23 Aralık 2010 Perşembe

22 Aralık 2010 Çarşamba

21 Aralık 2010 Salı

Süper 2 Yılbaşı Oyunu



Newgrounds adlı oyun firmasından 2 süper flash oyun yılbaşı için yayımladı gayet kanlı olan bu oyunlar.

8-bit zevkinde.Santa Fu ve The Snow Runs Red adlı oyunları alttaki linklerden oynayabilirsiniz.

Santa Fu

The Snow Runs Red


Devamını okuyun...>>

Böyle Buyurdu Zerdüşt:Erdem Kürsüleri Hakkında

Uyku ve erdem üstüne pek güzel konuşan bir bilgeyi övdüler Zerdüşt’e: kendisi bu yüzden çok saygı görür, el üstünde tutulurmuş, bütün gençler de kürsüsünün önünde otururlarmış. Ona gitti Zerdüşt ve bütün gençlerle birlikte, kürsüsünün önüne oturdu. Ve şöyle buyurdu bilge:

Saygı ve utanç duymalı uykunun karşısında! İşin başı budur! Ve kötü uyuyanların ve geceleri uyanık duranların yolundan çekilin!

Hırsız dahi utanç duyar uykunun karşısında: hep geceleyin sessizce çalar. Utanmaz ama gece bekçisi, utanmadan taşır düdüğünü

Öyle kolay bir sanat değildir uyumak: onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.

Günde on kez alt-etmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve canın afyonudur.

On kez yine barışmalısın kendinle: çünkü alt-etme acıdır ve kötü uyur barışmayan

On gerçek bulmalısın günde, yoksa gece de ararsın gerçeği ve canın aç kalır.

On kez gülmelisin günde ve sevinmelisin: yoksa miden, o dert babası, gece seni tedirgin eder.


Bunu bilen azdır: iyi uyumak için kişide bütün erdemlerin bulunması gerekir. Yalan yere tanıklık mı edeceğim? Zina mı edeceğim?

Komşumun hizmetçisine göz mü dikeceğim? Bütün bunlar uykuya iyi gelmez.

Ve kişide bütün erdemler ola bile, bilinmesi gereken bir şey daha vardır: erdemlerin kendilerini de tam vaktinde uykuya yollamak.

Birbirleriyle çekişmesinler diye bu hanım hanımcık dişiler! Senin yüzünden ey mutsuz kişi!

Tanrıyla ve komşuyla barış: bunu ister iyi uyku. Ve komşunun şeytanıyla dahi barış! Yoksa geceleri tebelleş olur sana.

Yetkililere saygı ve boyun eğiş, çarpık yetkililere dahi! Böyle ister iyi uyku. Çarpık bacaklar üstünde yürümek istiyorsa güç, benim elimden ne gelir?

Her kim koyununu en yeşil otlağa götürürse, ben ona her zaman en iyi çoban derim: bu bağdaşır iyi uykuyla.


Ne çok şerefim olsun isterim, ne de çok hazinem: bunlar safra kabartırlar. Ama iyi bir adın ve küçük bir hazinen olmazsa iyi uyunmaz.

Bence küçük bir topluluk kötü bir topluluktan yeğdir: tam vaktinde gelip gitsinler de. Bu bağdaşır iyi uykuyla.

Çok hoşuma gider ruh yoksulları da: bunlar uykuyu ilerletirler. Mutludurlar, hele kendilerine her zaman hak verilirse.

Böyle geçer erdemlilerin günü. Gece olunca uykuyu çağırmaktan sakınırım! Çağrılmak istemez o, uyku, erdemler hakanı!

Ama gündüzün ne yaptığımı ve ne düşündüğümü düşünürüm. Böyle, inek gibi sabırlı, geviş getirirken, kendime sorarım: senin on yengin nelerdi?

Ve gönlümü gönendiren on barışma ve on gerçek ve on gülüş nelerdi?

Ben bunları düşünür, kırk düşüncenin beşiğinde sallanırken, birden bastırır beni uyku, o çağrılmayan erdemler hakanı.

