Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlar
Telefon dinlemek...
16 Kasım Pazartesi 2009
Günlerdir, gazeteler, televizyonlar “telefon dinlenmesine” taktılar, Yargıtay dinlenmiş, İstanbul’da başsavcının telefonları dinlenmiş, o dinlenmiş, bu dinlenmiş, telefonla konuşmanın gizliliği kalmamış...
* * *
Sanırsınız ki ilk defa oluyor, ilk defa telefonların dinlendiği öğreniliyor.
Ne münasebet, bu memlekette bin yıldır telefonlar dinlenir, üstelik keyfi, mahkeme kararı olmadan...
Teknoloji bu kadar gelişmiş olmasa da, biz de kırk yıldır telefonların dinlendiğini biliriz.
* * *
Telefonla konuşurken birden ses tonu değişir, anlarız ki devreye giren var, arada uyarırdık da:
“Aradan çık, ayıp oluyor!”
Ya “tık” diye çıkar ya da devam ederdi, biz de dinlendiğimizi bile bile ya konuşur, ya da kapatırdık.
Diyeceğimiz, yeni bir marifet değil!
1960’lı yıllarda, Demirel’in sanırız ilk İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sukan ağzından kaçırmıştı: “solcuların, nefeslerini bile dinlediklerini” söylemişti de lakabı “zehir hafiye”ye çıkmıştı... “Zehir hafiye” bir ara işi iyice büyütüp, Meclis’teki bazı milletvekillerinin dolaplarını da aratınca, rahmetli İsmet Paşa öyle bir laf etmişti ki:
“Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz!”
* * *
En çok dinlenen telefonlar gazete ve gazeteci telefonlarıydı herhalde...
1960’ın başı, “27 Mayıs” geldi gelecek eli kulağında, rahmetli Nezih Demirkent, “Yeni Sabah”ın spor müdürü, İzmir’deki “Demokrat İzmir” gazetesinin İstanbul temsilciliğini almış, spor haberlerini o verecek, biz de o tarihte de “Milliyet”teyiz, akşamları haberleri telefonla İzmir’e yazdırıyoruz. Genellikle “Demokrat İzmir”in hoşuna gidecek haberleri, gazete muhalif ya!
* * *
Bir gün bir şaka yapalım dedik.
Öyle bir haber yazalım ki, iktidardaki “Demokrat Parti” yere göğe sığmasın!
Haberi yazdık, haber ya da yorum...
“Demokrat Parti”yi ve tabii Menderes’i öve öve bitiremiyoruz, haberi alan İzmir’deki arkadaş, hayret içinde ona “Sen yaz!” diyoruz, o da yazıyor.
Akşam, yazı işleri müdürü İzmir’den aradı:
“Dalga mı geçiyorsunuz?”
Anladı ama biraz geç anladı, neyse!
* * *
Ertesi gün yazı işleri müdürü bir davette, Demokrat Parti İzmir il yöneticilerinden biriyle karşılaşmış, adam sitem etmiş:
“İstanbul muhabiriniz lehimizde haber yazıp geçiyor, onu bile kullanmıyorsunuz”
“Siz nereden biliyorsunuz?”
“Biz biliriz!”
Anlaşılan telefonu dinleyenler, kendisine müjdeyi vermişler, o da inanmış, dinleyenler de şakayı anlamamışlar.
* * *
Şimdi hukuk âleminde kıyametler kopuyor:
“Hâkim ve savcıların telefonları dinlenir mi?”
Hikâyeyi bilirsiniz... Oduncu, ormanda elindeki baltayı asırlık ağacın gövdesine indiriyormuş, ağaç başlamış ağlamaya, oduncu üzülmüş:
“Canın mı acıyor, ama ne yapayım ekmek parası, seni kesip odun yapıp satacağım, nafakamı çıkaracağım, evdekiler aç.”
Ağaç içini çekmiş:
“Canımın acıdığı filan yok, elindeki baltanın sapı benden, ona ağlıyorum!”
* * *
Telefon dinleme kararlarını kimler veriyor, o kararların altında kimlerin imzası var, baksanıza!
