olaydan sonra sevgilisi ile seks hayatı bozulan genç kadın ne kadar bunun nedeni başka olaylara bağlasa da gördüğü şok edici halisilasyonlar yaşamanı güçleştirmektedir.

Bu çaresizliği onu ilk baş bilimin kollarına itse de olacaklardan kesinlikle habersizdir.Yalnızlıktam dem vuran genç kadının imdadına yeni komşusu olan Mary koşar.



Filmin bu kısmına kadar Jane'nın yaşadıklarının gerçek mi ? yoksa kendi hayal ürünü mü ? olduğuna pek karar veremeyiz.

Londra'nın atmosferi ile bütünleşen film,sonlanana dek tansiyonu ve seyir zevki gayet makul seviyede ilerlemektedir.

Gördüklerine ya da varsaydıklarına daha fazla dayanamayan Jane,Mary'e açılır.Mevzuyu olgunlukla karşılayan Mary'ının önerisi ise bir hayli ilginçtir.

Şeytani Tarikat.

Ertesi sene gösterime girecek olan meşhur ingiliz korku filmi The Legend of Hell House filminde yer alan cehennem evi olarak adlandırılan ev burada karşımıza çıkmaktadır.

Satanik tarikatın arasına katılan Jane,Orgy ayinlerine dahil olur.Ve Karanlık güçlerin etkisiyle bir nebze olsun eski günlerine döner ancak pek uzun sürmeyecektir.Kısa süre içinde tarikata daha bağlı olmaya başlar ve beklemediği olaylar süre gelir.Burda tarikat tabiki de Alister Crowley'ın anlatıklarına biraz da kendi kurgularını yerleştirerek oluşturulmuş.Ablemden ve genel ilerleyiş bunu açıkca ortaya sermekte.

Şok edici bir sona sahip olan All Colors of the Dark,bilinç altına yerleşen kabuslar ya da insan oğlunda yer eden hasarları Freudyen yaklaşımla ele almaktadır.Bu korku çemberinde kadının iç dünyasına ufak yolculuklarda da bulunan film önemli noktalar içermektedir.



Beklenmedik sonu ve ilerleyişi ile kesinlikle görülmeye değer bir Giallo olduğunu
söyleyebilirim.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

18 Ocak 2011 Salı

Ignivomous - Death Transmutation (2009)



Avustralya'nın yanlış yaptığı sık görülmez, hele bir de NWN etiketliyse....

Carnage, Grave, Dismember gibi grupların, yani İsveç death metal soundunun oluştuğu dönemlere (87 - 89) bir worship söz konusu durum var Ignivomous'da. Grup 2006 yılının yarısında kurulmuştu, ve 2009'da death metal türünde şüphesiz yılın en gaddar albümünü piyasaya sürdüler: "Death Transmutation".

Grup İsveç'in old skool krallarına gitarların ilk saniyesinden saygılarını sunduğunu kemiklerinizin içine nüfus eden sonik patlamalarla bunu "fazlaca" anlatarak ambale ediyor sizi. Bu sound "Into the Grave" i düşünün, ve en az x2 daha sertini gaddarını düşleyebiliyorsanız düşleyebiliyorsunuzdur. Gitarlara devam etmeden kadroya bakalım;



Jael Edwards - Vokal/Bass (Accursed (Aus), Exercitus)
Sean Hinds - Gitar (Earth (Aus), Cryptal Darkness, Exercitus, Urgrund, Zero)
Chris Broadway aka Chris Volcano - Davul, Vokal (Abominator, Deströyer 666, Destruktor, Denouncement Pyre, Urgrund)

Gitar yapısı karanlık riffler içeriyor tıpkı Inkan ve Immo'da olduğu gibi, bunun dışında Immo'nun kaotikliği abartıya kaçmadan kullanılmış diyebilirim, yani öyle bayık bir tekniklik söz konusu değil. Böyle olduğu için hızar oğlu hızar gitarları takip etmek yer yer güç olabiliyor, özellikle son sürat koşturulan yerlerde eğitimsiz kulaklara bulanık gelmesi olağan. Tonlar savaş satırlarını andırıyor adeta, Dismember'daki gibi ince ve keskin değiller. Bunun durdurak bilmeyen ardı arkası kesilmeyen izole şeklinde fırtına estiren gitarlar gayet kalın ve beyin amcıklaması geçirmenizde davul ile yarışır.

