4 Mart 2010 Perşembe

Flamingo Road(1981)



80 lerin hemen başlarında abd den ithal ve dönemin pırıltılı halka inmiş en klas icadı salak kutusu tv de yayınlanan kalleşlik arkadan iş çevirme dedikodudan geberme raddesindeki senaryoları ile insanları koltuklarına zımbalamış yegane dizilerden birisidir FLAMINGO YOLU.
Image Hosting by imagefra.me
Aynen Dallas dizisinde olduğu gibi orta amerika civarlarındaki görgüsüz kro nam ı diğer redneck başka bir deyişle taşra insanlarının parayı bulup ruhlarını şeytana satarcasına çevirdikleri trajik ve acımasız entrikaların uçuştuğu bir diziydi zira o dönemin konjöktörü öyleydi.
Hoş bugün dizi diye yayınlananlarla kıyas edilmez de işin özü kirli ve boktan bir dünyanın kesitleri olduğu şüphesiz..
Bu bir de çekim tekniği ve kurgusu açısından da zor olan entrikalı bol alengirli ve sürükleyiciliği su götürmez dizilerdeki herşey bu dizi de de mevcut.



Dizi için ilgili sitede aldığımız kadro aynen şöyle:

John Beck ... Sam Curtis (37 episodes, 1981-1982)
Woody Brown ... Skipper Weldon (37 episodes, 1981-1982)
Peter Donat ... Elmo Tyson (37 episodes, 1981-1982)
Howard Duff ... Sheriff Titus Semple (37 episodes, 1981-1982)
Morgan Fairchild ... Constance Weldon Semple Carlyle (37 episodes, 1981-1982)
Mark Harmon ... Fielding Carlyle (37 episodes, 1981-1982)
Kevin McCarthy ... Claude Weldon (37 episodes, 1981-1982)
Cristina Raines ... Lane Ballou (37 episodes, 1981-1982)
Barbara Rush ... Eudora Weldon (37 episodes, 1981-1982)
Stella Stevens ... Lute-Mae Sanders (37 episodes, 1981-1982)
David Selby ... Michael Tyrone (19 episodes, 1981-1982)
Glenn Robards ... Jasper (17 episodes, 1981-1982)
Fernando Allende ... Julio Sanchez (15 episodes, 1981-1982)



Dallas daki Saddam dan beter Jr benzeri karakter de ihmal edilmemiş burada da gene pos bıyıklı hatta Jr dan da kro iyice bir pislik leş viskici ve purocu olan Şerif Tutis e bırakıyor.
Şerif mesleği gereklerinden başka her işe burnunu sokan karakter çok izleyiciye saç baş yoldurtmuştur elbette ama Carlyle karakterindeki Morgan Fairchild kadar erekte edememiştir. Çok Türk ve dünyanın envayi yerindeki ergen genç bu sarışın kedi gözlüye baktı cok hayal alemine daldı bu hiş şüphesiz gözlemdir:)
Image Hosting by imagefra.me
Image Hosting by imagefra.me

işte dizinin theme ve değişik sahneleri:




Devamını okuyun...>>

Pantera-The Art Of Shredding





Devamını okuyun...>>

Hermann Kopp - Strahlungen





Devamını okuyun...>>

3 Mart 2010 Çarşamba

THE HURT LOCKER (2009) - Trailer





Devamını okuyun...>>

Morbid Angel Konser İşleri



Where the Slime Live (Wacken 2006)



Live@Fagersta, Sweden (European Sickness Tour '91)
"Immortal Rites" + "Suffocation"



Blood on my Hands ( Live in Amsterdam 2008 )



Chapel of Ghouls (Live 1989)



Devamını okuyun...>>

The Shootist (1976)




Vahşi Batının tam anlamıyla kovboyu kim dense hiç kuşkusuz aklıma gelen isim John Wayne olur.Ömrü hayatın da aldığı roller arasında ona en çok yakışanda bu.

Kendisinin son filmi olan The Shootist (1976) kanımca Western sinemasının en etkileyici eserlerinden.Hollywood ortamlarından çıkma en büyük yönetmenlerden biri olan Don Siegle imzalı bu yapıtın senaryosu da aynı ismi taşıyan romandan uyarlanmış.

John Wayne'nın yakın arkadaşı olan James Stewart'ta bu film de yer alması ayrı bir güzel.Bu ikilinin birlikte yer aldığı oldukça güzel westren filmleri var.Bayan oyuncu olarak ta dene dönemin önemli oyuncularından olan Lauren Baccal,centilmenlere eşlik ediyor.Bir dönem Humprey Bogart dayı ile evlilik yaşıyan Baccal ilerleyen yaşına rağmen güzelliğinden bir şey kaybetmediği ortada.


Western filmlerinin uçuk şiddet yaklaşımlarına göre daha oturaklı bir hava ya sahip olan film;Roman uyarlaması olduğundan ötürü olsa gerek ayrı bir hava ya sahip.

Özetle konusu:

Yılların en meşhur silahşörü olan J.B Books yıllar sonra Nevada da ki eski kasabası olan Carcon City'e geri döner.Burada ki yakın arkadaşı Dr.Hostetler yanına ağrıları için uğrar ancak pek iyi sonuçlarla karşılaşmaz.Gölgesini görenin kemikleri titrediği J.B Books kansere yakalanmıştır.

İşin en trajik yanı ise bu filmden bir süre sonra John Wayne gırtlak kanserine yakalanıp hayatını kaybetmiştir.


Şehir de son günlerini iyi geçirmek isteyen yaşlı silahşör kimseye haber etmez ancak onu gören bir iki kişi azını sıkı tutamaz ve onun gibi nam-ı büyük bir silahşöre kafa tutmak isteyen yeni yetmeler ortaya çıkar.

Bond Rogers'ın pansiyonuna yerleşen J.B Brooks kaldığı yatakta hayata gözlerini yummak ister ancak işler istediği gibi ilerlemez.Bir gece ansızın baskına gelen 2 acemi yi keklik gibi avlar.

Bu esna da Dul pansiyon sahibi Bond Rogers ve oglu Gillom durum dan şaşkınlık duyar.Kısa zaman da Bond Rogers ile yakınlık Kuran J.B Brooks,yalnız geçirdiği hayatın son günlerini mutlu geçirmektedir.

Durumu git gide ağırlaşmaktadır.Çaresini kendi yöntemleri ile bulur.

Şehir de ki 3 azılı silahşörle yıllar önce aynı anda 30 adamı öldürdüğü metropolis adlı mekan da buluşmaya davet eder.


Son gününde hazırlıklarının tamamlar mezar taşıda hazırdır.Atını Gillom a hediye eder.Bayan Bond Rogers için bir miktar yüklü para bırakır ve otel odasından çıkıp şehre iner.

Mekana gittiğinde 3 adam onu beklemektedir.İçkisini içer ve adamlardan en genç olanı dayanamaz ve ateş eder 3'nü de kolayca öldüren J.B Books beklemediği bir an da barmen tarafından arkasından vurularak hayatı sonlanır ancak onun kanı yerde kalmaz Gillom babası gibi sevdiği J.B Books'un intikamını hemen oracıkta alır ve çıkıp gider.

Zamanın da oldukça büyük gişe hasılatına sahip olan filmin dönemimiz için de oldukça etkileyici bir havası var.Filmin seneryosu en iyi 10 western hikayesi içinde ve zamanında yazar bu kitabı ödül almış.


Western filmlerini değerlendireceğimiz bu bölüm de başlangıç olarak düşündüğüm bu film kesinlikle bu tarzı seven ya da sevmeyen herkes tarafından izlenmeli.

The man who shot Liberty Valance sevdiyseniz bunu da seveceğiniz den kuşkusuz eminim ayrıca da John Wayne fanları için yeri bambaşka olan bir filmdir.


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

Disabuse (Hol) - Master of prayer (1989)






Devamını okuyun...>>

Protector - Misanthropy (1987)






Devamını okuyun...>>

2 Mart 2010 Salı

AC/DC - Fire Your Guns [Live 1992]





Devamını okuyun...>>

Celtic Frost- Circle of the Tyrants





Devamını okuyun...>>

[REC] 2 - Trailer





Devamını okuyun...>>

Conflict: The Ungovernable Farce & The Ungovernable Force (1986)






Devamını okuyun...>>

Baby Blood (1990)



Fransız sinemasının entelektüel yönün dışın da tek tük te olsa gore ve gaddar filmlere hizmetleri ile korku sinemasının baş yapıtları arasına girmiştir.

1990 yılında Alain Robak tarafından yönetilen bu dehşetengiz filmin senaryosu Serge Cukier'a ait.Fransa ortamlarının korku sineması adına en emektar tipleri de bu film de toplanmış.Yakın zaman da Lady Blood (2008) olarak 3. çekilen film de Emmanuelle Escourrou abla gene baş göstermek.

Basit bir sirk mevzusunu en kanlı ve en uçuk hale nasıl getirilebileceği hakkında muhteşem bir ders verilmiş filmde.Basit konusu ve muhteşem efektleri insanı mest ediyor.Gizemi de yanına kar.


Sirk sahibi olan dayının hamile karısı Yanka bir gün sirke,Afrikanın derinliklerinden gelen garip bir kaplan ile mevzuları patlatıyorlar.Kaplan ertesi gün ölü bulunuyor ve o gece çiftin kavgasının ardından Yanka yenge kaçıyor.

Gaddar sirk sahibi dayı karıyı düzüp dövmekten başka bir iş kovalamadığından düşüyor peşine.

Ablanın öfkesi duruma git gide artıyor ve bir anda ilk baş rüyaları derken normal yaşantısın da ki öldürme isteği ve garipliğin nedeni ortaya çıkıyor.

Kaplanın içinden çıkan garip solucanım sı yaratık.


Bu şeytan-i nereden geldiği belli olmayan yaratık,Yanka'a hükmetmeye başlıyor.Kana açlığı artıkça,cinayetler de süre geliyor.

Abla onun için katlettikçe onun da abla olan vaatleri artıyor ancak oldukça gaddar ve ölümcül bir son ile film sonlanıyor.

Filmin en vurucu sahnelerin den biri kanımca abla ile yaratığın zihinsel seks sahnesidir.Oldukça gaddar mevzular.

Ablanın işlediği cinayetler de ise kan dan hiç kaçınmamışlar.Hele ki ablanın öle bir rüya sahnesi var ki.Oldukça Chris Barnes'ın Cannibal Corpse zamanlarına ait.


Film için de ki zaman zaman yapılan ince den feminist yaklaşımları göz ardı edersek gayet sağlam bir film.Zaten bu yaklaşımlar da çok göze sokar nitelikte değil.


90 başlarının en güzel avrupa yapıtların dan biri olan bu gaddar yapımı mutlaka izlemizi tavsiye ederim.Hem gore işler hem de gizem adına oldukça sağlam bir yapıt.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...>>

Nattefrost-Dinsadansdjeveldyrkaar!!!





Devamını okuyun...>>

1 Mart 2010 Pazartesi

Related Posts with Thumbnails