29 Kasım 2009 Pazar

Komodo Ejderi



Bilim dünyasında latinca adı "Varanus komodoensis" ile bilinen zeki kurnaz ve sert bir hayvandır.

Boyu ortalama 2-5 - 3 mt ağırlığı ise 150 kg ye ulaşabilir.

Endonezya'ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Otlak alanları tercih ederler. Komodor ejderleri iyi yüzer ve tırmanırlar ve gün boyunca aktiftirler. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Başlıca besinleri hayvan leşleridir. Aynı zamanda geyikleri ve yabandomuzu da avlarlar. Komodor ejderleri manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Salyasında çoğu tehlikeli 50'den fazla çeşit bakteri bulunur. Yemeklerinden geriye hiç bir şey bırakmazlar. Dişileri her yıl on beş civarında yumurta yaparlar. Onları yere gömüp, kuluçkaya yatarlar. Komodor ejderleri 1912 yılında Komodo adasındaki araştırmalara kadar doğal çevreleri dışında bilinmiyordu. Uzunluklarının 7 metrenin üzerine çıktığı iddia ediliyordu, fakat bilinen en büyük örnek, 3,50 metre boyunda ve 166 kg. ağırlığındadır.

Komodor Ejderi'nin ısırığında yılana benzer bir zehirin bulunur. Bu zehir kurbanlarını şoka sokar, kanın pıhtılaşmasını engeller, kan akışının hızlanmasına, böylelikle kan basıncının düşmesine ve bilincinin kapanmasına neden olur. Ayrıca Komodor Ejderi avını ısırdıktan sonra hemen yemeyebilir, avı zaten girdiği şok sonucu öleceğinden daha sonra geri dönüp beslenebilir.
Komodor ejderi, memelilerle beslenmesi ve sık sık insanlara da saldırmasıyla tanınıyor.
Aynı zamanda dişi komodor ejderlerinin içinde erkek üreme hücresi oluştaracak bir kısım bulunur ve bu kısım zor durumlarda kullanılarak dişinin kendi kendine üremesini sağlar.

( Kaynak : wikipedia.org )












Devamını okuyun...++++

28 Kasım 2009 Cumartesi

Otargos - Fuck God-Disease Process



Season of Mist etiktetli Fuck God/Disease Process albümü muhtemelen o bikac ağar kazımacı bm grubu hariç bu senenin en saldırgan kara metal albümleri arasında.

Adamlar eski tip bir soundu biraz leş haliyle elde ederek hakiki "blasphemy" kusmuş albümde ise boş şarkı yok.

Grupta pek çok lejyoner biara var olmuş şu andaki kadro ise:

Dagoth (Ulrich) - Gitar, Vokal
XXX (Alex) - Bass gitar
Astaroth - Gitar
Thyr - Davul

Çalışmadaki parçalar ise:

1.Dawn Of The Ethereal Monolith
2.La Genèse de Dieu
3.The Wall Of Galaxies
4.N-Universe
5.Pour Toi Une Renaissance
6.Four Facets Of The Tetragramaton Sinestre
7.Nullabsolut
8.Erased
9.Entropy Omega





En eski Hellraiser cı tayfadan kim kaldı? diyerek albümü ele almaya baştan değil
Four Facets Of The Tetragramaton Sinestre parçası ile başlıyoruz.
Aslında enstrümantal bir şarkı ancak cok karanlık bazı Hellraiser sahnelerinden replikler ile cehennemden bir kesiti albüme sıkıştırmış adamlar.
Çok zekice, pinhead ve gaddarlığının kara metal alemlerine de sıçramış olmasını elbette memnuniyetle karşılıyoruz, bir gün herkes Mortician ın değerini anlayacak.

Dawn Of The Ethereal Monolith albüm hakkında genel fikri veren ilk parça.
Klas bir arpejle giriyor akabinde herşey kaotik bir lav parçası izlenimi veriyor.
Sıkı kondisyon var davulcuda.

Pour Toi Une Renaissance albümün ihtişamlı parçalarından.
Muhteşem bir girişle insanı resmen tutan bir partisyon akabinde hunharca kazımalar zart diye bir yerde kesmeler filan, güzel atraksiyonlar bunlar.

Nullabsolut bu yayınlanan calısmadaki en bunalım parçalardan.
Kimi vokal kısımlar gayet tehditkar, bazı gitarlar ise süper karanlık bi atmosfer vermiş. Geneline bakınca kimi yavaş ve orta tempo partisyonlarına rağmen bu albümdeki en fevri parçalardan birisi..

Entropy Omega hem albümün kapanış şarkısı hem de en cenaze atmosferli parça her II si birarada cok iç karartıcı olabiliyor..
Ama seri calğımız albümü gene seri kazıyarak bitirelim, yasası burada da geçerli neticede biyerlerde dinamitleri patlatmasını da bilmiş elemanlar.

Parçalara ve elemanlara göz atabilmeniz için MySpace adresi:
http://www.myspace.com/otargos








Devamını okuyun...++++

27 Kasım 2009 Cuma

Night With Metallica



* Creeping Death



* The Four Horsemen



* Whiplash



* Master Of Puppets



* Fade to Black



* Through the Never



* The God That Failed



* Of Wolf And Man(S&M)



* One



* For Whom the Bell Tolls (music video)



* Harvester Of Sorrow (Live in Moscow '91)



* Dyers Eve



* Trapped Under Ice



* Phantom Lord



* Last Caress/Green Hell



* The Ecstasy Of Gold - CREEPING DEATH (Live@Istanbul 2008)



* Master Of Puppets (Live@Istanbul 2008)



* Nothing Else Matters (Live@Istanbul 2008)



Devamını okuyun...++++

KickBoxer



Jean-Claude Van Damme en az BLOODSPORT filminde olduğu kadar bu gece yazıp sizinle paylaşacağımız KICKBOXER ile de halivud sinemasında kendine ait pastaya sahip itiş kakış filmlerindeki kariyerine bir sağlam tuğla eklemesini bilmiştir.
Extra hiç birşey yok herşeyden önce filmde ancak coğu ergen ve daha ileride de bu işleri kovalamayı tercih etmişlerin en cok tav olduğu şeyleri yani "intikam - hırsla bir işe asılma - irade gösterme ve doğrudan şaşmama" hususlarını irdeleyerek bile 10 üzerinden en az 5 alacak bir iş cıkartmış kendisi.

Hemen kardroyu yazalım:

Yönetmen: Mark DiSalle & David Worth
Oyuncular,

Jean-Claude Van Damme...Kurt Sloane (as Jean Claude Van Damme)
Dennis Alexio...Eric Sloane
Dennis Chan ...Xian Chow
Michel Qissi...Tong Po (as Tong Po)
Haskell V. Anderson III...Winston Taylor (as Haskell Anderson)
Rochelle Ashana ...Mylee
Ka Ting Lee... Freddy Li (as Steve Lee)

Konusuna gelince,
efendim Kurt ( J.C.V.D.)ve ağabeyi Eric, seneler sonra biaraya gelmiş ve bir sportif amaç için hem birbirlerine destek olan hem de ayrı kaldıkları yıllardaki açığı kapatmaya çalışan 2 kardeştir.
Eric baba yanında büyümüş sert bir cocukluk geçirmiş kurtuluşu ringlerde dövüşmekte bulmuştur, hırslı ve tam tabiriyle maço bir tiptir.
Kurt ise ana yanında büyümüştür biraz itiş kakış bilmekle beraber dans dersleri bale dersleri de almıştır yumurta gibi bir elemandır, hukuk eğitimine abanmıştır.

Şampiyon Eric in bir müsabakası ile film start alır aslında.
Eric zenziyi ringte bir temiz tepeler kafasını kırar, 2 kardeş te mutludur ancak bu mutluluk; Eric e basın toplantısında soru soran takoz bir gazetecinin bu işlerinin kalbinin Tayland ın başkentinde attığını orada safkan zalim dövüşcülerin olduğunu söylemesi ile değişir.
Acaba onda o yürek var mıdır.. Eric denenin de her abd vatandaşının kibiri ile her zaman her yerde sikletimdeki herkesi skerim.. demesi ile iki kardeş Bangkok a yollanırlar.

Burada işler değişiktir, kurallar da değişiktir.
Diz dirsek kafa atma adamı koltuk altına kıstırıp kaburgaları kırılana değin dizle vurmak serbesttir ve adamlar uzak doğunun her leşliğini barındırmaktadır..
Kurt maça çıkmaması hususunda ağabeyini uyarsa da adam kaşınmıştır, ringe cıkar.
Ringte ise kendisini o yörelerin ünlü yenilmez şampiyonu ve artık halk kahramanı haline gelmiş TANG PO beklemektedir..

Tang Po, dövüşmekten başka bişeyden hattı zathında çakozlamayan ilkel ve güdüsel bir dövüş makinesidir, asosyaldir, antremanları büyük beton blokların üzerinde çalışarak halleden bir tiptir.
Tahmin edildiği üzre Eric i nakavt etmekle kalsa iyi, üstelik bir de felç eder..
Adamın hayatı kaymıştır ama Kurt herifi intikam peşine düşmüştür.
Normalde boyundan büyük işe kalkışarak bu Tang po denen iti indirmeye kararlıdır, olaya bir de yavşak ötesi bir zenzi asker emeklisi de dahil olur.

Ormanda asosyal ötesi bir yaşam süren bütün gün yoga ve Çin cimnastiği ile uğraşan eski şampiyonlardan bir hocaya giderler.
Adam ufak tefek tıknaz ancak seri bir tiptir yaşamı ise "disiplin" üstüne kuruludur.
Kurt u biraz nazlanarak alır ve yetiştirir. Kısa sürede ringe cıkartıp Tang po ya meydan okumasını sağlar.

Ancak cakal menejer işleri sağlama almak için müsabakadan önce tekerlekli sandalyede aciz vaziyette duran ağabey Eric i de kaçırır.

Eski usüllerle bir mağarada ellerinde cam kırıkları olduğu halde belki de ölümüne pek de kural kaidesi olmayan bir maça çıkarlar ancak o adam kacırmalı şike sayesinde 3 raund boyunca Tang Po Kurt u resmen alenen tepeler.
Herif dövüşmek bir yana cevap bile veremektedir ve de hocasının yeğeni kendinin de manitası kıza da ringdeki rakibi tarafından tecavüz edildiğini öğrendiğinde cinnetin eşiğine gelir.
Zenzi asker eskisi bazı özel yöntemlerle ağabeyi esir tutulduğu mekandan mağaraya getirir artık Kurt un önü açılmıştır.
İşte burada bu tarz filmlerin final sahneleri içinde en görkemli kareler ile Kurt un Tang Po yu nasıl tepelediğine şahit olursunuz.
Yanar döner tekmeler bazı esnetik kas sahneleri vs, hakikatli bir iş açıkası.





Ve tabii mutlu son:-)
Kurt vesikalık cektiremeyecek bir suratla üstü başı parçalanmış olduğu halde bile mutludur zira ağabeyinin kanını yerde bırakmamıştır.
İşte fragman ve bazı önemli sahneler:





Devamını okuyun...++++

Kreator "People of the Lie"





Devamını okuyun...++++

26 Kasım 2009 Perşembe

Metallica- Blackened (Live@Seattle 89 )





Devamını okuyun...++++

Impaled Nazarene drumming





Devamını okuyun...++++

Pantera Live @ Ozzfest- "Cowboys from Hell"





Devamını okuyun...++++

Hasan Pulur: Bön bön bakan bir adam...

h.pulur@milliyet.com.tr

Cahit Kayra’ya eski bürokrat diyebilirsiniz; eski politikacı, eski bakan diyebilirsiniz, ama eski yazar diyemezsiniz.
Yepyeni bir yazardır, yeniliği yazarlık kıdeminden değil, yazdığı kitaplardan gelir.
Sadece üslup değil, tarz bile onun yeniliğini gösterir.