Yüksek tempo giden gitarlar beklenmedik anlarda kesilip, bir başka hastalıklı rifflerle bağlanıyor. Uzun parçalar bu durumda vaktin nasıl geçtiğini hissettirmiyor bile dinleyiciye. Kimi yerler ise doom metal yavaşlığında atmosferi güçlendirmede büyük rol oynamış, bu yerlere sık rastlamıyoruz ve tadında kullanıldığı aşikar.

Parçaları görelim;

1. Hedonistic Pain Ritual
2. Death Transmutation
3. Noneuclidean Maelstrom
4. The World Upon Nihil
5. Beckoned to a Global Tomb
6. Bereft of the Intelligible Realm
7. Alchemy of Suffering

Evet gitarlar old skool kovalayanların takdir edeceği gibi lağıyıyla icra edilmiş zincirlemelerden oluşmakta, lakin sololara biraz özenilebilirdi, şimdi davula gelelim;

Davulcu "Volcano" lakabıyla gerçekten bir kaos havası estirmekte albümün başından sonuna tavizsiz trampet dövmeleriyle, insan hiçmi yorulmaz eh dedirtiyor. Acayyip saldırgan tarzının altında farklı farklı partlar döşemiş, bu hızını kesmeye engel olmamış. Dur durak bilmeyen twinlerleriyle çeşitli zil atraksiyonları, senkoplarıyla beraber bu güçlü sounda çok iyi uyan bir ton da elde edilmiş. Kısa kısa blast koşturmaları parçalara hararet katmış ve uzun parçalarda kullanıldığında ise dikkatleri koparmamak adına başarılı olunmuş diyebilirim.



Basları çalan kişi vokalci aynı zamanda, Cronos Dayı'nın "bulldozer" bas dediği bu olsa gerek. Neredeyse tıpkı "Into the Grave" deki gibi, geçtiği toprakları talan edip, bitki örtüsü ne var ne yok kökünden kaç kat altını kazayan cinsde süregelmiş. Basa bu albümde doyacaksınız.

Vokalci müziğe iyi bir hava katmış. Derin, karanlık bir okuyuşu var amcanın. Ses olarak Craig Pillard'a biraz benzetilebilir. Okuyuşu hızlı denemez, yer yer uzatmalar, cümle sonlarında da brutal tünellemeler gibi bağrışlar yakalayabilirsiniz. Okuyuş anlaşılır biçimde gayet.

Grup sözleri okkültizmden almakta ve bunu bir şekil ayin vari dizilişiyle kapaklarına yansıtmış. Kapakta bir ayinin başlayışından önce kıdemli birinin beklendiği, zamanın durduğu, kasvetli birt ortam betimlenmeye çalışılmış gibi.

Sevenler, sevmeyenler; bu işi nydm ciler sever. Bu işi karanlık takipçiler sever. Modernciler uzak dursun yeter.



Devamını okuyun...>>

Şeytan Üçgeni:Bölüm 3 Eski bir Dost




Kervan işi git gide sıkıcı bir hal almaya başlamıştı.Günler süren yolculuklar,ıssız topraklarda her türlü tehlike.Yeri geliyor Raider kardeşlerimle çatışmaya giriyordum.

Junktown'a gelmeden önce ilk durağımız Shady Sands'idi.Bir dönem N.C.R'e bağlı olan Shady Sands şuan isyancıların yatağı konumunda.Hala geleneksel çiftçilik ve hayvancılık ile geçimlerini sürdürmekteler.Kapı'da bulunan güvenlik timleri isyancı birliklerine aitti.Tüm silahlarımızı topladı.Bir nevi gümrük kapısını andıran yerde sıraya girdik.Kervan güvenli bölgeye çekildi.15-20 dakika süren araştırmadan sonra geçiş izni verdiler.

