8 Ocak 2011 Cumartesi
Dying Fetus - Destroy The Opposition (2000)
Her zaman Dying Fetus'ü sevmişimdir. Bu sıralar oldukça fazla dinlemeye başladım. Bu kadar kovalıyoruz, kritiğinide yazalım dedim :) Aslında Killing On Adrenaline ve Destroy The Opposition her iki albümüde yazmayı düşünüyordum. Önce Destroy The Opposition albümünü yazmaya karar verdim.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
2000,
Albüm Analizleri,
Brutal Death Metal,
Destory the opposition,
Dying Fetus
Django (1966)
Sergio Corbucci'nun yönetmenliğini üstlendiği 1966 yılında çekilen spaghetti Western filmi o yıla kadar yapılmış en vahşi filmlerden biri olarak geçer. Sergio Corbucci senaristliği kardeşi Bruno Corbucci ile üstlenmiştir. Filmin ismi "Django" yu oynayan mavi gözlü italyan Franco Nero olur.
Bu İtalyan'ın gerçekten etkileyici bir girişi var, Bacalov'un filmin ismiyle aynı olan parçası eşlik ediyor. Ennio Morricone'a biraz ara vermiş oluyoruz, üstadın yeri ayrı olsa da.
Mekan çamurlu, bir özelliği olmayan kir içinde yerde birşey sürükleyen kahramanımızla başlıyor. Çok geçmeden tabut olduğunu görüyoruz, ve işler kızışıncaya dek bu esrarengiz hava etkisini koruyor. Güneylilerin binbaşı Major Jackson (Eduardo Fajardo) ve adamlarından Maria (Loredana Nusciak) adında genç, alımlı bir kadını kurtarır, bu kadın melezdir ve esasında Meksika'dan kaçmış bir yosmadır.
Film bize Django'nun karısının cinayeti üzerine öç almak için yola çıktığını çok geçmeden bize söyler.

Binbaşının adamlarının çoğunu öldürdükten sonra Meksikalı haydut generali Hugo Rodriguez (José Bódalo) ile anlaşma yapar. Kuzeyliler ile güneyliler hep düşmandır birbirine. Ve ardından payton ile Güneylilerin mekanına gidilir. Bu gelişi kadın ticareti olarak bilen güneyliler çok sevinerek patonu gülerek, sıcak bir karşılama yaparlar. İçine gizlenmiş meksikalılar ve kahramanımız vardır. Birden paytonun tentesini açarak bol kovanlı bir karşılama gerçekleştirirler. Tıpkı Django'nun binbaşınnı birçok adamına kıydığı, gözünün nuru gibi koruduğu mitralyözünü de monte etmişlerdir. Böylelikle gene baya yüksek sayıda güneyli harcanmış olur. Altın çuvalı bir güzel yağmalanır. Ve kaçarlar...
Galibiyetle geçen günün ardından herkes olabildiğine içer, sıçar, eğlenir. Bu yorgun gün için General Hugo Rodriguez, Django'ya kurtardığı kadınla birlikte olmasını söyler yaptıklarından dolayı. Oysa ki baştan beri Django'nun gözü kaçırdıkları altın dolu çuvaldadır. Kendisine güvenmediğini bakışları gayet net şekilde anlatmıştır Django. Django içi rahat etmez ve altın dolu çuvalın saklandığı odaya gidip mitralyözüyle Meksikalılara tuzak kurar. Tek kapısı olan odaya her giren silahın kustuğu kurşunları bir güzel afiyetle yer. Bu sırada kadınla beraber tabuta doldurduğu altınlarla paytona binerek filmin başındaki mekana doğru firar etmeyi başarır.

Köprüye vardıklarında aksilik olacaktır. Çiftelinin ateş alıp tabutu yokuştan aşağıya bataklığa yuvarlanması sonucu artık altın dolu tabut batak tarafından yutulmuştur. Tam kadın Django'yu kurtaracağı an vurulur ve gelenler Meksikalılardır.
Meksikalılar hırsızlık olarak niteler bu işi ve Django'nun ellerinin üzerinden her biri atlarıyla geçer sıra sıra. Elleri toynaklarla ezilip kırılır. General silahşöre böyle yeteneğini bir daha asla kullanamayacağı bir işkence yapmış olur.
Filmin sonunda ise Meksikalılar dönüş yolunda Amerikalılar tarafından pusuya düşürülür ve tümü ölür bu yolda. Geriye binbaşı ve birkaç adamı kalmıştır, not bırakmıştır Django, Binbaşı adamlarının birçok adamını mezara gömdüğü mezarlıkda onları bekliyordur. O kırık, silah tutamayan elleriyle nasıl üstesinden geleceğini gerçekten çok acınaklı ve çarpıcı bir biçimde veriştir Sergio Corbucci.
Tetiğin korumasını dişiyle zar zor da olsa kanırtıp çıkartmayı başarır, ve tam da o sıra adamları geldiğinde azmedip, o kanlı kırık elleriyle Haç şeklindeki mezar taşına silahını sıkıştırıp isabetli atışlar yapıp binbaşını ve adamlarını yere sermeyi başarır. Artık ortada kimse kalmamıştır, öç fazlasıyla alınmıştır.
Sergio Corbucci azizimin diğer bir klas filmine tanık oldunuz. Lakin benim izlediğim ingilizce versiyonuydu, seslenirmeler sonradan yapıldığı belli ve karakterlerle pek uymuyor, hepsini neredeyse aynı kişi seslendiriyormuş gibi. Anadilinde izlemenizi öneririm.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
django,
Film analizleri,
franco nero,
Grind Canyon,
sergio corbucci,
Western
7 Ocak 2011 Cuma
Winterwolf - Cycle of the Werewolf (2009)
Demilich elemanlarından 2 tanesi İsveç Death Metaline sararsa nasıl olur? Bence güzel ve sıradışı olur.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
2009,
Albüm Analizleri,
Cycle of the Werewolf,
Death metal,
Demilich,
Old School Death metal,
Winterwolf
Cannibal Accident-Brutalent (2011)

Yamyamcılık her türlü her mevzuya uyarlana bilen bir olgu ve Death-Grind ortamlarının da vazgeçilmezlerinden biri.Cannibal Accident adındaki Finlandiyalı grup ise;tama miyle yamyamcılık üzerine kurulu.
2007'den beri Grindcore icra eden bu arkadaşlarda bariz bir Napalm Death erken dönem görülmekte.Bu Tarz korku ve gore öğeleri işleyen yakın dönem grindcore gruplarının icra ettiği sound'un dışına çıkarak daha çok siyasi grindcore işleyen grupların soundlarına daha yakın bir çizgide duruyor.Bu bahsettiğim mevzu tabiki de old skoll grindcore çevresinde süre geliyor.
Mosh için güzel müzik sloganı ile yaptıkları müziği icra eden Cannibal Accident'ın kadro ve görev dağılımı ise;
J.LENETS-Davul/Vokal
P.KOLKKA-Gitar/Vokal
V.SALONEN-Bass/Vokal
H.RAISIO-Vokal
Elemanların hepsinin parçalar da vokal yapması ayrı güzel olmuş.Her parçaya iki vokal yapan düşüyor.Vokallerin de birbirinden farklı oluşu tat katmış.Davul ve gitarlar da iş görür.Yenilikçi daha önce yapılmamış bir durum yok ancak üstesinden gelinmiş bir kayıt var ortada.

Kendilerine ait olan kaydın yayımcılığını Torn Flesh Record kapmış.Yer altı ortamların da sözü geçen bir Net Label olan Torn Flesh kıyak bir grubu renklerine bağlamış diyebilirim.
10 Parçanın yer aldığı albümde saf-kan Grindcore icra ediliyor.
01 - In Utero Habanero
02 - Deadmeatfeast
03 - Meat Is Murder (And Murder Is Good)
04 - Slaves On The Leash
05 - Facial Bladefuck
06 - Live On Liver (Die On Diet)
07 - Necromutant Impregnation
08 - Toilet It Be (Eat Less)
09 - Torsofucker
10 - Hippophobia
Brutalent adını taşıyan albümde konuk vokallerde yer almakta.Dr Kurwa ve Sadistic Susie,her hangi bir grupta bir şey icra ediyorlarmı bilmiyorum.Tahminimce elemanların ortamdan arkadaşı.
Albümde 10 parça arasında en çok dikkatimi çeken parça kesinlikle Slaves on the Leash
bu kadar dinlirliği ve keyfi yüksek gitarlar bu tarz bir gruptan beklenmeyecek bir şey.
Yamyamlıkla başlayan sapkın işleri daha da ileri götüren elemanlar Yüz
parçalama,göğüs sikme,partneri tuvalet olarak kullanma gibi işleride eksik etmemişler.
Old skoll Grindcore dinleyicisinin taktirini kazanabilecek olan Cannibal Accident,
Napalm Death,Carcars dışında Gut ve Rompeprop gibi gore grind severe de hitap eden bir grup.Torn Flesh Record'un Myspace ya da archive.org sayfasından ücretsiz edinebileceğiniz albüme göz atmanızda fayda var.
Haribo Puanı:And Murder is GOOD
Lord Magius Puanı:7;5/13
Cannibal Accident
TornFleshRecords
Album
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
2011,
Albüm Analizleri,
Brutalent,
Cannibal Accident,
Grindcore,
torn flesh
6 Ocak 2011 Perşembe
Bunu İzlerken

Bazı videolar vardır.Kısa Tanıtım videoları insanı galyana getirir ya da hüzünlendirir ama bunun kadar anlamlı ve zevkle izlediğim bir tanıtım videosu daha hatırlamıyorum.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Best haribo
Die Knappen - Auf Kohle Geboren (2010)
Tom Angelripper her zaman değişik işlere koşturur. Bizleride hep sevindirir. Die Knappen'de işte böyle ilginç bir projesi.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
2010,
Albüm Analizleri,
Auf Kohle Geboren,
Die Knappen,
Metal,
Tom Angel Ripper
Punisher and Violence
Gelmiş geçmiş en karanlık ve şiddet dolu Punisher serisi olan Max serisi'ınden en kanlı sahneleri sizler için seçtik.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
enter the haribo art,
Face of Haribo
5 Ocak 2011 Çarşamba
Un Dollaro Bucato aka One Silver Dollar (1966)

Western dünyasında paranın yeri ayr,değeri ve anlamı bir başkadır.
Bir avuç dolar için bir kasaba dolusu insanın öldürülmesi ya da banka sahibinin kendi bankasını soyup,mağdurmuş gibi göstermesi paranın western dünyasında nasıl bir değeri olduğunu tanımlar kısaca.
Un Dollaro Bucato'da para kazanmaya çalışan bir güneylinin macerasını anlatmaktadır.
1966 yılında gösterime giren film,italyanın furyacı yönetmenlerinden olan Giorgi Ferroni tarafından yönetilmiştir.60'lı yıllarda bir çok fantastik,western ve korku sineması adına bir çok filme imza atan yönetmenin unutulmaz filmleri arasındadır Un Dollaro Bucato.

Baş rolde Ringo:the killer ve Adios Gringo adlı Spagetti Westernlerden tanıdığımız Gioliano Gemma,Pierre Cressoy ve La mansión de la niebla,The Whip and the body ve La dolce vita gibi filmlerden tanıdığımız güzel oyuncu Ida Galli yer alıyor.
Ünlü Bestekar Gianni Ferrio tarafından yapılan unutulmaz müzikleri de bir başka yakın dönemde yeniden çekilen Inglourios Bastard adı filmin müzikleri arasında da Tarantino tarafından kullanıldı.
İtalyan sinemasının kadrolu senaristlerinden olan Giorgio Stegani tarafından yazılan senaryo özetle;
İç savaş bitmiş güneyli birlikleri teslim olmuştu.Gray O'Hara ve kardeşi
Philp O'Hara'da silah bırakan güneyli albaylarından biridir.Kuzeyliler onlara silahlarının namlularını kırıp geri vermiş ve bunun yaptıkları görevleri hatırlamaları için ve kendilerini korumada kullanılabileceğini dile getirmelerine rağmen daha filmin başında O'Hara Kardeşlerin yaptıkları atış şov'u spagetti izleyicisini motive eden ve filme daha çok odaklanmasını sağlayan karelerdir.

Yollarını ayıran kardeşler kendi yollarını tutarlar Gray O'Hara Nevada'a karısı Judy O'Hara'nın yanına döner.Karısına kalan parasını verip aralarından sadece 1 gümüş dolar alan O'Hara para kazanmak için Batının yolunu tutar.İlk önce Yellow Stone'a yolu düşen Gray O'Hara burada pek sıcak karşılanmaz.Kasaba dışından olan insanlara iş vermeyen Yellow Stone halkı Gray O'Hara'ı da hiç sıcak karşılamazlar.Kasaba da sözü geçenlerden olan McCoy,O'Hara iş veriri.
Verdiği görev ise sözde haydut olan Black Jack adlı haydutu şerife teslim etmektir.Ertesi gün salona giden O'Hara şerife teslim etmek için yakalayacağı kanun kaçağının kardeşi olduğunu gördüğünde artık çok geçti.Yem olarak kullanılan Gray öldü sanılarak kasabanın yakınlarındaki bir bölgeye gömülecekken ayılır ve mezarcı tarafından iyileştirilir.İntikam için ant içip kasabaya geri döner....
Bu şekilde süre gelen filmde,alışıla gelmiş western mevzularını da görmekteyiz.Kötü adamların her zamanki gibi harbici kötü olduğu filmde,İç savaş sonrası birleşim süresince oluşan zorlukları da göz önüne sermiştir.
İtalyan-Fransız Ortak yapımı olan bu klasik Spagetti Western unutulmaz filmler arasında yer alır.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
4 Ocak 2011 Salı
All Shall Perish - Hate.Malice.Revenge (2003)
Yeni nesil gruplarda sıradan ve vasat albümlerle olaya girip sonra çıtayı sürekli yükselterek enfes albümlere imza atmak gibi bir olay vardır genelde. Bazı gruplarda ise bu olay tam tersi istikamette işlemekte. Bununda en güzel örneklerinden biri All Shall Perish olabilir.
2002 yılında California, Oakland civarlarında icraatlarına başlamış olan All Shall Perish, şuan Nuclear Blast Records’un ağır toplarından biri. Konumuz olan albüm ise grubun debut albümü Hate.Malice.Revenge. 2003 yılının nisan ayında çıkan bu albüm bence grubun uzak ara en gaddar ve en kaliteli icraatı.
Albüme yüzeysel bakıldığında tekdüze gibi gözükse de, derinine inince her türden atraksiyonu barındıran bir albüm olduğunu görüyoruz. Death, Thrash, Black ve Hardcore gibi birçok türden tatlar albümün genelinde mevcut. Albümün işleyişi ise genel olarak Dismember ve Dying Fetus’un karışımı gibi sayılabilir. Ortada Dismember’ın yer yer süratli ve yer yer yavaşlayıp karanlık atmosferiyle arada Doom Metal’i anımsatan eski tarz melodik gitarları ile Dying Fetus’un aksak ve gaddar kısımlarının bir harmanı var diyebiliriz. Bir Slayer klasiği olan ve Cannibal Corpse gibi birçok ekstrem müzik grubunun da kullandığı karşılıklı gitar atışmaları ise işin bonusu olmuş.
Deathcore türündeki en berbat grubun bile davulcusunun vasatın üzerinde olduğu gerçeğini düşünürsek ve All Shall Perish’in de vasatın çok çok üzerinde bir grup olduğunu varsayarak Matt Kuykendall adlı şahsın nasıl bir hayvan olduğunu direk anlayabiliriz. Bolca blast beat ve müthiş zil oyunları ile görevini başarıyla yerine getirmiş.
Grubun sadece bu albümünde okumuş olan ilk vokalistleri Craig Betit ise şuanki vokalistleri Hernan "Eddie" Hermida ile kıyaslandığında çok daha gaddar ve başarılı bir vokalist. Eminim ki bu adamla devam etselerdi şimdiye kadar bize çok daha iyi icraatlar sunabilirlerdi. Craig Betit gibi nefretle kükreyen tavizsiz bir vokalist bu camiada zor bulunur cinsten(di).
Sonuca gelirsek; son yıllarda ekstrem müzik piyasasına yeni bir soluk getirmiş olan Deathcore türünün ilk örneklerinden biri sayılabilecek bu albüm, yakın tarihteki müthiş bir hazine. 2011’de yeni albüm ile gelicek olan All Shall Perish, bu albümden sonraki 2 albümüyle de beni tatmin etmediği için yeni albümden de pek umutlu olmadığımı açıkça söyleyebilirim. Ama her şeye rağmen böyle bir albüm bıraktıkları içinde bu adamlara karşı her zaman bir sempatim olacak…
8.5/10
Kadro:
Craig Betit: Vokal
Beniko Orum: Gitar
Caysen Russo: Gitar
Mike Tiner: Bas
Matt Kuykendall: Davul
Şarkılar:
1.Deconstruction
2.Laid To Rest
3.Our Own Grave
4.The Spreading Disease
5.Sever The Memory
6.For Far Too Long...
7.Never Ending War
8.Herding The Brainwashed
Myspace:
http://www.myspace.com/allshallperish
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
2003,
Albüm Analizleri,
All Shall Perish,
Deathcore,
Hate.Malice.Revenge
Şeytan Üçgeni:Bölüm 1 Yeni Tohum

Yemyeşil bir doğa,mutlu insanlar,paylaşmak ve eşitlik.Eski dünya hakkında bildiğim bazı şeyler bunlar.O film makaraları ve vault incilleri olmasa dış dünya ve geçmişle ilgili pek bir şey bilemeyeceğiz biz vault-insanları.
Çocukluk günlerime dalıp gittim bir anda.O,bizlere su transformatör çipini getirmiş olmasaydı,olacakları düşünmek bile çok korkutucu.Peki neredeydi''O'' seçilmiş kişi? Hala vahşi dış dünyada hayatta mıydı acaba?Ya da Kendi Vault'unumu kurdu?Derken kapının açıldığını duydum.Cevapsız olan soruları savuşturup gelen hastayla ilgilenmeye koyuldum.
-Dr.Stim siz misiniz?
-Evet.Nasıl yardımcı olabilirim ?
-Test sonuçlarını incelemenizi rica edeceğim mümkünse.
Bayanın uzattığı kağıtları raporları alarak şöyle bir göz attım.Gördüklerim mutluluk vericiydi.3 yılın ardından hamile kalmayı başaran tek bayandı.
Sevinçle ''Hamilesiniz değerler pozitif'' dedim.Genç bayan ne diyeceğini şaşırdı ve şaşkın tavırla''Şimdi ne yapmam gerek?''diyebildi.İnsan oğlu yeraltında yaşamaya başladığından beri tutulan verilerden anlaşıldığı gibi genlerinde fazlası ile değişim olduğu gözükmekte ve bu değişim ile birlikte doğurganlık özelliği de git gide azalmakta.Güler bir yüzle''Merak etmeyin ben bu sonuçları yönetime bildireceğim ve sizi büyük ihtimal ödüllendireceklerdir.''dedim.Şaşkınlığın yerini gururlu bir sevinç almıştı genç ve alımlı bayanda.Ödülün ne olduğundan habersizdi tabi ki.Rahminden bir çok örnek ve D.N.A kopyaları alacaklardı.Teşekkür ederek odadan ayrıldı.Tekrar durağan günün içinde yalnızdım.Sessizliği Radyo yayını bozmaktaydı.Sakin ve güvenli Vault hayatımda küçük umutlar besliyordum neşeli melodiler eşliğinde.Raporu bilgisayara girdim.Mesai arasına az kalmıştı.Bu günkü yemekte aynı şeyleri yiyecektik.
Kuru köfte ve Püre.
Bu esnada ıssız toprakların başka bir bölgesinde....
Kum fırtınası diye bağırdı gözcü.Death Clawların bile mağaralara kaçıştığını ilk defa şahit oluyordum.Genelde bizim gibi doğudan-güney batıya giden kervanlara saldırırlar ancak fırtına onları bile korkutuyor anlaşılan.Rüzgarın estiği yönün aksine ilerleyip bir yamacın altında kamp yapmaya karar verdik.Kervanda benim dışımda 7 koruyucu,5 şoför,2 lider ve 13 yolcunun yanı sıra yükleri taşıyan 20 brahmin öküzü yer almakta.
Benim bu kervana katılmam Rock'n'Rolla tanrısının bana bir lütfüdür.
Bu kervana katılmadan önce Raider'dım.Baskıncılık,Köle tacirliği,uyuşturucu satıcılığı,infazcılık aklınıza gelen ne varsa,ancak şimdi geçmiş bu sefilleri koruyorum,kardeşlerimi öldürüyorum.2 hafta önce N.C.R yakınlarında bulunan çöp şişçiden tahsilatı parasını almaya giderken yolda yediğim çift taraflı vurgun sonucu bu kervanın bir parçası oldum.Ucuz kurtulmuştum.Enclave askerlerinin benimle işi neydi bilmiyorum ama şanslıydım.
Çocukluk günlerime dalıp gittim bir anda.O,bizlere su transformatör çipini getirmiş olmasaydı,olacakları düşünmek bile çok korkutucu.Peki neredeydi''O'' seçilmiş kişi? Hala vahşi dış dünyada hayatta mıydı acaba?Ya da Kendi Vault'unumu kurdu?Derken kapının açıldığını duydum.Cevapsız olan soruları savuşturup gelen hastayla ilgilenmeye koyuldum.
-Dr.Stim siz misiniz?
-Evet.Nasıl yardımcı olabilirim ?
-Test sonuçlarını incelemenizi rica edeceğim mümkünse.
Bayanın uzattığı kağıtları raporları alarak şöyle bir göz attım.Gördüklerim mutluluk vericiydi.3 yılın ardından hamile kalmayı başaran tek bayandı.
Sevinçle ''Hamilesiniz değerler pozitif'' dedim.Genç bayan ne diyeceğini şaşırdı ve şaşkın tavırla''Şimdi ne yapmam gerek?''diyebildi.İnsan oğlu yeraltında yaşamaya başladığından beri tutulan verilerden anlaşıldığı gibi genlerinde fazlası ile değişim olduğu gözükmekte ve bu değişim ile birlikte doğurganlık özelliği de git gide azalmakta.Güler bir yüzle''Merak etmeyin ben bu sonuçları yönetime bildireceğim ve sizi büyük ihtimal ödüllendireceklerdir.''dedim.Şaşkınlığın yerini gururlu bir sevinç almıştı genç ve alımlı bayanda.Ödülün ne olduğundan habersizdi tabi ki.Rahminden bir çok örnek ve D.N.A kopyaları alacaklardı.Teşekkür ederek odadan ayrıldı.Tekrar durağan günün içinde yalnızdım.Sessizliği Radyo yayını bozmaktaydı.Sakin ve güvenli Vault hayatımda küçük umutlar besliyordum neşeli melodiler eşliğinde.Raporu bilgisayara girdim.Mesai arasına az kalmıştı.Bu günkü yemekte aynı şeyleri yiyecektik.
Kuru köfte ve Püre.
Bu esnada ıssız toprakların başka bir bölgesinde....
Kum fırtınası diye bağırdı gözcü.Death Clawların bile mağaralara kaçıştığını ilk defa şahit oluyordum.Genelde bizim gibi doğudan-güney batıya giden kervanlara saldırırlar ancak fırtına onları bile korkutuyor anlaşılan.Rüzgarın estiği yönün aksine ilerleyip bir yamacın altında kamp yapmaya karar verdik.Kervanda benim dışımda 7 koruyucu,5 şoför,2 lider ve 13 yolcunun yanı sıra yükleri taşıyan 20 brahmin öküzü yer almakta.
Benim bu kervana katılmam Rock'n'Rolla tanrısının bana bir lütfüdür.
Bu kervana katılmadan önce Raider'dım.Baskıncılık,Köle tacirliği,uyuşturucu satıcılığı,infazcılık aklınıza gelen ne varsa,ancak şimdi geçmiş bu sefilleri koruyorum,kardeşlerimi öldürüyorum.2 hafta önce N.C.R yakınlarında bulunan çöp şişçiden tahsilatı parasını almaya giderken yolda yediğim çift taraflı vurgun sonucu bu kervanın bir parçası oldum.Ucuz kurtulmuştum.Enclave askerlerinin benimle işi neydi bilmiyorum ama şanslıydım.

Gerçek adım olan Kuzgunu kullanıyordum ve şüphe duymuyorlardı benden.İyi para kazanıyor ve iyi silahlar kullanıyordum.Liderleriyle aramızdan su sızmazdı.Yasak olmasına rağmen ben ona jet sağlardım oda bana daha fazla para.Eğer böyle devam edersem benimde onlar gibi bir kervan lideri olabileceğimden söz ediyorlardı kendi aralarında.Hakkımda heyecanla konuşmalarına aldırış etmiyordum.Benim planlarım farklıydı.Broken Hills'ten yola çıkacak olan kervan Junktown'a yol alacaktı.Junktown'a 2 gün uzaklıktaki Raider kasabasına ulaşmalıydım.
Ancak Buna vakit vardı.
Junktown'dan 7 gün doğu Mesafesi:N.L.V
Ancak Buna vakit vardı.
Junktown'dan 7 gün doğu Mesafesi:N.L.V
Vault 21 sanırım Vault teknolojisinin son noktasıydı.Eski Vegas alt kısımın yer almaktaydı ve Vault insanları hem sıkılmıyor hemde dış dünyadan uzakta kalmıyorlardı.Yukarıda ayakta kalan yapılarda hala ışıl ışıldı.Bu görkemini hala sürdüren mekanlardan birisi ise Gommarah'idi.Bense Gommarah'da kurpiyer olarak çalışmaktayım.Burada çalışmak zordur.N.L.V'nın sex yatağı ve pis işlerin döndüğü yerdir.Benim adım Kitty.Burada bana şans şeytanı derler,bana ait masada kime istiyorsam ona kazandırır,kimle istiyorsam onla yatarım.İyi bahşiş almıştım dün gece ve kıçım acıyor olmasına rağmen yüzüm gülüyordu.Bu işin kurallarından biriydi güler yüzlü olmak.Kasa değişim vaktine 20 dakika kalmıştı.Bu günlük vardiyamın bir kısmıydı.Bir kaç el daha black jack oynattıktan sonra masayı kapatıp pulları iade ettim.Kasiyer çocuk bir kağıt uzattı.Kağıtta oda numarası yazıyordu.Makjayımı tazeleyip gittim.Kapıyı açtığımda Nero karşımdaydı.Beni kucağına oturtup viski ikram etti.Görevimden bahsetmeye başladı ve avans parayı verdi.

Ertesi sabah tahsilat yapacağım malları alacak ve gece sularında yola koyulacaktım.Şimdi ise görevim Büyük Nero'u mutlu etmekti.
Devam edecek...
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Vault -Tec
Mark of the Vampire (1935)

Sinema hayatı erken sonlandırılan Tod Browning'ın beyaz perde'de yer alacak son filmlerinden biri olan Mark of the Vampire (1935),Kadrolu diye adlandırabileceğimiz oyuncu kadrosuyla unutulmaz bir eserdir.
Sinema salonlarında ilk gösterime girdiğinde Dracula (1931)'ın tekrar yapımı olduğuna dair söylentiler çıkmış ardından Browning'ın hokus-pokus yoluyla kaybedilen filmi London after Midnight olduğu ileri sürülmüştür.
Tod Browining'ın 20'lerin sonunda başlayan korku filmleri 1935'te Mark of the Vampire ile son buluyor ve ardından da yönetmenin 1939 yılında yönettiği son filmi olan Miracles for Sales ile kariyerini noktalamak zorunda kalmış.Dönemin sansür engeline takılıp bolcana makas yiyen filmleri ile dönemin toz pembe aşk filmlerini çeken yönetmenleri arasında kötü adam konumuna düşmüştür.


Gizem/Korku tarzındaki bu atmosferik yapım tadında mizahi öğeler içermektedir.Vampir filmi olmasına karşın Bela Lugosi'nın arka planda olması ve alışıla gelmişin dışındaki senaryosu ile Mark of the Vampire unutulmaz Vampir filmlerinden biridir.
75 dakika olan film günümüze 60 dakika olarak ulaşmış,sinemada da ise vakti zamanında bu nasıl zalimlik denilerek 15 dakika küt çöpe atılarak katledilmiştir.Bu kesik 15 dakikalık kısmı yokluğunu fazlasıyla hissettirmekte.
Bela Lugosi dışında Lionel Barrymore,Lionel Atwill,Michael Visaroff dışında ilk sinema filmi ile unutulmaz olan Carroll Borland yer almakta.

Carroll Borland,Sinema dünyasından uzak bir şahıs olan Carroll Borland,Bela Lugosi'e kendi yazdığı Countess Dracula adlı romanı yollaması ile irtibata geçer.Lugosi tarafından ilk rolünü kapan Borland,Dracula'nın tiyatro versiyonunda Lucy'ı canlandırır.Bunun üzerine de Lugosi ile aralarında yakın bir ilişki doğar.
Mark of the Vampire'da canlandırığı karakter olan Luna ile akıllara hiç çıkmamacasına kazınan Borland,İleri ki yıllar da gelecek olan Evira,Morticia ve Vampira gibi karakterlerin ilk örneğidir.

Filmin konusuna şöyle bir göz attığımız da,
Sir Karell Borotyn evinde ölü bulunur ve boynundaki izden dolayı vampir idaları ortaya atılır.Kasabada daha önce böyle olaylar olduğuda iddaa edilmektedir.Köylü halk yere sarımsak çiçekleri asmaktadır.Bu esna da kasabadaki eski şato da hala yaşadığı ve vampir olduğu sanılan Kont Mora ve onun kızı Luna tarafından bu vahşi cinayetlerin işlendiği düşünülmektedir.Sir Karell Borotyn ölümü ile kızı olan Irena Borotyn büyük bir servet kalmıştır.Ölümle ilgili araştırma yapmak için gelen Müfettiş Neumann herkesi şüpheli olarak görmekte ve vampir hikayelerine inanmamaktadır.

Klasik vampir filmi gidişatına rağmen şaşırtıcı sonu ve eğlenceli yaklaşımıyla oldukça farklı bir vampir filmidir.
Tam anlamıyla klasik olan Mark of the Vampire mutlaka izlenmesi gereken bir yapıt olduğunu düşünüyorum.
Lord magius/Haribo extreme culture aittir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
B-movie,
Bela Lugosi,
Film analizleri,
Korku Filmleri,
Lionel Barrymore,
Tod Browning,
vampir
3 Ocak 2011 Pazartesi
Vault-Tec Gururla sunar
Merhaba ExtremeHaribo Okuyucuları

Yeni yılda,yeni bir etiket ile karşınızdayız.Vault-Tec adlı başlıkta,Nükleer savaş sonrası yaşama dair,Fallout'un kurgusundan yola çıkarak tarafımızca yazılan hikayeleri yayımlayacağız.
Haftalık ya da 15 günde bir olarak yayımlanacak olan hikayeler mini diziler halinde olacaktır.2077'de meydana gelen büyük savaşın ardında kalan ıssız toprakları bu hikayelerle hep birlikte yaşayacağız.

Haftalık Hikayeler salı günleri,15 günlükler ise perşembe günleri Extremeharibo sayfalarında yer alacak.
Devamını okuyun...>>

Yeni yılda,yeni bir etiket ile karşınızdayız.Vault-Tec adlı başlıkta,Nükleer savaş sonrası yaşama dair,Fallout'un kurgusundan yola çıkarak tarafımızca yazılan hikayeleri yayımlayacağız.
Haftalık ya da 15 günde bir olarak yayımlanacak olan hikayeler mini diziler halinde olacaktır.2077'de meydana gelen büyük savaşın ardında kalan ıssız toprakları bu hikayelerle hep birlikte yaşayacağız.

Haftalık Hikayeler salı günleri,15 günlükler ise perşembe günleri Extremeharibo sayfalarında yer alacak.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Vault -Tec
1 Ocak 2011 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