Sayın Kayra birkaç gündür rahatsız, önemli bir şey yok ama acı çekiyor. Her ne kadar “Kendi düşen ağlamaz” derlerse de Sayın Kayra’nın canı çok acıyor, kaburga kemiklerinde zedelenme var, geceleri doğru dürüst uyuyamıyor.
* * *
Bir de “Bay Bön” diye biri musallat oldu.
Gecenin o saatinde birini bulup konuşmak iyi ama...
Bunu bir de Cahit Kayra’ya sorun...
Anlatıyor...
* * *
Diyorsun ki:
Ergenekon diye bir mahkeme kurdular, profesörleri, gazetecileri, bürokratları, rektörleri, içeride tutuyorlar, ne yargılayıp ceza veriyorlar, ne de serbest bırakıyorlar.
Adam Cahit Kayra’nın dediklerini dinliyor, sonra bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Kendilerine karşıt olan, yandaş olmayan herkesin telefonları dinliyorlar. İstanbul’da Başsavcı’nın telefonunu bile dinlemişler!
Adamın hiç sesi çıkmıyor, bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Sahte belgeler düzenleyip, askerleri lekelemek için yazıyorlar.
Adam yine bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Türkiye’de kadınların yarısı okuma, yazma bilmiyor, beş yüz bin kız okula gitmiyor.
Kılı bile kıpırdamıyor, bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Amaçları 80 yıldır yıkamadıkları cumhuriyet ilkelerini sulandırmak.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Sanayi bitti, tarım çöktü, Türkiye yiyecek ve hayvan ithal ediyor.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Başıboş ithalat yerli sanayiyi öldürüyor.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Geçen yıllarda dışarıdan borç aldılar, içerideki üretici sanayi kurumlarını haraç mezat sattılar. Aldıkları parayı har vurup harman savurdular.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Nüfusumuz artıyor. Üretimimiz artmıyor. Gelirimiz artmıyor. Memurun, işçinin, esnafın geliri azaldı. Yeni yetişen çocuklara okul yapılmıyor.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Bütçede geçen yıl 6 milyar, bu yıl 43 milyar açık.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Dış politikada aldatmaca sürüyor. AB ile ilişkilerimiz yürümeyecek, bunu herkes anlıyor. Ama biz ABD istedi diye Türkiye’den toprak isteyen Ermenilerle dost olmaya çalışıyor ve kardeşimiz olan Azerbaycan’ı küstürüyoruz. Azerbaycan da kızıp gönderdiği doğalgazın fiyatını üç katına çıkarıyor. Sen de bunu ödüyorsun.
Bön bön bakıyor.
* * *
Diyorsun ki:
Bön bön bakıyorsun. Anlattıklarımı anlamıyorsun değil mi?
Yine bön bön bakıyor.
* * *
Anlayacağınız, Sayın Kayra’nın başı dertte, bir taraftan kaburga ağrısı, bir taraftan da her gece karşısına dikilen “Bay Bön!”...
Geçen gece de karşısına Aziz Nesin dikilmez mi?
Sahi Aziz Nesin ne demişti?

Bir aptallık oranı vermişti de yer yerinden oynamıştı...


Devamını okuyun...++++

Dale Cavese













Devamını okuyun...++++

Billy Taylor and the Teardrops-Wombie zombie





Devamını okuyun...++++

Arch Enemy@DownLoad Festival




*Dead Eyes See No Future



*Dead Bury Their Dead



*We Will Rise



*Nemesis



Devamını okuyun...++++

The Prodigy - Breathe





Devamını okuyun...++++

Shakira - Ojos Asi





Devamını okuyun...++++

Clubber Hacı





Devamını okuyun...++++

25 Kasım 2009 Çarşamba

Zombie Art





















Devamını okuyun...++++

Autopsy - Pagan Saviour



Autopsy - Live@Milwaukee 12-02-89


Devamını okuyun...++++

Pantera - Death Rattle





Devamını okuyun...++++

Kerata şimdiden sahneye hazır





Devamını okuyun...++++

24 Kasım 2009 Salı

Grup Heyra






Devamını okuyun...++++

Yılmaz Özdil: İzmir’de n’oluyor?

yozdil@hurriyet.com.tr

Malum arkadaşlara oy vermiyorlar diye “gâvur” demişlerdi, şimdi de, malum arkadaşları kovaladılar filan diye “faşist” diyorlar...

*
Gâvur faşist yani!

*

E üç gün önce savaş gemisiyle gelen Amerikalı askerlere de yumurta attılar İzmir’de... Conilere yumurta atanlar da, “gâvur” ve “faşist” miydi? Yoksa “komünist” midir İzmir?

*

“Etnik gömlek” de giydiremezsin İzmir’e; 81 vilayetin, 81’inden de vatandaş yaşar orada... Bitlisli, Hakkârili, Diyarbakırlı, detaya girmeyeyim, 122 bin Mardin doğumlu yaşar mesela İzmir’de, biri benim Girit’ten savrulan anam... PKK’nın koyduğu bomba hariç, herhangi bir İzmirlinin Kürt, Alevi, Musevi, İtalyan olduğu için burnunun kanadığını görmedim.

*

Milletvekilleri desen, çoğu Egeli bile değildir; Erzurumlu, Ankaralı, Elazığlı, Bursalı, Gümüşhaneli, Mardinli, Erzincanlı, Malatyalı, Konyalı, Kayserili, İstanbullu, Diyarbakırlıdır... Büyükşehir Başkanı, Tokatlıdır.

*

Yani? Anlatayım...

*

Sene, 1954.

Türkiye’de genel seçimi hangi parti kazandı? Demokrat Parti... İzmir’de kim kazandı? Demokrat Parti... Var mı bir anormallik? Yok.

*

1957... Aynı.

*

1961.

Darbe oldu, Türkiye’de genel seçimi silme CHP kazandı...

İzmir’in galibi kim?

Adalet Partisi!

*

Bugün “darbeci” diye suçlanan İzmir, “darbeye karşı duran” şehirdi...

Teslim olmamıştı.

*

Sapma olmuştu...

Örtüşmemişti Türkiye’yle.

İşte buraya dikkat...

1965’in Türkiye genelindeki galibi kim? Adalet Partisi... İzmir, bir önceki seçimde ne dediyse, Türkiye’de de o oldu.

*

1969, Türkiye AP.

İzmir AP.

1973, Türkiye CHP.

İzmir CHP.

1977, Türkiye CHP.

İzmir CHP.

*

1983.

Darbe oldu, Türkiye’de genel seçimi silme ANAP kazandı... İzmir’de? Halkçı Parti!

*

Sapma olmuştu gene...

Ve, bu sapmanın İzmir için “özel bir durum”u vardı... Çünkü Turgut Özal, bir önceki seçimde İzmir’den, Milli Selamet Partisi’nden milletvekili adayı olmuştu. Türkiye, bu durumu hiç önemsemedi... İzmir ise, unutmadı, tedirgindi. Vermedi Özal’a oy... Sonradan, Özal’ın “milli görüş” çizgisinde biri olmadığı ortaya çıkınca, İzmirli rahatladı. ANAP’a da oy verdi.

*

1987, Türkiye ANAP.

İzmir’de de ANAP.

1991, Türkiye DYP.

İzmir’de de DYP.

*

1995.

Türkiye’den Refah çıktı.

İzmir’den DSP.

Sapma oldu.

Dikkat isterim...

1999, Türkiye DSP!

*

Tarih tekerrür etmiş, İzmir bir önceki seçimde ne dediyse, Türkiye’de de o olmuştu.

*

2002, Türkiye AKP.

İzmir’de CHP.

2007, Türkiye AKP.

İzmir’de CHP.

Duble sapma var.


*

Tarihimiz boyunca, ilk kez, bir sonraki seçimde İzmir’in dediği olmadı. Ama, olanı değil, olacağı gören İzmir, kararında ısrarlı... Şimdilik 2-2, demokrasi derbisi devam ediyor.

*

Demem o ki:

“Gâvur” sıfatı, yobazların kastettiği manada iltifattır İzmirliye, Levanten cennetidir, ırkçı değildir... Tablo yukarda, sağcı değildir, solcu değildir, darbeci değildir, hatta ahali tırsarken darbeye karşı durmuştur, çünkü, tatlı su demokratı değildir.

*

81 vilayetten toprağı İzmir’de yapıştıran “Atatürk çimentosu”dur... Ve, “Son günlerde n’oluyor orda” dersen, fiziki müdahaleyi tasvip etmek mümkün değil; ancak, her zamanki gibi “öngörü alarmı”nı çalıştırıyor, olacakları gösteriyor, “uyarıyor” İzmir.

Devamını okuyun...++++

Ağzımızla İçelim..





Devamını okuyun...++++

Infectious Grooves "Punk it Up"





Devamını okuyun...++++

23 Kasım 2009 Pazartesi

Son Of A Preacher Man



Dusty Springfield



Tina Turner



Joss Stone



Sarah Connor



Dalma Divertis



Jill Jack



Melanie Denard



Sherrie Austin



Dolly Parton



Natasha Hamilton



Sara Löfgren



Alesha Dixon



Reza Ningtyas Lindh



Sofie D'



Deni Hines



Bobbie Gentry



The Marvelous Wonderettes



Devamını okuyun...++++

Tufan Türenç: İşte Tayyip Bey’in Türkiye’si...

tturenc@hurriyet.com.tr

GLADYATÖR baştan aşağı zırhlara bürünmüş, kalın keskin kılıcı elinde, bütün haşmetiyle çıkmış arenaya.

Seyirciler kendisini çılgınca alkışlıyor, sevinç naraları atıyorlar.

Gladyatör ünlü kılıcını sallayarak halkı selamlıyor.

Sonra da avazı çıktığı kadar bağırarak rakiplerine meydan okuyor:

“Hani neredeler? Neden çıkamıyorlar karşıma? Bunlarda bu meydana çıkacak yürek yok, yürekkkk!

Ben bugüne kadar gelmiş geçmiş en usta ve büyük dövüşcüyüm. Karşıma çıkamazlar. İçlerinde bir tane bile yürekli yok!

Oysa rakipleri içerde muhafızlar tarafından demir kapılar arkasına kapatılmışlar.

Arenaya çıkmalarına izin verilmiyor.

Bizim Başbakan, günde beş vakit nutuk atarak, bütün televizyon ekranlarını kaplayarak tıpkı o gladyatör gibi rakiplerine meydan okuyor.

Kendisini gelmiş geçmiş en başarılı başbakan ilan ediyor, “Hepsinin yaptıklarından katbekat fazlasını yaptım” diyor.

Acaba söyledikleri doğru mu?

* * *

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici Başbakan’dan boş kalan bir kanalda bir fırsatını bulup devletin resmi rakamlarıyla iktidarın karnesini döküyor ortaya.

Son iki yılda karşılıksız çeklerde inanılmaz bir artış var. Bugün cezaevlerinde yatanların yüzde 47’si karşılıksız çekten içerde.

Bu kadar insanın hepsi dolandırıcı mı? Kuşkusuz değil.

Bunların çoğu iktidarın uyguladığı ekonomik modelin kurbanı. (Karşılıksız çek veren insan sayısı 1.5 milyon)

Protesto olan çeklerin tutarı ise 3 milyar dolar.

64 bin işyeri kapandı.

İşsizlik ise facia: Yüzde 13.4. AKP iktidarı devraldığında yüzde 10.2’ydi.

Son bir yılda 930 bin kişi işsiz kaldı. Genç işsizlerin oranı yüzde 30’a yakın.

80 yılda cumhuriyet 148 milyar dolar, AKP iktidarı ise 7 yılda 285 milyar dolar borç yaptı.

Son 7 yılda Türkiye 225 milyar dolar faiz ödedi. Bu parayla 60 tane Atatürk barajı yapılabilirdi. Oysa Erdoğan bir tek büyük baraj, santral, tesis yapmadı.

Bütçe açığı şu anda 40.3 milyar dolar. Yıl sonunda 62.3 milyar dolar olacak.

* * *

Resmi rakamların gözler önüne serdiği çok çarpıcı bir gerçek de şu:

Türkiye 1923-2003 arasında yani 80 yılda her yıl ortalama 4.7 büyüdü.

AKP iktidarında, yani yedi yılda bu rakam 3.9.

Aynı dönemde bizim gibi kalkınmakta olan ülkeler yüzde 7.2 büyüdü.

Türkiye Menderes döneminde 7.2, Özal döneminde 5.1, Demirel döneminde 6.3 büyüdü.

Başbakan’ın “Bizi teğet geçti” dediği son dünya ekonomik krizinde 2009’da Türkiye yüzde 6.5 küçüldü ve dünya rekoru kırdı.

Atatürk döneminin 1923-1029 arasında büyüme 10.3, 1923-1938 döneminde ise 1929 büyük dünya krizine rağmen büyüme 7.4.

AKP iktidarında çok vahim bir şey daha oldu.

Türkiye’nin büyük özverilerle dişinden tırnağından artırdığıyla yarattığı bütün fabrikalar, KİT’ler gibi ülkenin bütün değerleri haraç mezat satıldı.

AKP iktidarı 7 yıllık iktidarı döneminde tam 1 trilyon dolar harcadı.

Bu, il başına 10 milyar dolar demek.

Bu paralar çarçur edilmeyip yerinde harcansaydı bütün illerin fışkırması lazımdı.

Oysa Türkiye emeklilerine ayda 12.5 ile 20 lira arasında zam yaptı.

Memura, işçiye de yapılanlar bu düzeydedir.

Bu utanç vericidir.

İşte arenaya çıkıp ellerini kollarını bağlattığı rakiplerine “En büyük benim” diye meydan okuyan bizim gladyatörün Türkiye’si de böyledir.

Devamını okuyun...++++

Venom - Manitou















Devamını okuyun...++++

22 Kasım 2009 Pazar

Haftanın Sürtüğü: Rita



Bu haftanın sürtüğü, amerikalı Rita












Devamını okuyun...++++

Zombi Balık





Devamını okuyun...++++

Haftanın Sporcusu:Jürgen Brähmer

Doğum Tarihi: 1978
Menşei: Almanya
Sikleti: Hafif ağır siklet
Kilosu: 85 kg
Boy: 1.81 cm

Kariyeri:
Toplam Maç Sayısı: 36
Kazandığı maç sayısı: 34
Nakavtla kazandığı maç sayısı: 27
Kaybettiği maç sayısı: 2

Hali hazırda WBO hafif ağır sıklet dünya şampiyonudur.












Devamını okuyun...++++

Hasan Pulur: Kıssadan hisse

Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye, Hazreti Muhammed’e uzun süre direnmiş, en geç Müslüman olanlardandır.
Adamın Müslümanlığı geç ama 630’da Müslüman olmuş, on yıl sonra Hazreti Ömer, adamı Suriye Valisi yapmış...
Muaviye, Peygamber’in torunu Hazreti Ali ile hep çekişirmiş...
* * *

Muaviye’nin Suriye Valiliği sırasında Hazreti Ali de Kufe’de...
Kufeli bir tüccar, satacağı malları devesine yükleyip Şam’a varmış; biri, Kufelinin devesine sahip çıkmış:
“Bu dişi deve benimdir!”
* * *

Tartışma büyümüş, Muaviye’ye kadar varmış. Zaten Şam ile Kufe geçinemiyor, Muaviye koca bir meydanda davayı başlatmış; Şamlıya sormuş:
“Bu dişi deve kimindir?”
“Benimdir!”
Sonra cemaate sormuş:
“Bu dişi deve kimindir?”
Cemaat bir ağızdan cevap vermiş:
“Bu dişi deve Şamlınındır!”
Muaviye’de kararını açıklamış:
“Bu dişi deve Şamlınındır!”
* * *

Kufeli şaşkın şaşkın, neye uğradığını anlayamadan, Muaviye adamı yanına çağırmış:
“Bana bak, sen de ben de biliyoruz ki, bu deve dişi değil erkektir, sen Kufe’ye döndüğünde burada olanları Ali’ye anlat, de ki, Muaviye’nin adamları erkekle dişiyi, deveye değil, Muaviye’ye bakarak tespit ediyorlar.”
Kıssadan hisse...
Asırlar, yüzyıllar geçse de insanlar değişmiyor, adları Muaviye olmasa bile...
* * *

Geçen gün birini gösterdiler:
“Herifin biti bile işine yarar!”
Merak ettik, sorduk:
“Kimdir, diye sormayacağız ama, sen bu lafın nereden geldiğini bilir misin?”
Hayır, bilmiyormuş, biri söylemiş, hoşuna gitmiş...
Anlattık...
* * *

Osmanlı’nın en hırsız, en rüşvetçi Sadrazam’ı, Hırvat asıllı Rüstem Paşa’dır, öldükten sonra öyle bir serveti ortaya çıkmıştır ki, kaç çiftlik, kaç dönüm arazi, say sayabildiğin kadar... İşte bu adam, Padişah Kanuni Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’a talip olur.
Hemen dedikodu başlar:
“Rüstem Paşa cüzzamlıdır!“
Nasıl anlaşılacak?
O günkü tıbba göre, cüzzam olanda bit bulunmazmış.
Birkaç adamı Paşa’nın çevresine salmışlar, bakmışlar samur kürkün yakasında bitler dolaşıyor, demek cüzzam değil!
Halk hemen hicvetmiş:
“Olacak bir kişinin bahtı kavi, talihi yar
Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar”
“Kehle”nin bit olduğunu da söylemek gerekiyor.
Kıssadan hisse.
Her şey, her yerde işe yarar, yeter ki kullanmasını bilmeli.
Kullananların hali ortada, kullanamayanların da...
* * *
Nef’i’den ibret alsınlar.
“Ne dünyada sefa bulduk, ne ehlinden ricamız var
Ne dergâhı hüdadan maada bir ilticamız var.“
El etek öpmek, yaltaklanmak, “yandaş” olmak varken Nef’i’ye özenirseniz, “Biz Allah’tan başka kimseden korkmayız!” derseniz, akıbetiniz Nef’i gibi olur, kelle gider.
Herhalde buna da “kıssadan hisse” istemezsiniz.
Kıssası da içinde, hissesi de...


Devamını okuyun...++++

Yılmaz Özdil:Tarihimizle yüzleşmeliyiz

Pervin Par’ı paylaşamayan, delikanlı komiser Eşref Kolçak ile bıçkın kaçakçı Hayati Hamzaoğlu, kombinezonla gezinen sarışın vamp kadın Suzan Avcı’nın evinde birbirinin gırtlağını sıkarken, kapı cart diye açılır, vicdan azabıyla yanıp tutuşan karaktersiz ebe Aliye Rona, “Durunnn” diye haykırarak içeri dalar, “Siz kardeşsiniz!”



Pervin’e ilaçlı gazoz içirmeye kalkışan haysiyetsiz çapkın Önder Somer’le, bu şerefsiz komployu tezgâhlayan kumarhaneci Kenan Pars kodese tıkılırken, yıllar sonra gerçeği öğrenen iki kardeş, hasretle kucaklaşır... Tonton aşçı Necdet Tosun’la azgın hizmetçi Mürüvvet Sim, tombul yanaklarını birbirine yaslarken; şoför Nubar Terziyan’la saftirik uşak Cevat Kurtuluş mutluluktan ağlamaktadır.
*

Özledim o günleri...
Alkışlardık.
*

Ya bugün?
“Siz kardeş mardeş değilsiniz, kapışın, birbirinizin gırtlağına çökün”
diyenleri alkışlıyoruz artık.
*

İnek Şaban mesela...
Mezhebi neydi acaba?
*

Alevi miydi, Sünni miydi Ayhan Işık? Kürt müydü, Çerkez miydi dersin Sadri Alışık? “Şakayla karışık” sormuyorum bunları... Kaçımız biliyordu “hepimiz”in yüreğini sızlatan Sami Hazinses’in aslında
Ermeni kökenli olduğunu?
Hiç merak eden olur muydu?
*

Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, dört yapraklı yonca... İster türbanlı ol, ister çarşaflı, başlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları? Ömercik’e kahrolmayan Musevi, Ayşecik’e gözyaşı dökmeyen
Rum var mıydı?
*

Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, film çeviriyoruz ayaklarıyla, sinsi sinsi derin devlet propagandası mı yapıyordu? Bizans’ı haşat eden Cüneyt Arkın, yabancı düşmanı mıydı?
Karaoğlan Kartal Tibet, ırkçı mıydı?
Mirasını Mehmetçik Vakfı’na bırakan
Zeki Müren, darbeci miydi?
*

Bir millet uyanıyor... “Milli” duyguları doruğa çıkaran, efsane... Görüntü yönetmeni kim? Kriton İlyadis...
İşbirlikçi ajan mıydı yoksa?
*

Emel Sayın’la Tarık Akan’ın flörtüne sevinmeyen... Bıraktık mezhebi,
kökeni, Adile Naşit’i sevmeyen insan,
insan mıdır arkadaş?
*

“Tarihimizle yüzleşmeliyiz”
lafı pek moda ya bugünlerde...
Tarihimizle yüzleşmek için yazıyorum bu satırları... Çünkü, tarih dediğin hadise, sadece, etnik kökenlerden, mezheplerden, günü gelince kusmak için beklenen nefretlerden oluşmuyor.
*

“Ortak tarihimiz”den bir kesit var işte yukarda... Birlikte üzülen, birlikte sevinen, birlikte gülüp birlikte ağlayan bir toplum... Siyah beyazdı ama, rengârenktik aslında.
*

E haliyle merak ediyor insan...
Nasıl oldu da, elimizde patlamış mısırlarla otururken, korku filminin figüranları olduk aniden? Kim yazdı bu senaryoyu?
Kim biçti bize bu rolleri? Ve, gong çaldığında nasıl biter bu film?


Devamını okuyun...++++

Lovefield (Kısa Film)





Devamını okuyun...++++

Lebensessenz - Über die Brücke der Träume




Recorded in 25 February 2009.

Filmed by Priscilla/Rosemary Zvierzchaczewski.

This song is taken from the 10th work "Tu, deorum hominumque tyranne, Amor".

Official website:
www.myspace.com/lebensessenz
www.geocities.com/dunkelweg_prod/idw/leb.htm

You can buy these works through the e-mail:
n_schner@hotmail.com

Or, if you have no one condition to do that, you are able to download them. But be sure you're helping to keep alive my art, buying with me my works. My prices are honest and all the money will be used exclusively for Lebensessenz.




Devamını okuyun...++++

Ministry - What A Wonderful World (Louis Armstrong cover)





Devamını okuyun...++++

Şempanze deyip Geçmeyin





Devamını okuyun...++++

Dave Lombardo





Devamını okuyun...++++

Katy Perry "Hot N Cold" - YouTube Live '08





Devamını okuyun...++++

DOWN - On March The Saints





Devamını okuyun...++++

Amputated - Wading Through Rancid Offal


İngiliz işi gaddar kazıma Amputated 2009 şu son demlerinde muhteşem yeni albümleri ile boy göstermekteler.

Bristol ortamlarında 2002 den beri boy gösteren bu domuz tecavüzcüleri yeni albümlerinde bu işi daha da abarttıkları kesin.Çift yollu pig-fuck işleri yapmışlar oldukça da güzel olmuş.Bundan önceki albümlerine göre daha ciddi bir iş çıkarmışlar.


Cam gibi kayıt var.Her şey çok net ve güzel işitiliyor.Hatta bazı parçalarda sırf kros dinletiyor adama kendini.

Albüm kapakları da daha iyi hazırlanmış.Mahşer vari bir ortam var su altından ölüler harcıyorlar kızı.Nasıl olduğu önemli değil ancak kesinlikle dünyada ki en adil olaydır ölüm.

Bu domuzcu elemanlar çokta güzel introlar döşemişler parçaların başlarına hangi filmlerden olduğunu kotaramadım daha ama çözeriz.İngiliz korku işleri olduğu kesin.



Morbid Mark-Vokal
Bodybag Daryl-Gitar
Ollie-Gitar
Andy Bile-Bass
Garry-Davul


Öğrendiğime göre bu Ollie denen elemanın insanın insan anatomisi ve otopsi doktorluğu üstüne uğraşları iktisadi durumları varmış.Bu içindekilerin müziğe vurumu olduğu belli çokta tav olduğum bir muhabbet.

Baştan sona çok gaddar müzikleri bana göre öle amortiden bir işleri yok adamların ama tam gorcu işi.50 albüm yapsalar hepsi aynı kafada olur.3-5 bir şey oynar.Muhteşem işler arayanlarınız varsa uzak dursun ama kazımaya bakarım beni gerisi bağlamaz leşlik,pislik,gaddarlık olsun diyorsanız kesinlikle aradığınız şey hele ki bu sisli günlerde çok iyi gider.Pek bir karanlık yok ama hastalık bir zihniyetin bütün karanlığına sahip.


Severed Record etiketi ile yayınlanan 29 dakikalık albümde toplam 9 parça yer alıyor.

1.Slam Pig
2.Dripping Ovipositor
3.Psycho-Doctrinal Lobotomization
4.Projectile Beer Vomit
5.Repugnant Genital Deformity
6.Uterus Swollen with Festering Putrescence
7.Cunt Like a Sewer
8.Wading Through Rancid Offal
9.Regenerate the Carnifex


Slam pig,parçası kuşkusuz güzel bir ısınma ve konsere giriş olur.Bu tipler 2-3 albüm daha yapsada bu değişmez bu parça ile girerler konsere demedi demeyin.

Dripping Ovipositor,tam kesinhane işleri dönüyor.Fazladan bir şeyi yok ama riffler bıçak gibi kardeşim sarıyor adamı.


Psycho-Doctrinal Lobotomization,kesin Texas Chainsaw Massacre işleri dönüyor bu parçada.Hatta intorsun da konuşan dayının sesi aynı old man.Ağır başlangıçının ardından fena patlıyor.Heleki öyle bir yer var ki tam skor işlerine göre.

Projectile Beer Vomit,konserde tozu dumana katar.İçip içip kusturur adamı ben kusmam çok fena bir parça davular çekiç gibi.Vokalin pig-fukları bir yerden sonra adama sifon sesi gibi gelmeye başlıyor ama genede gideri var.

Uterus Swollen with Festering Putrescence,en beğendiğim parçalardan biri.Gaddar,hain,böle barut kokan bir parça.Durmaksızın kazıma hep kazıma.İnişli çıkışlı olması daha da ayrı bir hava katmış.

Cunt Like a Sewer,albümde ki favori parçam ne diyim.Lağım gibi amcık diyor adam çok tav oldum.Bu baştan sona skor parçası heleki orta yerinde öle bir ritmi var ki acayip keyfe geldim.Denedim onayladım.Çok güzel am yalanıyor göte daldırılıyor bu parçada.Ayrı bir havaya sokuyor insanı.


Regenerate The Carnifex,kapanış parçası oh dedirtiyor insana.Onlarda ağırdan hunharca almışlar işi.

Gayet katilce bir iş olmuş.Kutluyorum Amputated elemanlarını.Bir gün denk gelirsek sahne izlemekten çok zevk alıcağım kesin.Kim ne derse desin bu yolda önleri açık böle domuzcul giderler.





Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

21 Kasım 2009 Cumartesi

Necro- The Pre-Fix For Death (Instrumental)





Devamını okuyun...++++

Dağılmış kelleler











Devamını okuyun...++++

''Ada: Zombilerin Düğünü'' Geliyor !!!



Sonunda bizden de zombi filmi çıktı çıkıyor.

1970 de Ölüler konuşmaz ki nin ardından günümüz zombicilik anlayışına uygun gibi gözükmekte.
kısaca konusuna bakalım:

Birbirlerini uzun süredir tanıyan beş kişilik bir arkadaş grubu, ortak bir arkadaşlarının düğününe katılmak üzere Büyükadaya gider. Erhan, düğünü ve uzun aralıklarla bir araya gelebilen ekibin mutlu anlarını kayda alabilmek için yanında bir kamera getirmiştir ve sürekli çekim yapmaktadır. Film boyunca tüm izlenenler, bu kameraya yansıyanlardır. Düğünün ilerleyen saatlerinde davetlilere saldıran bir grup zombi, ortalığı kan gölüne çevirir.

29 ocak 2010'da vizyona girecek olan filmi merakla bekliyoruz hadi bakalım.





Devamını okuyun...++++

20 Kasım 2009 Cuma

Morbid Angel Gecesi



Morbid Angel - "God of Emptiness"


Morbid Angel - "Immortal Rites"


Morbid Angel - "Where the Slime Live" (Wacken 2006)


Morbid Angel - "Rapture"


Morbid Angel - "God of Emptiness" (Wacken 2006)


Morbid Angel - "Dawn of the Angry" (Wacken 2006)


Morbid Angel - "Summoning Redemption" (Live)


Devamını okuyun...++++

19 Kasım 2009 Perşembe

Don Shavez ve PonPon Kızları


KİMİLERİ ŞANSLI DOĞAR ..













Devamını okuyun...++++

Ozzy Osbourne - Hellraiser





Devamını okuyun...++++

Kazakistandaki Nükleer Serpinti Sonuçları





Devamını okuyun...++++

Metal Fallout





Devamını okuyun...++++

Yılmaz Özdil:Sarı Basın’dan indirimli satışlar

Otobüs yüzde 50

Takım elbise
yüzde 25

Televizyon
yüzde 6.5

Buzdolabı
yüzde 6.5

Düğün salonu yüzde 20

(Gelin hariç.)


Gömlek yüzde 10

Kravat yüzde 5

*

Nedir bu?

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, bazı firmalarla anlaşma sağlamış, sarı basın kartını gösteren gazetecilere, yukarıdaki indirimler yapılacakmış.

*

Kardeşim!

Vatandaşa buzdolabını bedavaya veriyorsunuz, gazeteciye anca yüzde 6.5 indirim yapıyorsunuz, gazeteci vatandaş değil mi? Neyi eksik, avanta için oy veren vatandaştan? Vatandaş oyunu veriyor, gidiyor... Gazeteci öyle mi? 365 gün aralıksız yalaya yalaya dillerinde pütür kalmadı çoğunun, boşuna mı yaladılar yani? Bu mudur görülen reva?

*

Zarfa koyup para veren belediye başkanı var mesela. Yandaş yazarın
eşini işe alan belediye başkanı var.
İnsan örnek alır da, utanır...
Neymiş, televizyon alana indirim yapılacakmış... Direkt televizyon dağıtan gazeteciler cemiyeti başkanı var, n’apsınlar senin indirimini?

*

Gazeteciler kendi aralarında şirketler kurup, kendi patronlarını soyuyor zaten... Elalemin patronunu neden bu işe karıştırıyorsunuz?
Herkes kendi patronunu soysun
birader! Tamam, avanta için bi daha evlenilir de... O düğün salonunun çalışanları, biz de gazeteyi yüzde 20 indirimli istiyoruz derse, ne cevap verilecek gazete patronuna?

*

Üstelik...

Kimin malını, kime indiriyorsun? Sen gazetecilerin hepsini fakir fukara mı sandın? Gazetecileri, sadece, belediye otobüsüyle evine giden, üç kuruş maaşla evini geçindirmek zorunda olan, kaynakları yazarlar tarafından sömürülen muhabirlerden mi ibaret zannediyorsun? Otelleri yazıp otellerde kalan, restoranları yazıp restoranlarda ağırlanan, bayramda-yılbaşında “Benim hediyem niye hala gelmedi” diye telefon edip hesap soran, komisyon aldığı dizileri-filmleri öven, bilet göndermeyen tiyatrocuyu yerden yere vuran, yabancı şirketlerin gezileri sayesinde THY pilotlarından fazla uçan, müdürüyle yatan, iyi yattığı için transfer olan... TIR’cı gazeteci var, hamburgerci gazeteci var, müteahhit gazeteci var, artist gazeteci var, manken gazeteci var, şeyh gazeteci var, şeyh... Adamın eteğini öpen, bir dediğini iki etmeyen cemaati var, sen hâlâ indirimli ceket filan vermeye kalkıyorsun.

*

Allah’tan gazeteci değilim... Ama yine de gazeteciler adına üzülüyor insan.

*

Bak, illa kıyak yapacaksan...
Yıllar önce benzer tartışma yaşanmış, “Gazeteciler parayı verenin düdüğünü çalan dalkavuklar mıdır” sorusu ortaya atılmış, rahmetli Reşad Ekrem Koçu da, “tarife”sini yayınlamıştı.

*

Buruna fiske vurma 20 para,
kafaya kabak vurma 20 para,
minderden yuvarlama 30 para, merdivenden yuvarlama 180 para,
kel başını tokatlama 45 para, kuyruğu dışarda kalacak şekilde fındık faresini
ağzına sokma 400 para... Üzengisi olmayan haşarı beygire bindirilip, temaşasından hoşlanılırsa 300 para.

Devamını okuyun...++++

Tom Angelripper Atış poligonunda





Devamını okuyun...++++

Midnight Roadkill (Kısa Film)





Devamını okuyun...++++

Marduk ve Ankara macerası







Devamını okuyun...++++

Dark Funeral - Angelus Exuro Pro Eternus (2009)


İsvec kara metalinin en sansasyonel grubu, hiç şüphesiz DARK FUNERAL.
Kimi lejyonerler ölümüne nefret eder gruptan, imajından ve de müziğinden kimisi ise her daim dinler ve destekler, bu ikilem coğu papazlığın da sebebi ola geldi hem bu memlekette hem de tüm dünyada.

Ama biz işe o dünyanın insanı gözüyle bakmadığımız için safi saldırganlığına ve de uzun uzuun hunhar kazımalarına tav olduk ve bunca sene dinledik DF yi o açıdan öyle cok ince eleyip sık dokumadan asıl lokal noktasına odaklanıyoruz her grupta olduğu gibi yani müziğin ta kendisine..

Grubun 5. albümü olan "Angelus Exuro Pro Eternus" biraz da şanslı bir ortama denk gelmiş yani artık adamlar kayıt işini de öğrendi şarkılarına o kendilerine özgü sound ve de altyapıyı kin ve kanla bulayarak yedirmeyi de.
Bu açıdan da düşününce davul hariç tüm diğer enstrüman ve vokalleri cok rahat ve ustaca bulduğumu belirtmem lazım.
Evet, oldukça kazık riffleri olan ve fevri bir albüm ama nedense rahat kaydedilmiş ve de dinlettiriyor kendini zira DF zaten böyle bir grup idi daha evvelki albümlerde de.



Grubun bu albümdeki kadrosu:

*Emperor Magus Caligula - vokal
*Lord Ahriman - Gitar
*Chaq Mol - Gitar
*B-Force - Bass gitar
*Dominator - Davul



Regain Records etiketli albümdeki parçalar,

1.The End of Human Race
2.The Birth of the Vampiir
3.Stigmata
4.My Funeral
5.Angelus Exuro pro Eternus
6.Demons of Five
7.Declaration of Hate
8.In My Dreams
9.My Latex Queen


Sınırlı sayıda yayınlanan bir kısım cd lerde fazladan hedaye parçalar da mevcut,
grubun peace & love festivalinde ( o fest de ne uygunmuş grubun genel içeriğine..) kaydedilmiş bir performansını dinleyebilirsiniz, setlist ise:


01. Intro
02. King Antichrist
03. Diabolis Interium
04. The Secrets of The Black Arts
05. The Arrival of Satan's Empire
06. Goddess of Sodomy
07. 666 Voices Inside
08. Vobiscum Satanas
09. Hail Murder
10. Atrum Regina
11. An Apprentice of Satan


Sayısız kara metal grubunda ve de DF de de gördüğümüz balyoz giriş parçası yasasına uyulmuş The End Of Human Race ile start alıyor albüm.
Gitarlar alışık olduğumuz DF malzemesi ile varlar şarkıda gruba 07 de dahil olan Dominator dan bu kendi yazdığı partisyonlarına bakarak çok etkilendiğimi de yazmam lazım hele de şu ilk şarkıda.
Kaligula bildiğimiz vokalleri ile arz ı endam etmiş, o da kendi çapında ve muhitinde bir imparatordur, saygımız var tabii kendisine ama ötesi pek yok.

9999 farklı lisanda şeytan ı tercüme eden DF bu kez vampir işlerine tutulmuş The Birth Of The Vampiir ise albümdeki en parıltılı kara metal şarkısı.
Başı ortası kıçı her bir saniyesi ürpertici rifflerle kaynıyor kayıt da güçlü ve profesyonelce, bikac kere üst üste dinleyebilirsiniz.

My Funeral aynı zamanda albümden biraz önceleri kliplenmiş bir şarkı.
Adı gibi cenaze kokan bişey, karamsar kötümser bezgin bir havası da var emme ben pek tutmadım. Öyle orta tempo işleri sevmediğimden değil ama bu biraz plan programlı geldi bana , "bu şarkıya cekeriz klip" denmiş kanımca..

Lan bu kadar eski bir grup hiç gerilere götürmeyecek mi bizi? derseniz Demons Of Five var elimizde, stoklarda da mevcut.
Bir röportajda ekseri şarkıları Ahriman ın hazırladığını okumuştum, zannımca zulada hep böyle malzemeleri var sıkışınca stokdan vitrini besleye biliyor.
Bunu bu şarkıda dinlemek ise pekala mümkün, grubun takipçileri 90 sonları albümlere göz atabilir.
Bunun yanında tamtamcı Dominator kurnaz ve zeki bir adam, gene kotarmış işi, tebrikler.

Tokmakçı herifler My Latex Queen gibi şehvetli ve bi o kadar klas bir şarkı ile bu albüme veda etmiş.
Caligula tüm albümde göstermediği iblisliği bu şarkıda telafi etmiş bizim "imparator" un nasıl bir yaşam türü olduğunu düşünürsek Caligula dayı da oraların imperatörü olsun ne sakıncası var :p
Ahriman gene o bildik cift seslerle işi yoluna koymuş orospusu oldu herif bu işlerin.

Grubun myspace adresi:
http://www.myspace.com/darkfuneral







Devamını okuyun...++++

La Maschera del Demonio aka Black Sunday (1960)



İtalyan korku sinemasının dahi yönetmenlerinden Mario Bava'nın Barbara Steelle'yi şan şöhrete kavuşturan bu muhteşem yapıtı;Klasik korku filmleri arasında başı çekenlerden biridir.

Time'ın yaptığı tırt ötesi yüzeysel araştırmada bile tarihin en korkunç 25 filmi sıralamasında 15.sırada yer alır bu muhteşem yapıt.Mario Bava'nın aynı zamanda ilk korku filmi olan Black Sunday atmosferi ile bizleri içine sürükler.İtalyan prodüktör Alfredo Leone'nin yapımcılığını yaptığı filmin senaryosu ise rus edebiyatçı Nikolai Gogol'un ''The Viy'' adlı kısa öyküsünden uyarlanmıştır.

Filmin baş rolünde yer alan Barbara Steele'ın performansı kesinlikle göz ardı edilemez.Günümüze baktığımız zaman bu çok bariz bir şekilde ortaya çıkmakta.Çok akıcı bir o kadar da sürükleyici senaryo'ya sahip olan Black Sunday özetle şu şekilde.


17.yy'da vampir diye anılan çirkin ve kana susamış yaratıklar ile yapılan savaşlar ve mücadeleyle geçen bir yüzyıl oldu.Sırf yeryüzü bu korku ve dehşet dolu yıllardan kurtulamasın diye babalar çocuklarını suçlayacak cesareti gösterebildiler ve kardeş kardeşleri.Lakin lanetlileri öldürmeden önce insanlık kutsal adaletten umudunu kesmedi ve tanrıdan yardım istediler.Kutsal adaleti görebilmek içinse kızgın demirler ile dağladılar lanetlileri.Şeytanın kırmızı ve sıcak işareti ile cezalandırıldılar....


Ve üzerinden yıllar geçti.Dr. Thomas Kruvajan ve Dr. Andre Gorobec'n Moldovya'ya yaptıkları gezi sırasında kaza canlandılar.Kan şeytan tohumlarına hayat verdi.Lanetli Vajdalar uyandı.İntikam ve kötülük için.

O tarihte bile kurguladığı sahneler ile Bol kanlı ve gaddarlıktan hiç ödün verilmemiş bir film.İtalyan korku sinemasının en başlı özellikleri yer alıyor.Çivili maske sahnesi ve benzerleri bunun en güzel göstergesi.


Türünün en güzel örneklerinden olan bu Mario Bava klasiği eş tarihli olan The City of the Dead(1960) ile aynı konseptedir.Cadıcılık,kara büyü ve tarihin karanlığından hoşlanıyorsanız kaçırmamanız gereken bir yapıt.




Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

18 Kasım 2009 Çarşamba

Bar Refaeli@Marks & Spencers Valentine’s lingerie













Devamını okuyun...++++

Taraf yazarı Helin Avşar'a SOYUNDU








Devamını okuyun...++++

17 Kasım 2009 Salı

Dünyadan - 13























Devamını okuyun...++++

Dünyadan - 12























Devamını okuyun...++++

Dünyadan - 11


















Devamını okuyun...++++

Murat Direkci vs Gago Drago (Showtime Antwerpen)





Devamını okuyun...++++

Masato dan Seçmeler





Devamını okuyun...++++

Slaughter worship






Devamını okuyun...++++

Obscene Extreme Festival 2008








Devamını okuyun...++++

16 Kasım 2009 Pazartesi

Hasan Pulur: Telefon Dinlemek..

16 Kasım Pazartesi 2009

Kim söylemişse söylemiş, “Amerika’yı yeniden keşfetmek!” diye bir deyim vardır; bilinen bir olayın ortaya çıkması ve ilk defa karşılaşıyormuş gibi, şaşırmak anlamında kullanılır.
Günlerdir, gazeteler, televizyonlar “telefon dinlenmesine” taktılar, Yargıtay dinlenmiş, İstanbul’da başsavcının telefonları dinlenmiş, o dinlenmiş, bu dinlenmiş, telefonla konuşmanın gizliliği kalmamış...
* * *
Sanırsınız ki ilk defa oluyor, ilk defa telefonların dinlendiği öğreniliyor.
Ne münasebet, bu memlekette bin yıldır telefonlar dinlenir, üstelik keyfi, mahkeme kararı olmadan...
Teknoloji bu kadar gelişmiş olmasa da, biz de kırk yıldır telefonların dinlendiğini biliriz.
* * *
Telefonla konuşurken birden ses tonu değişir, anlarız ki devreye giren var, arada uyarırdık da:
“Aradan çık, ayıp oluyor!”
Ya “tık” diye çıkar ya da devam ederdi, biz de dinlendiğimizi bile bile ya konuşur, ya da kapatırdık.
Diyeceğimiz, yeni bir marifet değil!
1960’lı yıllarda, Demirel’in sanırız ilk İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sukan ağzından kaçırmıştı: “solcuların, nefeslerini bile dinlediklerini” söylemişti de lakabı “zehir hafiye”ye çıkmıştı... “Zehir hafiye” bir ara işi iyice büyütüp, Meclis’teki bazı milletvekillerinin dolaplarını da aratınca, rahmetli İsmet Paşa öyle bir laf etmişti ki:
“Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz!”
* * *
En çok dinlenen telefonlar gazete ve gazeteci telefonlarıydı herhalde...
1960’ın başı, “27 Mayıs” geldi gelecek eli kulağında, rahmetli Nezih Demirkent, “Yeni Sabah”ın spor müdürü, İzmir’deki “Demokrat İzmir” gazetesinin İstanbul temsilciliğini almış, spor haberlerini o verecek, biz de o tarihte de “Milliyet”teyiz, akşamları haberleri telefonla İzmir’e yazdırıyoruz. Genellikle “Demokrat İzmir”in hoşuna gidecek haberleri, gazete muhalif ya!
* * *
Bir gün bir şaka yapalım dedik.
Öyle bir haber yazalım ki, iktidardaki “Demokrat Parti” yere göğe sığmasın!
Haberi yazdık, haber ya da yorum...
“Demokrat Parti”yi ve tabii Menderes’i öve öve bitiremiyoruz, haberi alan İzmir’deki arkadaş, hayret içinde ona “Sen yaz!” diyoruz, o da yazıyor.
Akşam, yazı işleri müdürü İzmir’den aradı:
“Dalga mı geçiyorsunuz?”
Anladı ama biraz geç anladı, neyse!
* * *
Ertesi gün yazı işleri müdürü bir davette, Demokrat Parti İzmir il yöneticilerinden biriyle karşılaşmış, adam sitem etmiş:
“İstanbul muhabiriniz lehimizde haber yazıp geçiyor, onu bile kullanmıyorsunuz”
“Siz nereden biliyorsunuz?”
“Biz biliriz!”
Anlaşılan telefonu dinleyenler, kendisine müjdeyi vermişler, o da inanmış, dinleyenler de şakayı anlamamışlar.
* * *
Şimdi hukuk âleminde kıyametler kopuyor:
“Hâkim ve savcıların telefonları dinlenir mi?”
Hikâyeyi bilirsiniz... Oduncu, ormanda elindeki baltayı asırlık ağacın gövdesine indiriyormuş, ağaç başlamış ağlamaya, oduncu üzülmüş:
“Canın mı acıyor, ama ne yapayım ekmek parası, seni kesip odun yapıp satacağım, nafakamı çıkaracağım, evdekiler aç.”
Ağaç içini çekmiş:
“Canımın acıdığı filan yok, elindeki baltanın sapı benden, ona ağlıyorum!”
* * *
Telefon dinleme kararlarını kimler veriyor, o kararların altında kimlerin imzası var, baksanıza!


Devamını okuyun...++++

İyi bir Hafta sonu



''Dur!''diye haykırdı.Canı oldukça yanıyordu anlaşılan.

Köklemeye devam ettim.Bacaklarının titremesi beni hayvani bir havaya sokuyordu.Fonda çalan ''Nattefrost-Whore'' oldukça manalıydı.

-Tanrım ne yapıyorsun böle.

-Tanrın seni burada kurtaramaz güzelim.

-Her tarafım uyuştu lütfen...

-Kapa çeneni!

20-25 dakika daha sürdükten sonra küçük azını tohumlarım ile doldurmuştum.Yutmak zorunda kaldı.

Yatağa uzanıp sigara yaktım.O'da tuvaletin yolunu tuttu.Yatağa akıntıları ve sıvısı bulaşmıştı.Bunların yanına birde kan eklenmeliydi.Düşüncelerden aldığım haz tavan yapmıştı.Bir süre sonra odaya döndü ve yanıma uzandı.Kısa süren bir sessizliğin ardından:

-Şimdi ne yapacağız?

-Dışarı çıkıcam.Gelincik ile buluşabilirim.İstersen gel.

-Olur.

Birlikte evden çıktık.Taze bedeninin kokusu oldukça hoş geliyordu.Gelinciği bir kaç kere aradım ancak cevap vermiyordu.Sanırım telefonunu duymuyordu.Bizde yiyecek bir şeyler alarak eve döndük.

O mutfağın yolunu tutarken bende internete gezindim.Olaylar sapa sarıyordu.Karantina altındaki Hastane personelinden ikisi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bir şeydi peki bu?

Otopsi sonuçları aydınlatıcı olabilirdi.

Skor sonrası yemek ve ardından bir kaç bira keyfime keyif katar;kesinlikle iyi bir hafta sonu gibi duruyordu.Yemeklerin kokusu burnumu okşamaya başlamıştı bile.Gayet leziz kokulardı.

Menü'de tavuklu mantar ve pilav vardı.Ayrıca çokta güzel bir salata hazırlamıştı hatun.

Hava kararmıştı ve gece uzun olacaktı.O sofrayı hazırlarken bende garip bakkal'dan bira ve sigara almak için evden çıktım.Bakkal beni görünce yüzü asıldı.Haklıydı'da.Borcum vardı.Az bir şey ancak cebimde ki parayı ona verirsem ben nasıl içmeye devam edebilirdim ki.

On iki bira ve üç paket sigara aldım.Eve vardığım da yemeğe oturduk.Yemekler gayet güzeldi.Uzun süredir böle lezzetlisini yememiştim.Bir an boş bulunup gece tohumlarımı atmayı düşündüm bu sürtüğe.Yapmamalıydım.Yemekten sonra tekrar o işlere bakıldı.Gayet iyi muamelesi vardı.

İş sonrası bana kendinden bahsetmeye başladı.Anlattıkları umrum da değildi.Dinliyormuş gibi yapıp ard ard'a 3-5 sigara yaktım.Havamı bozmuyordum.Sabah olmasına daha vakit vardı ve ben fazlasını arzuluyordum.

Baş ucumda ki kitaplara bakarak:

-Bunlarda ne?Çok mu kitap okuyorsun?

-Ehh

-Ben kitaplardan nefret ederim.Çok sıkıcılar.

Onu dinliyormuş gibi yapmaya devam ettim.Bıkmadan kendinden ve zevklerinden bahsetme gereği duyuyordu.Bu esnada onla nasıl tanıştığım aklıma geldi.Adı Duru'du.Basit ve ucuz bir hatundu.İyi yemek yapan,muamelesi gayet yerinde,harcaması olmayan bir tipti.Etrafta ara sıra karşıma çıkıyor ve her seferinde uzun uzun kesiyordu beni.Bir gün yanıma geldi ve akşam görüşmek istediğini söyledi.Aslında aradığım tipteydi.Akşam dokuz sularında arar.Müsait olup olmadığımı sorar.Müsaitsem gelir ve o işlere bakılır ve giderdi.Bu yönünü gayet iyi buluyordum.Ancak son 2 gündür bakışlarında ki duygu yüklülük beni rahatsız etmeye başlamıştı.

Bu esnada anlattıkları bitti ve bana dönerek:

-Banyo'ya girebilir miyim?

-Keyfine bak yavrum.

Duru,banyo'ya girdiğinde ben internete şöyle bir göz attım.Saat sabah karşı dört sularıydı.Yeni bir gelişme yoktu.Anlaşılan çaresiz kalınmıştı ve işler ciddiye biniyordu.Bir gelişme olmadığını öğrendikten sonra Duru'nun yanına gittim.Banyoya girdiğimde göğüslerini sabunluyordum.Karşısına geçtim,sigaramı yaktım ve izlemeye başladım.Onu izlemek gayet zevkliydi.Sigaram bittikten sonra ıslak vücuduna dokunmaya başladım.Suyun ılıklığı taze vücudunu kestane kıvamına getirmişti adeta.Küçük oynaşmalar ardından.Sıcaklığımı hissetmişti yeniden.

Sabahın ilk ışıkları belirmeye başladı.Alaca karanlık almıştı yerini.Birer kahve içtik.Duru kıyafetlerini giyinirken,bense yatağa uzandım.Küçük kıçını bu gecelik son kez salladı bana ve o görüntü ile uykuya daldım.

Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

15 Kasım 2009 Pazar

Sasha Dith - Russian Girls (Projectone Remix)





Devamını okuyun...++++

Haftanın Sürtüğü:Tasty







Devamını okuyun...++++

Bar Refaeli *Peter Hahn 2009 Catalog Photoshoot








Devamını okuyun...++++

14 Kasım 2009 Cumartesi

Roadkill:the Last Days of John Martin(1994)



Bir çok Ed Gein'ı konu alan film izledim ancak Roadkill bambaşka bir film.1994 yılında Jim Van Bebber tarafından çekilen 15 dakikalık kısa film.Ed Gein'e dair çekilen bir çok farklı filmdeki en iyi noktaları kendi içinde barındırarak kan akışımızı hızlandırıyor demem abes kaçmaz.

Jim Van Bebber'ın İlk korku filmi olan Roadkill'de Ed Gein temel davranışlarını tek filmde toplamış.Mezar soygunculuğu,Yamyamlık,Hunharca katletme gibi.Deranged'da ki soğuk kanlığı,Henry: Portrait Of A Serial Killer'da ki psikolojik sıkışmaları ve Texas Chain Saw Massacre'de ki o kana susamışlığı 15 dakikaya sığdırmış.


Kuşkusuz Amerikan bağımsız sinemasının korku adına en iyi yapıtlarından biri bana göre.Bir çoklarınız için aslında iğrençlikten başka bir şey gibi gözükmese de bu tarz filmlerin görsel vuruculuğu ve akılda bilinç altına yerleşen sahneleri ile kanımca daha cezbedici.


Filmin kısa konusuna şöyle bir göz attığımızda.John Martin insan eti ile beslenir.Evinde bir çok dekor insan organları ve kemiklerinden yapılmıştır.Kimi zaman çaresizliğe düşse de tavrından pek taviz vermez.Bütün gün içer insan eti yer ve sonra T.V karşısında söver durur.Bir gün avlanma günü gelir arabaları bozulan genç bir çiftin arabası ile yanına yaklaşır ve onları gitmek istedikleri yere götürebileceğini söyler.Fakat işler öle yürümez.Onları kaçırıp evine götürür ve şölen eder.


Beni en çok mest eden sahneleri ise hiç kuşkusuz T.V karşında koca tabak dolusu eti yediği sahnedir.Evin duvarlarında çeşitli kemik ve organların dışında.İsmini bir türlü hatırlayamadığım işkence yöntemi ile duvarlara öldürdüğü insanların yüz derilerini yapıştırmıştır.Tabi birde öle bir kafes sahnesi var ki o daha da bir adamı şevke getiren bir görüntüdür.


Necrophagia'da filmin görüntülerinden klip yapan Jim Van Bebber diğer çalışmaları ile de gorecu adamın kalbini sökmüştür.
Kanımca muhteşem bir güne merhaba filmidir.Kahvaltı da açıp izleyin emin olabilirsiniz ki günün geri kalanı sizin için daha iyi geçecek.



Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

12 Kasım 2009 Perşembe

Kim demiş köyde disco olmaz diye





Devamını okuyun...++++

Tarih Sarkozy'yi yazıyor



'Berlin Duvarı yıkılırken oradaydım' yalanı ortaya çıkınca...
Fransa Cumhurbaşkanı Berlin Duvarı’nın yıkıldığı gün oradaydım demiş ve kendisini duvarın önünde gösteren bir fotoğrafı faceebook sayfasına eklemişti.
Bu iddia asılsız çıktı ve Sarkozy’nin duvarın yıkılmasından birkaç gün sonra Berlin’e gittiği anlaşıldı.
Fransız basını bu haberler üzerine photoshop'la hazırlanmış ve Sarkozy’yi tarihin önemli anlarında gösteren resimler hazırlayarak tiye aldı.












Devamını okuyun...++++

The Dead Weather - I Cut Like A Buffalo





Devamını okuyun...++++

AIRBOURNE - Runnin' Wild / feat. Lemmy





Devamını okuyun...++++

Down - Where I'm Going





Devamını okuyun...++++

Milking the Goatmachine - Back from the Goats


Şu metal müzik alemlerini en çok etkileyen en derinlerden sarsan artcıları da peşinden getirmekten geri kalmayan yegane hayvanı nedir, diye sorsalar coğumuz KEÇİ deriz.
Bu müzikteki keçicilik akımının tarihinde CONRAD CRONOS un liderliğindeki VENOM ve envayi çeşit kara metal / thrash metal grubu sözleri ve kapakları ile yerlerini aldı, bunun türlü türlü nedenleri var da biz o ayrıntıya burada elbette girmeyiz hala nedenini niçinini merak edeni internet sayfaları bekler.

Bir de bunu abartan herşeyi keçiciliğe vuranlar var..
Milking the Goatmachine adlı Alman grup ta tam bu sınıflandırmaya uyuyor
tesadüfe bakar mısınız.
Şarkı adlarına bakınca, haklısınız ben de makara kukara bişey.. diye düşündüm de keçinin ayağı hiç öyle değil.

Bi sefer leşş gibi ölümüne kazımışlar, pigfuck vokaller çok ama çok başarılı albümün kaydı da debut olmasına rağmen çok klas.
Bu Almanya daki mahalle grupları bile süper işlere imza atıyor teorisi sanırım doğrulanıyor zaman ise Alman metal müzik soundunun arkasında yer almaya inat ediyor.

Metal arşivine hemen göz attık bilgileri sizinle de paylaşalım, grup bu ilk albümünü
"Ansalt Records" etiketiyle çıkarmış, keçi müptezellerinin isim ve pozisyonları ise:

*Goatleeb Udder - Vokal, davul
*Goatfreed Udder - Gitar, Bass gitar

Bunlar, esas kadro bir de bunların konserlerde işbirlikçileri var,

Tony Goatana - Gitar
J.A. Hornlicker - Bass gitar


Albümdeki başarılı şarkılar ise

1.March Into Shed
2.A Tale of Slaughtering
3.Surf Goataragua (Sacred Reich Cover)
4.Sour Milk Boogie
5.Goats Got No Clits
6.Rise of the Wise Goat
7.Bingo Bongo - I Don't Want to Leave the Congo
8.Eaten Blessed Scum
9.Goat Thrower
10.Feed the Goat
11.Wasting Away (Nailbomb Cover)
12.The Last Unigoat
13.Born, Lost and Captured
14.Back from the Goats


Albüm bir filmden alınan intro ile start alıyor akabinde giren March Into Shed ile çakk gaz bir ortama giriyorsunuz.
Adamlar kanal kayıtta sahtekarlık harici her imkanı süper bir zeka ile kullanmış böyle taş gibi klas ve başarılı bir sound bulmuşlar. Parça da güzel biraz thrash ile soslanmış hayvansal ölümcül metal aralara öyle kazımalar sıkıştırmalar pigfuck vokallerle de ortaya cıkan sentez muhteşem.

Amerikan thrash metal klasiği Sacred Reich parçası olan Surf Nicaragua olmuş bu kez bu grubun ellerinde Surf Goataragua.
Şarkı da fazladan bir gaz var sadece adını değişmekle yetinmemişler.. SR asla şu şekilde kazımayı düsünmemiştir kanımca.

Goats Got No Clits albümdeki bir diğer favori şarkılardan.
Elemanlar biraz gizemli de bugüne değin başka bir grupta yer almamışlarsa eğer iyi bok yemişler sırf şu şarkıda bile sağlam tipler oldukları aşikar.
Özellikle davulcu ve vokalist keçimizin performansı muhteşem.

Bingo Bongo - I Don't Want To Leave The Congo, çok enteresan bir şarkı.
Öyle yamyamlardan bir demet sunan introsu var akabinde slam brutal bir giriş.
Zeki adamlar tabii hemen öyle araya pigfuckları sokuşturup kazımalar, bir takım cinnetsel hızlara çıkmalar bişeyler bişeyler..
Çok seviyorum böyle süprizleri.
Keçi davulcuyu bir de konserde izlemek isterdim.

Goat Thrower dan elemanların İngiliz savaş makinesi BOLT THROWER fanı olduklarını da düşünebiliriz. Öyle şarkı başında dizel traktör motoru soundlu bass gitar atraksiyonlarını da jo Bench e selam çakma gibi yorumlarsanız hayrımıza olur.
Aksi halde kolpalık yapıp bok atanların ayaklarını kesiklerle zedeleyip bol tuza bandırıp keçiye yalatmakla tehdit etmeleri söz konusuymuş bu elemanların:p

Sepultura ve Fudge Tunnel elemanları + bikac daha babanın yer aldığı tek albüm tek de konser albümü ile misyonunu bitirmiş ve arşivin tozlu raflarına kaldırılmış hala da adından tek tük sözettiren NAILBOMB un Wasting Away ini yorumlamak ta kurnazca.
Gene geçişlerde pigfucklar enfes, davulcunun orj Igor olduğunu düşünürsek bu keçi davulcu da hakkını vermiş helal olsun.

Albüme adını da veren Back From The Goats gırtlaklayıp boğarcasına kazıyan bir o kadar da gaddar bir şarkı.
Özellikle bikac aksak tıksak part cok başarılı vokalistin extra cabaları için kara tekelerin baronluğunu öneriyorum kendisine.

Şimdi doğaldır merak ettiniz ne menem herifler bunlar deyyu, aha MySpace linki:

http://www.myspace.com/milkingthegoatmachine

(*Keçi sütü anne sütüne en yakın besleyicilik değeri olan süttür aynı zamanda..)






Devamını okuyun...++++

11 Kasım 2009 Çarşamba

Duane Eddy - Ghost Riders In The Sky





Devamını okuyun...++++

Hayseed Dixie - Ace of Spades(Motorhead Worship)





Devamını okuyun...++++

Meksikalı Kızın Gaddar sonu







Devamını okuyun...++++

Real Zombie Dogs (1940)


1940 yılında sovyet bilim adamlarının köpeklerin üzerinde yaptığı araştırmalar.





Devamını okuyun...++++

10 Kasım 2009 Salı

Nirvana 2002 Re-union










Devamını okuyun...++++

Repulsion live














Devamını okuyun...++++

İhsan Oktay Anar-Puslu Kıtalar Atlası



Dünya bir düştür, ah evet dünya! dünya bir masaldır
.


Lisans, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yaptı. Halen aynı okulda öğretim üyeliği yapmaktadır.

Türk edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en büyük isimlerdendir.Her bir kitabının çok uzun araştırmalardan sonra yazıldığı içerdikleri ağır tarihi bilgi ile göze çarpar.Eserleri pek çok küçük hikâye etrafında örülmüş büyük bir roman biçimindedir.

Yazın biçim göndermeler içerir. Kabaca bir kaç örnek vermek gerekirse Amat'taki İsrafil adlı çocuğun gemi borazancısı olup diriliş düdüğünü çalışı islamiyette kıyamet haberi olan borazanı çalacak meleğe, alt ambar toprak altına ve mezara göndermeler ya da modellemelerdir. Bu üslup okuyucuyu hem yetiştirir, hem geliştirir.

Umberto Eco bu biçimde gelişen okuru ampirik okurdan ayırmaktadır. Her gerçek yazar aslında bu tip incelikli ve becerikli okurlar isteyecektir. Anar ise kendi okurunu kendi yaratmaktadır.

Puslu Kıtalar Atlası 20'den fazla dile çevirilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından tanıtılmıştır. Anar, 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu.


“Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu…
“Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.”
Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi:
“Dünya bir düştür. Evet, dünya..Ah! Evet, dünya bir masaldır.”


Devamını okuyun...++++

Dünyadan-X















Devamını okuyun...++++

Dünyadan-IX















Devamını okuyun...++++

Dünyadan-VIII















Devamını okuyun...++++

Dünyadan-VII
















Devamını okuyun...++++

09 Kasım 2009 Pazartesi

Futbol Stresi Öldürebilir





Devamını okuyun...++++

Haftanın Sporcusu: Andy Souwer




Hakkında:

Doğum Tarihi: 1982
Menşei: Hollanda
Lakapları: The Destroyer / Souwer Power
Boy: 1.77 cm
Kilo: 70 kg


Kariyeri:

Sikleti: Orta siklet
Shoot Boxing K-1 Dünya MAX 2009 Finalisti
K-1 Dünya MAX 2006 Finalisti
K-1 Dünya MAX 2005 & 2007 Şampiyonu


Toplam Maç Sayısı: 143
Kazandığı Maç Sayısı: 134
Nakavtla Kazandığı Maç Sayısı: 84
Kaybettiği Maç Sayısı: 8
Nakavtla Kaybettiği Maç Sayısı: 2
Beraberlik: 1















Devamını okuyun...++++

Metallica - Battery (Feat. Dave Lombardo)





Devamını okuyun...++++

Haftanın Sürtüğü:CHİ CHİ













Devamını okuyun...++++

08 Kasım 2009 Pazar

Suffocation - Liege Of Inveracity (Montreal, Canada, 2004)






Devamını okuyun...++++

ATATÜRK'ÜM. "SENİ ANLAMADIK..EZBERLEDİK."


İlkokula gelince, "Karga kovalayan Mustafa KEMAL"i ezberlemeye başladık. Onun kitap okuma alışkanlığını algılayamadık.

Ortaokula gelince, "Okuduğu okulları,savaştığı cepheleri" ezberlemeye başladık. Onun düşmanlarımızı nasıl çözdüğünü,onlara bakışını ve insanlarla nasıl iletişime girdiğini algılayamadık.

Lise'ye gelince, "Yaptığı devrimlerinin tarihlerini ve adlarını" ezberlemeye başladık. Onun bu devrimleri yapmaktaki amacını,bunları değiştirerek neyi hedeflediğini algılayamadık.
Üniversite'ye gelince yada İş Hayatına atılınca, " Sağ-sol düşünceleri altında, amaçsızca oraya buraya koşarak" gereksiz fikirleri ezberledik. Onun bizlere bırakmış olduğu büyük eseri CUMHURİYET'e bir tuğla koyamadık, bilimden uzaklaştık, tembelleştik. Bilimin ve üretkenliğin bu ülke için yararını algılayamadık.

Bir aile olunca "Ülke meselelerinden uzaklaştık, hayatın mücadelesinde "vatan"ı unuttuk, posterlerinin altına sığındık. Onun bizlere verdiği öğütleri anlamadık, hayatımıza geçiremedik.

Ölümünün üzerinden 70 yıl geçti.

Bizler hala inatla; onu ezberlemeye, mavi gözlerinin derinliklerinin içinde kaybolmaya, öğüdlerinin arasında gidip gelmeye devam ediyoruz.

O ise kendisinin algılanmasını istemişti bizlerden.

Anlaşılmasını.

"Benim görüntüme değil, fikirlerime sahip çıkın" imasıyla her defasında konuşmasına ve bizlere iyice anlayarak okumamız için NUTUK'u yazıp bırakmasına rağmen hala yabancılara kucak açıyoruz.

ATAM RAHAT UYUMUYORSUN BİLİYORUM. AMA İNAN ELİMDEN GELENİN DAHA FAZLASINI YAPMALIYIM BUNU DA BİLİYORUM. (*anonim e-posta)



Devamını okuyun...++++

07 Kasım 2009 Cumartesi

Jungle Rot - What Horrors Await


15 senedir underground death metal piyasasının en kral, en cabbar topluluklarından biri olan Jungle Rot yeni albümünü Mayıs ayında Napalm Records etiketi ile piyasaya sürdü. Amerikan old school ve groove death metal takipçilerinin vazgeçilmez gruplarındandır Jungle Rot. Ayrıca grubun ilginç bir özelliği; eğer ilk defa bu grubu dinleyip sevdiyseniz bünyedeki reaksiyona göre bir süre Jungle Rot'la yatar Jungle Rot'la kalkarsanız. Seneler önce aynısı banada olmuştu ama korkulacak bir şey yok zamanla geçiyor tabiki. Grubun kadrosuna gelicek olursak 15 sene içinde baya bir eleman değişimi olmuş ancak grubun son hali şu şekilde;

Dave Matrise - Vokal, Gitar
Geoff Bub - Gitar
James Genenz - Bass
Eric House - Davul

Albüme genel olarak baktığımızda klasik bir Jungle Rot albümü olduğunu görüyoruz. Her zamanki gibi bolca groove öğesi, breakdownlar, araya serpilmiş thrash riffleri ve tabiki gaddar vokaller bulunmakta. Grubu tanımayanlar için içeriğide tarif etmek gerekirse Bolt Thrower ve Sodom etkisi bariz var. Bolca savaş muhabbeti geçiyor şarkılarda Dave Matrise hacomuz anlattıkça anlatıyor. Yanlız bu sefer farklı olarak ekstradan kayıt daha güzel, sound daha temiz ve özellikle davul soundu şıkır şıkır olmuş.

Albümdeki şarkılar hakkında şunu söyleyebilirim; Kesinlikle boş yok ve albümde gayet güzel bir bütünlük söz konusu. O bakımdan şarkıları tek tek anlatmaya girmiycem, eğer girersem 14 şarkıyıda anlatmak zorunda kalırım. Kafa yormayan basit, akıcı ve full gaz bir albüm. Türü sevenlere her türlü taklayı attırır. Albümde bir adet Destruction coverı mevcut. Infernal Overkill albümünden Invincible Force şarkısını çalmışlar ve gayet klas olmuş. Daha önceki Slayer ve Sodom coverlarında olduğu gibi şarkı üzerinde oynamaya girmeden dümdüz çalmışlar. Bu tarz cover işini tutuyorum açıkçası şarkıya çok evrim geçirtmenin alemi yok.

Sonuç olarak Jungle Rot işte. Aynı çizgide devam eden ender gruplardan biri. Old school ve groove death metal takipçilerini tam gaz sevindirmeye devam ediyorlar. Obituary, Six Feet Under, Dying Fetus ve Grave gibi gruplardan hoşlanıyorsanız vakit kaybetmeden Jungle Rot'a bir göz atmanızda fayda var.

01. Worst Case Scenario
02. The Unstoppable
03. Straightjacket Life
04. State Of War
05. Two Faced Disgrace
06. End Of An Age
07. Speak The Truth
08. What Horrors Await
09. Nerve Gas Catastrophe
10. Braindead
11. Atrocity
12. Exit Wounds
13. Invincible Force (Destruction Cover)
14. Black Candle Mass

Grubun myspace adresi;
http://www.myspace.com/junglerot


Devamını okuyun...++++

David Guetta feat. Akon - Sexy Chick (B****s Edit)






Devamını okuyun...++++

Paris Hilton - Paris 4 President









Devamını okuyun...++++

Slayer - Disciple





Devamını okuyun...++++

Slayer - War Ensamble





Devamını okuyun...++++

Metallica - Creeping Death (Live in Seattle 1989)





Devamını okuyun...++++

Johnny Cash-Walk The Line





Devamını okuyun...++++

Ken Wright - Ghost Riders in the Sky





Devamını okuyun...++++

Osman Paşa SRT kanalında Döktürüyor..











Devamını okuyun...++++

06 Kasım 2009 Cuma

Mustafa Mutlu:Gazetelerde en fazla yer alan gerçek ‘haber!’

mmutlu@gazetevatan.com

Bu satırları okuduğunuza göre, eminim ki iyi bir gazete okurusunuz...

Size çok basit bir soru:

Son aylarda ulusalıyla, yereliyle...

Yandaşıyla, muhalifiyle, tarafsızıyla...

Renklisiyle, ciddisiyle...

Pembesiyle, karasıyla...

... bütün gazetelerde, hem de her gün en fazla yer kaplayan “haber”i biliyor musunuz?


***


“Ergenekon” diyenler...

Yanıldınız!

“İrticayla Mücadele Belgesi” diyenler, siz de...

Sakın “Açılım” demeyin, esamesi bile okunmaz sözünü ettiğim haberlerin yanında...

Spor haberleri de değil, magazin haberleri de...


***


Bütün gazetelerimizi, hem de her gün sayfa sayfa kaplayan bu “haberler”i, birinci sayfalarda göremezsiniz...

Onun dışında, gazetelerin her yerinde...

Örneğin; dünkü VATAN’ın 32 sayfalık İstanbul baskısının 7 tam sayfadan fazlası, bu “haberler”e ayrılmıştı...

Taban tabana zıt yayın politikaları izleyen Hürriyet’in, Milliyet’in, Sabah’ın, Akşam’ın, Posta’nın, Star’ın, Cumhuriyet’in, Zaman’ın iç sayfalarında da bu “haberler”den yüzlerce vardı!

***


En sert “iktidar eleştirisi” haberlerinden bile “daha sert ve muhalif” bir haber bu...

Ve öylesine “gerçek” ki, iktidarın ekonomi politikalarına övgüler düzen yandaş medya bile kaçamıyor, çarşaf çarşaf yayınlıyor...

İşin ilginci; “aleyhteki” en ufak bir habere bile tahammül edemeyen, hemen o gazeteler hakkında “boykot” çağrısında bulunan “en büyük devlet büyüğü”, bizzat “resmi devlet kuruluşu” tarafından servis edilen bu “haberler”e sesini bile çıkaramıyor!

***


Çok uzattım biliyorum:

Bu “haber...”

“İcra ilanları!”

“Servis eden” resmi devlet kuruluşu ise Basın İlan Kurumu...

“İlan” denildiğine bakmayın, hemen hepsinde hüzünlü bir “haber” gizli...

Parlak günlerden sonra gelen “çöküş”ün haberi...

Torbalı’dan Malatya’ya, Bakırköy’den Manisa’ya, Düzce’den Şırnak’a, Denizli’den Karabük’e kadar, aklınıza gelen her il ve ilçemizdeki “icra müdürlükleri”, borcunu ödeyemeyen, icralık olmuş vatandaşın nesi var, nesi yoksa hepsini açık artırmayla satıyor!

Dönüm dönüm tarla da var satılanlar arasında, uyduruk bir el ütüsü de...

Tek kişilik karyola, kullanılmış palto, bulaşık makinesi, jaluzi perde ve aklınıza gelebilecek her şey haraç-mezat gidiyor!

***


İcra daireleri, geçmişteki parlak günlerimizin hatıralarını satıyor...

İcra daireleri, geleceğimizin pembe umutlarını satıyor...

İcra daireleri, “kriz bize teğet geçecek” vaatlerini satıyor!

İcra daireleri, çözüm değil, kriz üreten siyasi yaklaşımları satıyor...

İcra daireleri...

Hem de devletin resmi kuruluşu Basın İlan Kurumu aracılığıyla kör gözleri bile açacak “gözlükler” satıyor...


***


Üşenmeyin, es geçmeyin, atlamayın...

Gazetelerdeki “gerçek haberler”i mutlaka okuyun!

Okuyun ki... Türkiye’de yaşananlardan haberiniz olsun!

****


PES!

İstanbul’da bir lokanta, çıplak kadın vücudunda “sushi” servisine başlamış...

Kadının orasına burasına konan sushi’lerden iki lokma tatmanın bedeli, 350 dolarmış!

Yani 500 TL’den fazla...

İsteyene, 3 bin 500 dolara “eve servis”de yapılacakmış!

Tek şart varmış:

O da müşterilerin 18 yaşından büyük olması!


***


Bu haber önceki akşam, 18 milyon insanın açlık sınırında yaşadığı bu ülkenin tüm televizyonlarında defalarca yayınlandı...

Ve bu yazının yazıldığı şu saate kadar hâlâ isyan çıkmadı...

Halkımızın eşsiz “sağduyusu” ile gurur duyuyorum!

*****


GÜNÜN SORUSU

Sayın “meçhul asker...” Son ihbar mektubunuzun üzerinden iki gün geçti...

Devlet size boş boş oturun diye mi maaş veriyor? Neden her gün bir mektup yazmıyorsunuz?


*****


Vergi mi benzinden benzin mi vergiden?

Petrol Sanayi Derneği, Türkiye’nin; 15 Temmuz 2009 tarihli ÖTV düzenlemesinin ardından “benzinden en çok vergi alan ülke” haline geldiğini açıklamış...

Yanılıyorlar:

Bizim ülkemizde benzinden vergi alınmıyor...

Vergi tahsilatı sırasında, eşantiyon olarak benzin veriliyor...

Yoksa; vergiye ödediğimiz para, benzine ödediğimizden yüksek olur muydu?

Devamını okuyun...++++

Youtube Ayarı


Her yerde yasak ancak biz açıyoruz.Evet,Youtube açıyoruz.Çok basit bir dns ayarı ile olay tamam.

Adım Adım anlatıcam yapan yapsın fotolar ile ugraştırmayın beni.

1.Ağ bağlantılarına gir.

2.Sizi internete bağlayan bağlantının üstüne git ve sağ tıkla ÖZELLİKLERE GİR.

3.Burda karşınıza çıkan Genel ayarlar bölümünde İnternet erişim kuralları(TCP/IP) bölümüne gir.

4.Karşına çıkan yerde ip ve dns ayarları bölümü var.

Altaki dns kısmına ilerle ve

Aşağıdaki DNS sunucu adresini kullan şıkkını tıkla.

hiç vakit kaybetmeden şu rakkamları gir.

Yeğlenen Dns sunucusu: 208.67.222.222

Diğer Dns Sunucusu: 208.67.220.220

Sonuç olarak artık bütün sansürlü sitelere girebilirsiniz hayırlı uğurlu olsun.

Devamını okuyun...++++

Yaşlı Redneck Kızarsa..





bunlar da hısım akrabaları olsa gerek ..



Devamını okuyun...++++

Wallpaper 2



Yeni wallpaperımız huzurlarınızda.



Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

Knight Rider( Nam ı Diğer Kara Şimşek)



Gene Trt nin rakipsiz olduğu hatta hükümdar olduğu dönemlerin hiç şüphesiz herkesi ekran başına çivileyen dizisi Kara Şimşek tir yani orj. adı ile KNIGHT RIDER.

Sokaklar o dizinin yayınlandığı cumartesi öğleden sonralarında boş olduğu çoğu kere bizzat gözlemlenmiştir.
Ve tabi akabinde gelen cekirdek kolayla eşlik edilen bölüm kritikleri..
Bir kac senenin böyle geçmesi, bugün bu pc ve laptop zımbırtıların karşısında en düşüğü 1 mgbt olan internet hızı ile gelen filmlerle saatlerini geçiren tayfaya doğaldır gülünç gelir ama o dönem öyleydi.
Kendi kendine giden, yol iz süren, yeri gelince ucan kacan, bir bölümde denizde de bikac takviyeyle giden, yeri gelince paraşütle atlayan, 2 damper tırlara kafa tutan bazen öyle geyik bile yapan spor dizaynlı önünde meşhuur sağa sola giden kırmızı ışıkları ile benzersiz bir yapım idi hakkını vermek lazım.


Şimdi kemik tayfayı yazalım,

David Hasselhoff ... Michael Knight
Edward Mulhare ... Devon Miles
William Daniels ... K.I.T.T.
Richard Basehart ... Narrator - Opening Titles
Patricia McPherson... Bonnie Barstow


Aslında filmin başrolünde, bir otomobil var.
Bunun yanında şöferi var ve bu otomobil ile görevde eşlik edecek bazen lojistik destek bazen de bilgi veren tipler ve de tabii söferle otonun tepelediği envayi çeşit düşman ve düşman araçları var..
Ama üstte anlattığımız otomobilin üstün özellikleri seyirciye öyle bir görsel şölen de sunardı.


Çoğu kere mermiden etkilenmezdi bikere, mayınla taşşak geçerdi pek cok rokete de dayanan bir zırhı vardı, tank mübarek.
Emme üstünde de tek bir cizik olmazdı ekseri. Bikac kere artık nazar deymesin diye midir bilinmez taklaya geldiği oldu onda da onardılar ve işleri hallettiler.






Çok cici biraz eblek surat ama mal mülk yerinde tamircileri vardı bu kit keratasının. Kızlar öle tulumlarla, frikik proleterya karışık kaputu açar ve bakımları yaparlardı.
Namussuz Kit denen 4 teker yeri geldiğinde bu kızlara kur iltifat bile yapardı. Hey gidi..





Mesela arabanın bakımı onarımı güncellemeleri, uzun yolda giden bir tır aracının icinde halledilirdi, girer cıkar ve durmaksızın yoluna devam ederdi şerefsiz.
Özel bir sistemi olduğu icin asla benzinle işi olmazdı, dolayısı ile adam yolda da kalmazdı.
Kit denen aracın bir bölümde aynen kendi benzeri ama ruhunu şeytana satmış bir versiyonu ile bikac sefer tekrarlanan mücadelesi ibret i alemdir..
İnsan oğlu şu 4 teker kadar ders veremez kolay kolay, ne edebiyat parçalamalar ve anlaşıldığı üzere
iyiliğin ve kötülüğün savaşı..

Şöfer dayı bundan başka dizi işlerinde de gördüğümüz pek cok playboy hatununu dergiye yollama işleri ile uzun seneler işgal etmiş Michael Knight karakteri ile David Hasselhoff denen aktör.
Adamda ne mimik ne bir ibretlik akılda kalıcı bir oyunculuk ne bir inandırıcılık göremedik yüzlerce bölümde ama atik,cesur, biraz kro ve amsalak, ekseri dürüst ve görevine bağlı, öyle kırmızı gömlek ve kıllar fora, üstüne deri ceket kot ve cizmeleri ile kendi çapında tarza sahip birisi idi kanımca.





Yolunu bulduğu ve ölene değin rahat yaşayacağı şüphesiz ancak biraz gerzek olduğundan ve de bunadığından kimi amerikan jet sosyete partilerinde abuk sabuk cümleler kurmakla ve de genc hatunları ile şampanyasını icmekle mesgul.
Demek bunu hakketmiş adam su 4 fantastik tekerlek ile.


İlk bölümlerde anlatılan mealen,
bu Maykıl krosu bir kaza ile henüz cömezi olduğu polislik görevinden cekilmiş ve bir ar-ge vakfının özel projesi ile üretilmiş turbo süper Kit in söförü olacaktır.
İstediği gibi ajanlık yapıp her aynasızın altından kalkamayacağı özel işleri temizleyecek ve bu konuda işi aslında otomobile yıkacaktır, tüm herşey bundan ibaret.
Ama para var destek var diziye dünya capında gideri var, hayalde sınır tanımamış envayi çeşit cambazlıkla dikkatleri cekmeyi bildi bu dizinin ekibi, olayları budur.


Bizim gibi insanlara bi anımsatma yazısı bikac da Youtube destekli anıları paylaşmak kalıyor, buyrun Kara Şimşek efsanesine:






Devamını okuyun...++++

Gelişmeler



Günler sonra güneş ışıkları odamı aydınlatıyordu.Bu durumdan pek hoşnut değildim.Kahvaltı yerine koyduğum sigara ve kahvemi alıp bilgisayarın başına oturdum.Haber sitelerine şöyle bir göz attığımda Galata mevzusu ile alakalı hiç bir gelişmeye rastlamam umduğum gibiydi.Dikkatımı çeken başka bir olaysa dün Gelinciğiın bana bahsettiği gibi İstanbul da bazı semtlerde ki hastanelerde görünen garipliklerdi.

Haber tam olarak şu şekilde metin edilmişti:

''Bu sabah 09:00 sularında eş zamanlı olarak Vakıf Gureba,Haydarpaşa numune ve Bakırköy devlet hastanelerinde,çalışan personelin garip davranışlar sergilemesi üzerine İl sağlık müdürlüğü tarafından inceleme başlatıldı.Bakırköy devlet hastanesinde yapılan inceleme sonuçlarına göre hastane personelinin sergilediği anormal davranışların kaynağına ilişkin net bir bilgeye ulaşılamadığı belirtildi.Olayların eş zamanlı yaşanması kafalarda pek çok soru işareti barındırdı.İlerilen saatlerde olaya dair sağlık bakanlığı tarafından açıklama yapılması bekleniyor.''


Gariplikler ard arda bir birini takip ediyordu.Bu haber kesinlikle Geliğin bahsettikleri ile paralel doğrultudaydı.En iyisi bakanlıktan yapılacak açıklamayı beklemekti.Biraz Final Fight oynayıp kafa dağıtmak en iyisi sanırım.Yıllar önce yakalanmıştım ben bu hastalığa.Her şey 7 yaşımda atari salonlarına gitmeye başladığımda gerçekleşti.Bundan asla kendimi alı koyamadım.Oyunu defalarca bittirmeme rağmen bildiğim sona gitmekten zevk alıyordum belki de.Bütün amaç aslında tek jetonla oyun bitirmekten ibaret.Tek jeton kavramı ve verilen iki hakkın her şeyden önemli olması.Gayet iyi ilerliyordum ancak Bay area bölümün sonlarına doğru haklarımı kaybettim.Ne yazık ki oyun bitmişti.Tekrar jeton atmak olmazdı.Bir sigara yakıp keyfini çıkardım.

Bu esnada telefon çaldı.Arayan Gelincikti.

-Söle dayı.

-NTV'yi aç sana bahsettiğim olayla ilgili mevzu var.

Telefonu kapatıp T.V ye doğru yöneldim.Ntv'yi açtığımda sağlık bakanı açıklama yapmak için basın mensuplarının karşısına çıktı.


''Değerli basın mensupları yaşanan olaylar ile ilgili son gelişmeler elimize ulaştı.Uzmanlarımızın yapmış olduğu incelemeye göre;Olay Sabah saatlerinde çeşitli hastanelerdeki personelin anormal davranışlar göstermesi ile başlamıştır.Hastane personelinde aşırı halsizlik,şuur kaybı,konuşma zorluğu ve bedenlerinde çeşitli yaralar ortaya çıktığı tespit edilmiştir.Tedaviye alınan personelde net bir sonuca varılamadı ancak bunun tespit edilemeyen bir virüsten kaynaklandığını düşünüyoruz.Halkımızın bu olaydan kaynaklı çok fazla tedirgin olmamasını rica ediyorum.Hastanelerde yatan hastaların güvenliği tamdır.Endişe uyandıran bir durum söz konusu değil.Uzmanlarımız gerekli önlemleri almıştır.Arkadaşlarımız sorunun sebebini çözebilmek için yoğun bir çalışma yürütmektedir.''


Lord magius/Haribo extreme culture aittir.

Devamını okuyun...++++

Repulsive Dissection – Cut Open The Aberration (2009)



Repulsive Dissection henüz tanışık olduğumuz bir grup keza Cut Open The Aberration ile milli olup albümlü gruplar arasında yerini alabilmiş.
Grup kaynak sitesi metal arşivinde yazdığı üzre, 2005 de kurulup 2006 da demosu ile taaruza geçmiş akabinde 2008 de bir ep ile kimilerinin allahın sktrettiği yer dediği Ukrayna da işleri yoluna koymuş ve baskıyı yoğunlaştırmış.

Şimdi de Cut Open The Aberration ile etkili şekillerle bol kazımalar ve kısmi pigfuck vokallerle yeraltı hayvansal ölümcül metal ortamlarını darbeliyor.
Elemanların durumlar ise enterasan, Japonya da yaşamını sürdüreni de İsvec ve İngiliz tipler de mevcut sanırım adamlar kazımaya and içmiş envayi çeşit yerden işleri yoluna koymuş.
Eh bu bahsi geçen elemanların isim ve pozisyonlarını yazalım o vakit,

Tom Bradfield - Vokal
Yura Kowalchuk - Gitar
Victor Prokofjevs - Bass
Fredrik Widigs - Davul




Sevared Records etiketli albümdeki parçalar,

1.Decimate
2.Mercurial Sentience
3.Septicemia
4.Genetically Deranged
5.Unjust Calumniation
6.Human Contempt
7.Selfcage
8.Distorted Existence
9.Swarmpit
10.Necessary Bloodshield
11.Martyrdom

Adamlar hattı zathında o teknik death metal dedikleri zımbırtının ta içindeler ancak albüm geneline bakınca herşey kıvamında ayarlanmış eşeğin bi tarafına su kaçırılmamış.
Bu ilk girişteki Decimate genel manasıyla bir izlenim de veriyor zaten.
Öle çatışma ortamlarından mermi sesleri tepenizden gecer bir gerilirsiniz kısa ve şık bir davul atraksiyonu ile parça girer.
Benzerleri çok var ama bir de böyle dinlenir kulak tırmalamaz.

Septicemia balyoz gibi bir şarkı.
Kanımca amerikan Disgorge a tutulan buna da yoğunlaşabilir. Pek özgün denmez ama sıkca yediğiniz halde pek bıkmadığınız bir haribo türü gibi düşünün o vakit gideri var.

Human Contempt daha bir akılda kalıcı gitarları ile şık bir şahane bir şarkı.
Zart zurt giren tek hece veya kelimelerle kendini gösteren acı cığlıklı vokaller burda daha aklı başında bir yer açmış kendine böylesi daha lezzizz.

Swarmpit da introlu bir parça.
Şu an hangi film anımsayamadım ama tanıdık bir diyalog ile hayvanlık safhasına direk geçiş yapmışlar.
Albüm kaydında davulcu eğer çaldı ise en şık partları da bence bu şarkıda, klas bir kondisyon örneği de sunuyor.
Solist olcak yezit ise gene öyle aksak tıksak hallerle meramını anlatmış bitmiyor ki mevzuları herifin..

Martyrdom böyle sağlam bir albüme cukk oturcak kapanış öküzlüğü.
Sanırım gitaris elemanın atraksiyon cinleri tepesindeymiş öle aralara zımbırtılar serpiştirdiyse de karanlık ölümcül metal riff örnekleri ile tansiyonu tavanda tutmasını bilmiş.

Buyrun elemanlarla bu MySpace adreslerinden tanışın,

http://www.myspace.com/repulsivedissection