Shady Sands'e uyuşturucu sokmak yasaktı tüm bu güvenlik önlemleri o yüzdendi.Çünkü uyuşturucu neredeyse Riaders'da o bölgelere de boy gösterirlerdi.iki gün bu fazla düzenli ancak bir o kadar da kanun dışı şehir de bir çok aranan ismin saklandığını görebilirsiniz.Fazla sesiz ve huzur dolu olan bu şehir ıssız toprakların en nefret ettiğim yerleşim alanlarındandı.

Şehrin üst kısmında gümrük,eski N.C.R binası,bir kaç ev dışında sağlık ocağı ve iki-üç dönüm ekim alanı bulunmaktaydı.Yer altına indiğimiz de ise bambaşka bir yüzü bizi karşılıyordu.Doğu N.C.R'e kadar uzanan yer altı şehri tüm haydutların güvenle yaşadığı bir yerdi.Kuyu yolu ile inilen bu yer Shagy Sands'ın üst kısmından kat kat iyiydi.

Raiders kasabası buradan 2 gün uzaklıktaydı.Kervan burada 3 gün mola verecekti ve bu beklediğim fırsattı.İyi değerlendirmeliydim.İlk olarak çöl insanı olduğumu ortaya seren cübbe ve kumaş parçalarından kurtulmalıydım.Onları bir kenara bırakarak sessizce yola devam ettim.İnsan derilerinden yaptığım tişörtüm görenlerin fazla ilgisini çekmişti.Herkesin suç dünyasında olduğu bir ortamda bu gayet normaldi.

Choked-Slut adındaki mekana girdim.Eğlence gerçekten buradaydı.Bir köşede barbut yanlar,fahişeler bilek güreşine tutuşmuş yarmalar,keşler,evsizler,dilenciler,yan kesiciler..Tüm dostlar burada toplanmışlardı.Bara doğru ilerleyerek içecek bir şey ısmarladım.

-Bir şişe booze!!!

-Hay hay


Şuh ses tonu ve yılan gibi vücudu aklımı almıştı.Kendime gelebilmek için dikkatimi etrafa verdim.Şişenin bar da ki sesini duyunca sesin geldiği yöne doğru göz ucuyla baktım.Göğüslerini sergiliyordu.''Başka bir arzun var mı ?'' diye sordu.Kafamı sağ-sola sallayarak cevabımı verdim.Ufaktan demlenirken bir yandan da etrafı izliyordum.Barbut oynayanlardan biri dikkatimi çekti.Orta boylu kırmızı kazaklı zayıf bir tipti.Zar attığı elinin üstünde B harfi yer alıyordu.Bu dövme hiç yabancı değildi.Garson kızı yanıma çağırıp adamı göstererek yanıma çağırmasını söyledim.


Bir süre sonra yanıma geldi.Tahmin ettiğim gibi bu jimmy B'di.Beni görünce sevinçle:

Jimmy B:Hey adamım nasılsın ? Nerelerdeydin seni küçük karga yavrusu.

Jimmy B'yle dostluğumuz çok eskilere dayanırdı daha Bishop'un adamı olmadığım yıllardı.Aynı zaman da Raider çetesinin de bir mensubu da değildim.New Reno'nun parlak ışıkları altında torba tutar ve arada sırada sokak dövüşlerine katılırdım.Jimmy ile dostluğumuz buradandı.Beni sokak dövüşlerinde keşfetti.New Reno'da ki Boks turnuvalarına soktu.Bir çok şampiyonluk kazanmıştık birlikte.O kadar yükseldik ki Bishop'un bile dikkatini çektik.Bize öyle bir teklifle geldi ki bunu kabul etmemek saçmalık olurdu.Hem Bishop'un özel boksörü olacaktım.Issız topraklar da kavga etmediğim insan kalmamıştı ve hatta Süper Mutantlar,Geckolar ve Death Clawlar ile daha dövüşüyordum.

