16 Mart 2011 Çarşamba

Gorgasm (USA) - Orgy of Murder (2011)


Gorgasm denilince akla bir kaç şey gelir. Çokta fazla değil. Çokta eksik değil. Sex, İşkence, Gore karması bir konseptte Brodequin ile yarışır seviyede bir Brutal Death Metal diye özetleyebiliriz durumu.



Devamını okuyun...>>

12 Mart 2011 Cumartesi

Isaac Asimov

Bilim kurgunun babası Asimov'dan bir konuşma
No sensible decision can be made any longer without taking into account not only the world as it is, but the world as it will be.

H.G Wells, Jules Verne'yle beraber etc.
Devamını okuyun...>>

Black Belt Jones (1974)



Özgürlükler ülkesi A.B.D'nın daha da özgürleştiği yıllar olan 70'ler de A.B.D bağımsız sinemasının altın çağın da türeyen Blaxploitation filmleri zencilerin baş roller de yer aldıkları eğlenceli,macera dolu yapımlardır.Ele alacağımız 1974 yapımı olan The Black Belt Jones her ne kadar gelmiş geçmiş en kötü 50 film listesinde yer alsa da bence gayet iyi bir Dövüş filmidir.

Birileri tutup böyle bir filmi en kötü filmler listesine atmış olsalar da Amerikan sinemasının en iyi dövüş filmlerine imzasını atmış olan Robert Clouse bu çılgın yapım içinde kamera arkasına geçmiştir.



Enter the Dragon(1973),Game of death(1978),The Ultimate Warrior(1975) gibi yapımlara imza atan Robert Clouse,Black Belt Jones ile de dövüş filmleri literatürüne muhteşem bir film daha eklemiştir.

Blaxploitation filmlerinin bir diğer önemli özelliği ise tabi ki müzikleridir.Bu filmin müzikleri ise meşhur funk gitaristi Dennis Coffey.Tarafından bestelenmiştir.Dennis Coffey'ı Enter the Dragon'un müziklerinden de tanımaktayız.



Black Belt Jones rolünde ise Enter the Dragon'dan tanıdığımız Jim Kelly yer alıyor.Shorin-ryu karate ve Okinawe-te karate eğitimi dışında bir dönem amerikan futbolu ve basketbol da oynamıştır.Enter the Dragon'da ki yardımcı oyunculuğu dışında Blaxploitation furyasının ekmeğini yemiş emektarlardır.

Jim Kelly dışında Gloria Hendry,Scatman Crothers,Eric Laneuville gibi bir çok Exploitation filmde rol almış oyuncu yer almaktadır.



Black Belt Jones'un eski bir dostu olan Pop Byrd'ın çalıştırdığı karate salonuna musallat olan mafya ile olan mücadelelerini anlatmaktadır.Pop Byrd'den haraç isteyen adamlar salonu basıp genç karatecileri bir güzel sopa atarlar.Durum böyle olunca kahramanımız ortaya çıkar ve işe el atar.

Bu durumdan rahatsız olan Pinky eski dostu şimdiki düşmanı Pop Byrd'ı kaza sonucu vurmasıyla işler ciddiye biner.Bunun üzerine olayı derinlemesine araştıran Black Belt Jones mevzunun arkasında İtalyan mafyasının olduğunu öğrenir.Pinky ve adamlarıyla daha çetin bir mücadeleye giren Black Belt ve arkadaşları fantastik tarzlarıyla suçluları saf dışı bırakırlar....



Genel olarak film gayet eğlenceli ilerlemektedir.Bol Kung-fu eşliğin de komedi ve macera uyum içinde bir seyir izlemekte.Bu tarzıyla gerçekten eğlenceli bir film halini alıyor.Dövüş filmlerini severlerin mutlaka izlemesi tavsiye ettiğim Back Belt Jones (1974) kesinlikle bir Blaxploitation klasiğidir.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

Baphomet (US,Utah) - Children of Doom (2010) [comp]



Karşımızda bu ismi ilk kullanan Utah, Salt Lake Sea menşili Baphomet duruyor. 87”de kaydedilen tek demoluk grup, kendilerini satanizme adamış ve geçtiğimiz sene compilation şeklinde aynı parçaları outro ve bir tane interlude eklenmiş halde saldılar bu vahşeti üzerimize. Bu toplama çıkmadan evvel 4 gözle arıyordum yarı yıl kadar bir süredir, lakin hiç izine rastlamıyordum net alemlerinde. Dersimize iyi çalışırız. Bizim işimiz böyle göz nurları nete sızdığı vakit, hiç zaman kaybetmeden tüketmektir. Doğrusu burada tüketmekten daha fazla yapılacak bir materyaller olduğundan… Bir tur döndürdükten sonra bir de siz bakın… Buradaki işler sizi tıpkı köprü altlarında yaşam mücadelesi veren tinerciler gibi aç hissetmenize neden olur.

Grup proto-death/thrash yapmış olduğunu daha ilk parçadan belli ediyor. Death metal kadara kazımalı bir iş var karşımızda. Ben parçaları playliste attığım an, ilk evvel alışılmamış parça uzunlukları dikkatimi çekti. Ve ister istemez acaba kazımaya az mı yer ayırmışlar diye geçirdim içimden. Tam aksine burada verilen her dakikanın emeği fazlasıyla verilmiş olduğuna şahit oluyorsunuz ! Baştan sona bir kıyım şeklinde ilerleyen katliyam makinası var karşınızda. Nefesinizi bir soluk alıp tutarsanız, inanın bırakacak an gözlemeye kalkışmanız çok yersiz olur. Gitar yapılarında kazımanın önüne geçilmeyecek derecede progresif bir yapı mevcut. “Hoppalaa” demeyin hemen ! Gitarlar genellikle hızlı çalındığından ve bayma noktasında bir abukluk denenmeye kalkışılmadığı için çok da olgun durmuş. Yani öyle teknik yapacam, bir riffte 10 adet nota basacam gibi sidik yarıştırmalara girişilmediği için takdire şayan bir iş çıkmış.

Orj kadro bozulmamış;

Mark Earl - Vokal, Gitar (Death Cry)
Mike Mulholland - Bas (Slaughterchrist)
Paul Gilbert - Davul (Death Cry)

Bu zalimlerin parçaları da;
1. Children of Doom
2. Evil Witchery
3. Death Cry (The Ultimate Downfall)
4. Satanic Feast
5. Necromancy
6. Untitled/Track 6 (Screaming)

Gitar riffleri akılda kalıcı, ve kompozisyonlar sağlam biçimde biçimlendirilmiş. Yalnız sololar biraz gömülü olduğu için dikkatinizden kaçabilir, oysa ki gerçekten iyi sololar atılmış. Solo attım mı attım koy gerisine şeklinde bir tutum yok, özenildiği belli. Ses olarak davulun altında gömülü kalmıyor, ve tüm riffleri takip edebileceğiniz kadar net bir kayıt olmuş. Riffler birbiri ardına riff bombardımanına tutuyor sizi, sürekli olarak uyarılıyorsunuz yani. Organik mi organik, karanlık mı karanlık. Leadler uzun tutulmuş, ve iyi olduklarından çok da iyi etmişler. Bazı riffler gerçekten karanlık havayı çok vurucu bir biçimde yansıtmış. Konseptin hakkını vermiş diyebilirim gönül rahatlığıyla. Artık böyle müzik yapmıyorlar ne yazıkki…

Davulları ilk parçada duyar duymaz, ortalamadan iyi bir davulcu olduğunu anlıyorsunuz. Hele ki “Necromancy” parçası baştan sona gitar olarak da davul olarak da ejekülatif bir parça. Durmak bilmeyen, ucu bucağı belli olmayan ölümüne kazımadan ibaret. İlk dinlediğimde yere yapıştırmıştı, ve hala da etkisini kaybetmiş değil. Hayet saymaları, ve sıkça kullanılan blastbeatler, çift kros kazımaları klasik kazımaların vazgeçilmezi olduğundan, sadelikten vazgeçmemişler.



Bası derinden olsa da rahat algılayabliyorsunuz. Gitar tek olduğundan gitarın ardı hiç boş kalmıyor, devamlı olarak güçlü bir ses sirkülasyonu var grupta. Old skool işlerin olmazsa olmazı bas enstrumanı ön planda olmasa da yerini şeklini almış.

Vokal ise yarı death metal vokal hali, yırtık ama öyle yüksek sesle naralar atan gibi değil. Mille’nin birazcık daha brutal halini düşünün, sanırım yakın olmuş olur.

Sözler alabildiğine satanizmin dibine vurmuş, bu kapaktan da çok belli. “Death cry (The ultimate downfall)” parçası satanik ritüel alemlerini hatırlatırcasına yarı halde fısıldayarak münfirit sözler söyleyen bir şahıs var. Outro da acı dolu yakarış ve gazaba uğramışların feryatları birbirine geçmiş olarak duyuyoruz.

Kapakta ayakta duran tek elinde uzun bir sopa tutan Lucifer, hemen önünde düşmüş 2 meleğe bir şeyleri şart koşarcasına bir kompozisyon görüyorum.
Grubu old skool işler peşinde koşturanlar, keçicilikte çok varım, varımı yokumu alın diyorsanız, bu grup tam sizlik. 666% gerçek underground işi.



Devamını okuyun...>>

11 Mart 2011 Cuma

Cani arrabbiati aka Rabid Dogs (1974)




Suç filmlerinin zirve yaptığı yıllar olan 70'ler de,Mario Bava da bu furyadan geri kalmayarak Cani Arrabbiati aka Rabid Dogs (1974) ile suç filmlerine bakış açısını tamamiyle değiştirmiştir.

Mario Bava'nın usta yönetmenliği,Alessandro Parenzo'nun muthiş senaryosu ile birleşince sıra dışı bir iş hortlayı vermiş.Baş roller de ise Riccardo Cucciolla,Don Backy,Lea Lander,George Eastman ve Maurice Poli yer alıyor.



Suç ve İstismar Filmleri arasında baş sıraları çeken Rabid Dogs,şaşırtıcı senaryosu ile ön plana çıkıyor.Alışıla gelmiş olan av-avcı ilişkisini tepetakla eden film avlanan avcı yaklaşımı ile beklenmedik bir son yaratıyor.

Özetle bir grup soyguncunun yaptıkları vurgundan sonra yaşadıkları kaçış macerasını anlatmakta.

Daha detaya inersem mevzunun tadı kaçacağını düşündüğümden,filmin konusundan bu kadar bahsedeceğim.



Film genel havası itibariyle Alfred Hitchcock'un en başlıca filmlerinden Rope (1948) çağrıştırdı.Bir nevi yol hikayesi tadında olan film tek mekan (araba) olmasından dolayı böyle bir çağrışım yaptı sanırım.Oyuncuların sergiledikleri karakteristik performans ise kelimeler ile anlatılamayacak seviyede.Liderleri doktorun yanında yer alan blaze ve 32'ın davranışları filmin adına bire bir uyuşuyor.Ayrıca filmdeki nihilist yaklaşımlarda oldukça dikkat çekici.

İleri ki dönemde gelen The Last House on the Left ve tarantino'nun meşhur Resevior Dogs'un da bu filmden esinlenilen bir çok öğe görebilirsiniz.

Toparlamak gerekirse Rabid Dogs,bütün izleyenlere hitap eden ve merak uyandıran bir baş yapıttır.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.





Devamını okuyun...>>

9 Mart 2011 Çarşamba

Fear Factory - Digital Connectivity (2001)



Birçok kişinin gönlüne taht kurmayı başarmış olan yeniliklere açık, teknolojiden korkmayan kült grup Fear Factory’nin 2001 yılında yayımlamış olduğu Dijital Connectivity DVD’si konuğumuz…

Endüstriyel müziği Death metal/Groove ile birleştirerek kendine özgü bir sound yakalamış olan grup, benim için 2 klasik albüme imza atmıştır: “Soul of a New Machine” ve “Demanufacture”. Sonraki albümlerde çok daha farklı işler deneyerek çizgisinden biraz kopmuştur, klavyeler Damanufacture sonrası dominant enstrumantel halini almıştır gibi gibi…

Soul of a New Machine” ile meydanlara bomba etkisi ile düşerek, Napalm Death’in en death metal albümü “Harmony Corruption”ı hatırlatan fevkalede bir albüme imza atmıştır grup. Burton’ın brutalleri Barney tarzında bağırarak gürletmekte, grupta en önemli özelliklerden biri isie kesinlikle temiz vokallerde, ve bunu brutal vokallerle ve müzikle oldukça cuk oturacak şekilde kullanabiliyor olması.
Dvd belgesel şekilde kronolojik sıralama izlemiş, 2 diskden oluşuyor. FF’nin elemanları kendini tanıtarak başlıyor belgeselimiz.

Kadro şu şekil;
Burton C. Bell - Vokal
Dino Cazares - Gitar
Christian Olde Wolbers - Bas
Raymond Herrera - Davul

İlk albüm “Soul of a New Machine” in giriş parçası ve FF deyince ilk aklıma gelen parça “Martyr” yıkımı 93” Dinamo konserinde gerçekleşiyor. Özellikle bu albümde Raymond çok iyi bir performans sergiliyor ve bunu canlıda görebilmek çok güzel bir şey. Kondüsyonu çok iyi, çok sıkı çaldığını yakın çekimlerle görebiliyoruz.



Ardından grup üyeleri birbirini anlatıyor birkaç cümleyle. Raymond, Burton için o sıra benim oda arkadaşımdı, diğer gruplarla da çaldığını söylüyor. Sonra Burton gruba gelmiş ve grup üyeleri ona bizim grubun vokali olmalısın demişler, bunu yapmalıyız ve o da dahil olumuş “Soul of a New Machine”in sözlerini yazmaya koyulmuş.



Dino ve Burton gruba sonradan dahil olan bascıları Christian’ın gelişini anlatıyorlar, yurt dışından gelmiş kasım 1993’de. Biohazard’dan gitarist Bobby Hambel tanıştırmış Christian’ı bir barda. Burton Christian’a tremelo pick yapabiliyor musun diye sormuşlar, denemişler elemanı, ve harikaydı diyor.

Ardından gene Dinamo konserinden “Scapegoat” parçası giriyor. Burton’ın çok sevdiği grup Monster Magnet şörtüyle görüyoruz kendisini, Christian’ın tremelo kazımalarına yakın çekim yapıyor kamera. Ara ara da daha eski 1993 konserinden mosh görüntülerini de esirgememişler.

Hemen ardından “Scumgrief” giriyor, aynı mekandan, seyircinin coşkusu çok yüksek, herkes birmiş gibi görünüyor. Dino keyfinden gayet memnun, seyirciyle devamlı göz teması içinde. Millet birbirinin üzerinden yuvarlanıyor, kendilerine müziğin gazından kurtaramıyorlar.

Burton Christian hakkında konuşuyor. Christian kasaba çocuğu gibi iyi diyor. Çok fazla çalışıyor ve bir fırsatı vardı ve bunu çok iyi kullandı, hayatını değiştirdi sonsuza dek diyor. Sonradan Raymond hakkında konuşuyor. Raymond’un sade bir kişiliği olduğundan söz ediyor. Çok sade, basit bir yaşam sürdüğünü söylüyor. Bu esnada Raymond’un Dino ile playstation’da Tekken’e tutulduğunu görüyorsunuz. Sonraki karelerde Raymond’un tıka basa yerkenki görüntüleri yansıtılıyor hızlı bir biçimde. Burton anlatmaya devam ediyor, proglamlanmaya geçmiş biri gibi olduğunu, “evet”, “hayır” şeklinde gittiğini belirtiyor.



2. albüme “Demanufacture”ye geçiyor DVD. Ama hangi haberle derseniz. Yaklaşık 300 kişilik gençlik, promosyoncular FF çalmayacağını söyledikten sonra vitrin camlarını aşağı indirerek öfkelerini atmış olduklarının haberiyle ! Bu olaydan bazı kareleri eksik etmemişler.

1996 “Machines of Hate” konseri ile devam etmekte. Burda görüntü de ses de Dinamo konserinden daha kötü, daha çiğ geliyor. Mekan kapalı alan “Demanufacture” ile başlıyor, gitar boğulmuş, bas daha belirgin, Burton’ın acı dolu bağırışları ile Raymond’un tokmakları duyulabiliyor ! Kalabalık gene feci gaza gelmiş olduğu açık, resmen durmak bilmeyen bir kudurukluk var.

Konser öncesi fanların oluşturduğu uzun kuyruk kameralara yansımış. Burton birçok farklı tarzda fanların olduğunu söylüyor. Bu kez memeleri açık cumbul cumbul sallayan farzı mayel tokmakçısının omuzlarında şörtünü sallayan bir fan kameralara geliyor konser kalabalığının içerisinden. Konser sonrası FF elemanları satış standlarında fanlarıyla resim çektirip, aldıkları ürünleri imzalıyorlar. Fanların envai yerlerine yaptırdıkları FF logosu dövmelerden örnekler görüyoruz.



MTV’ nin Headbangers’ Ball programı için canlı çalınan favori parçam olan “Self Bias Resistor” u izliyoruz. Akabinde gene aynı albümden “Replica” parçası için çekilecek olan vidyo yapım aşaması anlatılıyor. Raymond aynı parçayı tekrar ve tekrar 78 saat toplamda çaldıklarını söylüyor, bu arada ilk vidyoları olduğunu da belirtmiş. Akabinde klip ekrana giriyor.





“New Breed” parçasıyla beraber karavan yolculuklarından bir güzel kesit gösteriyor. Bir cici vücudunu, kalçasını sergiliyor,ve şaplağı inidiriyor kendi götüne, ama maalesef bu pek uzun sürmüyor. Hemen ardından Head of David cover parçası “Dog Day Sunrise” parçasını banttan, konser performansıyla izliyoruz. 1.diskimiz burada sonlanıyor.



2. Diskimiz Japonya’dayken röportaj sırası çekilen görüntüler yansıtılmış. Japonların bize karşı iyi, kalabalığın mükemmel olduğunu söylüyor Burton ve ekran değişiyor.

“Obsolete” kısmına geçiyor Japonya konseriyle. Fanlar gene kuduruk, fakat buradaki çekimler iyi olmasa bile ses kalitesi baya düşük, enstrmanlar birbirine geçmiş, duvardan bir gürültü şeklinde, yani pek dinlencesi yok denebilir.Konser sonrası kulisde üyelere Obsolete albümüne özel cam çerçeveli Obsolote plakı hediye ediyorlar, tıpkı albüm kapağındaki “S” şeklindeki omurga gibi eksik edilmemiş. Araya “Obsolote” albümünden klip giriyor. Sonrası büyük ihtimal tur otobüsü içindeler ve şoför ile geçen taşak muabbetleri ekrana geliyor.

“Digimortal” kısmı geliyor. Stüdyo çekimi görüntüler ve üyelerin hallerini görüyoruz. Ardından Burton’ın vokal performansı çekimi… 2001 Reading konserinden birkaç parça izliyoruz, ardından gene başka bir klip. Ve klibin yapım aşamasında yaşanılan durumlar izleyiciyle paylaşılmış.

FF’nin zamanla değişen 4 logosu ekrana giriyor, ardından Dino’nun Pantera ile beraber çaldığı “Walk” parçasını seyrediyoruz, çok kısa sürse de tekrar Dimebag ile Anselmo’yu görmek kötü olamaz. Üyeler FF’ ile yaşamlarının nasıl değiştiğini ve memnuniyetlerini dile getiriyorlar son cümleleriyle ve DVD bitiyor.

Endüstriyel müziği sevip de FF’yi es geçemezsiniz, bu müziğin yaratıcıları olmayabilirler fakat kesinlikle yaptıkları işte en iyiyi başarmaya çalıştıklarını bu DVD’de kendi gözlerinizle şahit olabilirsiniz. Baştan sona, nereden nereye geldiklerini görmek, üyeleri daha yakından tanımak isterim diyorsanız kaçırmamanız gerektiğini söylerim.

Devamını okuyun...>>

4 Mart 2011 Cuma

En Rahatsız Edici Tecavüz Sahneleri





Deliverance (1972)



Yönetmenliğini John Boorman’ın yaptığı bir roman uyarlaması olan Deliverance dört şehirli arkadaşın bir hafta sonu, kano gezisi yapmak için gittikleri kasabada başlarından geçen macera dolu hikayelerini konu alıyor. Bu macera dolu kano yolculuğu sırasında iki gruba ayrılarak seyahat ederler. Grup bir an için birbirinden uzaklaşır. Öndeki grup diğerlerini beklemek için durduğu sırada iki redneck belirir ve diğer ikiliye saldırır. İçlerinden en zayıf halka olarak görünen Bobby (Ned Beatty)’e vahşice tecavüz ederler.

I Spit on your Grave (1978)


Tecavüz ve İntikam (Rape and Revenge) temalı filmler her zaman en favori istismar filmlerim olmuştur. Bu filmler içinde şüphesiz ki en iyi ve en çok ses getirenlerin başında I Spit on your Grave gelmekte. Film yayınlandığı dönemde oldukça ses getirdi ve yasaklandı. Şüphesiz bundaki en önemli sebep filmdeki tecavüz sahnesiydi. Öyle böyle değil neredeyse filmde 45 dk. gibi uzunca süren ve dönemine göre oldukça sert bir tecavüz sahnesi içermekteydi.

Death Wish 2 (1982)



1974 yapımı Death Wish filminin devamı olan film Charles Bronson’ın da en iyi filmlerinin başında geliyor. Death Wish serisi 4 filmden oluşmakta. Bu serinin ikinci filmi ise içerdiği sert tecavüz sahneleriyle listemize girmeyi hak ediyor. Bir grup sokak serserisi gözüne kestirdikleri bir eve gizlice girerler evde bulunan Rosaria (Silvana Gallardo)’ya vahşice tecavüz ederler ve sonra onu öldürürler.

Straw Dogs (1971)


Sam Peckinpah’ın bu filmi yayınlandığı dönemde özellikle feminist kesim tarafından oldukça sert bir şekilde eleştirilmiştir. Amerika’dan İngiltere’nin küçük bir kasabasına eşiyle birlikte yerleşen bir profesör olan David Sumner (Dustin Hoffman) bütün zamanını çalışmaya adamıştır. Bu durumdan rahatsız olan eşi Amy (Susan George)’e ise evin tadilatı için tuttukları kasabalı Charlie (Del Henney) musallat olmuştur. Ve filmin ilerleyen sahnelerinde Charlie, Amy’e tecavüz eder. Fakat tecavüz sırasında Amy’nin kaçamayacağını anlaması ve sanki bundan hoşnut bir tavır sergilemesi tecavüzün kadına yönelik olan kısmından çok eşi David için korku ve endişe hissetmenize neden oluyor.

Irréversible (2002)


Yakın dönem örneklerinden ve listedeki en bilindik filmlerden birisi de ters bir kronolojik sıralamaya sahip Irréversible filmidir. Filmde bir parti çıkışı alt geçitte vahşice tecavüze uğrayan Alex (monica Bellucci)’i izlerken birçok kişinin (özellikle kadınlar) sinema salonunu terk ettiğine şahit olmuşsunuzdur. Yaklaşık on dakika kadar süren bu şiddet gösterisi koltukta nefes almadan izlemeniz için yeterli.

Evil Dead (1981)



Amerikan korku sinemasından tüm dünyayı korkutmayı başaran ve insanların korku sinemasına bakış açısını tekrar şekillendiren Evil Dead, içinde her türlü kanlı şiddeti bulundurmasıyla birlikte bir de dillere destan bir tecavüz sahnesi barındırmaktadır. Necronomicon aracılığıyla tüm kötü ruhları açığa çıkartan gençler, alışıla gelmişin dışında olaylara tanıklık ederler. Evdeki kızlardan biri olan Shelly ise evden kaçıp ormana doğru ilerler ve ağaçlar tarafından tecavüze uğrar. Bu sahne hiç kuşkusuz kan dondurucudur.

Regoregitated Sacrifice (2006)


Son zamanların en sapkın filmlerinden olan Regoregitated Sacrifice, baştan sona gore ve istismar dolu. Filmin en vahşi sahnelerinden biri de filmde yer alan tecavüz sahnesidir. Kusturarak işkence yapılan bir kıza tecavüz edilir. Bu sahnede ki en dikkat çekici unsur ise tecavüz esnasında kızın sayıkladıklarıdır. Tecavüze uğrarken çocuğumu şeytan için doğuracağım diye sızlanması kanımca izlerken en tedirgin olduğum tecavüz sahnelerinden biri olmasına baş nedenidir.


Island of Death (1977)

Komşu Yunan adalarından geçen film modern bir Sodom ve Gomora öyküsünü ele almıştır.
Kız kardeşiyle aşk yaşayan Bob'un gitgide kontrolden çıkan sapkınlıklarından bahsetmektedir. Kendi ahlaksızlıklarını bir kenara bırakıp adada yaşayanların sapkınlıklarını cezalandırmaya başlar. Final sahnesinde ise adada yaşayan bir çoban tarafından tecavüze uğraması ve kireç çukurunda acı içinde taşlaşarak ölmesi gerçekten kan dondurucudur.


Entity (1982)



Paranormal filmlerde fazlasıyla şaşkınlık uyandıran sahneler yer almasına rağmen Entity'de yer alan kötücül ruhun tecavüz sahnesinin yeri ayrıdır. Gerçek bir hikayeden esinlenerek çekilen film şeytani ruh tarafından tecavüze uğrayan Carla Moran'ın hikayesini anlatmaktadır.


Forced Entry (1974)



Film bir tecavüzcünün hikayesini anlatmaktadır. Çocukluğunda annesi tarafından şiddet gören Carl'ın olgunluğa ulaştığında kadınlara karşı büyüyen öfke ve intikam ateşinden söz eder. Çok başarılı bir Grindhouse filmi olan Forced Entry meşhur Frank Zito Maniac (1980) ile oldukça benzeşmektedir.Film'in can alıcı sahnesi ise kasabada yaşan Nancy'ın evinde geçenlerdir.

Thriller-Cruel Picture (1975)


İstismar filmlerinin en meşhurlarından olan Thriller-Cruel Picture, vahşi tecavüz sahnelerinden birine ev sahipliği yapmaktadır. Daha ilk kareler akarken solmuş yaprakların arasında çocuk yaşta tecavüze uğrayan Frigga'nın hikayesini anlatmaktadır. Başrolde İsveçli yıldız Christina Lindberg'ın yer aldığı film kadın istismarı üzerine en iyi yapımlardan biridir.


Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)

Lord magius (xtrm4haribo@gmail.com)

Haribo Extreme Culture ve İyi ''Kötü film'' tarafından hazırlanmıştır.

Devamını okuyun...>>

3 Mart 2011 Perşembe

Devourment - Official DVD 2.5 (2010)


Devourment'in 2.5'uncu Dvd'si oldukça güzel. Şimdi niye 2.5 diyeceksiniz. Herşeyin bir sebebi var.


Devamını okuyun...>>

2 Mart 2011 Çarşamba

Karanlık Çöktüğünde




Merhaba sevgili Extreme Haribo oyucuları.

Karanlık çöktüğünde adındaki listemizde,boba ile sizler için seçtiğimiz;bizce en karanlık olan Death metal albümlerinden bahsedeceğiz.

Lord Magius'un seçtikleri

Autopsy-Mental Funeral (1991)
Obituary-Cause of Death (1990)
Grave-Soulless (1994)
Morbid Angel-Covenant (1993)
Necrophagia-Holocaust de la Morte (1998)

Boba'nın seçtikleri

Incantation - Upon the Throne of Apocalypse (1995)
Winter - Into Darkness (1990)
Fleshcrawl - Descend Into The Absurd (1992)
Cianide - The Dying Truth (1992)
Infester - To The Depths, In Degradation (1994)

Bu yapmış olduğumuz liste asla en iyiler olarak algılanmamalıdır.Sadece kişisel seçimlerden ibarettir.

Autopsy-Mental Funeral (1991)

Chris Reifert'ın yaptığı tüm işlerin karanlık olması bir yana,Autopsy-Mental Funeral gerçekten adı gibi albümdür.Zihinsel olarak dinleyeni diri diri gömer.Albüm kapağıyla da anlamsız kabusları anımsatmaktadır bana.Albümün ilk saniyesinden son saniyesine kadar o ölüm karanlığı ve soğuklu fazlası ile hissedilmekte.12 parçanın yer aldığı albüm kesinlikle Death metal tarihindeki zihinsel olarak en ızdıraplı albümdür.


Incantation - Upon the Throne of Apocalypse (1995)

Büyük üstat Craig Pillard'ın ve takım arkadaşı Jim Roe'nun ayrılmadan önce çıkarttığı eser... Kanımca Incantation'da gerçekleştirdiği en karanlık albümüdür. Gerek vokali, gerek mezar taşı öptüren gitarıyla ölülere adeta bayram niteliği taşıyan gerektiğinde kazımaları eksik etmeyen bir albüm sonuçta, değerini cenazelerde çokçana anımsamamız gereklidir diye düşünüyorum



Obituary-Cause of Death (1990)

Müzik piyasasında bir çok kardeş ya da ikiz olmasına rağmen Tardy kardeşler kadar ruh hastası olan zor bulunur.Daha sübyan yaşta Death Metal'in en karanlık işlerine imza atmaları nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiklerine dair çeşitli teoriler üretmemize neden olsa da Cause of Death albümü her şeyin açıkça kanıtıdır.Atmosferik intro-outro ile gerçekten ölüm nedeni olacak bir albümdür.Başta Chopped in Half olmak üzere,Body Bag,Find the arise,Turned inside out,Dying... kısaca albümdeki tüm parçalar tek başlarına bir ölüm nedenidir.Tardy kardeşlerin eşi benzeri olmayan performanslarının yanı sıra James Murphy'nın de soloları da ayrı dikkat çekmektedir.

Dip not:Bu albümü bana özel kıldığı için BARBARELLA'a sonsuz sevgi ve teşekkürlerimi sunarım.

Winter - Into Darkness (1990)

Autopsy'den sonra türünde sayacağım ağzımdan çıkacak 2. grup: Winter'ın "Into Darkness" efsanesi... Bu albümün havası bana her zaman nükleer kıyamet sonrası yaşamın hissini vermiştir. Çaresizlik, umut arayışları, bencillik ve tükenmenin ardından gelen derin bir uykuya dalış... Müzik boyunca sanki soluk almıyorsunuz ve zaman akmıyor, hipnotik etki altına alınıyorsunuz. Derin uykuya yatmadan tadılması gereken "bir"


Grave-Soulless (1994)

İsveç Death metal'ı adına benim için değişmez bir numara olan Grave,Soulless adında ki albümüyle tempo olarak liste de yer alan diğer albümlerden bir derece yüksek olsa da karanlığı eş değerdedir.Sürükleyici krosları ve karanlık vokali ile şahsımın değişmez albümleri arasında yer alır.Albümün adını taşıyan parça ne kadar tempolu ve gaz olsa da sözleri bir o kadar karanlık ve şeytanidir.


Fleshcrawl - Descend Into The Absurd (1992)

Almanyadan çıkmış "en iyi" death metal albümüdür kesinlikle. Esrarlı sololarda Autopsy etkisi olduğu kendini gösteriyor sere serpe... Düşük hızlı tempo arası kanın damarda durmaması için elinden geleni ardına koymayan bir albüm baştan sonra. Bakır nefesli leş vokali durumla çok iyi örtüşüyor. Bu albümden sonra ucuz bir Bolt Thrower kopyası oldular sonra da Dismember... Ama bu "Descend Into The Absurd" dinlediğinizde travmalara yol açarak, kafanızda saç arıyor hale getirebilecek bir potansiyeli vardır



Morbid Angel-Covenant (1993)

Death Metal'in en büyüklerinden biri olan Morbid Angel'ın tüm albümleri arasında beni en çok karanlığa sürükleyen kesinlikle Covenant.Her zaman yaptıkları işin en iyisine imza atan Morbid Angel,Covenant albümüyle de bunu sürdürmüştür.David Vicent'ın bu albüme özel çaldığı 5 telli bas ve Azagtoth ile Sandoval'ın şeytani besteleri albümü benim için ayrı bir yere koymakta.World of shit,Sworm to the Black ve The Lions Den albümde ki en dikkat çekici parçaların başını tutmakla birlikte grubun en meşhur parçalarından biri olan God of Emptiness'te bu albümde yer almaktadır.

Cianide - The Dying Truth (1992)

Diğer bir Death/Doom ustaları... Birinci sınıf olmalarına ramak kalan bir albüm, basların yetersizliğinden çeken bir albüm. Lakin müziğiyle bu durumu oldukça kotarmış diyebilirim. Baştan sonra akıcı biçimde dinleten, derin, ızdıraplı brutal vokaliyle ölümle kıyasıya mücadelenin içinde olduğunu size veriyor albüm. Kesinlikle türün klişelerinden uzak bir yapıt.



Necrophagia-Holocaust de la Morte (1998)

Death metal'ın kanımca karanlık olduğu kadar bir o kadar da korkunç olan albümlerindendir Holocaust de la Morte.Necrophagia'nın ilk albümünden uzun yıllar sonra Killjoy'un kara mesih Anselmo ile irtibata geçmesinin ardından dünyamıza cehennemin derinliklerinden gelen albüm,korkunun her yüzünü old skoll Death metal'ın karanlığıyla en güzel harmanlanmış albümlerinden biridir.Eşi benzeri olmayan albüm listenin en dikkat çekici kayıtlarından biri olmakla birlikte hayatımı karanlığa gömen albümlerin arasında da yer almaktadır.

Infester - To The Depths, In Degradation (1994)

Bu albümü dinlediğimde bulunduğum yerin kesinlikle yeryüzü olamayacağına inandırabilmiştim kendimi, etkisi hiçbir zaman kaybolmadı. Guttural vokal çeşitliliği bol karanlık havayı bozmayacak raddelerde brutal vokaliyle de sadistik, gaddar parçalara eşlik eden becerikli bir vokale sahip. Kesinlikle daha önce böyle birşey duymadığınıza garanti verebilirim, bu çok net !


Bu listeye sizlerde eklemelerde bulana bilirsiniz.xtrm4haribo@gmail.com adresinden bize mail atarak bu ve benzeri listelere katkıda bulunabilirsiniz.

Lord Magius ve Boba tarafından hazırlanmıştır.

Haribo Extreme Culture aittir.

Devamını okuyun...>>
Related Posts with Thumbnails