Uyku gözlerime vurur: onlar da ağırlaşırlar. Uyku ağzıma dokunur: o da açık kalır.

Doğrusu, yumuşak tabanlar üzere gelir bana hırsızların en sevgilisi ve düşüncelerimi çalar: şu kürsü gibi aptal, kalakalırım ben de.

Ama fazla kalmam böyle: artık yatarım.

Zerdüşt bilgenin bu dediklerini işitince için için güldü. Çünkü içine bir ışık doğmuştu. Ve şöyle dedi gönlüne:

Bence soytarının biri bu kırk düşünceli bilge: ama uyumayı iyi biliyor sanırım.

Ne mutlu bu bilgeye yakın duranlara! Böylesi uyku bulaşıcıdır, kalın bir duvardan bile geçer.

Kürsüsünde dahi büyü var. Gençlerin, bu erdem vaizinin önünde oturmaları boşuna değilmiş.

Onun bilgeliği şu: iyi uyumak için uyanık durmak. Gerçek, hayatın anlamı olmasaydı ve ben anlamsızı seçmek zorunda kalsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu.

Eskiden erden öğreticileri aranırken, en çok neyin arandığını iyice anlıyorum şimdi. İyi uykuydu aranan ve afyon erdemler, bu uyku için!

Bütün bu övülmüş kürsü bilgelerinin bilgeliği düşsüz uykuydu: onlar hayat için daha üstün bir anlam tanımazlardı.


Bugün de bu erdem vaizi gibi olanlar var, her zaman bu kadar dürüst de değiller: ama onların çağı geçti. Daha fazla ayakta kalamazlar artık: işte yatmışlar bile.

Mutludur bu uykulu kişiler: çünkü çok geçmeden dalacaklardır.

Böyle buyurdu Zerdüşt.

Devamını okuyun...>>

20 Aralık 2010 Pazartesi

Cannibal Holocaust (1980)





Yamyamcılık insanlığın en köklerinde yer alan mevzulardan biri,aynı zamanda korku filmlerinin de en çok rağbet görenlerindendir.Sinema macerasına alt başlıklar ile başlamıştır yamyamcılık mevzusu ve Ana muhabbet olması uzun yıllar almıştır.

İstismar sinemasının yükselişe geçmesiyle ortaya çıkan saf-kan yamyam filmleri ilk olarak 70'li yılların başlarında beyaz perde de yer aldı.80'ler ile görkemli yıllarını yaşan yamyam filmlerinin en gözdesi olan Cannibal Holocaust (1980) ünlü italyan yönetmen Ruggero Deodato'a da kötü şöhreti getirecek film oldu.Yönetmenin 77'de çektiği The Last Cannibal World aka Ultimo mondo cannibale adlı filmden sonra Cannibal Holocaust ile zirve yapmıştır.

Bir diğer italyan yönetmen olan Umberto Lenzi ile çaktırmadan paslaşarak film çektikleri de tesadüften öte değil kanımca çünkü Man from the last river (1972),ardından gelen ,The Last Cannibal World (1977),Cannibal Holocaust,Cannibal Ferox(1981) ve Cut and Run (1985)ortaklaşa yapılan bir seriyi andırmaktadır.


Senaryosu Gianfranco Clerici'e ait olan film,Senaristi de ihya etmiştir.Bir çok B-kalite filmin senaryosuna imza atan senaristin en dikkat çeken diğer senaryoları ise The New York Ripper (1982) ve Murderock (1984).


Film hiç kuşkusuz B-movie ortamlarından çıkan en çok ses getirmiş ve sinemanın büyükleri diye tabir edebileceğim paralı çocukları fazlası ile rahatsız etmiştir.İlk gösterimi Milano'da gerçekleştirilen film daha gösterim esnasında yasaklanmış.Filme el koyulmuştur.Gösterime girdiği ülkelerde ise 10 günde 2 milyon dolar hasılat ile tüm filme emeği geçenlerin hayalini bile edemeyeceğinin fazlası ile vermiş.Ve daha sonra da hemen hemen dünyanın her yerinde yasaklanmıştır.Bu esna da Ruggero Deodato müstehcenlik suçundan yargılanmış ve filmin bir snuff film olduğu ortaya atılmıştır.

Film aynı zamanda İtalyan B-movie'nın gelecek yıllardaki filmlerde rol alacak hemen hemen bütün oyuncularını içermektedir.


Film konu olarak önceki örneklerine göre yaşam mücadelesini anlatmaz.Belgesel yapmak için Yeşil Cehennem olarak adlandırılan Amazon ormanına yaptıkları yolculuğun ardından 2 ay geçmesine rağmen bir haber alınamamasından söz edilerek başlar.Gizemli bir şekilde ortadan kaybolan gençlerin mevzusu t.v kanaları için oldukça iyi reyting sağlamaktadır.New York üniversitesinde Profesör olan Horald Monroe Amazona gençlerin izini sürmeye gönülü olur.Antropolok olan Horald Monreo,Brezilya-Peru sınırında yer alan Rio Ocoro ya yolculuk yapar ve amazonun derinliklerine rehberi olan filmdeki baş adamım Chaca ile devam edecektir.Görecekleri hakkında pek bir fikri olmayan Monreo adeta insanlığın ilk haline yolculuk etmektedir.Bir süre sonra şahit olacakları olay filmin sadece başlangıcıdır.


ZİNACI CEZASI

Filmdeki bu sahne en sevdiğim sahnelerden biri.Modern insana fazla vahşice gelen bu mevzu ilkel insanın adaletine dair en güzel örnek.Eşlerini aldatan kadınlar üzerinde yaptıkları bu cezalandırma seremonisi taktire şayan.Yontulmuş bir taşla kadının rahmi parçalandıktan sonra balçık kütlesine yerleştirilen sivri bambu dalları vajina ağzına sıvanıyor.Ardından kadın ölüme terk ediliyor.Kesinlikle kadın-erkek eşitliği böyle olmalıdır.Bu sahneler esnasında fonda çalan müzik ise sahnenin kan donduruculuğunu yükseltiyor.

Riz Ortolani'e ait olan müzikler İtalyan korku filmleri müzikleri arasında her türlü toplama,en iyiler vb. girebilecek seviyede.


Bu olaylardan sonra gençlerin izlerine adım adım yaklaşan Monreo,yamyam kabileleri ile barışçıl bir şekilde irtibata geçer.Beyaz adamdan ağzı yanmış olan ilkel kabilelerin yaşadıklarını ise rehberi Chaca sayesinde rahatlıkla çözer ve olanlar karşısında ne yapacağını bilemez.Gençlerin katliam yaptıklarını ve bu katliam sonucunda ilkelce hayatlarının son bulduğunu öğrenir ve film makaralarıyla Yeşil Cehennemden ayrılır.

Vahşi olan kim?

New York'ta televizyon kanalına geri dönen Monreo,gördüklerinden ve yaşadıklarından bahseder ve gençlerin kayıtlarını montaja verir.Görüntüler insanlık namına hoş olmamaktadır ancak Televizyon yöneticileri bu görüntülerden muhteşem bir gelir elde edeceklerini ve 1.numara olacaklarını düşünmektedir.

Montajın ardından gördükleri görüntüler karşısında neye uğradıklarını şaşırmışlardır.

Filmde gerçekleşen hayvan katliamları gerçek olmakla birlikte yapılan çeşitli işkence ve cinayet sahneleri de haddinden fazla gerçekçidir.

İnsanlık adına bir ders niteliğinde olan Cannibal Holocaust,kaçınılmaz gerçekliği en bariz şekilde göz önüne sermektedir.


Death Metal adına da en başlıca filmlerin ilk 5'ınde yer alan Cannibal Holocaust başlıca,İmpetigo ve Necrophagia gibi... Bir çok Death metal devine de ilham olmuştur.

İnsan doğa ananın oğludur ve buna aykırı yaşayamaz kavramından ortaya modern toplum öz eleştirsini başarı ile vurgulayan ve şiddetin insanlığın temelerinde var olan en baş duygulardan biri olduğunu bizlere en net şekilde göstermektedir.Modern algı insanlığın bu yönünü bastırsada,insanlık çaresizliğe ve çıkmaza girdiğinde alevlenerek ortaya çıktığı ortadadır.

Yaşadığımız toplumu korku kültürü ile bir daha gözden geçirmemizi sağlayan Cannibal Holocaust,Arşivinizde yer alması gereken en önemli eserdir.

Haribo Puanı:İlkel olan kim ?

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.







Devamını okuyun...>>

Mortal Kombat Rebirth 2010 (kısa film)





Devamını okuyun...>>

19 Aralık 2010 Pazar

Duke Nukem: Nuclear Winter (1997)



Tarih 1997. Bir sene öncesi, 1996 yılı oyun dünyası açısından vurucu geçen bir yıldı...
3D Realms 1996 yılında Duke Nukem 3D’yi çıkarttı, serinin önceki oyunlarına tamamen farklı bir boyut kazandıran çok başarılı bir oyun olarak karşımıza çıktı. Id Software, ekstrem oyun serisini; “Quake”i başlatmış oldu. Gene aynı sene Duke Nukem 3D’nin izinde giderek 3D Realms/Monolith Productions bir sene sonra efsanevi korku oyunu Blood’ı piyasaya sürmüştü.

Bu 3 oyunun da tek bir amacı vardı önüne çıkanı parçala, tabi bu fikrin babası John Carmack, 93 yılında Id Software’in eşi benzeri görülmemiş “Doom”u ile gerçekleştirmişti. 3 boyutlu (gerçek 3 boyut olmasa da) Bitmap grafikleriyle ve çok kişili oyun desteği ile bir ilki gerçekleştirmiş ve öncü olmuştu. John Carmack kendi yaptığı grafik motoruna “id Tech 1” ya da daha bilinir adıyla Doom engine adını vermişti, ve bu daha sonra oyunlarda kullanıldı. Burada aşağı ya da yukarıya baktığınızda doğru açılarla 3 boyut göremiyorsunuz, bu yüzden bu 2,5 olarak kabul gördü. Aynı motorun benzer eşi Build engine adıyla Ken Silverman tarafından 3D Realms’e yapıldı, yani Duke Nukem 3D’nin motoru..

Fakat burada yatan bir gerçek var, o da Doom’un geleneğini birkaç seviye üste taşıyarak sürdürmek. Hem eğlence faktörü açısından hem görsel açıdan oldukça başarılı bir oyun çıkmıştı bile ! Benim şahsen en çok bilgisayar başında geçirmemin başlıca sebeplerinden biridir kesinlikle.

Asıl konumuz olan add-on a gelirsek “Nuclear Winter” Duke Nukem 3D’nin üzerine kurulan bir ekleme pakedidir, birçok farklı yaratıklar, ayrıca orj oyunda bolca gördüğümüz yan gelip yatarak bize çiftelilerle saldıran “bebop” vari domuzcuklar bizleri yalnız bırakmamış düşmanlardan.



Hikayemiz ise Duke Nukem 3D’de Los Angeles’a saldıran uzaylılar bu kez Noel Dayı Santa Claus’u kaçırarak beynini yıkamışlar; işleri daha da berbat etmek istediklerinden kendilerine “Feminist Elven Militia” adı veren yeni bir düşman gücünden yararlanıyorlar bu kez. Duke Nukem’in kuzey kutbuna gidip Santa Claus’u ve diğer işgalciler ile planları durdurması lazım. Yolculuğu boyunca kahramanımız birçok tanıdık yerin yanında yeni yerler de görecektir. Biz de bu hilkat garibelerinin haklarından gelmek için mücadele vereceğiz.

Bölümlere gelirsek 7 bölümden oluşan bir paket var elimizde. Son bölüm düşmanı da tahmin edebileceğiniz üzere Santa Claus Dayı. Çoğu bölümler karda geçiyor açık havalar dahilinde elbet, fakat bunun yanı sıra orijinal oyunda bulunduğumuz Red Light District ve Hollywood Holocaust gibi yerler de mevcut. Yeni mekanlar; “Headquarters of Santa Claus”, “A Large Town Village” ve “Toy Factory” gibi yerler bekliyor bizi.

Oyunda yönettiğimiz kahramanı ben hep Arnold Schwarzenegger sanmışımdır, gerek saç kesimiyle gerek gösterişli vücut yapısıyla, gerekse asabi tavrı ve aynı zamanda esprileriyle 2. başka bir isim gelemezdi akıllara. Oyunda eğlence faktörünü bir hayli tavan yaptıran mevzular bahis. Mesela götü donan sokak başında dilenen teyzem, onu vurdun mu animasyonu oldukça tatminkar bir splatter çıkıyor gözlerinize, kulaklarınıza layık.



“Nuclear Winter” pakedi fanlardan çoğunlukla olumsuz yönde eleştri aldı. Sebep olarak daha önceki 2 map’in kullanılmasını, yapımcıların tembelliklerine vurdular. Bölüm tasarımları da takdir edilmedi; biraz çıplak ve monoton gözüktüğü için, özellikle de Duke Caribbean: Life's a Beach ve Duke it out in D.C. paketlerine nazaran sönük kaldığı bir gerçekti maalesef. Nuclear Winter” yeni silah ya da yeni kullanılabilecek madde sunmadığından, eskileri harmanlayarak birazcık zorlama şekilde Nükleer kış atmosferini kullanarak birazcık göz boyama olarak nitelendi.

Duke Nukem 3D’ye gelmiş en iyi paket olmayabilir, ama gene de soğuk kış günlerinde Duke Nukem’ye doyamamışsanız ya da farklı bir tema beklentiniz varsa farklılık açısından iyi gelebilir.

"I like a good cigar...and a bad woman..."



Devamını okuyun...>>

Cannibal Copse-I Cum Blood





Devamını okuyun...>>

Hellraiser (1987)



Gösterime girdiği yıldan Daha sonraki tarihlerde de devamları ve kombinasyonları çekilen ve de özellikle kazımacı fanatikleri tarafından hiç ihmal edilmeyen birkaç adet gerilim tandanslı korku filmi var bu kısa listemizin en başında hiç şüphesiz HELLRAISER efsanesi var..


Yayınlandığı yıla göre teknik açıdan çok ileride ve hala bugün bile bir sürü tırt yeni yetme ve ruhsuz yönetmeni tokatlayacak bir yapıya sahip filmin en vurucu kısmı Pinhead rolünde izlediğimiz karakterin gaddarlığı ve bunu ortaya koyma şekli.


Nasıl vücud bulduğu ne tür bir iblis olduğu tamamen senaryo ve karakterin tipinde bir de aksesuarlarında saklı.
Halbuki ses tonundan kurduğu cümlelere, ele geçirdiği ölümlü yaşam formuna ölümü ne tür yöntem ve araçlarla tattırdığı da çok kanlı sahnelere zemin hazırlıyor.


Clive Barker adlı eşsz adamın yönetimindeki 1. filmin kadrosu:

Andrew Robinson ... Larry
Clare Higgins ... Julia
Ashley Laurence ... Kirsty Cotton
Sean Chapman ... Frank
Oliver Smith ... Frank the Monster
Robert Hines ... Steve
Anthony Allen ... 1st Victim
Leon Davis ... 2nd Victim
Michael Cassidy ... 3rd Victim
Frank Baker ... Derelict
Kenneth Nelson ... Bill
Gay Baynes ... Evelyn
Niall Buggy ... Dinner Guest


Filmin konusuna gelirsek,
bir çok tesadüf sonucu aslında yerin altında kalması gereken tuhaf mekanizmalı bir küp sayesinde cehennemden bir geçit peydahlanır islami bir ülkede başlayan lanetli küp ve olmadık işlerin başlangıcıdır bunlar.
İlk filmde, daha sonraki sanırım planlanmış yapıya uygun olarak Pinhead ve işkenceci arkadaşlarını pek göz önünde göremiyoruz ama ortaya çıkıp ızdırap vermenin tadını aldıklarında olan biten şey hayal dünyasının da ötesinde.

Bilinmeyen alemlerden gelen acımasız varlıklara bulaşan Frank ve yakın cevresine olanlar uzun bir metrajla sinemalarda gösterime girdiği vakit oldukça skandal olmuştur belki bugün bile hasbel kader tv de de görmeyenleri hiç şüphesiz yere mıhlayacak hem de bir o kadar Pinhead in hazır cevaplığına muzır esprilerine hayran olacaktır.
İblisi bu ise asıl lideri şeytan nasıl bir baş belasıdır? diye düşünmeden edemiyor insan..

Filmin geçtiği çoğu vurucu sahnenin ortam seçimleri ise aslında oldukça ucuz maliyetli ve düz, sıradan evler boş odalar.
Ama hem yönetmenin hem yapımcı firmanın hem de kamera işlerine bakanların ustalığı, işe hakim olmaları, profesyonel varyasyonları ise ancak dudak ısırtabilir.
O evdeki boş odaların içinde parkeye yayılmış kurtlardan tut fon müziklerine kadar herşey bu ilk filmde ileriki yıllarda fenomen haline gelen ve paşalarımız olan Ozzy den tutun Lemmy e kadar pek çok grubun ve müzik adamının da saygılarını takdirlerini sunduğu film şiddetle tavsiyemizdir.

İşte filmden kimi sahneler ve fragmanı:









Devamını okuyun...>>

18 Aralık 2010 Cumartesi

Friday Midnight Complation




Thin Lizzy-Broken Dreams



Otis Redding - Rock Me Baby



Jimi Hendrix-Red House



Velvet Underground-Venus in Fur



Jan Davis - Watusi Zombie



The Walker Brothers - Shut Out



The Slickers- Johnny too bad



Sam Gopal - The Dark Lord



Elvis Presley - One Night With You



Schizo - Paraphrenia Praecox



Devamını okuyun...>>

17 Aralık 2010 Cuma

Offal-Macabre Rampages And Splatter Savages (2010)



Dünya ahiret kollarım korku işleri koşturan adamı.Farklıdır korku işlerine bakanlar.Yaptıkları iş ne tarzda olursa olsun bir yerinden utturup dinletirler kendilerini.Lirikleri ile olsun,introları ile olsun bir şekilde işi kulpuna uydururlar.İşte Offal'da bu tarz gruplarda olan gruplardan biri.

Offal her ne kadar Brezilyanın refah seviyesi en yüksek yeri olan Curitiba eyaletinden çıkma olsa da kendi içlerini karanlığa gömmüş oldukları belli.2002 yılından bu yana zombilerin ayak sesleri eşliğinde kazımalarını sürdüren 2.stüdyo albümlerini bir kaç ay önce ilk albümlerinde olduğu gibi gene Blackhole prodüksiyon'dan piyasaya sürdü.

Grubun kadrosu:

André Luiz - Vokal
Tersis Zonato - Vokal/gitar
João Ongaro - Bas
Eduardo Tobe - Davul


Önceki kayıtlarına göre daha temiz bir kayıda sahip olan albüm korku işlerini koşturan adama öncelikli hitap ediyor.Albüm kapağından da içinde ne olduğu fazlası ile belli.The Beyond,Evil Dead 2,Dead Red,City of the living Dead ve 13th Friday daha kapağı açmadan bizi karşılıyor.Kapak bana biraz da Necrophagia'nın Holocaust de la Morte kapağını andırmadı değil hani.

Albümün içinde yer alan parçalar:

1.Offal
2.Feast For The Dead
3.Trial Of The Undead
4.Putr-essence
5.The Eye-gouging
6.The Cold Grips Of Death
7.Flesh Freak
8.Mortuary Waste
9.Onslaught Of Dismemberment
10.Deep Red - The Blood Is Running Cold
11.Death´s Curse
12.Terrore In Giallo

38 dakika süren bu kanlı kayıtta,12 old skoll Death/gore parça yer almakta.

Autopsy'e tapındıklarını dile getiren grup bu albümünde her hangi bir cover ya da medley'e yer vermemiş.İlk albümlerinde yer alan Charred Remains / Gasping For Air / Twisted Mass Of Burnt Decay / In The Grip Of Winter (Autopsy cover medley) gayet başarılı ve ölümcüldü.

Müzik açısından kanımca davulcuyu yetersiz buldum.1 kalibre yukarda olsa çok şık olucağını düşünmekteyim.Çok akılıca introlar ve outlar yer almakta.

Offal,grubun adını taşıyan parça enstrumantal.Arından gelen Feast For The Dead,pek amortisi olmayan bir parça ancak sözleri ve 2.kısmı gayet iyi.

A boat adrift at sea
With only one on board
The first undead creature
Of this creepy zombie horde

Sözleri ise meşhur Razorback record'un kadrolu davulcusu Elektrokutioner tarafından yazılmış.

Trailer of Undead,Zombie 2'den aldıkları muhteşem intro ile hem parçanın adına hem de parçaya yakışır bir intro olmuş.Parçayı beklerken insanı havaya soktuğu kesin.Resmi klibide bulunan parça kesinlikle albümdeki en vurucu parça.Anlaşılan gitarist eleman Ralph Santolla'ya fena tutulmuş ki attığı sololar andırmakta.Tempolu başlayan parça oldukça karanlık bir son ile bitmekte.


Putr-essence,dolu dolu bir parça.Ancak ikinci vokalin çığlıkları pek tatmin edici değil.Davulcudan güzel korslar dinliyoruz bir de üstten çalışsa tadından yenmez hale geliceği kesin.Ardından gelen The Eye-gouging ise tam bir old skoll grind parçası.İntro da yer alan çığlıkları tam olarak çıkartamadım ama sanırsam The Beyond'dan.

The Cold Grips Of Death,Meşhur İspanyol Blind Dead serisinin 2.filmi olan Return of the Evil Dead'ın fragmanı almışlar intro olarak.Seri olarak izlemekten oldukça zevk aldığım bu seriye elemanlarda fazlası ile tutulmuşlar ki direk Blind Dead'lere ağıt niteliğinde bir parça yapmışlar.

Flesh Freaks,Geçiş niteliğindeki bir enstürmantal bir parça.Mortuary Waste,Gene albüm de yer alan kurtarıcı parçalardan biri.Gore işlerin olmazsa olmazı morg işlerine el atan elemanlar ara konuşmalar ile parçayı süslemişler.Dalgalı temposu da gayet klas durmuş.

Onslaught Of Dismemberment,Riff olarak albümde yer alan en güzel parçalardan biri ancak gene davulcu işi bozmuş diyebilirim.

Deep Red-The Blood is Running Cold,Argento'ya bir worship daha görüyoruz.Bu hafta yazdığım diğer bir grup olan Acid Witch'te gene Argento klasiklerine saygınlarını sunmuş ve Goblin worship yapmıştı.Offal'dan da benzer bir yaklaşım yer alıyor.Deep Red'ın fragmanı ile giren parça soundtrack'ın güzel bir yorumu ile devam ediyor.Güzel çalmışlar.İştah kabartıyor.

Death's Curse,13.cuma'nın son konuşması ile başlıyor.Oh be dedirten bir parça.Elemanlar 12 yerine daha uzun tutup 18 parça yapsalarmış daha iyi olur 9.parçada anca havaya girmişler anlaşılan.

Terrore In Giallo,gene enstürmantal bir parça aralara filmlerden alınan çığlıkları eklemişler atmosferik ve tatlı bir elvada olduğunu söyleyebilirim.

Bir kaç eklemeyle daha iyi bir hal alacağı rahatca gözükebilen Offal'ın bu albümü çok iç açıcı olmasada korku temalı old skoll Death metal adına Avrupa ve Amerika'da ki türdaşlarına nazaran daha farklı bir tonda içra ettikleri işin hakkını vermişler.

Haribo Puanı:Splatstick gore cult


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

Dr.Jekyll and Mr.Hyde(1931)



En etkileyici ve başarılı film uyarlamalarından biridir,Dr.Jekyll and Mr.Hyde.Sesiz sinema günlerinden bu yana sayısız türde uyarlamaları çekilmiş ve hepsi de birbirinden başarılı olmuş.


Define adasının yazarı olan Robert Louis Stevenson'un muhteşem eseri Strange Case of Dr.Jekyll and Mr.Hyde'den uyarlanan film Rouben Mamoulian tarafından 1931 yılında beyaz perdeye aktarılmış.O döneme kadar 2 de sesiz versiyonu olan filmin,ilk sesli versiyonu 1931 yılında çekilen olmakla birlikte sinema adına değişik çekim teknikleri de denenmiş.

Baş rolünde yer alan Fredric March,bu filmde sergilediği oyunculukla en iyi erkek oyuncu akademi ödülü ve gene aynı dalda venedik film festivalinden de ödül almıştır.Sergilediği zor oyunculukla izleyiciyi kendine hayran bırakan March,bugünün şartlarına göre performansı ile 2-3 kat daha fazla ödül alır.


Film aslında insan doğasını muhteşem bir şekilde ele almaktadır.İyi niyetli,kendini bilime ve insanlığın gelişimine adamış olan Dr.Jekyll hayatını tek yönlü yani sadece iyilik için yaşamaktadır ancak bunun durumun farkında olan Jekyll insan ruhunun derinliklerine inmenin yolunu arar.Günlerce süren çalışmasının ardından bulduğu formül ile ruhunun derinliklerindeki çirkin,kötücül mahlukatı gün yüzüne çıkartır.O güne kadar onuru,gururu ve iyilik için yaşayan Dr.Jekyll formülün etkisi ile kaba,şeytani ve gaddar bir adama dönüşür.

Tüm hayatı tamamen değişen Dr.Jekyll artık Mr.Hyde olmuştur.


Londra'nın elit ortamlarında yaşan Dr.Jekyll,Mr.Hyde'e dönüşmesi ile birlikte Soho diye adlandırılan arka sokakların hükümdarı haline gelir.Burada daha önce yardım eli uzattığı Ivy adındaki bir hayat kadınını kapatması yapar ve Dr.Jeykll'ın içine gömdüğü tüm hayvani duygularını Mr.Hyde olarak ortaya çıkarır.

Bu ikinci kişiliğini artık kontrol altında tutamayan Dr.Jekyll tamamiyle Mr.Hyde'e dönüşür ve kötülüğe mahkum olur....

Bir çok eleştirinin yer aldığı filmde esas olan insanoğlunun asla tertemiz bir iyiliğe ya da şeytani bir kötülüğe sahip olamayacağıdır.Aynı zamanda bu olgunun üzerinden yola çıkarak din eleştiriside yapılmaktadır.


Her insanın bazen bir melek,bazen ise şeytan olduğunu altını çize çize belirten bu muhteşem eser klasik korku sinemasının en nadide eserlerinden birisidir.Aynı zamanda 31 aralık 1931 yılında gösterime girmiş olması yılbaşı akşamına eğlence katmak isteyen ev ahalisine de tavsiye edilir.

Haribo Puanı:Hepimiz biraz Dr.Jekyll,biraz da Mr.Hyde'yiz.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.



Devamını okuyun...>>

15 Aralık 2010 Çarşamba

Motörhead - Get Back In Line(Official Video)





Devamını okuyun...>>

Universal Studio Monsters Ost Compilation



Classic Monsters



The Invisible Man (1933)


Dr. Jekyll & Mr. Hyde(1931)


Phantom of the Opera (1943)


Dracula (1931)


The Wolf Man(1941)


The Creature from the black lagoon(1954)


King Kong(1933)


The Mummy (1932)


Frankenstein (1931)
http://www.youtube.com/watch?v=7HMtv3XSgdM


The Bride Of Frankenstein (1935)


Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails