31 Temmuz 2009 Cuma

Imprecation işleri

Imprecation-The Awakening Of Majestic Darkness







Imprecation-As Blasphemy Reigns





Devamını okuyun...++++

Ministry - Just One Fix (live Sphinctour 1996)





Devamını okuyun...++++

30 Temmuz 2009 Perşembe

Darklord - Our Father Who Art In Hell





Devamını okuyun...++++

Marduk - Baptism by fire



Marduk . Baptism by fire live form Party San Open Air 2006





Devamını okuyun...++++

Hail Of Bullets - Warsaw Rising [ep] (2009)


Bu Martin van Drunen denen şahıs ne menem ne yezit bi tiptir ?
Durdu durdu senelerdir aslında kendinden beklenen hic bir işe el atmadı
akabinde hem ASPHYX hem de HAIL OF BULLETS ile kazımacı ortamlara daldı.
Adam mideye Asphyx ile darbeyi indirip nefes keserken HAIL OF BULLETS ile de çeneye çalışıyor dengeyi altüst edip dinleyicisini yere yıkıyor. Bunu da aynı sene icinde bize yani hakiki safkan fanlarına aynı dönemlerde yollayarak ağar şike yapıyor zannımca.


Neyse o çalışıyorsa ekibi de burdan çalışır ve ortama katkısını sağlar deyyu blogumuzun "makale" ekleme aparatını açtık.
Herşeyden evvel kapak taş gibi. Adamların senelerdir cizgisi belli hiç de öyle cicek cocukları gibi sevgi saygı hoşgörü sonsuz bir barış ve huzurdan değil tam tersine yeryüzündeki saldırganlığı, savaş ve cephe ortamlarını biraz da nostaljik bir kılıfla fanlarının tepesine çakıyor bu grup.

Grubun kadrosu,

Martin van Drunen - Vokal
Paul Baayens - Gitar
Stephan Gebedi - Gitar
Theo van Eekelen - bass gitar
Ed Warby - Davul




Gene Metal Blade etiketi ile yayınlanan bu ep deki şarkılar,

1.Liberators
2.Warsaw Rising
3.Destroyer (Twisted Sister Cover)
4.Red Wolves Of Stalin
5.Nachthexen
6.The Crucial Offensive



Ep nin anatomisinden dem vurmak gerekirse baştaki 2 parça ve Twiztid sistir yorumu stüdyoda malzemesi akabindeki 3 parça ise grubun Party San Open Air zımbırtısından canlı performans kaydı.

Liberators muhteşem olmuş. Açıkcası iddialı değil ama çok ruhlu bir şarkı, girişi de klas en sonu da klas zaten grubun olayı da bu, canlı performansa bire bir giden şarkılar yapıyorlar işin büyüsü de bu sanırım.
Keltoş Ed dayı arkada Martin herifi önde ortama gaz vermesini cok iyi bilmişler diğer enstürümanlara ise buna eşlik etmek düşmüş, fazlasını da beklemiyoruz böyle gitsin herkeş razı.



Warsaw Rising ise bu ep deki bombanın tetikleyicisi bana göre.
Özellikle vokal altı ve gecisleri cok görkemli insan dm fanı olduğunu böyle durumlarda hissediyor zaten. Öyle bi araya solo serpiştirmişler bi an tarihi şaşırdım hakkatten 2009 da mıyız ???

Destroyer in orj hali itiraf ediyim pek de aklımda değil ama şu HOB haliyle daha cok Asphyx yorumu gibi duruyor. Adamlar gitmş hard rock grubundan da öle bi şarkıyı bulmuş ya, pes ...



Red Wolfs Of Stalin zaten bi evvelki albümden de sevdiğim pek cok aksam mariyaccilere meze olmuş ortamı kaosa boğabilmiş bir şarkıydı, daha evvel de tahmin ettiğim üzre canlı performansı de fenaymış bunun. Alenen kurşunlar vızıldıyor şarkıda sağa sola öyle bir barut kokusu var parçada.

Grup sağlam ep sağlam tez zamanda edinin, dinleyin isteyen meraklılarına da dinletin saygıda kusur etmeyin abuk sabuk ipe sapa gelmez işlere de girmeyin diyor XTRM HARIBO ekibi.

Grubun resmi web sitesi:

http://www.hailofbullets.com/

MySpace adresi ise,

http://www.myspace.com/hailoffuckenbullets

Devamını okuyun...++++

28 Temmuz 2009 Salı

Ronald McGore






Devamını okuyun...++++

26 Temmuz 2009 Pazar

Robert E. Howard:Solomon Kane ''Dehşetengiz Serüvenler''




Robert E. Howard, Kimmeryalı Conan ile 20. yüzyılın en muhteşem aksiyon kahramanını yarattı; ayrıca, kılıç ve sihir olarak anılmaya başlanan yeni bir tarz da yaratmış oldu. Ancak Conan, Howardın eşsiz hayal dünyasından fırlayan ilk orijinal maceracı değil."O Püritan ve Şarl karışımı, biraz eski bir filozofun ve bir hayli de bir paganın özelliklerine sahip Ruhundaki o açlık, onu her türlü haksız olayı düzeltmek, güçsüz olan her şeyi korumak amacıyla yollara düşürmüş Bir rüzgar gibi başı boş ve amansız olan bu kişi, sadece tek bir yönden hiç değişmedi: Her zaman hakkın ve doğrunun izinde gitti. İşte Solomon Kane böyle biri".


Bu kitapta toplanmış ve Gary Gianni tarafından cömertçe resimlendirilmiş olan öyküler ve şiirler, haşin ve ölümcül Püritan Solomon Kanein heyecan verici destanını oluşturuyor. Öyküler 16. yüzyıl İngilteresinden, Afrika nın balta girmemiş, beyaz insanların yüzünü görmemiş ormanlarına değin uzanan tuhaf, destansı ve garip fantezi maceralarını kapsıyor.


İşte insanın tüylerini ürperten intikamcı hayaletlere ve kana susamış iblislere, içi kötülük dolu insanlar tarafından yapılan kara büyülere karşı, bir fanatiğin inancı ve bir savaşçının vahşi yüreğiyle kasvetli bir intikamcı tek başına savaşıyor.Bu basım özel öykü fragmanları, Howardın edebiyat araştırmacısı Rusty Burke tarafından yazılmış olan biyografisini ve H. P. Lovecraftin dostu ve meslektaşı edebiyat dâhisi Howard için yazmış olduğu Howardın Anısına adlı bölümü de kapsamaktadır.



Devamını okuyun...++++

Haftanın Sürtüğü:Celina & Cristina



Şu an antalyada tatillerini sürdüren bu çek asılı güzeller bu hafta ki tahtı doldurdular.



Devamını okuyun...++++

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Cannibal Corpse - Hammer Smashed Face feat. Barnes








Devamını okuyun...++++

UNLEASHED - Before The Creation Of Time (OFFICIAL VIDEO)








Devamını okuyun...++++

Başbakan'a metalci işareti yapınca...



Unirock Festivali’ne katılan 5 genç, Başbakan’ın konvoyu geçerken ‘metalci’ işareti yapmaları yüzünden gözaltına alındı. 21 saat sorgulanan gençler, polisin gözaltındayken disko ve sanat müziği dinlettiğini söyledi ..

Milliyet'in haberine göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 18 Temmuz’da konvoyunun geçişi sırasında Unirock Festivali’ndeyken ‘metalci selamı’ yapan 5 gencin, ‘devlet büyüğüne saygısızlık’ suçu işledikleri gerekçesiyle gözaltına alındığı ortaya çıktı. Rıfat Emrah Altınyağ, Yusuf Şengül, Murat Uğurlu, İlhan Sözel ve İdil Tekin’in, 21 saat karakolda tutulduğu öğrenildi. Başbakan Erdoğan geçen cumartesi günü İstanbul’da Kongre Vadisi inşaat alanında incelemelerde bulunduktan sonra Maçka’da karşılaştığı görüntüden rahatsız olduğunu açıklamış ve ertesi gün Ankara İl Kongresi’nde “Gençliğimizin bir bölümü arasında ahlaki erozyonun olduğu bu yapılanma bizi dertlendiriyor” diye konuşmuştu.

Başbakan’ın bu eleştiriyi yöneltmesinden bir gün önce geçtiği yol üzerinde bulunan gençlerden 5’inin gözaltına alındığı ortaya çıktı.

Talimat korumalardan

Erdoğan’ın korumalarının talimatıyla gözaltına alınan biri kız 5 genç, Harbiye Polis Merkezi’nde 21 saat tutulduktan sonra Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca serbest bırakıldı.

Yusuf Şengül (28) ve internet tasarımcısı Murat Uğurlu (30) olay günü yaşadıklarını gözaltına alındıkları parkta Milliyet’e anlattı.

Yusuf Şengül, Murat Uğurlu ile bir yıldır bekledikleri Alman grubun konseri için Maçka’ya gittiklerini belirterek şunları söyledi: “Öğlen saatlerinde yer kapmak için konser alanının kapısında toplandık. Elimizde bira kutularıyla oturup bekledik. Rock şarkıcılar şarkı söylerken müziğe uyum sağlayıp hem kafa sallıyor hem de parmaklarımızla metalci işareti yapıyorduk. Bu sırada yoldan konvoy geçtiğini gördük. Ancak kimin geçtiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Konvoydaki arabaların birinin camından kafasını çıkaran bir adam ‘Ne oluyor lan’ diye bağırdı.

Biz parmaklarımızı sallamaya devam ediyorduk. 5 dakika sonra gözlüklü, siyah takım elbiseli bir adam yanında polislerle geldi. Eliyle gösterdikleri arabaya zorla bindirildik. ‘Niçin alındık?’, diye sorunca, ‘Emniyette görürsünüz’ dediler.”
“Açık alanda alkol almaktan” gözaltına alındıklarını düşünen gençler, karakolda “İdil” adlı kız arkadaşlarının başka yere götürüldüğünü söylediler.

Yusuf Şengül, “Resmi olarak ‘devlet büyüğüne saygısızlık’ suçu işlemişiz. Gülmeye başladım. Çünkü biz metalci işareti yapıyorduk. Saygısızlık yaptığım kişiyi bile görmemiştim” dedi.

‘Alın size metal’

Şengül, şöyle devam etti:

“Adli Tıp Kurumu’na götürdüler. Orada alkol testi için adam başı 10 TL istediler. Paramız olmadığını söyleyince Murat ve benim paramı polisler aralarında toplayıp verdiler. Diğerlerinin vardı. Tekrar emniyete götürülürken arabanın içinde polisler ‘Siz metalcisiniz madem, alın size metal’ deyip disko müziği açtılar.”
Şengül, İdil’in de gözaltındayken kendisine Türk sanat müziği dinletildiğini söylediğini kaydetti.

Şişli Adliyesi’nde nöbetçi savcılığa götürüldüklerini ve yaklaşık bir saat işlemlerin bitmesini bekledikten sonra savcılığa çıkarıldıklarını anlatan Şengül, şunları söyledi: “Hepimiz birden savcının önüne çıktık. Savcı, önce bize siyasi görüşlerimizi sordu. Biz de solcu olduğumuzu CHP’ye oy verdiğimizi söyledik. O da, ‘Başbakan’ı protesto hakkınız var. Ama bunların bir yasal yolu var’ dedi. Sonra, ‘Tamam sizi serbest bırakıyorum’ diye konuştu. Daha sonra çıktık. Bir saat kadar adliyede bekledikten sonra kelepçeleri çıkardılar sonra ayrıldık.”



kaynak: habertürk

Devamını okuyun...++++

24 Temmuz 2009 Cuma

Tombullar papaz olmuş








Devamını okuyun...++++

23 Temmuz 2009 Perşembe

Rockçıları mı ima etti?


ŞAKİR AYDIN İstanbul
güncellenme zamanı 22.7.2009

Cumartesi inşaat gezen Erdoğan’ın, pazar günü ‘Dün denetlemeye giderken orada gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Gerçekten üzüntü vericiydi’ demesi, ‘Yolu üzerindeki rock festivalini mi kastetti?’ sorusuna yol açtı.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Harbiye Kongre Vadisi inşaatında yaptığı gezi sırasında gördüklerini, “Dün o dediğim tesisleri denetlemeye giderken orada maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Gerçekten üzüntü vericiydi” sözleriyle ifade etmesi tepki çekti.
Erdoğan’ın ziyareti sırasında, güzergahı üzerindeki Küçükçiftlik Parkı’nda Unirock Festivali’nin yapılıyordu ve bu da “Acaba Başbakan bu festivali mi ima etti?” sorularını akıllara getirdi.

Başbakan’ın güzergâhı
Başbakan Erdoğan, Cumartesi günü saat 19.00 sıralarında Beşiktaş’daki çalışma ofisinden çıkarak 6 Ekim’de IMF toplantısına ev sahipliği yapacak olan Harbiye Kongre Vadisi inşaat alanına gitti. Erdoğan, ofisten inşaat alanına giderken Dolmabahçe Caddesi ve İnönü Stadı’nın bulunduğu Kadırgalar Caddesi’ni kullandı.
Yaklaşık 45 dakika boyunca inşaat alanını denetleyen Erdoğan, daha sonra aynı güzergahı kullanarak tekrar Beşiktaş’a döndü. Ertesi gün Ankara İl Kongresi’ne katılan Erdoğan, konuşmasının başında ziyaret ettiği Harbiye Kongre Vadisi’ni övdükten bir süre sonra şu konuşmayı yaptı:

‘Gençliğin halini gördük’
“Özellikle, görsel medyada son dönemlerde bazı programlar var ki, bir baba olarak çocuklarımızın, gençlerimizin yarını için birşeyi vurgulamak istiyorum, hiçbir medya patronu gençliğimizin ahlaki erozyonuna fırsat vermemeli, ona zemin hazırlamamalı. Yarın öyle bir bela olur ki bu bela onları da çarpar, onları da vurur. Onun için güçlü olmaya mecburuz.
Anneler, babalar, ‘Sadece okullarda bu işi çözerim’ diye düşünmeyin. Bizim de üzerimize düşen görevler var. Eğer son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak ve bunlardan dolayı üzülüyorsak, anne, baba olarak kendimizi de hesaba çekmeliyiz. ‘Acaba biz nerede yanlış, nerede hata yaptık’ bunların da üzerinde durmalıyız.
Şunu da unutmamalıyız. Dün o dediğim tesisleri denetlemeye giderken orada maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Gerçekten üzüntü vericiydi. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi dertlendiriyor. Onun için aileye sahip çıkacağız. ‘Çoluğumuz, çocuğumuz nereye giderse, gitsin’ diyemeyiz. Kendi başına bırakılan unutmayın, ya davulcuya ya zurnacıya...”

Rock festivali vardı
Bu konuşmada son dönemdeki cinayetlere işaret eden Erdoğan’ın Münevver Karabulut cinayetini kastettiği konuşuldu. Erdoğan’ın “Gençliğin halini gördük” dediği yerin neresi olduğu ise anlaşılamadı. Ancak Erdoğan’ın kongre vadisine giderken geçtiği güzergah incelendiğinde o gün o saatte Erdoğan’ın geçiş yaptığı Kadırgalar Caddesi üzerindeki Küçükçiftlik Park’ta binlerce gencin katıldığı Unirock Festivali’nin yapıldığı anlaşıldı.
Çok sayıda yerli ve yabancı rock grubunun sahne aldığı festivalde gençler doyasıya eğlendi. Erdoğan’ın da tanık olma ihtimali çok yüksek olan bu festival, akıllara “Erdoğan’ın ahlaki erozyon yorumu yapmasına rockçılar mı neden oldu?” sorusunu getirdi.
Küçükçiftlik Park yetkilileri ise müziğin evrensel bir dil olduğuna dikkat çekerek, “Söz konusu festivale sadece gençler değil, 30-40 yaş üstü birçok kişi de izledi” diye konuştu.



Başbakanlık: Özel bir yer veya mekân kastedilmedi
Başbakanlık kaynakları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Gerçekten üzüntü vericiydi. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi dertlendiriyor” sözlerine, “Yaptığı seyahatlerde edindiği izlenimleri ifade etti. Özel bir yer veya mekan kastedilmedi” diye açıklık getirdi.
Başbakanlık kaynaklarından, Erdoğan’ın bu sözlerine ilişkin yapılan açıklamada özetle şöyle denildi:
“Başbakan’ın bu amaçla yaptığı özel bir denetleme söz konusu değil. Yaptığı seyahatlerde edindiği izlenimleri ifade etti. Özel bir yer veya mekan kastedilmedi. Bir yeri denetlemek amacıyla yaptığı bir seyahat de yok, ziyaret de yok. Genel olarak son dönemde yaşanan aile içi şiddete dikkat çekmek istedi. Annesini öldüren kızlar, babalarını öldüren çocuklar birbirlerini öldüren akrabalar gibi olayların giderek artması nedeniyle aile kurumu ve aile içi şiddetin nedenlerine dikkat çekmek istedi. Nitekim bu amaçla Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na aile kurumu ve aile içi şiddet konusunda üniversiteler ile birlikte bir araştırma yapılması talimatı verdi. Bu tür sorunların nedenlerinin ortaya çıkarılmasını istedi. Şu anda böyle bir çalışma yürütülüyor. Bunun sonuçları da kamuoyuyla paylaşılacak.”

ANKARA Milliyet


Devamını okuyun...++++

Bekir Coşkun: Rock çocukları...

bcoskun@hurriyet.com.tr







ŞARKILAR söylüyorlar...

Şarkılar onlar için ekmek-hava-su gibi...

Bir konser öncesi, sabahın ayazında, montlarına sarılmış, ıslak çimenlerin üzerine kıvranmış uyurken görmüştüm onları.

“Neyi bekliyorlar?..”

“Şarkıları...”

Çoğu birkaç dil biliyor. Her şeyi tartışmaya hazırlar. Dünyanın tümünü kendilerinin kabul ediyorlar. Onlar için ırk-dil-din ayrımı yok...

Çevre savaşçıları, küresel emperyalizme karşı duranlar, savaşlara “hayır” diyenler de onlardan çıkıyor...

Kirli dünyaya itirazları var...

Ve özgürler...

*

Küçükçiftlik Parkı’nda yerli-yabancı grupların katıldığı Unirock Festivali vardı. İşte Başbakan Harbiye’ye geçerken onları gördü.

Çocuklar dans ederek şarkılarını söylüyorlardı.

O an içinden belki “Fesuphanallah...” dedi Başbakan...

Arabanın siyah camının arkasından, gözlerini kısarak, dolma saran tavşan görmüş gibi şaşkınlıkla baktı onlara.

Nitekim ilk konuşmasında “...Giderken maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Üzüntü vericiydi. Böyle sınırsız-kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi dertlendiriyor” dedi...

Ne yaptı ki çocuklar?..

Babalarının iktidarında tavuk yemi ithalatı işine mi girdiler?..

Büyük çarşıların önünü bedava kapatarak haşlanmış mısır ticareti mi yapıyorlar, babalarının adını sermaye yaparak?..

Baba dostunun bursu ile okuyup, bir anda mücevherat şirketi sahibi olma olanakları da yok...

Gemicik hayalleri de olamaz...

*

Onlar şarkılarını söylüyorlar...

Niye bu kadarcık haklarını “ahlaki erozyon” sayıp, ayıplayıp, sonra da oturup dertleneceksiniz?.. Şarkı söylüyorlar, şarkı...

Cennet kadar güzel, ama yağmalanmış-çalınmış bir ülkede doğdular... Onları bekleyen kötü yaşamlara, bunalımlara, işsizliklere, haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı, şarkı söyleyerek yürüyorlar.

Sadece şarkıları var...

Devamını okuyun...++++

Taksimin delisi












Devamını okuyun...++++

Onkel Tom Angelripper - Es gibt kein Bier auf Hawaii




Tom amca eğlendiriyor, demleniyor,biz de her daim dinliyoruz..



Devamını okuyun...++++

22 Temmuz 2009 Çarşamba

The Bride Vs Elle Driver








Devamını okuyun...++++

The Bride Vs Gogo








Devamını okuyun...++++

Yetmedi ..


YORUMSUZ ...



Devamını okuyun...++++

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Fallen Christ - Abduction Ritual(1996)


Abd tüm dünyaya her türlü zeminde eziyetini siyaset ortamında yapa dursun bu kazımacı dm gc vs grupları da kendi dönem ve belki de işeyerek sınırlarını cizdikleri alanlarda eziyete hunharca devam ediyor.
Bu memlekette yaşamanın götürüsü bazı şeylere gec ulaşmak, FALLEN CHRIST ın bu tek ve yek albüme de biz maalesef yeni ulaştık.

Zararın neresinden dönersen kardır, kazımaya devam deyyu albümü bir güzel hatmettik.
Adamlar tam death metal in zirveye tırmandığı dönemde yani 96 da bu işi cıkartmış ya da cıkartabilmiş.
Öyle filanca adamın falanca nasa üssünden bozma kocaman mekanında her türlü alet edevat zırzavatın son modelleriyle arz ı endam ettiği stüdyolarda filan kaydedilmediği için kimilerini rahatsız ede bilir, bu satırdan sonrasını okumasınlar zihni işkence cekmesinler ..

Bu grup bir de coktan dağılmış gitmiş. Suni silikon edayla "Old school" olcaz diye yazmıyoruz bunu death metal de moda, demode, eski / yeni, ırkı milleti vs önemsiz olduğundan yazıyoruz.
Zaten adam o tarihte darbe ile şiddet kullanarak mührünü basmış alemlere.
Yalnız asıl problem, netin bile böyle yaygın kullanıldığı ortamda adamların izine net olarak rastlanamamış olması. Metal arşivine baktım , son bilinen kadro vs demiş demek ki ortamlar muallak adamlar fazla gizemli.

Madem gazladık bu kadar kadroyu yazalım:
Ronnie - gitar / vokal
Ryan - gitar
Alex Hernandez - davul
Sean Morelli - bass


Listenable rec etiketli albümdeki sarkılar:

1. In The Name Of Satan 02:22
2. Blaspheming Invocation 01:10
3. Evil Larvae 01:15
4. Torment Of The Wicked 01:20
5. Fallen Christ 02:03
6. World Of Darkness 01:56
7. Abduction Ritual 02:58
8. Awaken The Ritual 01:03
9. Burn Of The Altar 00:57
10. God Of Fire 01:44
11. Slave To Evil 01:05
12. Satanas (Luciferions) 05:01
13. Kill Of The Newborn 01:49
14. No Maker No God 02:23
15. Command Me Satan 01:36
16. Gate Of Sacrifice 00:59
17. Altar Of Pain 01:17
18. Heaven In Flames 01:16
19. Tiamat Massa 02:36 [view lyrics]
20. Ceremony Of The Stifling Air 01:06
21. Infernal Majesty 01:01
22. Luciferions (Hate, Eternal Darkness Everywhere - Mix) 09:31


Leşş ötesi bir genel sounda böle iblissel şeyler dayarsanız ortaya o tarih itibarı ile klas bir albüm var karşımızda.
Introsu dahil In The Name Of Satan parçasında kremsiz calmışlar kaydetmişler.
Hattı zathında tüm albüm öyle ama bu açılışta bu biraz ağar geldi.

Grubun adı ile aynı adı taşıyan Fallen Christ ise adamların bu işlere bakışı icin kafi bir delil. Azıcık death metal ilahları MORBID ANGEL azıcık da Possesssed kokusu varsa da çok klas bir çalışma.

Satanas (Luciferions)albümdeki bir diğer ihtişamlı şarkı.
Öyle aralarda kesik kesik giden riffler üstüne bol vibratolu atraksiyonlar o dönemlerin tiksinc albümlerinde de zaten kullanılan şeyler, adet ve gelenekleri köşeye atmamış adamlar, gerekli her leşşlik icra edilmiş.

Izdırabın daniskası Altar Of Pain şarkısında mevcut.
Adamlar 1 dakkayı az aşarak meramını anlatmış kimi yerler cok headbang gazlayıcı ama girişteki kazımalar mezara sokar adamı.

Fonda Ceremony Of The Stifling Air çalarken insan yüzünü eşkitmeden duramıyor.
Adamlar böyle şarkı icra etmekten ziyade umulmadık anlarda taaruza gecmenin hesabında gibilermiş. Dinleyiciyi böyle şaşırtabilmek te ayrı bir yaratıcılık.

Albümün outrosu ise son dönemde ele gecen en iç kapayan atraksiyonlardandır.
O bombanın patlamasını takip eden malzemeler ciddi anlamda ürkünç.

Elemanın teki saygılarını su sayfada sunmuş:
http://www.geocities.com/SunsetStrip/Basement/5774/FALLENCHRIST.htm

Devamını okuyun...++++

Kuyuya bir giren çıkamadı





Bolu'da su kuyusuna giren 2 kardeş ile, onların çıkmaması üzerine kuyuya giren 1 kişi öldü.
19 Temmuz 2009 / 23:17

Mudurnu ilçesine bağlı Karataş köyünde, Ali Demiröz (30) ve kardeşi İsmet Demiröz, temizlemek için sel nedeniyle çamurla dolan 1 metre genişliğinde 10 metre derinliğindeki içme suyu kuyusuna girdiler.

Kardeşlerin çıkmaması üzerine Recep Dönmez de (50) kuyuya girdi. Kuyuya girenlerin çıkmadığını gören yakınları, jandarma ve Bolu Belediyesi itfaiye ekiplerinden yardım istediler. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, Ali ve İsmet Demiröz'ün cesetlerini kuyudan çıkardılar. Recep Dönmez'in cesedi ise ekiplerin uzun süren çalışmalarının ardından kuyudan çıkarılabildi.

İtfaiye ekiplerinin, kuyunun havasız olması nedeniyle cesetleri çıkarırken zor anlar yaşadığı gözlendi. Ali ve İsmet Demiröz ile Recep Dönmez'in yakınları, olay sonrasında sinir krizi geçirdiler. Ölenlerin akrabaları, geç geldiğini ileri sürdükleri itfaiye ekipleriyle tartıştılar. Jandarma ekipleri, kuyunun çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldılar.

Ali ve İsmet Demiröz ile Recep Dönmez'in cesetleri, otopsi için Mudurnu Devlet Hastanesi'nin morguna kaldırıldı. 3 kişinin, kuyu suyunu çekmek için kullanılan motorun gazından zehirlenmiş olabilecekleri, kesin ölüm nedenlerinin ise otopsi sonucunda belirleneceği bildirildi. Olayla ilgili olarak soruşturma başlatıldı.

AA


Devamını okuyun...++++

19 Temmuz 2009 Pazar

Haftanın Sporcusu: Laila Ali

NAM I DIGER MUHAMMAD ALI NIN KIZI.


TAKMA ADI: LAYLAY
DOĞUM TARIHI: 1977
KILO: 72KG
BOY: 1.79CM
SIKLETI: SUPER ORTASIKLET

KARIYERI:
TOPLAM MAÇ SAYISI: 24
KAZANDIĞI MAÇ SAYISI: 24
NAKAVT SAYISI: 21















Devamını okuyun...++++

Pistol Shrimp







Devamını okuyun...++++

Haftanın Sürtüğü: Nidasu





Bu haftanın isterik ve asi sürtüğü, Nidasu

Foça gibi yerde denize girmeyip yazlık ta vurdu kırdı ucuz amerikan filmleri ve EXTREME HARIBO kovalayan Nidasu ancak bu kadar dekolte takdir etmiş, saygı duyuyoruz.





Devamını okuyun...++++

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Mikrofon Nerede ?






Olması mümkün değil miş



onun havası var mış ..



Devamını okuyun...++++

Pastırma ve yan etkileri



- YORUMSUZ -




Devamını okuyun...++++

Eva Mendes CK civarlarında nefes kesti















Devamını okuyun...++++

Nostalji: Beauty and the beast


Seneler evvel TRT 2 de gösterilmiş bu dizinin buradaki adı Güzel ve Çirkin.
Hakiki anlamda bir çirkinlik söz konusu idi başrol oyuncusu Vincent (Ron Perlman) da zira kendisi öyle gizli kapaklı yapılan genetik menetik deneyler neticesi henüz ana rahminde iken aslan dna kodları ile karıştırılmış coğu kısmı aslan az kısmısı insanımsı bi ucubedir.

Yer altındaki tünellerden ve yeryüzünde bilinmeyen bölme, odalarda aslında oldukca ihtisamlı bir hayat süren bu ucube gene o şehirde savcı olan Cathrine ile onu beladan kurtarırken tanışarak envayi çeşit maceralara atılırdı.



İşin gizemli tarafı bayanın ne zaman başı belaya girse zorda kalsa aslan adam anında hisseder kah tünellerden koşarak kah metronun tepesine tutunarak ortama gelir ortalığı darma duman eder hatunu kurtarırdı.
Vinsınt elbette bu tünellerde lağım cukurlarında tek basına değildi kısmen kendisi gibi evsizler, toplum dışılar, kanun kacakları, birinden tırsıp kacmışlarla beraber cok da babacan bi dr tiple beraber yaşardı.


Zannedildiği gibi kro bi tip ise hic değildi yüksek tavanlı odalarda tavana kadar yükselen kitaplıklardan envayi çeşit edebi eser romantik ve derin manalı şiirler kovalar bunlarla manitaya kurlar yapardı. Hatta manita oldukca büyük neredeyse gökdelen kıvamnında bir binada üst katlarda oturduğu halde gece yarısına doğru camdan biyerlerden gelir kurlar iltifatlar yapar okşar sever mekandan ayrılırdı.

Maalesef dizi trt deki tiplerin adam sendeciliğinden ötürü yayından o dönem kaldırıldıysa da baska kaynaklardan nihayete erdirebildik.

Döneme göre ailece oturup izlenecek bu diziyi anmak XTRM HARIBO tayfasının görevidir.

Filmin künyesi:
Linda Hamilton ............. Catherine Chandler
Ron Perlman ................ Vincent
Roy Dotrice ................ Father
Jay Acovone ................ Joe Maxwell
Edward Albert .............. Eliot Burch
Armin Shimmerman ........... Pascal
David Greenlee ............. Mouse

Daha ayrıntılı bilgi için imdb adresi burada.








Devamını okuyun...++++

MetalHeads







Devamını okuyun...++++

En iyi Nakavtlar






Devamını okuyun...++++

Brezilya caddelerinde Capoeira






Devamını okuyun...++++

Skid Row - Slave to the grind





Devamını okuyun...++++

Ministry - Roadhouse Blues ( The Doors Cover )






Devamını okuyun...++++

Marduk - Imago Mortis live in Mexico





Devamını okuyun...++++

Six Feet Under - Wrathchild [Iron Maiden Cover]






Devamını okuyun...++++

17 Temmuz 2009 Cuma

Marduk - Wormwood ve Kapak Hazır


Devamını okuyun...++++

16 Temmuz 2009 Perşembe

PRODIGY - voodoo people








Devamını okuyun...++++

Bahceli cok güzel ip atlıyor






Devamını okuyun...++++

First Lady Gül ..







Devamını okuyun...++++

Bekir COŞKUN:Başbakan Çince konuştu...

TELEVİZYONA bakarken gözlerinin çekikleştiğini görünce, Başbakan’ın bu sefer Çinlilere kızdığını anladım.

Arkadaşlara “Şimdi Çince konuşacak” dedim.

“Çince biliyor mu?” dediler...

İngilizce de bilmiyordu. Ama bildiği sadece iki kelimeyi Davos’ta söyleyince dünya ayağa kalktı mı, kalkmadı mı?..


Öbür başbakanlarımız İngilizce eğitim almışlardı, anadilleri gibi İngilizce konuşurlardı, yüz binlerce İngilizce kelime ezberlemişlerdi.

Bu iki kelime biliyordu...

O ikisini söyledi ve...

* * *

Baktım gözleri çekik çekik...

Çince konuştu-konuşacak...

Bilirsiniz Çince zor değildir, daha çok düşen cam bardak sesi çıkartacaksınız; çan, çun, çing, çang...

Ve konuştu:

“Bu adeta soykırımdır...”

Diplomatlar uzun süre bundan bir şey anlamadılar.

Çünkü; Uygur Türkleri’ne Çin’in zalimce baskısı karşısında hiçbir şey yapamayacağını bilen bir başbakan bunu niye söyler?...

Mademki orada “soykırım” var, demezler mi adama “Ne duruyorsun?” diye...

Nitekim AKP iktidarının Dışişleri Bakanı’nın Çinli meslektaşını arayıp tam 70 dakika telefonda düzeltme yapması neydi?..

Ya da duyarlı yurttaşlar “Çin mallarını boykot edelim” deyince, AKP bakanlarının buna karşı çıkmaları neyin nesi?..

* * *

Ben size söyleyeyim:

Başbakan bu sefer de Çinlilere “van minit” türü bir şey söyleyerek, zaferlerine zafer katmak istedi...

O kadar...

Nasıl ki oturduğu yerde “van minit” deyince “Davos fatihi” olmuştu, bu kez de oturduğu yerde “Çin fatihi” olacaktı...

Olmadı...

Çünkü kimse bir şey anlamadı.

Eğer Uygur Türklerine “soykırım” uygulanıyorsa, Türkiye’nin Başbakan’ı açıklamaz mı; ne yapmayı düşünüyor, ne yapacak?..

Ya da “Bu soykırımdır” dedikten sonra hiç mi sesi çıkmaz insanın?..

Bence siz de bir şey anlamadınız...

Çünkü Çince’ydi...


Devamını okuyun...++++

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Morbid Angel - Day of Suffering Feat. Anselmo






Devamını okuyun...++++

Alice in Chains Feat.Phil Anselmo - Would?








Devamını okuyun...++++

14 Temmuz 2009 Salı

Alice In Chains - Frogs(Unplugged)








Devamını okuyun...++++

Faith No More - Evidence








Devamını okuyun...++++

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Haftanın Sporcusu: Selcuk Aydın



Doğum yeri: Trabzon - Akçaabat,Türkiye
Doğum tarihi: 1983
Kariyeri:
*DÜNYA KITALAR ARASI YARI ORTA SIKLET BOKS SAMPIYONLUGU
17.4.2009 Said Ouali (Sayi ile)
*DÜNYA KITALAR ARASI YARI ORTA SIKLET BOKS SAMPIYONLUGU
6.03.2009 Luis Hernandez (1. Raund nakavt)
*DÜNYA KITALAR ARASI YARI ORTA SIKLET BOKS SAMPIYONLUGU
12.9.2008 Marad Khuzeev (2.Raund nakavt)
*DÜNYA KITALAR ARASI YARI ORTA SIKLET BOKS SAMPIYONLUGU
*26.04.2008 Lucky Lewelle (Sayi ile)
*2008-03-14 Farkhad Bakirov (sayi ile)
*2008-02-15 Leonti Vorontsuk (2. raund nakavt)
*2007-12-23 Jurijs Boreiko (2. raund nakavt)
*2007-11-23 Sasha Shnip (1. raund nakavt)
*2007-09-21 Sergey Starkov (6. raund nakavt)
*2007-06-16 Yury Tsybenko (2. raund nakavt)
*2007-04-27 Rastislav Kovac (3. raund nakavt)
*2007-03-24 Diego Martin Alzugaray (2. raund nakavt)
*2007-03-09 Vitali Martynov (1. raund nakavt)
*2007-02-10 Sergejs Savrinovics (sayi ile)
*2007-01-27 Denis Alekseevs (2. raund nakavt)
*2006-12-15 Jonny Ibramov (2. raund nakavt)
*2006-12-02 Marius Bugheata (1. raund nakavt)
*2006-11-10 Marian Gabris (1. raund nakavt)








Devamını okuyun...++++

12 Temmuz 2009 Pazar

Haftanın Sürtüğü: Beyza



Istanbul Göztepe civarlarında takılan Bheyza günün bikac saatini bu blogda bikac saatini de feysbuk sikkosunda geciren bi internet dilberiymiş.
Bu bölümdeki kızlardan en eksiğim var? hatta fazlam bile var deyyu bu fotoyu yollamış.
Yorumsuz yayınlıyoruz ..





Devamını okuyun...++++

Dark Angel - Creeping Death (Metallica Cover)





Devamını okuyun...++++

Tülay ne olur geri dön Seni Seviyorum ...







Devamını okuyun...++++

Fatih Altaylı:Türbanlıyla evlenir türbansızla aldatırlar

12.07.2009 07:55

"TÜRBANLI kızlarla kim evlenecek?" şeklindeki aptalca ve manasız sorunun ortaya atılması, tartışma sıkıntısı çeken memleketimizde yeni bir tartışmayı ateşledi.
Tartışmanın başlama nedeni, iki Adalet ve Kalkınma Partili önemli ismin, Arınç ve Topbaş'ın oğullarının, başı açık kızlarla evlilik hazırlığında olması.
Bu durumu, Türkiye'nin bu konuda aslında pek de sorunu olmadığına yorup rahatlamak yerine, buradan yeni bir sorun üretmeye çalışmak iyi niyetli bir yaklaşım değil.
İktidarın da tavrıyla yüzde 70'i türban takar hale gelen kadınlarımızın ve kızlarımızın eş bulma sıkıntısı çekeceğini zannetmiyorum.

Hele hele muhafazakâr kesimin bir bölümünün "çokeşliliğe" karşı olmadığı göz önüne alınırsa bu sıkıntı en aza inecektir.
Bana göre sorulması gereken soru, "Türbanlı kızlarla kim evlenecek?" değil, "Türbanlı kızlarla evlenen adamlar, neden hep türbansız sevgililer buluyorlar?" olmalıdır.
Muhafazakârlığı ile bilinen bazı siyasetçilerimizin, hat,ta eski bakanlarımızın türbansız sevgililerinden çocuk bile yaptıkları Ankara'da az konuşulmadı mı?
Tanıdığım bir esnaf vardı.
Ciddi radikal İslamcı. Hani her an El Kaide'ye katılabilecek türden.
Evli barklı adamdı. Çarşaflı bir hanımı vardı
Ama sürekli Rus kadınlarla dolaşırdı. Her gece bir Rus'la ilişkiye girmeden eve gitmezdi.
"Din, Allah, kitaptan başka lafın yok. Ama sürekli Rus kadın peşindesin. Bu mu Müslümanlık" dediğimde, "Abi bu benim zaafım. Başka her şeyde nefsime hâkimim. Ama burada olamıyorum. Allah benim bu kusurumu affedecektir" demişti.
İddia edilenin aksine, türbanlı kızların evde kalma korkusu falan yok.
Varsa varsa kocalarının kendilerim türbansız kadınlarla aldatma korkusu var.
Bu arada haber merkezimiz, İslami yaşam tarzını benimseyen ve İslami yaşam tarzını benimsemeyen, yani iki farklı mahallenin bildik isimleriyle bir anket yaptı.
Her iki mahallenin sakinlerine de "Karşı mahalleden birisiyle evlenir misiniz?" sorusu soruldu.
İslami mahallenin sakinleri genelde "Evlenmeyiz" dediler.
Diğer mahallede ise bence hafif bir riyakârlıkla "Duruma bağlı" yanıtını verenler var.
Ben de bu soruyu kendime bir kez daha sordum.
Ben karşı mahalleden biriyle ya da daha somut anlatımıyla türbanlı bir kadınla evlenmem. Çünkü bana göre uzun süreli bir beraberliğin temelinde ortak kültüre sahip olmak yatıyor.
Bu hem ekonomik, hem sosyal, hem de eğitim açısından ortak bir kültür olmalı.
"Liberallik ve özgür düşünceli" görünme adına bazı şeyleri zorlamanın âlemi yok.
En azından benim için. Bırakın evlenmeyi, yarın eşim din ağırlıklı bir yaşam tarzına geçmeve karar verirse ilişkimizin yürüyebileceğini hiç zannetmiyorum.
Aynı durum onun açısından da geçerli.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Ateşle oynayan, elinin yanmasına şaşırmadığı zaman.

faltayli@htgazete.com.tr


*-*-*-






Devamını okuyun...++++

Bekir Çoşkun: Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...


Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...


ARTIK yaşlandılar, ama 30 sene önce başlayan “Dev-Yol davası”nın sanıkları olarak hâlâ yargılanıyorlar.



Önceki gün onları yine mahkeme koridorlarında gördüm, saçları bembeyaz “çocuklar”ın...

Torunları var...

Bazıları öldü...

Bir araya gelince romatizmalardan, ağrılardan, sancılardan söz ediyorlar. Birbirlerine torunları soruyorlar...

30 yıl...

Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...

O kuşağın “çocuklar”ı kazma kürek alıp yola çıktılar o günlerde. Cep harçlıklarını biriktirip demir-çimento aldılar...

Zap suyuna köprü yapacaklardı.

Ki köylüler geçebilsin, hastalar suyun ortasında ölmesin, anneler bebeklerini hastanelerde doğursun diye.

Köylüler çevre tepelere toplanıp onlara baktılar.

Onlar anlattılar köylülere:

“Size köprü yapacağız...

Halkımız çok vefalıdır!

Köylüler onları ihbar ettiler o gece...

Kimisi asıldı...

Bir şafak vakti, idam kürsüsüne doğru, kollarına giren infazcıları itip yürüdüler ve sadece son arzularını söylediler:

“Özgür Türkiye...

Aradan çok zaman geçti...

O köylüler bu sefer nohut karşılığı oy vererek kendi iktidarını yarattılar... O iktidar fidanları asanları sıkıştırıyor...

“Ergenekon davası da 30 yıl sürer” diyorlar...

Ne kadar karışık ve ne kadar acı bu yazgı...

(........)

Suya köprü yapmaya kalkan “çocuklar” yaşlandılar...

Önceki gün yine mahkeme koridorundaydı hayatta kalanlar...

Saçları bembeyaz, omuzlar çökmüş...

Romatizmalardan, sancılardan söz ediyorlar... Torunları oldu, dava çıkışı onları parka götürecekler...

Eski ve hüzünlü bir hikâyedir bu...



Devamını okuyun...++++

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Erman Toroğlu Teröre PAtladı






Devamını okuyun...++++

Marduk - With Satan and victorious weapons










Devamını okuyun...++++

10 Temmuz 2009 Cuma

Nihat Genc: Ecevit'in Ardından ..










Devamını okuyun...++++

Ece Temelkuran: Biz


Ece Temelkuran Kıyıdan
Başlangıçtan beri böyle bu. AKP, yani hükümet partisi, ‘biz’ diye bir şey yarattı. Bu ‘biz’in içine girebildiğiniz sürece varsanız.
Yok eğer ‘bu deveyi gütmeyeceğim’ diyorsanız, AKP size politik bir rakip, muhalefet veya tartışması gereken bir özne ya da kitle olarak değil yok sayılması gereken bir ‘kütle’ olarak bakıyor. Bunun iki çarpıcı örneği bugünlerde yaşandı.


Bana ne? Sana ne?

Önce, dün Milliyet Genel Yayın Yönetmeni
Sedat Ergin’in yazdığı mesele.
Başbakan önceki gün partinin
İstanbul ve Ankarakongrelerinde yaşanan sıkıntıyı yazan gazetelere hitap ediyor:
“O çok satan gazeteler manşetten giriyorlar, ‘İstanbul’da sıkıntı var, Ankara’da sıkıntı var’ diye... Ankara sıkıntısı, ‘kongreyi ertelediler’... Onun için ne kadar seviniyorlar. Sana ne Ankara kongresinden, ne olacak... Biz kendi dermanımızı buluyoruz...” Bu ‘Sana ne?’ ne demek oluyor? Yani biz gazetecilere şöyle bir terbiye almamızı mı tembihliyor Başbakan:
‘AKP içinde bir şey olursa biz bununla ilgilenmemeliyiz. Çünkü bu AKP’nin iç sorunudur. Biz AKP içinde olmadığımız için konu bizi ilgilendirmez.’

Kazanan
takım

Doğrusu kongrenin ertelenmesine neden olan ‘parti içi demokrasi’ sorunu hakikaten de beni ilgilendirmiyor. Nihayet kazanan takımın oyuncuları olarak, dışarıdan görünüşe bakılırsa, parti içindeki çoğunluk iradesini demokrasiden ziyade ‘kazanan takımı bozmamaktan’ yana kullanıyor.
Olabilir. Nihayet memlekette parti içi demokrasi meselesinde kimsenin sicili pür-i pak değildir. Ve fakat hükümet partisinin kendisiyle ilgili haber yapılınca ‘Bizim işimize karışmayın’ tavrının tamamen bambaşka bir anlamı var.
Öyle görünüyor ki parti, ‘Biz bu memleketi yöneteceğiz arkadaş! İşimize karışmayın!’ demekten kendini alamıyor. Hatta daha da ileri gidip ‘Bu memleket biz’den müteşekkil. Siz kim oluyorsunuz!’ demeye gelen bir üslup ve tavır bu.

‘Biz verdik’

Tabii, biliyorsunuz imam fena bir şey yaparsa
cemaat daha beterini yapar. Başbakan’ın ‘sana-ne-bana-ne’ derinliğinde yürüttüğü, ‘bizleştirme-bizleşme’ politikasının Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan da müptelası.
Babacan, özel
istihdam bürolarına karşı çıkmaları sebebiyle sendikalara hitaben konuşuyor. Haber şöyle:
“Bakan Babacan, ekonominin 13.8 daraldığı bir ortamda kamu işçilerine enflasyonun üzerinde
zam verdiklerini belirtirken, ‘Üstelik bunlar işini kaybetme riski olmayan bir kesim’ dedi.”
Dönüp yeniden dinleyelim:
‘...zam verdik...’
‘...bunlar...’
İnsanın içinden, “O kadar mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” demek geliyor. Bir kere Sayın Babacan, o zammı siz vermediniz. O zammı sizden söke söke aldılar. İkincisi, insanlar hakkında konuşurken ‘bunlar’ denmez. Ayıp. Üçüncüsü, işçilerle ilgili bir meseleyi kiminle tartışmayı düşünüyordunuz? İşverenlerle mi?

Ne mutlu AKP’liyim diyene!

Ve fakat bu söylem, AKP dışında kalan insanları topyekûn bir ‘kütle’ olarak görmek ne bugünlerde başladı ne de Bakan Babacan bunun son örneği.
Basını, karşısında ‘Boynu Bükükler’ filmini oynayan meslektaşlarımız dışarıda kalmak koşuluyla, ‘hariçten gazel okuyan serseriler’ olarak tarif eden, böyle algılayan bir iktidara sahibiz. Mesele sadece
basın da değil. Sendikalar, sivil toplum örgütleri, AKP’yi onaylamayan herkes neredeyse ‘ülke dışına’ itilmeye çalışılıyor. Üstelik bu söylem giderek daha fazla meşruiyet kazanıyor.
Bir ‘biz’ oluştu ve eğer sizin mideniz o ‘biz’e dahil olmayı kaldırmıyorsa mideniz boş kalıyor ya da midenize bir yumruk yiyorsunuz. Sonuçta, Türkiye’de militarizmin karikatürü olan, dağlara beyaz taşlarla yazılan o yazıların bir gün değiştiğini görür gibiyim:
‘Ne mutlu AKP’liyim diyene!’


Devamını okuyun...++++

Nostalji: Miami Vice



TRT o tek ve yek kanallı olduğu dönemlerde hiç şüphesiz bugün oynayanlara nazaran cok daha fantastik cok daha uçuk olan diziler de vardı bunlardan birisi de MIAMI VICE.
Fantazma bu dizinin neresinde diyenlere, tamamında deriz.
Normalde adı dedektif olan ancak abd başkanından daha taşaklı takılan, kafasına göre gezip tozup en iyi Miami lokantalarında barlarında en klas cicilerle sürten, sayısız pahallı ve spor arabayı hurdaya ceviren pek de polis yoktur gerçek dünyada.
Hele de dedektiflerden birisinin bir teknede yaşamasını ise hic hesaba katmıyoruz.





Dizinin esas künyesi ise

Don Johnson - Sonny
Philip Michael Thomas - Rico
heriflerinden ibaret.
Don, bu filmde kariyerinin zirvesini tek hamlede yaşamış ancak daha sonra asla oralara yetişememiş bir aktör olarak tarihe geçmedi sadece aynı zamanda kendisi o dönemin tikky tabir edilen tiplerine rol modelliği de yapmıştır.
O spor blazer ceket altına fanilya ya da tisört giymeler, corapsız makosen ayakkabılarla takılmalar vs dönemin klas işleridir kimilerine göre.



Bu kafadarlar sınırsız yetkileri ile elbette öyle ufak işleri kovalamazlar,her zaman büyük mücevher kaçakcılarını tonla kokain kacıran Kolombiya raconlarını, siyasi seri katilleri enselerler ancak coğu zaman üst başları kirlenmez cok da tantana cıkarmaz sorunu halleder basar giderler ve asla savcıdan hakimden arama emrine gerek duymazlar hak mak okumazlar basar tekmeyi oturturlar.



Vukuat alanına intikal ederken pek siren filan calmazlar son gaz yollarda asfalttan kıvılcımlar çıkarmak veya son sürat denizi yara yara giden teknelerle olay yerine gelmeyi tercih ederler. Bir allahın kulu da cıkıp birader siktin attın porşş arabamı demez Miami belediyesi mağduru direk memnun eder..



Hey gidi diyoruz olsa da izlesek..





Devamını okuyun...++++

BloodSport


80lerde beta vhs video kasetlerin hakimiyetindeki ortamların vazgeçilmez isimlerinden birisidir JEAN CLAUDE VAN DAMME ve de başyapıtı BLOODSPORT,Türkçe adı ile:KAN SPORU.




Sözlük sitelerindeki gibi spoiled vs takıntılarımız yok zaten eski bir film olduğu icin şöyle kısaca bahsetmemizde de sakınca yok,
Frank Dux ( J.C.V.D.) cocukken hırsızlık amaçlı Tanaka ailesinin evine girer, ortada yakayı ele verir, evin küçük cocuğu tarafından gafil avlanır ve tek tekmede yere serilir.
Ama bilge birisi aynı zamanda eski bir ninjamsı herif olan Shidoshi Tanaka, Frank veletini kendi evladının dövüş sanatları hususunda bizzati üstleneceği eğitimine faydası olsun kısacası kum torbası niyetine hırsızlığını affeder.
Ancak işler sarpa sarar cocuk geberir bu kez bu işi geç de olsa Frenki üstlenir.
Acı dolu sabır gerektiren gizemli bir takım uzak doğu eğitimlerinden gecerek hocası ve babalığı Tanaka yı onurlandırmak için Hong Kong da düzenlenen ve dünyanın her yanından gelmiş gaddar dövüşcüler ile kapışmak icin Kumite ye gider.



Tahmin edileceği gibi Dux dayı ortalığı kırar geçirir, yanar döner uçar tekmeler ve acımasız vuruşlarla rakiplerini alt eder, bu esnada bikac dünya rekorunu hemen öyle ayak üstü kırar, en sonunda ise gene bu uzak doğu dövüş filmlerinin tanıdık sinsi gaddar tehditkar siması CHONG LI yezitini de yere sererek o alemlerin kralı olur.
Bu tek müsabaka döneminde bile hocasının her öğretisi Dux dayının işine yaramıştır kendisi ona minnettardır bir de sarışın manita araklar ve ortamı terkeder.

Elbette yeri gelmişken Ölüm vuruşu yani Dimmak tan bahsetmemek olmaz..
Bu gizli dövüş öğretisindeki zalim vuruşlardan birisidir.. Dux öncelikle gerilir konsantrenin dibine vurur tüm enerjisini avucunun icine odaklar ve nefrett dolu bir ifade ile zaten kıvranmakta olan rakibinin midesine gömer.
Bu vuruşu bir de bu müsabakanın secici kuruluna ıspat baabında tuğlalar üstünde denemesi var ki o bile ibret i alem, sırf sunu izlemek icin gecerli bir neden..



88 yapımı filmin yönetmeni Newt Arnold oyuncuların bir kısmı ise:

Jean-Claude Van Damme...Frank Dux
Donald Gibb...Ray Jackson
Leah Ayres...Janice Kent
Norman Burton...Helmer
Bolo Yeung...Chong Li
Roy Chiao...Tanaka
Forest Whitaker...Rawlins







Devamını okuyun...++++

09 Temmuz 2009 Perşembe

Duran Duran - Wild Boys@Moscow 2001









Devamını okuyun...++++

Reflex ...















Devamını okuyun...++++

Nihat Genc: İstanbul Üzerine







Devamını okuyun...++++

Süheyl Batum:Bu kez soru sorup cevaplarını bulalım

sbatum@bahcesehir.edu.tr

Bu kez soru sorup cevaplarını bulalım.
Hepimizin kafası karışık. Ne yapacağımızı, neye inanacağımızı bilemiyoruz. Bir “belge doğru” diyorlar, bir “sahte...” Bir “askeri yargıya güvenmiyoruz” diyorlar, arkasından sivil yargı, hem de 3 kişilik heyet, tahliye kararı veriyor, “ona da güvenmiyoruz” diyorlar. Bir bakıyorsun, rahmetli Türkan Saylan’ın evini arıyorlar, bir bakıyorsun, “polis istemiş, ondan aranmış, neden yaptı” diye soruyorlar. Bir bakıyorsun, 2004’te darbe yapacağına inandıkları adamın evinden çıkan kroki üzerine arama yapıyorlar, denizden mermi çıkarıyorlar. Aradan geçen 3-5 yılda, akıntıya bana mısın dememiş, tam olduğu yerde... Duruyor... Noktası noktasına, krokide çizildiği yerde. Ve bunun yanı sıra, Türkiye bir “psikolojik savaşla” karşı karşıya kaldığında da, çözmekte başarılı olamıyor, şaşırıp kalıyor.


İşte bugün de Türk halkı ve kurumları böyle bir “savaşla” karşı karşıya. Üstelik bu kez, bu psikolojik savaş tüm kurumları hedef aldı. Öyle bir savaş ki, iktidar istediği gibi bir anayasa yapacak, birileri buna “sivil anayasa” adı verecek, siz böyle bir anayasaya karşı çıkınca, “sivil anayasaya karşı çıkıyorlar” denecek; hukuk kurallarına uymaktan “ söz edince, birileri size ” Ergenekon’cu “ diyecek; iktidarı eleştirince ” darbeci “ diyecek; Van Rektörü olayında olduğu gibi, birileri tutuklanacak, karşı çıkanlar ” ne var rektörler tutuklanmaz mı “ diye susturulacak, bu arada bazı aydınlar(!) tarafından bol bol ” işte dokunulmazlara dokunuluyor “ yalanı pompalanacak.
Dahası da var; bir olayın, bir belgenin doğru kabul edilmesi, insanların bu belgeye dayanarak gözaltına alınması hatta tutuklanması için, ” şu gazeteye bakın “ ya da ” şu gazete yazdı ya “ denmesi yeterli sayılacak.

1980 öncesinde de, ne bu tür bir psikolojik savaşa, ” çözüm “ üretebilmiştik; ne de bazı sorular sorup, yanıtlarını kendi kendimize de olsa, vermeye çalışmıştık. Gençler birbirini öldürüyordu, kentler, sokaklar ayrılmıştı. Siyasetçiler çözüm üretmiyordu. Kahveler bombalanmaya, aydınlar öldürülmeye, oluk oluk kan akmaya başlamıştı. Sonunda 12 Eylül oldu. Bazı soruları hiç soramadık. Ne ” aynı silahların nasıl olup da, hem sağcıyı, hem solcuyu öldürmek için kullanıldığını “, ne ” bu silahların nasıl olup da Türkiye’ye sokulabildiğini, kimlerin finanse ettiğini ve nasıl gençlere dağıtıldığını? “
Ama sonradan bile olsa, sadece birkaç soru sorabilsek, en azından bugün aynı ” psikolojik savaşla “ karşılaştığımızda, bu denli şaşırıp kalmazdık. Örneğin sadece şunu sorabilseydik; ” 1983’te herkesi veto etme yetkisine sahip olan ve bunu sonuna kadar kullanan, hatta Danışma Meclisi üyelerini bile veto etmiş olan Milli Güvenlik Kurulu, nasıl olup da, sadece bir tek kişiyi gözden kaçırıvermişti; MSP’den aday olmuş ve üstelik banker skandalının başlıca sorumlusu rahmetli Turgut Özal’ı unutuvermişti. Yoksa araya “hatırlı dostlar, güçlü müttefikler mi girmişti” ? Ve tabii neden o tek kişinin unutuluvermesini, veto edilmemesini sağlamışlardı?
Sayın Evren’in son gece yaptığı konuşmanın(!) gerçek olduğunu zannettik. Oyların o bir tek gecede tümüyle değiştiğini bize söylediler. Biz de inandık.
O zaman sormadık bari şimdi bazı soruları sorup, yanıtlarını teker teker ama mutlaka bulalım:
1) Sadece Ergenekon savcılarının ve emniyetin elinde bulunan bir belge, nasıl olup da bir gazetenin eline geçti? Kim ve neden servis etti?
2) Hurşit Tolon tahliye edilince ortaya çıkarılan bir telefon görüşmesi, kimler tarafından servis edildi? Savcılar bu konuda soruşturma başlattı mı ve sonucu ne oldu?
3) Eski Van Savcısı şimdi nerede ve ne yapıyor? Tabii bu sorular yeterli değil. Yenilerini de sorarız. Ama yeter ki tek tek mutlaka yanıtlarını bulalım.>

Devamını okuyun...++++

08 Temmuz 2009 Çarşamba

Hate Eternal










Devamını okuyun...++++

07 Temmuz 2009 Salı

Cübbeli Ahmet Serisi:6



"Öyle bebekler var ki insanı tahrik ediyor"
Cüppeli'den yeni fetvalar ..


Nakşibendi Tarikatı’nın İsmailağa Kolu’nun etkili ismi Cüppeli Ahmet Hoca resmi internet sitesinde yayımladığı fetvasında oyuncak bebek kriterlerini açıkladı:

"Öyle bebekler yapıyorlar ki, saçlarını tarıyorlar, uzun bacaklı falan, bunlara izin yok. Normal insanı tahrik edecek gibi. Tıpatıp bebekler, üstelik çıplak gibi."

NAKŞİBENDİ Tarikatı İsmailağa Kolu’nun önemli isimlerinden ’Cüppeli Ahmet Hoca’ lakaplı Ahmet Ünlü, bir fetvayla cemaatinin ’İslami oyuncak bebek’ standardını belirledi. Ünlü oyuncak bebeklerle ilgili şunları söylüyor: "Öyle bebekler yapıyorlar ki, saçlarını tarıyorlar, uzun bacaklı falan, bunlara izin verilmiyor. Çünkü normal insanı tahrik edecek gibi. Tıpatıp bebekler, tıpa tıp benzetim var, sanki resim gibi, üstelik çıplak gibi."

Ahmet Ünlü’nün resmi internet sitesinde yayımladığı fetvasındaki diğer detaylar da şöyle:

Fotoğraf caiz heykel haram

Vesikalıklar ve boy resmi de olsa caizdir. Çünkü gölgeyi hapsetme, durdurma kabilindendir. Ancak haram olan kısmı; duvara asarsan, oraya doğru namaz kılarsan, penyelere basarsan haramdır. Kesinlikle haram olan kısım, heykel kısmıdır. Yani gölgesi olan suretler haramdır. Ama bir manzara kabartmış; bunda bir sorun yok. Gölgesi olması haram etmez. Ancak hayvanların da heykelleri haramdır. Canlı şekli verdin, ama can veremedin. Canı çıktı Japonya’nın robot yapana kadar. Ufacık bir robot yaptı, o da buradan buraya yürüyemiyor.

Çocuk varsa 2’ncisi tüp bebek olamaz

2’nci çocuk için tüp bebek yapması caiz değildir. Allah bir çocuk vermiş, daha ne istiyorsun. Tek çocuğu var ve ikincisi erkek olsun diye yapılan muamele haramdır. Ama hiç çocuğu olmayan için bu ihtiyaçtır. Kadının rahmine işlemi zerk edecek kişinin kadın olması şarttır.

Zaruret varsa erkek doktor olur ama...

Neden kadının avret yerini erkek görsün? Ancak ölüm döşeğindeyse olur. O zaman erkek doktor, kadını kurtarır. Ama bu işlemi yapan kadın doktor varken, bu işlemi erkeğin yapması haramdır. Erkeğin yapmasından başka yol yoksa; o erkek tek başına kalmayacak. Teke tek kalırsa ’halvet’ denir, haramdır. Zaruretinin gerektirdiği yer dışında fazla yer açılmayacak. Ne kadar gerekliyle o kadar yer açılacak.

Devamını okuyun...++++

Marduk Kayıt Ortamları











Devamını okuyun...++++

Bekir COŞKUN:Sinem’in anlamadığı...



bcoskun@hurriyet.com.tr
Sinem’in anlamadığı...


SOKAKTA birikmiş kalabalık onu alkışlarken, polisler ağzını kapatsa da, İzmirli Sinem sordu Cumhurbaşkanı’nıza:
“Bunca işsiz varken, sizi niye alkışlıyorlar, anlamıyorum...”



Bunu kimse anlayamaz.

Doğrusunu isterseniz alkışlayanlar da anlamıyorlardır aslında.

İnsan ülkesini bu hale getireni niye alkışlar?..

Neden?..

*

Bu bir toplumsal “huy” olmalı.

İktidardan birisini görünce kalça kendi ekseninde dönmeye koyuluyor... Ağız otomatik olarak kulaklara uzanıyor... Dişler gözüküyor... Eller havaya kalkıyor... Avuçlar birbirine vurmaya başlıyor...

Başına gelenleri düşünüp tutmak isteseler de tutamıyorlardır ellerini...

Elleri ellerinden kaçıyordur...

Yoksa bir toplum zenginliklerin ortasında sürünüyorsa, çocukları işsiz, maaşı bereketsiz, yuvası huzursuz, geleceği güvensiz, yüreği endişeliyse...

Niye alkışlar Cumhurbaşkanı’nı?..

*

İşte Sinem bunu anlayamıyor...

Ben de anlayamam...

Nasıl olur?..

Bir siyasetçi; tek gururumuz aydınlık devrimlerimizin simgesi Çankaya’ya türbanı-tesettürü ile çıkıp oturmuşsa... Türkiye bir Arap ülkesine dönmüşse... O, en yüksek mahkemenin kararına göre “irticanın merkezi” bir siyasi partinin Cumhurbaşkanı ise... Aynı suçtan yargılandığı dava arkadaşı zimmetten hapis cezasına çarptırılmış ve Cumhurbaşkanı olarak onu affetmişse... Kendisi de yargı karşısında “şüpheli” ise... Ama savcı çağırdığı halde, hukuka en çok saygı göstermesi gereken kişi olarak hesap vermiyorsa...

Ve kendileri, aileleri, çocukları, dünürleri bir anda zenginleşirken...

Ülkenin üniversite mezunu çocukları sürünüyorsa sokaklarda... Babalar giderek yoksullaşıyorsa... Anneler endişeliyse...

İnsanlar onu niye alkışlar?..

*

Bunu Sinem anlamış değil...

Ben de...

Aklı olan kimse anlayamaz...

Nasıl olur?..

Neden?..

Devamını okuyun...++++

05 Temmuz 2009 Pazar

Hasan Demir: Pes Yani


Pes yani!

Dün, (4 temmuz) ABD’nin kuruluşunun 223’üncü yıldönümü idi.
Türk İtfaiye Teşkilatı’ndan bile 72 yaş küçük olan “vahşi devlet” ABD’yi temsil eden sembol, biliyorsunuz, New York’un hemen girişindeki Özgürlük Heykeli’dir.
Peki, bu Özgürlük Heykeli’nin Türk halkının cebinden çıkan paralarla yapıldığını biliyor musunuz?
Ben önce eğitimci yazar Mahiye Morgül’ün, “Sicil Referansı Bozuk Çıktı” başlıklı yazısının girişini size aktarayım, varın siz karar verin, Özgürlük Heykeli’nin Türk halkının cebinden çıkan paralarla yapılıp yapılmadığının öyle herkes tarafından bilinip bilinmediğine... “Egemen Bağış, basından öğrendiğimize göre, Los Angles’te demiş ki,” diye başlıyor Morgül, şöyle devam ediyor:
“- Partimin sicili özgürlük heykeli kadar sağlam. Bilmiyor ki, Özgürlük Heykeli’nin ası adı ASİYA idi, o bizim kızımızdı, onu bizden alıp götürdüler, onu Fransız masonları top gibi Amerikan masonlarının kucağına attılar.”
Evet, işin aslı budur.
Gelin hikâyeyi yerimizin elverdiği ölçüde özetleyelim.
1860’lı yıllardır.
İçişlerinde bağımsız olan Osmanlı toprağı olan Mısır, Kavalalı Mehmet Ali Paşa sülalesinden “Hidiv” unvanlı valiler tarafından yönetilmektedir ve zamanın valisi Said Paşa Süveyş Kanalı’nın açılması için Fransız Mühendis Ferdinand de Lessep’e hazırlattığı projeyi Osmanlı Hükümdarı Abdülmecid’e sunar. Projenin bir maddesinde de işte bugün ABD’yi temsil eden o Özgürlük Heykeli’nin yapımı vardı. Firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini sembolize eden bir meşale tutacak olan Heykel, Kanal’ın Akdeniz’e açıldığı yere dikilecekti.
Said Paşa ve proje mühendisi Ferdinand de Lessps heykelin yapımını Fransa’nın tanınmış heykeltıraşlarından Frederic Aguste Barthold’iye sipariş ettiler ve Bartholdi heykelin yapımına hemen başladı. Heykel yapıladursun biz kanal hikayesine kaldığımız yerden devam edelim. Arkasında Fransa’nın olduğu bu projenin Akdeniz ve Hindistan’daki hakimiyetine sekte vuracağını gören İngiltere Abdülmecit’e projeye onay vermemesi için baskı yapar amma Said Paşa İstanbul’un tasdikini beklemeden projenin hayata geçirilmesi için bir şirket kurulmasına izin verir. İngiliz baskısı üzerine İstanbul projeyi 12 yıl onaylamadı. 1863’te Said Paşa öldü, yerine geçen İsmail Paşa Fransız değil, İngiliz taraftarıydı. İşi bir an önce bitirmek isteyen Fransa, İsmail Paşa döneminde, projeyi onaylaması için İstanbul’a daha fazla baskı yapmaya başladı ve sıkışan Sultan Abdülaziz 19 Mart 1866’da yayınladığı bir fermanla Kanal’ın yapımına izin verdi.
Vermekle kalmadı.. Mısır’ın Kanal Şirketi için yaptığı dış borçları devlet garantisi altına aldı. Yetmedi, Kanal Şirketi hisselerine Osmanlı hazinesinden büyük paralar yatırdı.
İşte ABD’nin Özgürlük Heykeli bu paralarla yapıldı. Yontucusu, Frederic Aguste Barthold idi.
Heykelin sipariş edildiği şirket Demir Çelik Kralı Fransız Yahudi’si Eiffel’e aitti.
Mankeni Sınger dikiş makinelerinin kurucusu Yahudi Isaac Sınger’in dul eşi Isabelle Eugeine Boye’den başkası değildi. Heykel tamamlandı lâkin Said Paşa’nın sipariş ettiği, parası Osmanlı hazinesinden çıkan bu heykeli yeni vali İsmail Paşa, istemedi.
Dedi ki:
“- Burası Müslüman bir ülkedir, burada kadın heykeli istemiyorum.”
Öyle de oldu.
Yahudi Eiffel parasını Osmanlı’dan aldığı heykeli, madem Mısır’a dikmiyorsunuz öyleyse size vereyim diyerek Osmanlı’ya teklif etmedi.
Deyim yerindeyse adeta üzerine yattı.
Ve ABD’nin 100. kuruluş yıldönümünde, utanmadan, kendi malı imiş gibi New York Belediyesi’ne hediye etti.
İşte bizim “Pes yani!” dediğimiz bu gasptır.
Neyse..
Heykelin kaidesinin yapılması için New York’ta bir bağış kampanyası düzenlendi, ilk bağışı “World” adında bir gazete çıkaran Macar göçmeni Yahudi Jozeph Pulitzer yaptı, bu Pulitzer, daha sonra verilecek olan Pulitzer ödüllerinin kurucusu Pulitzer’di.
İşte ABD Özgürlük Heykeli’nin hikâyesi bu..
Parası senin benim cebimden çıktı..
Çünkü, Osmanlı’nın borçlarını sen, ben, Cumhuriyetin çocukları olarak ödedik.
Öyleyse o heykel yani Amerika’nın özgürlüğü bile bizimdir..
Yani her an istenir ve geri alınabilir...






Devamını okuyun...++++

Deicide & Legion- Lunatic of god's creation

Marduk ve Devian dan bildiğimiz Legion, Deicide ile sahnede ..




Devamını okuyun...++++

Cübbeli Ahmet Serisi: 5


" ... Onlarla ( Kadınlarla .. ) bişey konuşacağınız zaman, nassı konuşun? diyor ??
Perde arkasından ..
Eğer arada perde olursa, diyor, iki tarafın da kalbi daha temiz olur, diyor ..
Kur'an !!!
Sen de diyorsun ki " benim kalbim temiz, istediğimle k0nuşur görüşürüm karşılıklı otururum" diyorsun..
Sen hangi kitaba inanıyorsun ?? hangi kitaptan fetva veriyorsun ?!? ..."




Devamını okuyun...++++

Musa'nın Çocukları ..





Devamını okuyun...++++

Haftanın Sporcusu: Chad Dawson


Menşei: A.B.D.
Doğum Tarihi: 1982, Güney Carolina
Boy: 1.85 cm

Sikleti: Hafif siklet
Toplam Müsabaka: 29
Kazandığı Maç Sayısı: 28
Nakavt sayısı: 17
Kaybettiği Maç Sayısı:0
Beraberlik: 1




Devamını okuyun...++++

Haftanın Sürtüğü: Selvi

Bu haftanın EXTREME HARIBO teşhircisi henüz 18 yaşındaki Haznedar'ın gülü Selvi.
Bir dizi tesadüf tıklama sonucu blogumuzun müdavimi olmuş bu hanım hanımcık kızımıza paylaşımı için minnettarız.



*( éméqué'é sàyqi béylér répléri unutmàyalım xp=)

Devamını okuyun...++++

04 Temmuz 2009 Cumartesi

İlhan Selçuk: RTE'nin öngörüsü


RTE’nin Öngörüsü!


Türkçede ‘laf’ var, bir de söz var, bu ikisi hem birbirine çok yakın, hem birbirinden çok uzak...

Dün Ahmet Tan’ın köşesinde okudum, Başbakan RTE 25 Haziran 2004’te demiş ki:

“- Genelevleri kapatmak gerekiyor; ben arkamdan kimseye ‘karı sattırıyor’ dedirtmem...” (Cumhuriyet, 3 Temmuz 2009)

Şimdi bu laf mı söz mü?..

Laf...

Çünkü söz olsaydı bugün Türkiye’de resmen ‘karı satılmazdı’.


RTE’nin başka lafları da var, en meşhurunu çok iyi biliyorsunuz, bir kez daha yineliyorum:

“Camiler kışlamız..

Kubbeler miğferimiz..

Müminler askerimiz..

Minareler süngümüz...”

Ancak Başbakan’ın bir başka deyişi daha var ki artık sözden lafa dönüştü...

Nedir o?..

*

Başbakan tüm dünyayı altüst eden ekonomik kriz için ne demişti:

“- Bize teğet geçecek...”

Çevreden uyarmışlardı:

- Yapma, etme, gerekli tedbirleri alalım, sonra çok kötü olur...

RTE lafını yineledi:

- Bize teğet geçecek...

Başbakan’ın söylediği laf değildi, RTE “Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük” diyordu...

Aklı başında olan zevat-ı kiram elbirliğiyle RTE’yi uyarmaya çalıştılar; ama, nafile; bizimki yineliyordu:

- Kriz bize teğet geçecek...

Herkes bu kez düşünmeye başladı:

- Canım koskoca Başbakan atıp tutar mı?.. Elbette bir bildiği vardır...

- Peki, kriz Türkiye’ye teğet mi geçecek?..

- Geçebilir...

*

Başbakan RTE söylediği sözün arkasında duruyordu...

Söylediğine inanıyor muydu?..

İnansa bir türlü...

İnanmasa bir türlü...

Ülke ve ahval-i âlem karşısında kendisini bağlamıştı...

*

Sonra ne oldu?..

Türkiye dünya ekonomisinde birdenbire kriz rekoru kırdı...

Bu yılın ilk üç ayında ekonomimiz yüzde 13.8 oranında küçüldü... Sonucu öteki göstergelerle birlikte ele alınca ortaya bir felaket tablosu çıkıyordu...

RTE şimdi ne yapacaktı?..

Peştamalı beline sarıp göbek mi atacaktı:

- Teğet de teğet.. Teğet de teğet...

Zıpkını yemiştik...

Ama herkesten ve her şeyden önce RTE ve AKP’nin ileriyi ne kadar gördüğü ortaya çıkmıştı...

*

AKP ekonomide foslamıştı...

Siyasette ne olacaktı?..

Ekonomide gümbür gümbür gelen krizi göremeyen RTE, siyasette neyin olup biteceğini önceden görebilir miydi?.. Siyasetteki öngörüleri de yıkılacak mıydı?..

Sorunun yanıtını siz verin...

Siyasette krizi bizzat RTE-AKP-FETO ortaklaşa yaratıyorlar...

Ekonomide kriz teğet geçecekti...

Siyasette de teğet mi geçecek?..

Yoksa bu krizi yaratıp pompalayanları ezip mi geçecek?..

Devamını okuyun...++++

Mehepe Gerçeği



GÜYA milliyetçi hareket partisi, detepeyle günden güne ilişkilerini geliştiriyor.




En milliyetçi, has milliyetçi parti genel başkanı detepeli vekille karşılıklı 'göbecik' atan Ahmet Orhan'a sahip çıktı: Sırtını mı döenecektin? İyi yapmışsın. moralini bozma.

Leşlerini 'şehit' ilan eden, Türk bayrağını indiren , Atatürk'e dil uzatan, pekaka bizim koruyucumuz, kürdistan sınırlarını çizdik diyen detepelilerle Bahçeli'nin artık, bir fotoğraf albümünü doldurabilecek kadar anısı var.



Kendi parti bünyesinde ''Pkk'lılar da bizim şehidimizdir'' diyebilen milletvekillerine sahip olan Bahçeli ( ki kendisi muhalefette süper kağıttan okuma yetisine sahiptir) ayrıca Hasim kaplan'la da el ele diz dize..


Ülkülerini anlayabilmiş olanlar başına sonuna -CcC cCc- yazarak etrafa çiziktirmeye devam etsin.

mehepe dans video




Devamını okuyun...++++

Cronos Thor'a Karşı


Paşaların paşası CRONOS'un, efsanevi Thor'u eğip bükmeden önceki son dakika



Thor ne kadar 'aman abi dur ben de Pantera çocuğuyum' diye af dilese de Thor the Mighty'e şimdiden acil şifalar..

Devamını okuyun...++++

03 Temmuz 2009 Cuma

Aldoux Huxley: Cesur Yeni Dünya ( Brave New World)


Uzak gelecekte, dünya denetçileri nihayet ideal toplumu yaratmışlardır. Tüm dünyaya yayılmış laboratuvarlarda genetik bilimi insan ırkını kusursuzluğa ulaştırmıştır. Alfa-artı mandarin sınıfından, ayak işlerini yapmak üzere tasarlanmış olan epsilon-eksi yarı moronlara kadar insanlar, önceden belirlenmiş rollerine seve seve razı olmaları için yetiştirilir ve eğitilirler. Fakat Londra kuluçka ve şartlandırma merkezi'nde Bernard Marx mutsuzdur.

Yalnızlık için duyduğu özlem, zorunlu cinsel özgürlüğün bitmek bilmeyen hazlarından duyduğu hoşnutsuzluk, kaçma duygusunu güçlendirir. Eski, ilkel yaşama biçiminin hala sürdürüldüğü az sayıdaki vahşi ayrı bölgelerinden birine yapacağı ziyaret derdine çare olmasa da dönerken beraberinde Londra'ya getirdiği 'Vahşi', teknik uygarlık'ı farklı bir gözle değerlendirir, onlara neleri kaybettirdiklerini hatırlatır.

Bebeklerin, kapısında
“cemaat, özdeşlik, istikrar” yazan Londra Kuluçka Merkezi'nde tüplerde yetiştirildiği, Yeni Dünya'da kendilerine biçilen göreve göre Alfa, Beta, Epsilon, Gama olarak dünyaya geldikleri bu anti-ütopyanın yazarı Aldoux Huxley.
Tarih Ford'dan sonra ve Ford'dan önceye ayrılır, -kitap f.s 632'de geçiyor- çünkü tanrıları artık Henry Ford'dur. (seri üretimi başlattığı için) Bebekler uykuda şartlandırılma yoluyla eğitilir.

-"insan eğer sorgulamaksızın kabullenmeye şartlandırılmamışsa, mutluluk, gerçekten çok daha zor bir uğraş."-

Anne, baba, evlilik gibi kavramlar artık pornografikleşmiştir. Herkes herkese aittir. Hiçkimse sınıf atlamaya çalışmaz ve ona emredilen görevinden şikayetçi olmaz çünkü ona göre biçimlendirilmiştir. Uzun süreli ilişkilere ayıp gözle bakılır, toplum tümüyle hedonisttir.

"orgy-porgy, -toplusekspopluseks- ford and fun
kiss the girls and make them one
boys at one with girls at peace
orgy-porgy gives releas."

Yapılan dayanışma ayinlerinde bu ilahi söylenir.
Arada arıza çıkaranlar biraz soma (uyuşturucu) alıp, düzenlerine devam eder; yada kısa süreliğine tatile yollanır. Ya da sürülür..
Vahşilik, ilkellik yoktur. Ford'dan önce ne varsa yok edilmiştir. Müzeler, kütüphaneler.. Din (yerine geçen somalı/toplu seksli dayanışma ayinleri/partileri vardır) artık yoktur, felsefe yoktur, eskiye dair kitaplar yoktur.

"insan birşeylere inanır çünkü onlar inanmaya şartlandırılmıştır."

Toplumun yoneticileri duygulardan, isteklerden, tutkudan, korkudan, tarihinden uzak bireyler tasarlamis,bu sayede toplumun istikrarini saglamistir.

"birey hissederse, topluluk sendeler."

Cinayet suç değildir, ama sınıflar arası ilişki yasaktır. Çocuklar birbirleriyle oyun niyetine seks yaparlar.

"ben keyif aramıyorum. tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. günah istiyorum."
"aslında." dedi , "siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."

Kısacası; bu BAŞYAPIT: mükemmelliyetçiliğin, tektipliliğin, tüketim çılgınlığının, şartlandırılmanın, hazcı 'ahlakın', istikrarın, 0 rekabetin, uyuşturulmanın, sağlıklı bireylerin ve sınırları zorlayan bir teknolojinin olduğu; insanların 'düşünmek' zorunda olmadığı', 'sakin, huzurlu', savaşların ve yoksulluğun, edebiyatın ve sanatın olmadığı YEPYENİ bir dünyayı anlatıyor.
Kendisi gibi bir anti-ütopya olan (george orwell) 1984'ten fersah fersah mükemmel olan bu kitap; 30'ların başlarında yazılmış olmasına rağmen yıllar geçtikçe haklı çıktığı 'kehanet'leriyle, şaheseri en iyi bilim-kurgu eserlerinden biri olmaktan çıkarıp, bugüne değin yazılmış en başarılı romanlar arasına sokmuştur kanımca.

-Aldoux Huxley-

Okumayanlar mutlaka okusun, Lemmy boşuna BRAVE NEW WORLD demedi!.

Devamını okuyun...++++

Altemur Kılıç: Beş "N" bir "K" neden ve nedenler ve kimler?

Şom ağızlı olmamaya çalışıyorum; ama şu gelinen noktada, bu “kâbus fitne fesat tünelinin” ucunda, ülkemizi aydınlığa çıkaracak bir ışık pırıltısı bile göremiyorum... Hatta Cumhurbaşkanının, Askeri şahısların sivil mahkemelerde yargılanmaları konusunda, “gece ekspresi” hükümlerini, “kurumlar arasında uyum” sağlamak için veto edebileceğini umarak MGK toplantısından önceki ve sonraki “mini zirvelerde” harcanan uzlaştırma çabalarının da boşuna nefes, enerji tüketmek olduğunu, yakın tarihimizde, kendi yaşadıklarımı hatırlayarak, görüyorum. Bazı temel unsurların (bu arada Kürt sorununun da) kökleri radikal olarak kazınmadıkça, zehirli bitkiler gene türeyecektir. Çünkü önce bazı malum iç ve dış güçler, bu “kâbus tünelinden” çıkmamızı, ülkenin huzura kavuşmasını-bilhassa-istemiyorlar ve umuyorlar ki, sonunda bu “tünelden” onların hedeflediği “karanlığa” çıkılacak!



Sabit faktörler
“Sabit unsurlar” dediklerim, nelerdir? Mesela Güneydoğu konusunda, “Büyük Kürdistan”! Gafletimiz sayesinde ve içimizdekilerin de ihanetiyle, bu hayal gerçekleşirken, “barışçı çözüm” dedikleri, aslında, Türkiye’nin bölünmesi, “çözülmesi” demektir.
Daha taze, güncel konuya, “belge olmayan bir kâğıt parçasından” üretilen darbe senaryolarına gelelim. Burada en sabit faktör: Türk Ordusunun, bildiğimiz anlamda yok edilmesi emeli ve planları... Türk Ordusunun başka hiçbir ülkedeki ordularda olmayan anlamı ve ruhu! Bunların, silah ve teknolojiden fazla, milletimizin, Türkiye’nin, parayla pulla, demokrasiyle elde edilemeyecek üstünlüğü olması, eğer bu üstünlüğü kaybedersek önce dışarıya karşı ve bununla birlikte içerdeki düşmanlara karşı, savunma gücümüzü kaybedeceğimiz, onları hiç ilgilendirmiyor... Sağlı sollu liboşlar, yeni bir deyim ürettiler; “Ordunun vesayetinden kurtulmak” Sevinçle “ok yaydan çıktı, süreç durdurulamaz” diyesiler!
Biz kimleriz, onlar kim?
Bizler, Ordumuza bağlı olanlar onlara göre Militerci, askerci, “milliyetçileriz-Atatürkçüleriz”. Bir yerde haklılar; “milliyetçi” olup da, Orduya bağlı olmamak mümkün mü? Evet, biz “askerci” olmakla iftihar ederiz, ama ya onlar, nedirler? AB CIA, cemaatçi yalaka yandaş vb... Bunları ve cinsel tercihlerini de, açıklasınlar!



Son olaylar
Gelelim son iki, üç günün olaylarına:
Sorular çok: Özellikle Kurmay Albay Dursun Çiçek konusunda son günlerde olanlar konusunda... Bu soruları Ertuğrul Özkök özetlemiş: “Albay Çiçek’in” “Ergenekon” savcıları tarafından ifadesinin alınması neden salı günü oldu? MGK’nın salı günü toplanacağı çok önceden belliyken tutuklama kararı neden böylesine kritik bir güne bırakıldı? Albay’la ilgili gerçek nedir? Askeri savcı mı doğruyu söylüyor, yoksa sivil savcı mı?... Özkök şunu da yazıyor: “Bu davaya, bazı siyasi hesaplaşmaların da dâhil edildiğine dair kamuoyunun bir bölümünde derin şüpheler var. Askeri savcı sadece elindeki belge hakkında konuşuyor.
İki savcı da bu kadar kesin ifadelerle konuşuyorsa gerçek nerede?” Türkiye artık bu sorunun cevabını almak istiyor... Herkes olmasa da bazı insanlar, ordumuzun böylesine hırpalanmasını, komuta kademesinin bile zor durumda kalmasını derin endişeyle izliyor. “Evet işte aynen böyle”.


Asıl şifre

Ancak bütün bu “fitne-fesat” operasyonunun asıl şifresi -bence - şu: Bu belge olmayan “belgeler” ve de seçme gerçek belgeler nasıl, niçin, sızdırılıyor ve kanun hükmilerine rağmen neden servis ediliyor? Neden ve nasıl olduğu ve neden, kimin tarafından yapıldığı malum! Her yere, her kuruma “sızdırılmış” olanlar, özellikle, sızdırıyorlar... Kısacası, “5 Neden ve Niçin” malum... Kimler de “Malûm” !.
Bu şifrenin çözülmesi için, iktidardan ve emri altındaki kurumlarından ve sivil savcılarından bir çaba, hatta irade beklemek abes. Ama Genelkurmayın bunu acilen yapması, köstebekler varsa bulup teşhir etmesi zorunlu... Bu çözülürse, Orduya, Türk milletine “kefen bezi” dokumak için, işletilmekte olan “tezgâh” çökertilir!

not: Altemur Kılıç, Atatürk'ün arkadaşı ve yaveri Kılıç Ali Paşa'nın oğludur. Yazıları günlük olarak Yeniçağ gazetesinden takip edilebilir.


Devamını okuyun...++++

Bekir Coşkun:Kaymakam...

Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr

Kaymakam...

O fotoğrafa uzun uzun baktım.

Törende DTP’li milletvekilleri, belediye başkanları “devrim şehitleri”, yani ölen PKK’lılar için ayağa kalkmışlar, saygı duruşunda bulunuyorlar bir dakikalık.

Kaymakam kalkmamış, oturuyor...

Boynunu bükmüş...

Yüzünde gülmekle ağlamak arasında bir ifade var.

Hırsından belki, arada bir ağzının sol yanı açılıp kendi bıyığını yakalamak istiyor, yakalayamıyor.



Ben o duyguyu bilirim.

Ebru ya da Tolga “Babamız bunu bilir...” diye başladıklarında, ağzım yan yatmış “8” rakamı biçimini alır, ilk kez görüyormuşum gibi sehpanın köşesine öyle bakarım...

Ya da okurlarım olsun, eş-dost olsun “Seni kovamazlar...” dediklerinde...

Sevinmiş gibi olurum.

Boynum bükülür...

* * *


Kaymakam...

O, arkasında sanki devlet varmış gibi yapıyor...

Oysa yok...

Devlete kurşun sıkan o teröristler için saygı duruşunda bulunan milletvekilleri, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın sofralarında ve uçaklarında olabiliyorlar...

O teröristlere saygı sunanların; dokunulmazlıkları var, devletten yollukları-ödenekleri, konuşma ve söyleme özgürlükleri var...

Arkalarında aydınlar, medya, yazarlar, çizerler...

Cumhurbaşkanı “Bu tarihi fırsat kaçırılmamalıdır” diyerek destekliyor onları...

Herkes biliyor ki Başbakan’ın ve iktidarının onlarla sorunu yok... Tersine onlarla mücadele eden devletin askerlerine kızıyor...

* * *

Kaymakam bunu biliyor...

Çaresiz...

Kalkıp “Ben orduma kurşun sıkan teröriste saygı duruşunda bulunanlar ile bir arada olamam, bunun hesabını sorarım...” dese, hiçbir şey yapamayacak...

Belki suçlu çıkacak...

O da önündeki sehpanın köşesine bakıyor...

Yalnız...

Boynu bükük...

Devamını okuyun...++++

01 Temmuz 2009 Çarşamba

Nihat Genç: Dön de Arkanı Görem ..




Devamını okuyun...++++

'Tarrak' Gazetesi'nin Kaynakları

Türkiye'nin en taraf gazetesinin haber kaynakları -müthiş istihbaratları- en sonunda ortaya çıktı.




Bütün TSK düşmanlarına ve 2. cumhuriyetçilere 'fuck with a knife' diyoruz.

Devamını okuyun...++++