Kuzgun:İyidir babalık hiç değişmemişsin hala kumara devam.

Jimmy B:Eski dostum,Şampiyon!! Hiç unutmamışsın beni ancak sen çok değişmişsin Bishop'la aran nasıl?

Kuzgun:Sürgün yedim.Uzun hikaye sonra anlatırım.Hala Raider'ım ancak kardeşlerimden uzak kaldım.Eve geri dönmek istiyorum.

Jimmy B:Olacağı buydu sonunda şampiyon.Bishop hep bizim gibileri oyuncağı olarak görür ve sıkılınca da bir kenara fırlatır.Sana yardım edebileceğim bir şey var mı? Bakıyorum da hiç silahın da yok üzerinde.


Kuzgun:Bishop ile aramızda geçen uzun mevzu bir gün elbet yüzleşeceğiz.Buraya bir kervan koruyucusu olarak geldim.Evin yolunu kaybettim anlayacağın.Fena vurgun yedim.Postumu zor kurtardım.

Jimmy B:Anlıyorum Dostum sana yardımcı olacağım ancak şuan tamamlamam gereken bir oyun var birazdan tekrar yanına geleceğim.

Diyerek barbut oynadığı yere geri döndü.Jimmy B,Bishop'un değnekçisi ve şarlatanıydı.Bishop'a her türlü bilgiyi sızdırırdı.Onu beklerken Bozze'yu yudumlamaya devam ettim.Barda ki kızı çağırıp;

-Boş odan var mı ? diye sordum Mekana geldiğimden andan beri beni süzen Choked adındaki kız bir süre sessiz kaldıktan sonra göğüslerinin arasından çıkardığı anahtarı bana uzattı ve ses etmeden arkasını döndü.Şişe bitmek üzereydi o esnada Jimmy B yanıma geldi.Garson kıza 2 bira siparişi verdi.Biralarımızı yudumlarken laflamayı sürdürdük.Laf arasında yarın ki turnuvaya katılmak isteyip istemediğimi sordu ve devam etti:

''Beş maç adamım sadece beş maçı kazanan galip geliyor,Ödül büyük.Tam 2500 kapak ve maç başına da 100 kapak veriyorlar.Şimdiden senin şampiyon olacağından eminim ve o yüzden bahisleri bile hazırladım.''

Gerçekten iyi miktar dedikten sonra planımı gözden geçirdim.Burada kalıp biraz para kazansam ve ekipman topladıktan sonra jimmy B ile yolumu tekrar çizsem hiç fena olmazdı.Yarın ki turnuvaya bu gece iyi hazırlanacağım kesindi.Jimmy B ile vedalaştık.Yarın burada buluşmak için sözleştikten sonra anahtarı kıza doğru sallayıp 4 numaralı odaya yöneldim.Pek geçmeden kız kapıdan içeri girdi....

Devam edecek...

Önceki bölümler için:

Bölüm:1

Bölüm:2

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.


Devamını okuyun...>>

Erken dönem bdsm örnekleri - 2


Bondage-Discipline-Sadism-Masochism: serinin 2. kısmı sizlerle...















Erken dönem bdsm örnekleri

Devamını okuyun...>>

Slayer (USA) - Still Reigning (2004)

Slayer'ın en gaz en hızlı albümü hangisidir desek sanırım herkes Reign In Blood diye bağrışacaktır. Peki tüm albümü baştan sona konserde çalsalar nasıl olurdu diye sorsak? Hayallerimiz gerçek olur diye bağrışırız sanırım.


Devamını okuyun...>>

16 Ocak 2011 Pazar

Laff a Lympics



Tv kanallarında en çok izlenen çizgi filmlerin çoğu Hanna-Barbara tarafından çizilmiştir.Çocuklara hitap ettiği kadar eğlencesi yetişkine de hitap eder.1957 yıllından bu yana çizgi filmlerini dünya'nın dört bir yanındaki çocuklara sunan Hanna-Barbara,hem eğitici hem de eğlendirici konseptini tüm çizgi filmlerinde ön planda tutmuştur.


1977 yılında televizyon ekranında gösterilmeye başlayan Laff a Lympics'ın ülkemiz de gösterimi özel kanalı yılların ilk dönemlerine denk gelmektedir.24 bölüm süre gelen bu çizgi filmin hatırladığım kadarı ile tüm bölümleri ülkemizde de yayımlandı.

3 takımın bulunduğu çizgi filmde dünyanın dört bir yanında en acayip yarışların yapıldığı olimpiyatları bizlere izlettiler.


Bu 3 takım tabi ki de Hanna Barbara'nın en popüler kahramanlarından oluşmaktaydı.

Ayı yogiler(Yogi Yahooeys)

Turunçu renkleri ile Kaptan Ayı yogiler ve arkadaşları

Ayı Yogi (takım kaptanı)
Bobo
Cindy
Akıllı Bıdık (Huckleberry Hound)
Pixie ve Dixie (fareler)
Mr. Jinks
Hokey Wolf
Yakky Doodle (yavru ördek)
Wally Gator (timsah)

Şahsen pek sevmediğim bir takımdı.Ayı yoginin türlü türlü arkadaşları zaferden zafere koşarlardı.24 yarışın 7'sinden galibiyet iyi ayrılan Yogilerin en başarılı geçirdikleri etap ise kesinlikle Büyük kanyon'dan İrlanda'ya uzanan o çılgın yarıştı.

İlk ayakta katır yarışından sonra ip üzerinde kanyon'nun bir tarafından diğer tarafına yolculuk ve ardından irlanda ayağında irlandanın simgelerinden olan elf cinlerinden yakalamaca ve son oyun ise golf turnuvasıdır.

Scooby Dooby

mavi renkleri ile kaptanları Scooby Doo ve arkadaşları.

Scooby Doo
Shaggy
Scooby-Dum
Dynomutt
Blue Falcon
Kaptan Mağara adamı
Brenda
Dee Dee
Taffy
Speed Buggy
Tinker
Babu
Hong Kong Phooey

Bu çizgi filmin ana karakterleri Scooby-Doo ve tayfasıdır.Toplamda 14 kez galibiyet kazarak Laaf-a lympics en başarılı takım unvanı elde etmişlerdir.En farklı galibiyetleri ise Kuzey kutbu ile Tahiti arasında olan yarış dışında Fransa'dan Avustralya'a süren bir diğer nefes kesici yarıştı.

Çizgi filmin has adamlarından olsa gerek pek planda tutulmamaların karşım kadrolarındaki Kaptan mağara adamı,Hong Kong Phooey ve tabi ki Scooby-doo dan dolayı gönlümüze yakın geliyordu.


Son olarak ise takımın kralı olan Gerçek kötüler yeşil renkli formaları ve kaptanları değerli ile kanımca Çizgi filmin en has takımıydı.

Değerli (Mumbly)
Dread Baron
Dalton Kardeşler
Dinky
Dirty
Dastardly
Mr. Mrs. ve junior Creepley
Magic Rabbit
Daisy Mayhem
Ahtapot Orful
Sooey (domuz)

Yarışma boyunca sadece 2 galibiyet alabilen gerçek kötüler,beceriksiz olduklarından değil hile hurdaya baş vurdukları için her kötü sonuçlar almışlardır.Aldıkları 2 galibiyetin biri New york'tan İstanbul'a uzanan ayaktır ki bu en eğlenceli bölümlerden biridir.Diğer galibiyet ise Fas'tan Vaşginton'a uzanan yarıştır.

Bin bir türlü ali cengiz oyunu ile rakiplerini alt etmeye çalışırken yarışı unutur gerçek kötüler bu da kötü olduklarından olsa gerek.

Gevezelıkleriyle gerçek spikerleri aratmayan Mildew ve Snagglepuss'da çizgi filme ayrı bir tat katarlar.


Yayımlandığı dönem cumartesi gündüzleri yayımlanan çizgi film ülkemizde ise hafta içleri okuldan saatinden sonra haftasonları ise sabahın köründe yayımlanmaktaydı.
ÜberGoreWitch'ın de vakti zamanında severek izlediği Laff-a Lympic bizim yaş grubumuzun unutulmazlarındandır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.






Devamını okuyun...>>

I Eat Your Skin (1964)



Asıl ismi Zombie Bloodbath olan I Eat Your Skin tam bir Z sınıfı, arabalı sinema filmi. Film 1964 yılında önce Zombies ismiyle filme alınmış fakat dağıtımcı bulamayınca 7 sene boyunca stüdyo raflarında tozlanmış.

Tam unutulacağı sırada yapımcı Jerry Gross'un I Drink Your Blood adlı tuhaf klasikle beraber "iki film birden" kuşağında oynatılacak bir film arayışı sonucunda tekrar gündeme getirilmiş. Filmin adı diğeriyle uyumlu olsun diye I Eat Your Skin olarak yeniden düzenlenmiş. Zaten filmin Something Weird Video tarafından yayınlanan DVD'si de bu iki filmden oluşan bir "double-bill" halinde satışa sunulmuş. Filmin isminin böylesine iddialı ve filmle alakasız olmasının sebebi bu. Zaten filmde yine 68 yılı öncesi "zihin kontrolü"ne maruz kalmış köleleri görüyoruz.



Del Tenney'nin yazdığı, yapımcılığını yaptığı ve yönettiği filmde yine basmakalıp karakterlerle karşılaşıyoruz. Filmin çoğunda bağrı açık gezen, maço bir ana karakter, tuhaf maskeli bir kötü adam -ki amacı yine dünyayı ele geçirmek- ve zayıf, korunmaya muhtaç, sarışın bir kadın. Doktor Biladeau adındaki bir bilim adamı, Karayip'lerdeki bulunan Voodoo Adası'nda egzotik malzemelerle "dünyanın en ölümcül hastalığı"na bir çare aramaktadır. Yılan zehirinden oluşturduğu serum ile yerliler üzerinde yaptığı deneylerde korkunç bir sonuç elde eder: Yılan zehiri adada yaşayan yerlileri koca gözlü zombilere dönüştürmektedir. Bu olay kötü adamların ilgisini çeker. Maskeli kötü adam liderindeki kötüler ekibi, yerlileri zombiye çevirip kendisine bir ordu kurarak dünyayı ele geçirmek istemektedir. Adaya yeni romanını yazmak üzere gelen macera romanı yazarı Tom Harris'in yolu doktorun kızı olan Jeannie ile kesişir ve birbirlerine aşık olurlar. Daha sonra bir takım aksiyonlar neticesinde Tom, olayları araştırmaya başlar.



I Eat Your Skin, zombi filmlerinin eşiği olan Night of the Living Dead'den birkaç sene önce çekilmesine rağmen birkaç sene sonra gösterime girdiği için klasik zombi filmlerine bir bakış gibi nitelendirilebilir. Romero'nun filmiyle metamorfoza uğrayan zombi alt türü artık yeni haliyle ürün vermeye başlamışken ortaya çıkan bu film hem inandırıcılıktan uzak, hem de başarısız bir film olduğundan dolayı izlendi ve unutulup gitti. Filmin sonundaki maket olduğu gayet net bir şekilde anlaşılan ada filmin genelinde kullanılan "idare eder" denilebilecek makyaj ve efektlerin üzerine tüy dikiyor. Yine de "kötü film"lerin sevenleri tarafından bir cevher olduğuna inandığım I Eat Your Skin bütün klişeleri ve dandikliğine rağmen (hatta bu şekilde olduğu için) izlemeye değer, eğlenceli bir film.

Devam filmi niteliğin de ki I Drink Your Blood (tıklayınız)

Gönderen:Mister Mert/zombifilm.blogspot.com aittir.



Devamını okuyun...>>

Johnny Cash & Willie Nelson - Ghost Riders in the Sky





Devamını okuyun...>>

15 Ocak 2011 Cumartesi

Deeds Of Flesh - Live In Montreal (2005)


Deeds Of Flesh Brutal Death Metal aleminin en ünlü gruplarından biri. Bunun ötesinde davulları ve konser performanslarıyla daha bir ünlü desek daha doğru olur.


Devamını okuyun...>>

Adrenicide-War Begs No Mercy (2010)




Punk ile metal müziğin özellikle Thrash Metal'ın birleşiminden gebe olan bir türdür Crossover 80'lerin son dönemine doğru ortaya çıkmış olan akımın günümüzde türlü türlü varyasyonları var.

Günümüzde en eski zamanlarda ki gibi yapanları bulmak biraz zor oluyor Adrenicide ise o nadir gruplardan biri.Hele ki bu işi iyi icra eden bir grup arıyorsanız Adrenicide aradığınıza uygun.2002'den bu yana Thrash/Punk/Crossover işerini koşturan ingiliz elemanlar.Ülkelerinin göz bebeği olan punk ile A.B.D'ın Thrash'ını birbirine güzel uydurmuşlar.

Şuan üç kişi olan elemanlar War Begs No Mercy albümün kaydında ise dört kişlermiş.
Kayıda göre elemanlar ve görev dağılımı;

Neil Armstrong-Vokal
Nuno Evaristo-Gitar
Rod Holdstock-Bas
Blake MacReady-Davul


Thrash bir yere gitmedi ki geri dönsün sloganı ile işlerini icra eden Adrencide liriklerinde şiddet,alkol ve öfke gibi konulara yer veriyor.İlk kayıtlarını kendileri yayımlayan elemalar daha sonra anlaştıkları Thrashard record ile yayımladıkları 2 albümden sonra War Begs No Mercy adlı albümlerini ise Slaney Record etiketi ile yayımlamışlar.

2010 çıkışlı olan albüm dinleyeni Crossover'ın en güzel dönemlerine D.R.İ ,S.O.D , Sudical Tendencies' günlerine götürüyor.Albüm kapaklarında yer alan iskelet karakteri de fazlası ile o günlere ait.Kapakları kimin tasarladığına dair bir bilgi bulamasamda sanırım kendi tasırımları gibi gözüküyor.


N.Evaristo tarafından purodükte edilen albümün mix ve kayıt işlemleri de aynı şahısa ait.14 parçanın yer aldığı 41 dakikalık War Begs No Mercy adlı albümün parça sıralaması ise;

1.W.B.N.W.
2.Is The Truth True?
3.Two Minute Warning
4.The Last Experiment
5.Planet Of The Dumb
6.Find A New Addiction
7.Zombie Nation
8.100 Years Of Radiation
9.No Toilets On A Battle Field
10.Cold God
11.Tortured And Broken
12.Answer My Question
13.Mothers Die...Fathers Kill...
14.The Hunter

Saldırgan ve çiğ soundları ile bu tarzın bol cilalı yeni yetmelere göre oldukça vahşi ve saldırgan.Sabit tempolu parçalar sahip olsalarda gayet dinlenebilir bir işe imza atmışlar.Özellikle Cold God,Planet of the Dumb ve Two minute warning mosh pistlerinde çok ter döktürecek parçalardan.Zombie nation,Mothers Die...Fathers Kill,100 years of radiation ise albümde benim en çok beğendiğim parçalar.Bu türü sevenin oldukça hoşuna gidecek bir iş olduğunu düşünüyorum.Akıcı vokalleri ve old skoll Thrash'ı için ne gerekliyse barındıran Adrenicide Thrash ile Punk'ın nizami birleşimlerinden biridir.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.




Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails